Bölüm 4 - Bir İşkoliklik Sendromu

1535 Words
'Sağ ol abla, çenene sağlık' diyerek ayaklandığında Vuslat odasına, Canan hanım ise mutfağa gitmişti. Adam kendini yatağa bırakıp üzerindeki tişörtü sıyırarak kenara fırlattığında yine o anlık uykusuna dalmıştı. Rüzgarın sesi ile ağaçların hışırtısı sesiz evi doldurduğunda Vuslat sakince araladı gözlerini. Dışarıdaki bulanık hava içini sıksa da yataktan çıkıp takım elbisesini giymişti. Sakin adımlarla salona inip masada yerini aldığında dumanı üzerinde tüten sıcak çay da masaya yerleştirilmişti. 'Canan abla, bu kadar abartı kahvaltı hazırlamayın, ben atıştırıyorum. Yormayın kendinizi' 'Ne demek Vuslat bey, her şey olsun. İşimiz bu' 'Siz dediğimi dinleyin yine de, bana bir tost bir içecek yeter' diyerek kahvaltılıklardan ağzına attığında Canan hanım başı ile onay verip mutfağa dönmüştü. Vuslat her sabah yaptığı gibi telefondaki mailleri kontrol ederek kahvaltısını tamamlamış ardından kendini dışarı atmıştı. Aklında Yiğit'in ne işler çevirdiği olsa da varlığını hatırlatıp kafasının ütülenmesini istemediğinden sessizliğini korumayı planlamıştı. Şirketin önünde durup anahtarı güvenliğe attıktan sonra içeri girip odasına çıkmıştı direk. Dosyalarla boğuşan sekreterine bakıp birini eline aldığında kadın varlığını yeni fark ettiği adamla anında ayaklandı. 'Hoş geldiniz Vuslat bey' 'Hoş bulduk da, niye bu kadar dolu masan?' 'Dün sevkiyatlar yoğun oldu, akşam raporları son anda göndermişler bende görmemiştim. Size yetiştirmek için' 'Acele etme, söyle toplantı odasına kahve göndersinler, yarın iki günün raporlarına bakarım' 'Teşekkürler hemen söylüyorum' adam başı ile onay verip toplantı odasına ilerlerken bir an duraksamıştı. 'Sevim hanım dosyalar için yandaki odayı kullanabilirsiniz, hat bağlantıları aynı' 'Peki efendim' aldığı onay ile kapısında durduğu odaya girince uykulu gözler ile ona bakan Aras ve Ece'ye tek kaşı havada bakmıştı. 'Beşik mi salladınız akşam?' konuşarak koltuğuna yerleştiğinde Aras derin bir nefes almıştı. 'Abi hangi akla hizmetse film izledik ya, koltukta uyuyup kalmışız.' 'Tutuldunuz yani' 'Aynen öyle' 'Peki acil bir işiniz var mı?' 'Gelecek üç mimar var onlar ile görüşeceğim ben' diyen Ece ile bu kez Aras'a bakmıştı. 'Yok abi, çizimleri geçen hafta bitirdim ben.' 'İyi bakalım, mimarlarla ben ilgilenirim, gidin kendinizi toparlayın' ikisinin de gözleri kocaman açılırken Vuslat sakince izlemişti genç çifti. 'Emin misin abi?' 'Eminim ama yarın şu suratla istemiyorum sizi' 'Sağ olasın abi ya' diyerek ayaklanan Aras ile Ece'de gülümsemiş ve ikisi de odadan çıkmıştı. Vuslat laptopu açıp işlerle ilgilenmeye başladığında sekreteri odaya girip kahvesini masaya bırakmıştı. 'Sevim hanım, Ece hanımın asistanı ile konuşun gelecek mimarları toplantı odasına yönlendirsin bir de cvlerini getirsin' 'Peki Vuslat bey' toplantı odasından çıkan kadın henüz kapıyı kapatmamışken Yiğit dalmıştı odaya. 'Sabah şerifleriniz hayır ola Vuslat paşa' 'Sağ ol, senin de kardeşim' 'Çalışacak mısın abi?' Vuslat başını sallayınca Yiğit'te bir koltuğa oturup adamın ciddiyetini izlemeye başlamıştı. Tek bir mimik bile oynatmadan maillere cevap atıyor, bloknot defterine gerekli bilgileri yazıyordu. İki saat sonunda bilgisayardan gözlerini ayırıp Yiğit'in kilitlenmiş haline baktı. Koltuğa yasladığı kolu ile başına destek vermiş adamı Yiğit'ten beklenmeyecek bir ciddiyetle izliyordu. 'İyi misin Yiğit?' 'İyiyim abi de bir şey sorabilir miyim?' 'Sor bakalım' 'Hesapladım, 2 saat 15 dakika 32 saniye boyunca laptop harici bir yere bakmadan çalıştın, sıkılmadın mı?' Vuslat parmaklarını çıtlatıp omuz silkmişti bu kez. 'Çalışırken fark etmiyorum' 'Fark ettim' diyen Yiğit'le ikisi de kıkırdarken adamın aklına başka bir şey takılmıştı. 'Abi odana bir şey mi oldu?' Vuslat başını sağa sola sallarken kapının sesi duyulmuştu. 'Gel!' adamın bariton sesi ile sekreter odaya girdiğinde ilk önce elindeki CVleri bırakmıştı masaya. 'Savaş bey geldi efendim, mimarlık görüşmesi için' 'Al içeri' deyip laptopun kapağını kapattığında adamda içeri girmişti. Sarışın uzun boylu bir adam ilk başta ikisinin elini sıkmış daha sonra da Vuslat'ın işaret ettiği yere oturmuştu. 'Ece hanım sizinle görüşemeyecek, ben Vuslat Kasırga.' Adamın bir anda tedirgin bir hale bürünmesi ile Vuslat ve Yiğit'in dudakları kıvrıldı. 'Memnun oldum efendim, Savaş Güneşli' 'Bende memnun oldum Savaş bey, CVnizi incelerken sizde anlatmaya başlayın veya merak ettiğiniz detayları sorun lütfen' diyerek üç dosyanın arasından adama ait olanı bulup geriye yaslanmıştı. '27 yaşındayım Vuslat bey, iki sene boyunca İzmir'de bir şirkette çalıştım, CVmde belirtilmiş durumda, eşim öğretmen olduğu için İstanbul'a taşınmamız gerekti. Mikail bey özellikle Vu&Ka ya başvurmam gerektiğini söylemişti.' Vuslat'ın bakışları adama döndüğünde tedirgin olsa da bir tepki vermemişti. 'İstediğin için mi, başkaları istediği için mi başvurdunuz?' 'Açıkçası ilk başlarda bilgim yoktu, daha sonra şirketinizi araştırdım ve fikrim değişti.' 'İzmirli misiniz?' 'Evet efendim' 'Yiğit'te İzmirlidir.' demesi ile telefonuna başını gömmüş adam anında iki adama baktı. 'Bana nereden geldik abi?' 'Canım istedi söyledim, söyleyemez miyim?' tek kaşını dalga geçercesine kaldırınca Yiğit gülümsemişti. 'Estağfurullah abi, sen bana Rus de o bile kabulüm.' 'Mikail bey demiştiniz, Mikail Yanmaz'dan mı bahsediyoruz?' 'Evet Vuslat bey.' 'Pekala, birazcık bekleteceğim sizi, sormak istediğiniz bir şey varsa kafasını Cand Crusha gömmüş olan canlıdan bilgi alabilirsiniz' diyerek ayaklandığında Yiğit anında telefonu masaya fırlamıştı. Pencerelere yaklaşıp rehberden ismi bulduğunda aramaya başlamıştı. İkinci çalışta cevap verildiğinde derin bir nefes aldı. 'Vuslat' 'Benim Mikail, nasılsın?' 'İyiyim çok şükür , sen nasılsın?' 'Bende iyiyim, iş güç işte bildiğin gibi' 'Allah kolaylık versin, Savaş Güneşli geldi, sen başvurması gerektiğini söylemişsin, referans dereceni öğrenmek için aradım' 'Bir dakika bekleteceğim seni' diyen adamla Vuslat gözlerini boğaza dikmiş, sandalye seslerini dinlemişti. 'Geldim Vuslat. Doğru Savaş'ı ben gönderdim, iyi adamdır Allah var. Saçının ucundan ayak parmağına kadar referansım, sağlamdır, genç biri zaten, fikirleri hep taze olur. Pişman olmazsın yani' 'Bizim mevzuları biliyorsun, karşılaşsa ne olur?' 'Dert etme onları, etliye sütlüye karışmaz, saatinde gelir, işi ille ilgilenir saatinde çıkar. Karşılaşınca arkasını dönüp gider o anda da unutur' 'Uyarmama gerek var mı?' 'Sen okey verirsen ben yarım saat sonra ararım onu' 'Ben onay veriyorum o zaman. Sana da kolay gelsin' 'Sağ ol, sana da kolay gelsin' konuşmalarını sonlandırdıklarında Yiğit ve Savaş'ın muhabbetlerine bakmıştı. Koltuğa tekrar yerleşince derin bir nefes alıp CVyi diğerlerinden ayırdı. 'Kafanıza takılan bir şey var mı Savaş bey?' 'Yok Vuslat bey' 'O zaman hayırlı olsun diyelim. İş saatleri vs. istediğiniz her bilgiyi danışmadan alabilirsiniz.' 'Teşekkürler Vuslat bey.' 'Rica ederim, iki taraf içinde iyi bir çalışma olanağı olacağını umuyorum' 'Bende efendim' el sıkışarak ayaklandıklarında adam sakince çıkmıştı odadan. Adamın çıkması ile kapı vurulunca kaşlarını havalandırdı. 'Gel!' sekreter kapıyı araladığında derin bir nefes aldı adam. 'Yekta bey geldi efendim, görüşme için' 'Gelsin, bu arada Sevim hanım, dosyayı muhasebeye gönderip giriş işlemini alsınlar' diyerek Savaş beyin CVsini uzattığında kadın alıp çıkmıştı. Ardından giren adamla el sıkıştıklarında benzer muhabbete girmişlerdi tekrar. Gün sonunda üç mimarla anlaşmış olarak çıktı Vuslat. Şirket kapısından çıktığında duyduğu hıçkırık sesi ile kaşlarını çatıp etrafa göz attığında duvarın üzerine oturup elleri ile yüzünü kapatmış kızı bulmuştu. Bir adım atsa da kadının yanlış anlayacağını düşündüğü için geri girmişti şirkete. 'Fulya hanım' demesi ile danışmadaki kadın hızla ayaklanmış ve adamın yanına ulaşmıştı. 'Buyurun Vuslat bey' 'Bir bardak su ve peçete alıp bayana iyi olup olmadığını soralım, yardım edeceğiniz bir şey varsa çekinmeyin.' diyerek kadını gösterdiğinde Fulya hanım anında başını sallayarak sebilden bir bardak su almış ve danışmadan da peçete alarak dışarı çıkmıştı. Vuslat'ta yavaş yavaş merdivenleri indiğinde arabası anında önüne gelmişti. Derin bir nefes alarak arabaya yerleştiğinde Fulya hanımın genç kadının kolundan tutarak destek olduğunu görmüştü. İkisi şirkete yürürken Fulya hanım bir şey olmadığına dair bir gülümseme sunduğunda Vuslat'ta başını sallayarak onay vermiş ve çıkmıştı yola. İçindeki sıkıntı körüklendikçe körükleniyordu. Eve gitmek istemiyordu, diğer mekanlara uğramak istemiyordu ve kendini bezmiş gibi hissediyordu. Arabasını daha da yavaşlatıp sahil boyundan ilerlemeye devam ettiğinde içindeki sıkıntı da azalmak yerine dağ gibi büyüyordu. Saatlerce boş boş dolaşmıştı adam, ilk önce sahil boyunda daha sonra orman patikalarında, hatta ara sokaklarda bile dönüp durmuştu. Sonunda arabayı evin önüne park edince sakince inip korumalara göz attı. 'Salih' çağırması ile hızlı adımlarla yanına gelmişti kumral adam. 'Buyurun Vuslat bey.' 'Bir vukuat var mı?' 'Yok efendim, sakin' 'Tamam' diyerek korumaların açtığı kapıdan içeri girince hazırlanmış masaya kısaca göz atmıştı. Canan hanım salatayı yerleştirip adama tebessüm sunduğunda Vuslat'ta başı ile selam vermişti. 'Canan abla benim iştahım yok, siz oturun yiyin. Çalışma odasında olurum' diyerek merdivenleri çıkmaya başladığında kadının ardından nasıl baktığını görememişti. Vuslat, Canan hanımı nasıl ablası gibi görüyorsa kadında aynı şekilde adamı kardeşi gibi görüyordu. Son zamanlarda canının sıkkın olması, daha da içine kapanması ve başını işten kaldırmaması kadını üzüyordu. Ona neyin iyi geleceğini bilse de patronu olduğu için sesini çıkaramıyordu. Vuslat'ı bu zamana kadar aklı başında bir halde gördüğü için bu sessizliği hayra yormuyordu kadın. Sessizlik bazen insanın içindeki gürültüyü daha çok ortaya seriyordu. İnsan dışarıyı nasıl görmek isterse öyle görüyor ve mahşer günü olsa dahi içindeki savaş ile daha çok celalleniyordu. Sessizlik çoğu zaman yalnızlıktı, bir başınalıktı. Korkardı insan bu suskunluktan ama Vuslat tam tersiydi. O sessiz olmadığında rahatsız olan bir adamdı, yıllardır içine kapanık olmuştu. Büyüdüğü yurtta bile onlarca kavgaya girmiş ama bir kez olsun ağzını açmamıştı, o hep yumruklarını konuşturan bir adam olmuştu. Dünya yıkılsa dudakları mıh gibi birleşik kalırdı. Çalışma odasında geçirdiği saatlerden haberi olmaksızın işlere yoğunlaşmışken boynunun ağrısı ile gözlerini klasörden çekmişti. Elini ensesine tıp ovaladığında gözü de bilgisayarın saatine takılmıştı. Beş saattir durmak ne bilmeden çalışmıştı. Masanın üzerindeki tost ve çay gözüne çarpınca kaşlarını havalandırıp bardağa dokundu. Canan hanım yine kıyamamıştı adama ama Vuslat ikisi de buz gibi olunca fark edebilmişti. Tabak ve bardağı alarak odadan çıktıktan sonra aşağı inmeye başladı adam. Ahşaplarla dolu teras katından inerken içeriyi dağ evi havasına bürümüş ahşap merdivenlerden de ayak sesleri yankılanıyordu. Mutfağa girerek elindekileri tezgaha bıraktığında buzdolabından su çıkarıp bir bardağa doldurdu. Yavaş adımlarla merdivenlere ilerlerken dışardaki kadın sesi ve Salih'in sesi ile kaşlarını havalandırıp pencereye yaklaştı. Perdeyi aralayarak olanlara baktığında kaşları havalanmakta gecikmemişti. adının yüzünde dehşet içeren ve kilometrelerce koşmuş gibi bir izlenim yaratan kızarıklık varken Salih'in kızı sakinleştirmeye çalışması dikkatini çekmişti. 'Lütfen! Bakın saklanmam gerek!'
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD