Mektup

1287 Words
... "Uygar!" diye seslendi Ulaş, bahçe kapısını sertçe çarpıp hızla mutfağa gitti. Genç adam masayı kurmuştu, kardeşinin sesini duyduğu anda gözlerini ona çevirdi, yüzünde zafer dolu bir tebessüm vardı. "Gördün mü yengemi?" diye sordu umursamazca. Ulaş gözlerini kısıp önüne dikildi, "Bilerek yaptın değil mi?" diye sordu, Uygar kafasını olumlu anlamda salladı, kesinlikli bile isteye yapmıştı. Kardeşinin her defasında bakkala böylesine heyecanla gitmesi oldukça eğlenceli bir durumdu, bu durumdan faydalanmaktan geri kalamıyordu. "Güzel miydi Leyla?" diye sordu kardeşinin öfkesini ve sert bakışlarını görmezden gelerek. Yavaşça duraksadı genç adam, gözlerinde genç kızın görüntüsü yer aldı. Her zamanki neşesi ve eğlencesi ile müşterileri karşılayıp gönderiyor, gülümsemeyle babasına desteğini yerine getiriyordu. "Çok.." dedi fısıltıyla. Gözlerini kardeşinin gözlerine çevirip hızla kaçırdı. Bakışları deli gibi büyüdü, nasıl ağzından kaçırıp dile getirebilmiştir? "Çok açıktım" diye düzeltti. Uygar'ın yüzünde koca bir gülümseme oluştu, arkasını dönüp ocağa yaklaştı. Çaydanlığı eline alıp masaya koyduğu çay bardaklarına yaklaştı. "Demli" deyip önce ikiz kardeşinin bardağına çay koydu. Kardeşi her daim çayı demli severdi. Kendi bardağına yaklaşıp doldurdu, "Açık" dedi, kardeşinin aksine daha açık doldurdu. "Tek yumurta ikizlerinin de her şeyi böyle farklı mı acaba?" diyerek çaydanlığı yerine bırakıp masaya oturdu. Eline ekmek poşetini aldı. Uygar arkasını dönüp lavaboya yürüdü, ellerini yüzünü yıkayıp geri geldi. Masaya yerleşip gözlerini kardeşine çevirdi. "İkiziz diye her şeyimiz aynı olmak zorunda değil." dedi kardeşine cevap olarak. İki kardeşin de aynı anda yüzünde tebessüm belirdi, ufak atışmalara, ara sıra var olan anlaşmazlıklara rağmen hayattaki birbirleri için var olan tek dayanaklardı. Günler sonra 26 yaşına basacaklardı ve bu yıllarca olduğu gibi yine iki kişilik geçirecekleri bir doğum günü olacaktı. "Tamirhane tüm gün kapalı mı olacak?" diye sordu Ulaş, ikiz kardeşi bir tamirhanede tam zamanlı olarak çalışıyordu. Tüm günleri ve zamanı orada, tamir etmeye çalıştığı araçların arasında geçiyordu. Kafasını olumlu anlamda salladı genç adam, günlerden pazardı, tek tatilinin olduğu gündü. "Evet, bugün iş yok." dedi cevap olarak. Gözlerini merakla kardeşine çevirdi, "Sen ne yapmayı düşünüyorsun bugün?" Elindeki çatalı ağzına bırakıp bakışlarını ikizine çevirdi Ulaş, "Annemleri ziyarete gitmeyi düşünüyorum, geçen hafta da yoğunluktan gidememiştim." dedi. Uygar'ın gözleri ona döndü. Her tatil günlerinde iki kardeş, buldukları ilk fırsatta mezarlığa ailelerini ziyarete gidip toprağın kenarında oturarak dertleşiyorlardı. Onlarsız zorlanmalarına rağmen iyi olduklarını, iki kardeş olarak hayata adapte olduklarını, merak etmemelerini söylüyorlardı. "Bende gelirim." dedi Uygar, güne başlamadan önce ailesini ziyarete gitmeliydi. İkizlerinin hiç ayrılmadığını her anda yan yanda birbirlerine destek olduklarını bilmeleri, bunu mezarlığa yıllarca olduğu gibi yine birlikte giderek onlara göstermelilerdi. "Sonra ne yapacaksın?" diye sordu Ulaş merakla. Kardeşinin izin günleri onun aksine daha yoğun geçiyordu, gününü genellikle dolu dolu geçiriyordu. Alt dudağını ısırıp gözlerini çevirdi, yüzünde ufak bir tebessüm belirdi. "Var bir planım" dedi. "Geçen günkü kız mı?" diye sordu merakla, kardeşi geçen gün tamirhaneye gelen bir kızla tanıştığından söz etmişti. Kafasını iki yana salladı, "O çoktan bitti." "Ne?" dedi kardeşi merak ve şaşkınlıkla, ondan söz edeli sadece birkaç gün olmuştu. "Bitti." dedi, Ulaş'ın yüzünde gülümseme belirdi. "Ne zaman başladı da bitti?" Çayından bir yudum içti Uygar, "Beni tamirhanede çalışırken gördü." Kardeşinin gözleri ona döndü, yüzünde koca bir tebessüm oluştu. Kardeşi istinasız tamirhaneye gelen her genç kızdan orada çalıştığını gizleyip, sadece aracını getirdiği yalanını söylüyordu. "İyi olmuş." dedi Ulaş, yüzünde gülümseme vardı, defalarca kardeşine bu oyunu bırakıp ciddi olmasını söylemiş, yine de söz geçirememişti. "Başka türlü geçmiyor orada zaman." dedi Uygar, gün içerisinde en büyük eğlencesi oluyordu müşterilere yalan söyleyip farklı farklı hikayelere dahil olmak. "Başını belaya koyma da ne yapıyorsan yap." "Ne zaman başımı belaya koyduğumu gördün ki?" diye sordu, kardeşinin yüzünde tebessüm oluştu. Çok haklıydı, başını hiç belaya koymamıştı, her defasında işin içerisinden sıyrılıyordu. "Bu konuda çok başarılısın." Dedi, kardeşinin gülümsediğini gördü. "Kesinlikle her konuda başarılıyım." "Şüphe yok." .... "Kapıdayım ben" diye seslendi Ulaş, kapıya yönelip ayakkabılarını ayaklarına geçirdi. Esmer tenine siyah boğazlı sweat oldukça uyumlu oluyordu. Ayaklarında kısa siyah bot vardı, saçlarını özenle şekillendirip deri bir ceket çekti üzerine. Yaşadıkları ev tek kattan oluşan müstakil bir evdi, kirayla bile olsa yıllardır burada hayatlarını idame ediyorlardı. Tüm çevrenin çok sevdiği komşuları, çocukların oyun arkadaşları ve gençlerin en yakın arkadaşlarıydı. Ufak bir bahçeleri vardı, pek bakımlı değildi. İki genç oldukça yoğun çalışıyor, ilgilenmeye pek fırsat bulamıyordu. İkisinin de önceliği ailelerine iki kardeş olarak oldukça iyi bir şekilde ayakta durabildiklerini kanıtlamaktı. Kaldırımda durup gözlerini sokakta gezdirdi, yan komşuları göründü. Yaşlı bir adamdı, elinde bir poşet vardı. Zorlukla ağır adımlar atarak evine doğru yürüyordu. "İsmet Amca" dedi genç adam, koşar adımlarla yanına yaklaşıp poşeti eline aldı. "Sağ ol Ulaş oğlum." Dedi yaşlı adam minnetle. Yaşının da verdiği etkiyle yük taşımak oldukça zorluyordu, derin derin bir soluk alıp gözlerini komşusuna çevirdi. Yıllardır iki kardeş yan evde oturuyordu, komşuların hiçbirine rahatsızlık vermemiş, aksine her fırsatta destek olmuşlardı. Mahallede herkes tarafından oldukça seviliyorlardı. "Evde olduğum zamanlarda markete gittiğinde bize haber vermelisin İsmet Amca. Bu poşet çok ağır senin için." Yaşlı adamın yüzünde ufak bir gülümseme belirdi. Genç komşuları ona bunu sık sık söyler, her defasında onları yormamak için kendi başına giderdi. İkisi de iş yerinde oldukça yoruluyordu zaten, daha fazlasına müsaade edemezdi. Kafasını yavaşça iki yana sallayıp gözlerini yavaşça ona çevirdi. "Nereye gideceksin?" diye sordu, Ulaş gözlerini evinin kapısına çevirdi, kardeşi hala görünürlerde yoktu, her defasında onu bekletmeyi nasıl böyle başarıyordu, anlamıyordu. "Annem ve babamı ziyaret edeceğiz." İsmet Bey'in yüzünde minnet dolu bir gülümseme belirdi, iki genç adam nasıl böyle vefalı olabilirdi? İstisnasız her fırsat buldukları anda anne babalarını kabrinde ziyaret edip çiçekleri topraklarının üzerine bırakıyorlardı. Bunu her defasında da birlikte yapmak en büyük öncelikleriydi, beraber doğdukları gibi bir ömür de hiç ayrılmayacaklarını gösterme gayretindeydiler. Adımlarını kapının önünde durdurdu yaşlı adam, Ulaş hızla içeri girip poşeti kapının önüne bırakıp yanına yaklaştı. "Teşekkür ederim oğlum." Dedi, genç adam gülümseyerek kafasını sallayıp arkasını döndü. "İyi pazarlar İsmet Amca" diyerek evine yaklaştığı anda kardeşini gördü. "Neredesin oğlum sen?" deyip yanına yaklaştı. Gözlerini yavaşça üzerinde gezdirdi, "Neler planlıyorsun yine?" diye sordu? İkiz kardeşi yine oldukça özenle hazırlanmış, kafasına gözleriyle aynı renk bir bere takmıştı. Kirli sakalları ve açık teni ile mavilikleri birer denizi andırıyordu. Deri bir kahverengi ceket giymiş, altına önlerini açık bıraktığı bir gömlek çekmişti. Sadece mavi tişörtünün ön kısımları gözüküyordu. "Önemli işlerim var." Dedi, alt dudağını ısırıp arkasını döndü. Ulaş'ın meraklı bakışları kardeşine döndü, "Nedir önemli işlerin?" diye sordu. Yan yana yürüyorlardı, Uygar derin bir nefes verip gözlerini yavaşça geriye çevirip tebessüm etti. Kardeşinin sorgusundan kurtulabileceği bir yöntemi vardı, her defasında da istisnasız işe yarıyordu. "Leyla değil mi gelen?" diye sordu, Ulaş'ın gözleri büyüdü. Kalbi deli gibi çarpmaya başladı, ismini duyduğu her anda bu oluyordu. Derin derin nefes alıp kafasını yavaşça geriye çevirmek için cesaretini toplamaya çalıştı. Neşeli gülüşü, kıpır kıpır sesi bağımlılık yaratıyor, gördükçe daha fazla görmek istiyordu. Kafasını yavaşça geriye çevirdi, sokakta gördüğü sadece birkaç çocuktu. Gözlerini kısıp bakışlarını hızla kardeşine çevirdi, yine duygularıyla onu bir başına bırakıp oyuna getirmişti. "Uygar!" dedi, kardeşinin sokağın başında gülümseyerek izlediğini gördü. "Aşıksın" diye fısıldadı Uygar, yüzünde gülümseme vardı, kardeşinin hisleri oldukça eğlendiriyordu onu. Ulaş adımlarını hızlandırdı, birilerinin görmesinden veya duymasından deli gibi korkuyordu. Attığı her adımda ikiz kardeşi de yüzünü ona dönmüş şekilde geri geri adım atarak uzaklaşıyordu. Derin bir nefes verdi Uygar, işaret parmağını kardeşine doğrulttu. "Sen" dedi, iki elinin baş ve işaret parmaklarını birleştirip kalp işareti yaptı. "Ve.. Leyla" diye dudaklarını oynattı. "Sessiz ol Uygar" dedi, kardeşi inatla gülümsüyordu. Bir his bu kadar gizli kalmamalıydı, seviyorsan söylemeyi, bir şeyler hissediyorsan da dile dökmelisin. Gizlemek sadece bedene değil, kalbe de işkenceydi. Kardeşi mutlu olmayı hak ediyordu, bir an önce açılmalı, hislerini ifade etmeli ve mutluluğu tatmalıydı. "Sen sessiz olma Ulaş." Dedi, artık cesaretini toplayıp genç kıza hislerini belirtmeliydi."Sessiz!" dedi Ulaş, gözlerini hızla çevrede gezdirdi, çevrede hiç kimse yoktu. Derin bir nefes alıp adımlarını koşuşa çevirdi, bir anda önce kardeşini yakalayıp susturmalıydı. Uygar arkasını dönüp koşmaya başlayınca, Ulaş hızla yetişmeye çalıştı. Sokakların içerisinde iki kardeşin tıpkı çocukken bir başına oynadıkları oyunlar gibi kovalamaca görüldü. Uygar koşuyor, Ulaş kovalıyor fakat ikisi de nefes nefese gülüyordu. ...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD