Uygar arkasını dönüp koşmaya başlayınca, Ulaş hızla yetişmeye çalıştı. Sokakların içerisinde iki kardeşin tıpkı çocukken bir başına oynadıkları oyunlar gibi kovalamaca görüldü. Uygar koşuyor, Ulaş kovalıyor fakat ikisi de nefes nefese gülüyordu.
...
Ağaçların ve yeşilliklerin bulunduğu koca bir alandı, ortasında bulunan yolun sağ tarafında ilerliyordu iki genç adam. Sağın en köşesinde, koca bir ağacın altında iki tane mezar vardı. Yan yanaydı, taşların üzerinde özenle "Seray ve Koray Ilgaz' yazıyordu. İki gencin adımı ikisinin ortasında durdu, görevleriymiş ve öncesinde kararlaştırmış gibi yaklaştıkları anda ikisi de ellerini açıp önce bir dua okudu. Hemen ardından Ulaş köşedeki duvarın önünde bulunan musluğa yaklaştı, genellikle kenarında sulanması için bidonlar vardı. Birini alıp su doldurdu, ağır adımlarla mezarlığa yaklaştığında kardeşinin de iki toprağın üzerindeki kurumuş çiçekleri temizlediğini gördü.
"Bu köşeye" dedi Uygar, eliyle temizlediği alanı işaret etti. Ulaş bidonu yavaşça eğip dikkatle sulamaya çalıştı. Hayatlarının en önemli göreviydi bu, anne ve babalarını düzenli olarak ziyaret edip rengarenk çiçekler ekiyor, her defasında da suluyordu. Kış mevsiminin de etkisiyle çevredeki mezarların çoğunun çiçekleri solmasına rağmen onlarınki rengarenkti.
"Sardunya" dedi Ulaş, gözlerini kardeşinin gözlerine çevirdi. "Soğuğa dayanıklıymış, bir dahaki gelişimizde almalıyız."
Uygar kafasını olumlu anlamda salladı, bunu kesinlikle aklının en güzel köşesine yazmıştı, ilk fırsatta gelip buraya o çiçeklerden de ekecekti.
"Olur, alırız." Deyip elindeki bidonu yavaşça yere bırakıp köşeye oturdu. Gözlerini anne babasının ismine çevirdi, "Ölüm yıl dönümleri yaklaşıyor." Dedi buruk bir ifadeyle. Doğumdan sadece kısa bir süre sonra hayatta bir başına kalmışlardı.
"Ve.." dedi Uygar, "Doğum günümüz de aynı şekilde." Her doğum günü ikisine sadece anne babalarının olmayışını, yapayalnız hayat mücadelelerini anlatıyordu. Çocuk yaşta yurttan kaçmış, günlerce sokaklarda simit satıp bir düzen kurmuşlardı. Yetiştirme yurdunda ikizlerden birinin evlatlık verilme konusunun açılmasıydı kaçışın sebebi. Bir aile Uygar'ı gördüğü anda evlat edinmek istediğini bildirmiş, küçük çocuk ikizine korkuyla söylediği gibi iki çocuk bir gece yarısı oradan kaçmıştı. Onları hiç kimsenin ayırmasına müsaade edemezlerdi.
"Hatırlıyor musun?" diye sordu Uygar, kardeşinin gözleri merakla ona döndü. "O gün.. beni evlat edineceklerini söylemiştim."
Ulaş'ın yüzünde ufak bir tebessüm oluştu, kafasını olumlu anlamda salladı. Kardeşi o gün telaşla yanına gelip onu evlat edinmek isteyen bir aile olduğunu, ikisini bir ömür ayıracaklarını korkuyla anlatmış, anlatırken de korku dolu gözyaşlarına hakim olamamıştı. Tek sığınağı sadece ikiziydi, duyduğu anda yanına koşmuştu.
"Duydum" dedi Uygar, gözlerinden korkuyla yaşlar süzüldü, sadece 10 yaşlarındaydı. Müdüriyete görevliler tarafından götürülüp bir aileyle tanıştırılmış, küçük çocuk endişeyle koşup kardeşine koşmuştu.
"Ne duydun Uygar?" dedi Ulaş, kardeşinin ellerini sıkıca tutup gözlerindeki yaşları küçük elleriyle dikkatle sildi. "Beni bir aileye verecekler." Dedi titrek sesiyle.
Ulaş'ın gözleri deli gibi büyüdü, kafasını hızla iki yana salladı. "Ne?" dedi endişeyle. İki çocuğun da kalbi deli gibi çarpmaya başlamıştı.
"Gitmek istemiyorum ben." Deyip hıçkırıklarla ağlayama başladı. Gözlerini hızla çevrede gezdirdi küçük çocuk, kardeşinin gözyaşlarını elleriyle silmeye çalışırken ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Buna izin vermemeli, kardeşini almalarına engel olmalıydı. Kollarını yavaşça boynuna sarıldı, aynı yaşta olmasına rağmen tıpkı bir ağabey gibi sırtını yavaşça sıvazladı.
"Korkma kardeşim, bizi ayıramayacaklar." Dedi, kısık bir soluk aldı. Bir yolunu bulup buna engel olacaktı. "Buna izin vermem kardeşim." Diye eklediğinde kardeşinin gözyaşları yavaşça duruldu, ikizine oldukça güveniyordu, ne yapıp edip buna engel olacaktı.
Aynı günler içerisinde iki küçük çocuk bir gece yarısı, yurdun bahçe duvarına tırmanıp kaçmayı başarmış, Ulaş sözünü yerine getirip kardeşinin evlat edinilmesine engel olmuştu.
"Söz vermiştin." Dedi Uygar, gözlerini annesinin toprağını yavaşça okşayan kardeşine çevirdi. İkisinin de yüzünde ufak bir tebessüm oluştu. "Verdiğim sözü ne zaman tutmadığımı gördün?" diye sordu Ulaş, Uygar kafasını iki yana salladı.
"Kardeşim." Dedi. Genç adamın yüzünde gülümseme belirdi.
"Kardeşim." Diye yanıt verdi.
...
"Nereye gideceğini söylemeyecek misin?" diye sordu Ulaş, gözlerini kardeşine çevirdi. Otobüs durağına doğru yürüyorlardı. "Akşam konuşuruz, geç kalıyorum." Diyerek hızla yaklaşan otobüse koştu. Son anda yetişip içeri girdiğinde, camdan kardeşine el salladı.
Ulaş'ın yüzünde gülümseme belirdi, kardeşinin işleriyle kafasını pek meşgul etmiyordu. Durağa yaklaşıp durdu, eve gidebileceği otobüsü beklerken yavaşça bulduğu banka oturdu. Gözlerini merakla etrafta gezdirip cebinden telefonunu çıkardı, zaman geçirmeye çalışırken elleri istem dışı galeriye kaydı. Gizli bir albümü vardı, yavaşça tuşladığında karşısında bir resim belirdi. Bir genç kızdı, yan profili olan habersiz bir çekimdi. Bakkalın kapısında durmuş gülümsüyordu. Alnına dökülen kahküller gül yüzüne oldukça yakışıyordu. Tebessümüyle hem telefona hem genç adamın kalbine hem de sokağa neşe katıyordu. Baş parmağını yavaşça yüzüne bıraktı, böylesine eşsiz gülmek mümkün müydü?
Kısık bir soluk alıp parmağını üzerinde dikkatle gezdirdi. "Leyla.." dedi fısıltıyla. Ne güzeldi bu ismi telafuz etmek, ne güzeldi bu ismi duymak. "Leyla." Diye tekrarladı. Tıpkı bir rüyaydı ona yakın olmak, sesini duyup iki kelime etmek.
....
Otobüsün üçüncü durağında düğmeye bastı Uygar, işlek bir caddeydi. Etrafta şehrin en gözde mekanları vardı. Hızlı adımlarla otobüsten inip önce beresini düzeltti, özellikle gözlerini belirginleştirdiği için mavi renk takıyordu. Gömleğini ve deri montunu düzeltip derin bir nefes aldı.
Caddenin karşı kaldırımına koşar adımlarla geçti, gözlerini birkaç metre ilerideki kafeye çevirdi. Oldukça lüks bir mekandı, girişi bile şatafatını haykırıyordu. Derin bir nefes verip ağır adımlarla içeri birkaç adım atıp durdu.
Cebinden telefonunu çıkarıp mesajı açtı, "Geldim ben." yazıp gönderdiği anda bir ses duydu. "Uygar!" diye sesleniyordu ince bir ses. Gözlerini hızla o yöne çevirdi, bir genç kız en uçtaki camın önündeki masada oturuyor el sallıyordu. Uzun kahverengi saçları olan bir kızdı, gözleri yosunu andırıyordu. İncecik bedeni ile bir sandalyede oturuyordu. Yüzünde koca bir gülümseme vardı, dakikalardır genç adamı bekliyordu.
"Nazlı." Dedi Uygar, kendine çeki düzen verip masaya yaklaştı. Genç kız ayağa kalkınca yanaktan birer öpücük kondurdu genç kız iki yanağına. Tanışalı bir gün olmasına rağmen bu adamın deniz gözlerini, sohbetini oldukça beğeniyordu.
Yavaşça karşısındaki sandalyeye oturdu genç adam, beresini çıkardığı anda kahverenginin en açık tonu saçları gözleriyle uyumunu deli gibi haykırdı. Bakışlarını gözlerine çevirip ufak bir tebessüm etti. "Biraz beklettiysem kusura bakma." Dedi, Nazlı kafasını iki yana salladı, hiç önemli değildi, daha fazla da bekleyebilirdi, mahsuru kesinlikle yoktu.
"İşlerin önemli, beklemek önemli değil." Dedi genç kız, genç adam kafasını iki yana sallayıp bakışlarını önüne bırakılan menüye çevirdi. Kapağını yavaşça açtığında gözleri deli gibi büyüdü, bir fincan kahve nasıl bu kadar pahalı olabilirdi. Kapağını kapatıp gözlerini genç kıza çevirdi, "Bir şeyler istedin mi?" diye sordu, genç kız kafasını olumlu anlamda salladığı anda garson yaklaştı. Elindeki tepside birer kahve vardı, masaya yavaşça bıraktı.
"İkimize de şimdilik birer kahve istemiştim, yemeği sonra yeriz." Dedi, Uygar sessizce önüne bırakılan kahveyi yudumladı. Derin bir nefes verdiğinde kızın gözleri ona döndü, bu adamla ilgili merak ettiği çok şey vardı. "Tek çocuk musun?" diye sordu, Uygar kahvesini yudumlayıp kafasını iki yana salladı. "İkiz kardeşim var." Diye yanıtladı. Genç kızın şaşkınlıkla gözleri parıldadı, beğendiği adamın ikizinin olduğunu bilmek çok hoştu.
"Çok benziyor musunuz?" diye sordu meraklı bir heyecanla. Genç adam kafasını iki yana salladı, "Hiç benzemiyoruz, çift yumurta ikiziyiz." Dedi.
"Şirket işlerinde çok yoğun değilse onunla da tanışmak isterim."
Uygar bakışlarını eğip kahveden yeniden bir yudum aldı. Mavi gözleri parıldıyordu. "Çok yoğun çalışıyor." Dedi. "Şirket işlerinden hiç anlamam, genellikle babam ilgilenir." Dedi genç kız, masaya biraz daha yaklaşıp aradaki mesafeyi minimuma düşürdü.
"Zor ama evraklar, ihaleler, anlaşmalar çok zevkli." Dedi Uygar, söylediği yalana kılıf uydurmaya gayret ediyordu. Sırtını oturduğu sandalyeye yaslayıp gözlerini genç kızın yeşil bakışlarını çevirdi, kız hiç nefes almadan onu izliyor ve dinliyordu.
"Bir gün sizin şirketi gezmek isterim." Dedi Nazlı, Uygar kafasını yavaşça olumlu anlamda salladı gülümseyerek. "Tabii, gezdiririm." Dedi. "Biraz yürüyelim mi?" diyerek önündeki camdan dışarıyı işaret etti. Bulunduğu mekan oldukça kapalıydı, nefes almasını zorlaştırıyordu. Dışarıda beyaz bir örtü vardı ve kar yeniden yavaş yavaş yağmaya başlamıştı.
Genç kız hızla ayağa kalktı, isteğini kesinlikle geri çevirmeyecekti. Çantasını eline alıp montunu üstüne çektiğinde genç adam kasaya yürüdü. İki kahvenin ücretini ödeyip gözlerini kıza çevirdi. Kapının önündeki kaldırımda durmuş, bir eliyle siyah çantasını sıkı sıkı tutmuş bekliyordu. Üzerine yağan kar taneleriyle kafasını yavaşta gökyüzünde kaldırdığında yüzünde gülümseme oluştu. Yüzüne temas eden tanecikler huylanmasını sağlıyordu.
Genç adam ağır adımlarla yavaşça yanına yaklaştı, yüzünde istem dışı bir gülümseme oluşmuştu. "Gidelim" dedi, bir elinde beresini sıkı sıkı tutmuştu. Kızın gözleri ona döndü, itiraz etmeden kafasını salladı. İsteği her şeyi tereddütsüz yerine getiriyordu.
"Hava çok güzel." Dedi, bakışlarını yavaşça yanında ilerleyen genç adama çevirdi. "Kar sever misin?" diye ekledi.
Uygar bakışlarını onun yeşil gözlerine çevirip olumsuz anlamda salladı. Kış mevsimini pek sevmiyordu, çok sert ve soğuk geçiyor, evi ısıtmak oldukça zor oluyordu. "Pek sevmem." Dedi.
Nazlı'nın yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, "Bundan sonra ben de sevmiyorum." Dedi, adamın sevmediği hiçbir şeyi sevmeyecekti. Ellerini yavaşça kaldırdı, çapraz bir şekilde kollarını sıvazlamaya başladı, yürüdükçe daha çok üşüyordu.
Genç adamın gözleri ona döndü, "Üşüdün mü?" diye sordu, genç kız hızla kafasını iki yana salladığı anda Uygar tek adımla önüne geçip adımlarını durdurdu. Elinde tuttuğu bereyi yavaşça genç kızın saçlarına, kafasına dikkatle geçirdi. "Isıtır biraz." Dedi, genç kızın yüzünde koca bir gülümseme oluştu. Kısa bir an bile olsa onunla yakın durmak çok güzeldi. "Isıttı. Çok fazla." Diyerek kalbindeki kıpırtıya hakim olmaya çalıştı.
....
Ağır adımlarla yürüyordu Ulaş, otobüsten yakınlarda inip yolunu evine çevirmişti. Üzerine yağan kar taneleriydi ona eşlik eden. Yavaş yavaş yürürken kalbini deli gibi coşturan bir ses duydu. "Ulaş!" Hızla kafasını o yöne çevirdiğinde, gözleri Leyla'ya kaydı. Genç kız birkaç adım gerideydi, hızlı hızlı ilerleyip yaklaşmaya çalışıyordu. Kafasında pembe bir bere, boynunda aynı renk bir çift eldiven ve atkı vardı. Beyaz diz hizasında bir kaban ve uzun beyaz bir çizme giymişti.
Genç adam hızla adımlarını durdurdu, elleri deli gibi titremeye, kalbi çarpmaya başlamıştı. "Leyla.." dedi. Genç kız yanına yaklaştı, yüzünde her daim olan gülümsemesi vardı. "Ne düşünüyorsun böyle?" diye sordu.
Ulaş anlam vermeye çalıştı, "Ne?" dedi şaşkınlıkla.
"Defalarca seslendim, duymadın."
Genç adamın gözleri büyüdü, sesini nasıl duyamamıştı? "Özür dilerim." Dedi, genç kız gülümseyerek yüzüne bakıyordu. "Şaşkın, özür dilemen için söylememiştim. "
"Peki"
"Hep unutuyorum. Geçen gün bir posta geldi size, evde olmadığınız için bizim bakkala bırakıldı." Dedi, Ulaş'ın gözleri merakla ona döndü. "Posta mı?" diye sordu, hiç haberi yoktu.
"Evet, beyaz bir mektup . Üzerinde senin ismin var."
"Tamam, alırım."
"Birlikte yürüyelim o halde, babama yardıma gidiyorum bende."
...