Ben Meltem'in dediğine herkes ile birlikte şaşırsamda kendimi hemen toparladım ve boğazımı temizledim renk vermemek için.
"Canım iyi misin sen?" gözlerimi Poyraz ve abime diktim gülümsemeye çalışarak. "Çok sarhoş en iyisi siz hemen eve götürüp yatırın onu."
Poyraz sarhoş yalanıma inanmamış gibi kaşları havalanırken abim Poyraz'ın omzunu tutup sıktı.
"Biz onu alalım. Hadi Poyraz al Meltem'i gidelim artık." Poyraz abime kısa bir bakış attı ve ardından yanımıza açık kapıdan içeriye girip kollarımın arasından Meltem'i aldı.
O Meltem'i alırken göz göze geldik onunla. Gözleri yüzüm de fazlaca oyalanırken ben yüzümde ki ifadeyi bozmadan bakmaya devam ettim.
Mehmet abi ortamda ki gerginliği farketmiş gibi bize doğru ilerledi ve kolumdan tuttu.
"Hadi abicim gidelim artık annemler merak etti seni." ben Mehmet abiye kafa salladım ve kızlara kısaca el sallayıp abim ile ayrıldım yanlarından.
Karakoldan dışarıya çıktığımızda Mehmet abi bana baktı arabasının kapısını açarak.
"Şu çocuk Poyraz'dı?" ben Mehmet abiye kısaca kafa salladım ve arabanın kapısını açıp bindim. Abimde yanıma oturduğunda arabayı çalıştırdı.
"O çocuk ve Cihangir bir şey biliyor." iyi bir gözlemciydi. Avukat olmanın faydaları işte. "Farkındayım. Ne olabilir?"
"Kim olduğunu bilebilme ihtimalleri?"
"Bilselerdi, herkes bilirdi."
"Cihangir Poyraz'ın omzunu tuttuğunda kaşlarını kaldırdı. Bir şey biliyorlar."
"Umuyorum ki bilmesinler. Hayatımın alt üst olmasını kaldıramam bir kez daha. Hemde intikamımı alamamışken."
"Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?" ben gözlerimi Mehmet abiye çevirdim o ise bana kısa bir bakış atıp önüne döndü. "Demiş Şems-i Tebrizi..."
***
Kadem'den içeriye girdiğimde herkese başımla selam verdim. O sırada karşıma Murat çıktı. Murat'a gülümsedim ve kısaca sarıldım.
"Nasılsın?"
"İyi her şey yolunda." Murat verdiğim cevaba inanmıyormuş gibi güldü.
"Eminim öyledir."
"Öyle tabi." ben omuz silktim ve sırada Murat silah kılıfını düzeltti.
"Hayırdır görev mi var?"
"Her gün görev var bize." Murat arkama kısa bir bakış attı. Bende çevirdim kafamı ve arkaya baktım. Yaklaşık on beş kişilik bir grup çelik yeleklerini giyiyordu.
"Bu sefer ki daha büyük galiba?"
"Polis ekipleri ile ortak çalışacağız. Bir çete var, erkek ve kız çocuklarını para karşılığı insanlara evlatlık adı altında satıyorlar."
"Ama?"
"Evlatlık değil daha çok seks objesi olarak kullanıyorlar çocukları."
"Ne?" istemsizce kaşlarım çatılırken yumruklarımı sıktım.
"Kaç yaş aralığı çocuklar?"
"Daha çok 17 yaşlarında çocuklar. Hepsi yetim, sokakta büyüyen çocuklar. Polis aylardır peşlerinde ama sürekli kurtuluyorlar. Çete liderinin adı Damir diye bir adam. Elleri kolları epeyce uzun."
"Üzerimi değiştirip geliyorum bekleyin." Murat'ın yanından geçip gidecekken Murat kolumdan tuttu.
"Masal sen gelmesen daha iyi. Bu hepsinden daha tehlikeli bir iş. Aklın bu şekilde dağınıkken gelmen çok tehlikeli göreve."
"Geleceğim dedim Murat. Baş edemeyeceğim bir şey değil." Kolumu Murat'tan kurtardım ve hızlı adımlarla burada ki odama doğru adımladım.
Odaya girince hızla üzerime siyah deri bir alt ve üzerine siyah rahat bir üst giydim. Bir bacağıma kemerli silah kılıfını taktım ve diğer bacağıma bıçak kılıfını taktım.
Siyah saçlarımı at kuyruğu yaptım ve hızla odadan çıktım.
Hazır olan gruba doğru ilerledim. "Hazır mıyız?"
"Hazırız çıkalım." diyen Sezgi'ye kafa salladım. "Çıkalım o halde."
"Yelek giymeyecek misin?"
Yeleği uzatan Leo'ya kısa bir bakış attım ve kafamı iki yana salladım.
"Rahat edemiyorum içinde."
"Niye güvende olduğun için mi?"
Bana kaşlarını çatmış bakan Leo'ya göz devirdim.
"Rahat adam dövemiyorum."
***
Kulağımıza kulaklıkları takınca Polis ekibinin yaptığı plana uyup dörder kişi olarak gruplara ayrılmıştık.
Ben, Sezgi ve isimlerinin Ömer ve Selim olduğunu öğrendiğim polisler ile içeriye girmek için son hazırlıkları yaptık kendimize ait bölgede.
"Dört bir yandan baskını başlatacağız çok dikkatli olun içeride yaklaşık kırk koruma var. Asıl işi yapan çete yirmi kişiden oluşuyor."
Ömer'e kısaca kafa salladık ve ben bacağımda ki kılıfta bulunan mermileri kontrol ettim.
"Ve ayrıca öldürmemeye dikkat edin. Ortaklık yapıyoruz diye önünüze gelene ateş etmeyin." Ben Ömer amire güldüm. "Bırakalım o zaman onlar bizi öldürsün."
"Hayır, en azından öldürmemek için çabalayın. Yaralıyabilirsiniz mesela, nasıl fikir?" alayla konuşan Ömer amire göz devirdim.
"Müko gerçekten."
"Girelim mi artık amirim?" diyen Selim'e "Girelim." dedi Ömer amir. Hepimiz ellerimize silahları aldık ve içeriye adımladık dikkatli adımlarla.
Silahımı hazır bir halde elimde tutarken kulağıma bir ses çalındı.
"Bizim tarafta altı adam var. Geçelim mi amirim saldırıya?"
"Aynı anda bölgelere gireceğiz ki panik yapsınlar bekle." Ömer komiserin dediğinden sonra 'Anlaşıldı amirim' diye bir cümle daha duydum.
Duvarın arkasında bahçeye kısa bir bakış attık ve saklanmaya devam ettik.
"Üç diyince içeriye gireceğiz. Unutmayın çete liderini sağ çıkarmalıyız ki çocukların yerini bulalım. Burada olmayabilirler işimizi şansa bırakmayalım."
Herkesten onaylayan sesler çıkınca yanımda ki Sezgi ile bakıştık. Sezgi gözünün önüne gelen saçı kulağının arkasına itti ve derin bir nefes aldı.
"Bir - iki - Üç. Şimdi!"
O anda kulağımızda silah sesleri yankılanırken bizde çıkmıştık saklandığımız yerden.
Adamlar bizi gördükleri an silahlarına saldırırken ben silahımı ateşleyip tam önümdeki adamı kolundan vurdum.
Diğerleri önlerinde ki adamlara bakarken ben vurduğum adamın boşluğuna tekme ile vurdum. İki büklüm olan adamın sırtına dirseğim ile vurup etkisiz hale getirdim.
Onu kenara itip bana saldıran adamın yumruğundan kaçmak için yana doğru kaydım ve adamın kolundan tutup ters çevirdim.
Silahın arka tarafı ile ensesine vurduğum adamı bayıltıp yere attım.
Birden bahçe adamla dolarken silahlar patladı.
Ben kendimi korumaya almak amacı ile bahçede ki büyük heykelin arkasına saklanırken silahım ile ateş açtım. O sırada yanımda saklanan Ömer'e baktım.
"Hani kırk adamdı? Bahçede şuan kırk adam var farkında mısın?"
"Ben kırk mı demişim? Dilim süğürmüş herhalde yüz kırk diyecektim."
Kaşlarımı çatıp Ömer'e bakarken istemsizce ağzımdan küfür kaçtı.
"Sıçtık o zaman. Bir ordu adama otuz beş kişilik grupla girmek neyin kafası?"
"Halledeceğim."
"Pardon da nasıl? Hulk falan mısın?"
Ömer bana kısa bir bakış attı ve ateş açmaya devam etti.
"Ateş etmeye devam et."
Ben kafa salladım ve o sırada Ömer belinde ki telsizi çıkardı.
"Zeki.."
"Buyrun amirim?"
"Bu çeteyi araştırıpta kırk koruma diyen istihbaratçının matematik öğretmenini dikeyim!"
Ben gülmemek için dudaklarımı birbirine basıtırdım.
"Neden ki amirim?"
"Ulan bir ordu robotlaşmış adam var evde!"
"Hadi ya, kötü olmuş. Amirim ekip çıkarayım mı?"
"Yok çıkarma oğlum biz zaten birazdan Avengers ekibine dönüşeceğiz falan halledeceğiz yani?"
İstemsizce kahkaha atarken kurşunlarımın bitmesi ile ağzımdan küfür kaçtı ve kılıftan dolu şarjörü çıkarıp boş olanı attım. Şarjörü takınca takar başladım ateşe.
"Çıkarmayım mı yani Amirim?"
"Seni aldırmak için hala geç değil Zeki ömrümden yirmi yıl çaldın Zeki!" derin bir nefes aldığını duydum. "Lan ne duruyorsun ekip çıkarsana it!"
"Emredersiniz Amirim!"
Telsizi tekrar beline takan Ömer ağzının içinde küfür sıralıyordu.
"Kusura bakmayın az önce bir kaç adam indirdim galiba." ben yaralayın dediğinin aksine öldürdüğüm adamları alayla gösterdim.
Yerde ölü olarak yatan adamlarda göz gezdiren Ömer Amir silahını çıkardı.
"Öldürün amına koyayım öldürün! Bu gün beni delirtmek için yaratılmış bir gün."
Ben alayla güldüm ve ateş açmaya devam ettim.
"Çıkıyorum koru beni!"
Ben Ömer amire kafa salladım ve hızla heykelin arkasından çıktı.
Ben onu korumaya devam ederken o bir kaç adamı indiriyordu.
Sezgi ateş açarak yanıma geldi ve sırtını sırtıma yasladı.
"Neyi hatırladım biliyor musun?" diyen Sezgi'ye yan gözle baktım.
"Neyi?"
"Yedi yıl önce eğitim alan iki çocukken sırt sırta ağlardık dayak yediğimiz için."
Ben Sezgi'ye güldüm heykelin arkasından çıkanı tekme atarak yere düşürdüm.
"Şimdi sırt sırta dayak atıyoruz bebeğim aradaki farka bak."
Biz Sezgi ile gülüşürken bahçeye giriş yapan polis ekipleri ile heykelin arkasından çıkıp grubun arasına girdik.
Bahçede ki adamlarla ekip ilgilenirken arka kapıdan içeriye girdik.
"Dağılalım." Biz Selim'e kafa salladık ve Sezgi ile sağa koridora girdik.
Önümüze çıkan adamlarla Sezgi ile sırt sırta verdik ve bize saldıranlara karşılık verdik.
Boşluğuma denk gelince adam kolumda tuttu ve beni çekip attığı tokatla yere yapıştırdı.
Yediğim tokat kısa bir an beni sersemletirken tekrar ayağa kalkmak için hareketlenecektim ki bu sefer karnıma yediğim tekme ile cam sehpanın üzerine savruldum.
Sehpa paramparça olurken sırtımın acısını umursamadan dişlerimi sıktım ve yerden kalkmak için hareketlendim.
Saçımda hissettiğim elle dudaklarımın arasından çığlık kaçarken zihnim beni o geceye yönlendirdi istemsizce.
O saçımdan tutulup ateşe atılma anım gözlerimin önünde canlanırken hırsla bir çığlık attım ve arkamda ki adama kafa attım.
Adam saçlarımı bırakırken hızla ayağa kalkıp arkamı döndüm ve burnunu tutmayı bırakan adama tekme savurdum.
Adam beni bacağımdan tutup kendine çekince yere yapışmamak için ani bir hareketle bacaklarımı beline doladım ve tepemde bulduğum çıkıntıya ellerimi geçirip bacaklarımı çözdüm. Adam beni aşağı indirmek için belimden tutmuştu ki bacaklarımı bu sefer boynuna dolayıp ellerimi serbest bıraktım.
Adamın kafasını ellerimin arasına aldım ve kafasını ters çevirerek kırdım.
Adam yere yığılırken son anda sıçrayıp onunla düşmekten kurtuldum.
O sırada bir el saçlarımdan tutup beni yere çekince sırt üstü yere düştüm. Saçlarımdan tutan adam üzerime abandı.
Hırsla adamın bacak arasına tekme geçirdim ve üzerimden tekme ile ittim.
Adam yere yığılırken yerde gözüme çarpan silahı aldım ve kalkmaya çalışan adamın yüzüne silahın arkası ile vurup bayılttım.
Sezgi'nin kalan iki adamla baş edebileceğini düşünürken hızla karşıda ki kapıyı açtım ve içeriye girdim.
Büyük koltukta oturan adam kameradan film izler gibi her şeyi izlerken sakince gözlerini bana çevirdi.
Çete lideri bu muydu?
Damir?
"Bir polis memuruna göre fazla rahat adam öldürüyorsun? Polisler mecbur kalmadıkça öldürmez. "
"Polis olmadığım içindir. Ellerini kaldır teslim ol ki daha fazla kan dökülmesin. Az önce bir adamının boynunu kırdım seninkini kırmaktan zevk alırım emin ol buna!"
Silahımı ona doğru tutarken diğer kapıdan içeriye giren dört adama baktım.
"Gidin ötekilerini halledin kız bende."
Damir'e alaylı bir gülüş sundum ve o sırada adamlar dışarıya çıktı.
"Demek polis değilsin. Nesin o halde?" Damir sakince oturduğu yerden kalktı ve üzerinde ki siyah ceketi çıkarıp siyah gömleği ile kaldı.
"Azrailin dersem çok mu klişe olur?"
"Fazlası ile." Damir bana alayla gülerken işaret parmağı ile beni çağırdı.
"Silahı bırak ve saldır. Bakalım kurabilecek misin bu güzel boynumu."
"Ah nasıl isterdim bir bilsen o boynunu kırmayı. Ama seni sağ çıkarmalıyım buradan, emir büyük yerden."
O bana yavaş adımlarla yaklaşırken ben elimde ki silahı yere attım. Ağzından kan ala ala daha iyi olurdu doğrusu.
İkimiz de birbirimizden karşı atak beklerken Damir alayla güldü."Sanırım yenileceksin." Diyen Damir ile alayla güldüm.
"Aha aynen." dedim ciddi kalamayarak ve Demir aynı saniye de yumruğunu yüzüme savurdu. Ben kafamı sağa yatırıp yumruktan kaçarken sol elimi yumruk haline getirip ona savurdum.
Kıl payı yumruğumdan kurtulan adam beni dirseğimden tutup vitrine fırlattı.
Kısık bir inleme kaçarken dudaklarımdan Damir beni belimden tutup yere fırlattı bu sefer.
Sağlam herifmiş!
Damir tekme ile bana vuracakken olduğum yerde yuvarlandım ve uzaklaştım ondan.
Hızla ayaklarımın üzerine zıpladım ve ona saldırmak için pozisyon aldım.
"Ajan?"
Ne olduğumu hala kurcalarken iki yana salladım kafamı.
"Büyük düşünüyorsun."
Damir bana tekme savururken savurduğu bacağını tuttum ve ayağımda ki kalın tabanlı botlarla vurup en azından bacağının zayıflamasını sağladım.
Damir kısa bir an bacağını tutarken tekrar hareketlendi ve kafa attı bana.
Yumruk beklerken kafa yediğim için sersemleyip yere düşerken beni tek eliyle boynumdan tuttu ve havaya kaldırdı.
"Asker?"
Bacaklarımı beline dolandım ve tırnaklarımı koluna geçirip boğazımı saran elinden kurtuldum.
Bacaklarımı sıklaştırıp kolunu tuttuğum gibi çevirdim ve yerinden çıkmasını sağladım.
O acıyla bağırırken belinde ki bacaklarımı çözdüm ve onu koltuğa doğru itip düşmesini sağladım.
"Alakası bile yok."
Çıkan kolunu tutarken Damir'in yanına gittim ve ensesinden tutup yan tarafta ki akvaryumun içine soktum kafasını.
"Biraz daha çığlık at acayip zevk veriyor!"
***
Ekipler sağ kalanlara kelepçeyi takıp araçlara bindirirken sorgulamak için şubeye götürüyorlardı.
Çocuklar burada yoktu. Çocukların yerlerini öğrenmek için uğraşacaklardı.
Kadem üyeleri yara bere için bir yerde dinlenirken Ömer amir geldi bize doğru.
"Sizinle çalışmak güzeldi. Dedikleri kadar iyi bir merkezmişsiniz umarım tekrar çalışma fırsatı buluruz."
Bana elini uzatan Ömer amirin elini sıktım ve gülümsedim.
"Sizinle de öyle. Ve tekrar çalışırsak bu sefer ben yürüteceğim operasyonu emin ol."
"Hadi ya, güzel hayalmiş."
Bizim grup gülüşürken ben de güldüm.
"Gerçek olacak bir hayal."
Ömer amir bana güldü ve son kez ekibe baş selamı verip yanımızdan ayrıldı.
"Her tarafım ağrıyor." Diye sızlanan Sezgi'ye güldüm.
"Ben ne yapayım? Dün bütün gece karakolda sabahladım."
"Ondan önce de pavyonda alem yapmışsın." Murat bana gülerken tüm ekip Murat'ın dediği ile kahkaha attı.
"Ha ha ha çok güldüm."
***
Eve geldiğimde iki günün yorgunluğunu atmak için uzunca bir duş aldım ve daha sonra kendime kahve yapıp salona ilerledim. Koltuğa oturduğumda cep telefonumu eline alıp Meltem'i aradım.
"Alo?" sesi korkulu çıkan Meltem'e göz devirdim.
"Madem kızcağımı biliyorsun niye yapıyorsun Meltem?"
"Ya abla vallahi hatırlamıyorum bile yemin ederim. Abim de zaten sabahtan beri tepemde sorgulayıp duruyor."
Sesi bıkkın gelen Meltem'e kaşlarımı çattım ve elimde ki kahve kupasını sehpaya koydum.
"Sen ne dedin?"
"Ne diyeceğim, hatırlamıyorum bile dedim kızda ayıp oldu dedim senden için."
"Yedi mi?" yemediğini tabi ki biliyordum. Poyraz bunları yiyecek bir adam değildi.
En iyisi onunla artık açık açık konuşmak. Ne bildiğini öğrenmeliyim ki ona göre hareket etmeliyim.
Sesi çıkmayan Meltem'e göz devirdim görmeyeceği halde.
"Yemedi tabi ki."
"Ne yapacağız abla?"
"Meltem seni ilk bulduğumda, o sokak köşesinden baygın halde aldığımda bana dediğin ilk şeyi hatırlıyor musun?"
"Evet." sesi içine kaçmış Meltem ile derin bir nefes aldım.
"Annem ölür dedin. O adamın sana yaptıklarını bilseydi annen kahrından ölürdü. Senin annen hâlâ yaşıyor Meltem, ama benim annem on yıldır ölü. Şimdi ben annem için, kendim için ve ailem için bu intikamı alacağım. Ve sen de artık toparla kendini. Abin bir şeyler biliyor ve sen en ufak bir hata yaparsan ben yıllardır düşlediğim o intikam hırsını kaybederim."
"Özür dilerim abla. "
"Dileme. Seni Ozan'dan ayırmıyorum Meltem, ama sen de beni ablan olarak görüyorsan hareketlerine çeki düzen ver. Birdaha da içki miçki yok sana."
"Tamam abla. Söz veriyorum bu son hatamdı."
"Aferin." Meltem telefonu kapattığında derin bir nefes aldım.
Telefondan ezbere bildiğim i********: hesabına girdim ve Poyraz'ın mesaj bölümüne tıkladım.
• Gönderilen: @PoyrazBrkn
• "Neredesin?"
Bir kaç saniye sonra Poyraz mesajı görünce yazmaya başladı. Ben stresle bacağımı sallarken mesaj geldi.
• Gönderen: @PoyrazBrkn
• "ofisteyim."
• Gönderilen: @PoyrazBrkn
• "Konum atar mısın?"
Poyraz numaramı istedikten sonra ona verdim ve o ise konum attı bilmiyor muşum gibi sanki.
Üzerime mavi bir Jean ve beyaz bir salaş gömlek geçirdim ve evden çıkıp arabama ilerledim.
Barkın avukatlık ofisinin önünde durunca arabayı durdurdum ve arabadan inip kapıları kilitledim.
İçeriye adımladım ve o sırada masada oturan bir sarışın kadın gördüm.
"Buyrun?"
"Poyraz Beye geldim, kendisinin haberi var geleceğimden."
"İsim alabilir miyim?"
"Masal Öztürk. "
"Bir dakika." kadın telefonu kaldırdı ve Poyraz'a geldiğimi söyledi. Kadın kafa salladı ve telefonu kapayıp bana gülümsedi.
"Buyrun Poyraz Bey sizi bekliyor."
Kadına kısaca kafa salladım ve Poyraz Barkın yazan kapının önüne geldim. Tıklamadan kapıyı açıp içeriye girince Poyraz'ı masasında otururken buldum.
Gözlerini bana çevirdi ve yerinden kalkıp bana doğru ilerledi.
"Bende ne zaman geleceksin diye merak ediyordum."
Alayla konuşan Poyraz ile kaşlarımı çattım ve çantamı krem tonlarında ki ikili koltuğun üzerine koydum.
"Konuşalım mı artık?"
Eliyle koltuğu gösterince bana kafa salladım ve koltuğa ilerleyip oturdum o sırada asistan kızın sesini duydum.
"Ne içersiniz efendim?"
"Bir şey istemiyorum teşekkürler." gerginlikle otururken Poyraz asistanına döndü.
"Bir şey istemiyoruz Derya sağol, sen bak işine."
"Peki efendim."
Derya odadan çıkıp kapayınca Poyraz karşımda ki krem rengi tekli koltuğa oturdu.
"Ne istiyorsun benden Poyraz? Ne bu imalı sözler saçma sapan göz dikmeler?" ben direk konuya Girince Poyraz sadece dinledi.
"Sen ne istiyorsun Masal? Mesela Cemre ile alakan ne?"
"Bak o zaman da dedim şimdi de diyorum, Cemre kim bilmiyorum!"
Poyraz birden gülmeye başlayınca kafasını iki yana salladı.
"Sen beni salak mı sanıyorsun?" Poyraz oturduğu yerden kalktı ve masasına gidip cebinden çıkardığı anahtarla kilitli olan çekmeceyi açtı.
İçinden küçük bir kağıt parçası alıp yanıma geri gelirken ortada ki ufak sehpanın üzerine bıraktı kağıdı.
Gözlerim yazana kayarken yutkunamak için zor tuttum kendimi.
• Masal geliyor Poyraz. Masal sizin için geliyor