Zelal İstanbul’a geleli birkaç gün olmuştu. Koca şehir, devasa binalar, hiç durmayan sokaklar… Ama bu ev, içinde nefes aldığım bu dört duvar, ruhsuz bir mezar gibi üzerime çöküyordu. Oysa genişti, ferah görünüyordu ama soğuktu… Sadece havanın ayazından değil, içimde yankılanan duyguların getirdiği soğukluktandı bu. Ateş… Aynı çatı altındaydık ama aramızda görünmez bir duvar vardı. Koca, sert, aşılmaz bir duvar. Kendi odasına çekiliyordu, ben de kendime ait bir köşeye. Ama o, inatla kendini affettirmeye çalışıyordu. Küçük adımlarla, sabırla… Sanki tek bir dokunuşla parçalanabilecek bir camdan yapılmıştım ve o da bunu biliyordu. Kırılmamı istemediği için, belki de beni tamamen kaybetmekten korktuğu için temkinliydi. Ama ben? İçimde fırtınalar kopuyordu. Cihan… Gözlerimin önünde öldürmüş

