Bölüm 10

1030 Words
Hepsinin o gün orada olduğunu biliyordum. Oyları ne yöndeydi onu bilmiyordum. Metin amca doğruyu söylerdi. Bu konuda en azından güvenim tamdı. Söyledikleri bir nebzede olsa beni mutlu etmişti. Egemen arkamdan iş çevirmişti ama bu artık geride bırakılması gereken bir konuydu. Şimdi o bana kızgındı. İki sene az bir süre değildi. İki senedir bir nevi onu cezalandırıyordum. “Dikilitaş’ta ceset bulununca anladım Loca’nın işinin olduğunu. Ne diyeceğini bilemedim. Ne yapacağımı bilemedim. Sadece babamın değil benim de arkamdan iş verilmişti. Ölüm kararı verilmişti. Bir hayat söndürülmüştü. Öfkem beni hapsetti. Kimseyi görmek istemedim. Buna ailemde dahildi. En sevdiğin adamdan bile vazgeçtim. Vazgeçtiğimi sandım…” “Ne yaptın bunca süre?” Hikmet amca gözleri dolu dolu bakıyordu yine. Dalgın bakışlarımı çevirdin ona. “İki senedir Safranbolu’daydım. Beş parasız gittiğim yerde ana oğulun yanına sığındım diyebilirim. Demirci dükkanında çalıştım. Konakta işlere yardım ettim. Sadece bu. Bazen Yıldırım arıyordu. Bana sizi anlatıyordu ama yüzeysel. Çok uzun konuşmalar değildi bunlar.” “Nedense buna inanasım yok.” “Ne haldeydim görmüyor musun Egemen?” “Görüyorum. Ne gördüğümü söyleyeyim mi? Dimdik, güçlü bir kadın. Burnu Kaf Dağında. Kendinden emin. Pişman mı? Hayır!” “Bu şekilde görmek istediğin içindir. Ayrıca güçlüyüm evet ama tükendim. Kimliğini kaybetmek be demek bilemezsin. Hayal dahi edemezsin. Ben iki sene kimliksiz, sensiz yaşadım.” Sustu herkes. “Neyse. Bolca zamanım vardı. Düşündüm çokça. Giderkenki tavrımın saçma olduğunu anlamak uzun sürmedi ama bu seferde korktum. Nasıl geri dönecektin? İtici bir gücün olması lazımdı. Dün yeni atanan komiserin beni deşifre etmesine ben izin verdin. Egemen her ne kadar kabul etmek istemese de…” devam etmek in yutkundum. Konuşurken hep gözlerinin içine bakmaya özen gösteriyordum. “Çıraklıkla, ustalık arasında evrensel olarak çok büyük farklılıklar var. Aklınız alıyor mu adamın beni enselediğine?” “Bu konuda sana güceniyorum.” Metin amca beni şaşırtmaya devam ediyordu. “Konağa gidip durumu Yıldırım’a anlattım. Son kararım olup olmadığını sordu. Gelişim evresini tamamladığımı düşünmüyordu. Belki de haklıydı.” Sustum. Daha ne söyleyebilirsin ki? “Samimisin ama daha da samimi olmalısın. Bu samiminin ne olduğunu bilecek kadar bizleydin.” Tabi ki biliyordum ne demek istediğini. Mason olabilmek için bile ilk bakılan şeydi para! Paran yoksa ultra lüks aklın olmalıydı. O akıl bike bazen değerki olmazdı. Zengin olmak şarttı. Beni affetmeleri için ciddi bir bağış yapmak zorundaydım. Hamama giren terler… “Bilmek istersen…” duraksadı ve bir nefeslik aradan sonra devam etti. “Enişten ve dayın da hayır oyu kullandılar.” Birbirimize düşkün bir aileydik. Özellikle anne tarafıyla. Onlardan yana hiç şüphem olmamıştı. Babamlar üç kardeşti. Amcam İlham Malkaralı da bir Masondu ama başka locaydı. Aralarındaki husumeti dengede tutmak konusunda ustaydılar. Halam Nihan Malkaralı Yalova’da yaşıyordu. Aramız pek iyi olmasa da bazen telefonda görüşüyor hiçbir şey olmamış gibi konuşabiliyorduk. Sanki mükemmel derecede birbirimize bağlıydık. Anne tarafım öyle değildi ama, Binnur teyzemin eşi Koray Zaza yedinci derece Bina Emiriydi. Aynı zamanda zamanında okuduğu Galatasaray Lisesinin de müdürüydü. Annem, babam, Hikmet amca da Galatasaray Lisesinden mezundu. Egemen ve ben de öyle. Hepimizin belirli özelliklerinin ortak olmasının sebebi de buydu sanırım. O okul bize çok şey katmıştı. Koray eniştem çok donanımlı birisiydi ama aynı zamanda restoranları da vardı. Ünlü ZAZA restoran zinciri ona aitti. Dayım Alper, annemden hiç kopmadı. Birlikte baba yadigarı şirketi yönetiyorlardı. O da aynı zamanda yirmi üçüncü derece Sır Sandığı Emiriydi. Yani bizim gideceğimiz Sır Katibiyle aynı derece sayılabilirlerdi. Dayım ve eniştemin de faydası olacaktı ama onlar aileden de sayıldıkları için yabancı kişilerin yanımızda olması daga faydalı olacaktı. “Teşekkür ederin Metin Amca. Şeffaf ve profesyonelsin.” İçinden aynı zamanda duygusal diye de ekledim. Muhtemelen bunu duymak istemeyecekti. “Yemek yiyelim ve notları almaya başlayalım.” Dedi Hikmet amca. Diğer odaya kurulan sofraya geçip uzun bir yemek faslından sonra toplantı odasında yerimizi aldık. Kimlere gidilecek tek tek not ettik. Hepsi kolaydı da Egemen zordu. Kabuğu kırılacak gibi oluyor, arkamı bir dönüyorum aynı eski haline bürünüyordu. Akşama doğru kalkma zamanı gelmişti. Yıldırım’ı arayarak beni almasını istedim. Annemin geldiğimden haberi kesin olmuştu ve artık onunla da yüleşmem gerekiyordu. Bir sigara yakış Yıldırım’a mesaj attım. //Evdekilerden haber var mı? <<Herkes evde seni bekliyor… Tam da tahmin ettiğin ettiğin gibiydi. Ailemden sonra, bir zamanlar yakın olduğum, arkadaşlarımla görüşebilirdim. “Dünya nasıl? Çelebi?” Parmaklarının arasında çevirdiği bardağı durdurarak bana baktı. “Dağhan’ı neden sormuyorsun?” “Koridor’da karşılaştık onunla.” Başını salladı. “Dünya iyi. Hatta hamile. Bir ay sonra düğünleri var. Çelebi çok mutlu. Kim mutlu olmaz ki…?” İç mi geçirdi? “Yani. Çocuk sevilir tabi.” Saçmalamaya başlamıştım. Dünya adına sevinmiştim de acı gerçek her saniye yüzüme tokat gibi çarpıyordu. Neler kaçırmıştım ben? Sanki iç sesimi duymuştu Egemen. Bir yumrukta ondan geldi. “Haklısın. O kadar zamanı telafi edemezsin.” “Canımı yakmaya çalıştığının farkındayım. Seni anlıyorum.” “Canını çok daha kötü yakacağımı da biliyor musun?” Ne demek istediğini anlamaya çalışırken, “Loca konusunda değil.” Diye ekledi. Diğerleri gibi orada beni savunacaktı. “Özledim.” Dedim. Her şeyi, sski yaşantımı, bir yalan dahi olsa özlemiştim. Ama onu çok daha fazla özlemişim. İlk aşkım, ilk ve son erkeğim olmasının yanı sıra çok şey vardı. Beni ben yapmıştı. Onun da o olmasının etken kişisiydim. Cevap vermedi. Yıldırım’da tam bu anda gelmişti. Yerimden kalkarak “Gidiyorum…” dedim. Başını salladı ve sağ eliyle kapıyı gösterdi. Gitmemi istemiyordu. “Yoluna koymam gereken çok şey var. Senin de dediğin gibi…” günün sonunda artık onun kollarında olmak istiyordum. Bu düşünce bile kan akışımı hızlandırmaya yetmişti. “Nasıl geçti?” Yıldırım ağzının içinden konuşuyordu. “Her şey yolunda mı?” “Yolundanın tanımı ne?” arabaya binerek, “Bizimkiler ne durumda” dedim. Derin bir iç çekti. Arkasından nefesini verirken güldü. Rahatlamalı mı yoksa gerilemeli miyim bilemedim. Ben de istemsizce güldüm. Bulaşıcı bir durum… “Vallahi neresinden bakacağına bağlı. Başak hanım önce bağrına basacak sonra seni sarsacak gibi duruyor. Ayrıntı verecek misin?” ona dahi anlatmadım ayrıntılar mı? “Tabii ki hayır. Herkese bir açıklama borcum var evet. Ama herkese açıklama yapacak sabrım yok. Bazıları hariç…” Telefonum çalınca irkildim. Bu telefon Safranbolu hatırasıydı benim için.bu numaradan arayan sayılı kişiler vardı. “ Kim? Serkan mı?“ Çantama elimi atmış ve arayanın Adalet abla olduğunu görmüştüm. “Alo.” “ Hülya. Nasılsın? Seni merak ettim.“ Serkan da etmiş miydi acaba. Onu kızgın ve öfkeli bırakmak istemezdim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD