Bölüm 9

1061 Words
Öfkenizi nasıl dindirirdiniz? Uzun süredir içinizde tuttuğunuz, tutarken katlayarak çoğalttığınız kızgınlığınızı, sinirinizi nasıl dışa vurursunuz? Birikimlerim beni tüketmeye başlamıştı. Benim hatalarımın kurbanı olmalarını istemiyordum. Etrafımda toplanan insanlar kurtarmak istiyorlardı. Neyden kurtaracaklardı ki? Bile isteye girdim bu işe. Evet onlar benim biletim olacaklardı. İçeri tekrar girmem gerekiyordu. Bana güveneceklerdi. Egemen dahil hiçbirini kandırmak istemiyordum ama en tehlikelileri Metin Aksal’dı. Metin amca her şeyi biliyor gibi duruyordu. Bilmese bile Loca’ya bunları yakıştırmazdı. Onun gözünde kutsaldı. Kendinden şüphelenir onlardan şüphelenmezdi. Loca hem kutsal hem de üstündü. Gerçekten üstündük. Elimizin altındaki imkanlar, güç, gösteriş kimsede yoktu. Bunlara sahip olan kişi zaten mason kardeşimizdi. Mükemmel bir sistem… Aidiyet… Beraberinde mahkûmiyet getiren bir aidiyet… Bu güç insana garip bir haz veriyordu. Özlediğim bunlardı. Kusursuz suratlar, vücut, giysiler, saçlar… Dağınıklık varsa şayet kesinlikle sanatsal bir şekildedir. Değer veriyorlardı ya. Kendileri çok kıymetliydi. Bir zamanlar ben de öyleydim. “Peki. Ne öneriyorsunuz?” Egemen kollarını göğsünde birleştirerek babasına meydan okudu. Kabul edecekti. Kabul etmekten başka şansı yoktu. Onların sözünden çıkması demek Loca’da tek kalması demekti. “Öncelikle şu tavrını bir kenara bırak. Herkes şaşkınlık yaşadı. Aradan geçen zamanda hepimiz kızdık ama Naire bizim. Bizim olanı arkamızda bırakmayız.” Hikmet Amcanın sözlerini Metin amca tamamladı. “Bizden olduğunu müddetçe.” Kararlılıkla başımı salladım. Metin Amca durumu anlamayabilirdi. Sığ demek istemiyorum ama şey gibi… alışılmış… değişimden korkan… fakat benim gibi olanlar mutlaka olacaktı. Ben de onları bulacaktım. “Kimse loca bizim sanmasın. Tapınak değişebilir ama loca baki kalır. Orası kimsenin babasının malı değil!” başımı sallayarak onayladım Metin Amcayı. Yerimden kalkarak Egemen’ne doğru adım attım. Dişlerini sıkmaktan sertleşmiş yanakları çelik hissizliğini almıştı. Şah damarının atışları gözle görülür şekilde belirgindi. Adımlarım ona yaklaştıkça oda daha derin bir sessizliğe bürünüyordu. Onun kadar sert duruyordum. Bu bizim kanımızda vardı ama onda çok daha fazla… bu konuda resmen kutsanmıştı. Attığım her adımda elbisemin kumaşı çıplak bacaklarıma hoş bir his bırakıyordu. “Herkesin yanında yemin ederim ki artık eski Naire’yim. Eski Pia’yım. Bir hata yaptım. Hatam gitmekti. Kardeşlerimi arkada bırakmaktı. Onlara kızmamdı. Sana da…” Gözlerinin içinde kayboldum. Minik bir nefes aldım ama uzun sürmeden devam etmem gerekiyordu. Kaya’nın bana artık kızgın olmasını istemiyordum. “Beni hemen affet demiyorum ama anlamaya çalışırsan çok mutlu olurum. Belki mutlu da olmam. Bilmiyorum. Ne diyeceğimi de bilmiyorum. Çok yoruldum. Ben tek başıma ne yaptım? Bu yaşıma kadar kardeşlersiz olmadım. Senin gibi… sizsiz ne kadar zordu tahmin bile edemezsin. Korktum Kaya. Çok korktum.” Sert aurasını kırmak üzereydim. Hissediyordum. Hırçınlığının tek sebebi de buydu aslında. “Uzaktaydın Pia. Gitmiştin. Giderken söylediklerin çok ciddiydi. Gittin. Sana ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bu şekilde ben gitseydim?” “Ölürdüm.” Ölürdüm. Onu anlamaya çalışır mıydım? Bencil olurdum. Bu yüzden şimdi Egemen’i çok iyi anlıyordum. “Ölmek değil ki mesele… Bu konuşmayı burada yapmam çok saçma.” Arkasını döndü tekrar. Bir elini beline koyarak diğeriyle yüzünü ve akabinde saçlarını sıvazladı. İşin içinden çıkamıyordu. Uzun süredir bu anın hayalini kuruyordu. Uzun zamandır bana ne ceza vereceğini düşünüyordu ama şimdi her şey hükmünü yitirmişti. O da beni özlemişti. Kızgınlığı daha ağır bassa da özlemişti. “Bunları sonra konuşursunuz. Şimdi. Bizim yanımızda olacak kişileri düşünelim. Önden görüşmeye gideceksiniz Egemen’le.” Egemen itiraz etmedi. “İlk olarak Büyük Hazine Emiri’ne gitmeliler. Onu yanımıza çekersek diğerinin saf değiştirmesi kolay olur.” Metin Amca mantıklı konuşuyordu. Direk konuya girmişti bile. “Seçilmiş dokuzlardan biriyle konuştum bile. O da aynı şeyi düşünüyor. 30. Dereceye ulaşana kadar bu şekilde adım adım gitmeliyiz. Şimdi söyle bakalım. Neler oldu?” En mühim yere gelmiştik. İlk ikna etmem gereken kişiler kaşımda duruyorlardı. Egemen’de karşımda boş gözlerle bana bakıyordu. Bu saatten kırılmayı hak eden, ölümü hak eden kişileri hiç tereddüt etmeden yapmam gerekeni yapacağım demiştim. Şimdi sadece mantıklı düşünüyordum. Mantıklı bir şekilde hareket edecektim. Boğazımı temizleyerek önümdeki sudan bir yudum aldım. Olmaması gereken şey olmuş ve dizlerimin bağı çözülmüştü. Hepsinin karşısına çektim sandalyeyi. Oturmam en iyisi olacaktı. “Babamın ölüm haberini aldığımda büyük bir şoka girdim.” “Şoktan öte olmalı. Canına kastedecek şekilde hareket ettiğine göre birilerinden, aslında bizden şüphelendin.” Gözlerimi kırpıştırdım. Egemen’in saldırgan tutumuna cevap vermek istemiyordum. “Egemen. Bak baban hasta. Allah korusun bir şey olursa ne kadar öfkeli olacaksın? İnsanlara, evrene? Neden ben diyeceksin? Ondan daha yaşlı insanlar varken, babası bile sağken neden benim babam diyeceksin! Sana neler hissedeceğini saatlerce anlatabilirim ama sen zaten bunları biliyorsun değil mi? Zaten şimdiden kendini hazırladın bile. Hazırlamaktan ziyade olacak olan her şeyi tek tek tartıyorsun. Tüm sokaklara giriyorsun. Yalan mıyım?” cevap vermesini beklemeden Hikmet Amcaya döndüm. “Kusura bakma Hikmet Amca. Bu örneği vermem gerekiyordu.” O beni anlamıştı. Başını salladı. “O gün şoka girdim. İlk olarak ölüm haberine. Sonra da ölüm şekline. Babamın bir hata yapmış olabileceğini bile düşünmek istemiyordum. Bunu size de söyledim. Locada toplanılıp babamın ölümü için hepiniz oy kullandınız. Babamın arkadaşları! Babam, Erdal Malkaralı; Üstad-ı Muhteremlik, Büyük Sekreterlik görevlerini layıkıyla, başarıyla tamamladı. Kaç senedir Büyük Üstat. Nasıl babamın arkasından bunlar planlanır dedim. Kızgınlığım bundandı. Ben öfkeliyken Loca’nın Pia’sı değildim ki. Erdal’ın kızı Naire olarak düşündüm, öfkelendim.” “Haklısın ama bize sormadın.” “Benim size sormam mı gerekiyordu Metin amca? Hani loca kararlarını birlikte verirdi? En azından babamın toplanılan üyelerin karşısına geçmesi gerekiyordu. Kendisini savunması gerekiyordu. Her şeyi geçtim benim orada oy kullanmam gerekiyordu. Deseydiniz, Pia, Muhterem Büyük Üstat şunu şunu yaptı. Bunlarda kayıtları. O zaman ben de bu halde olmazdım. Bana şans vermediniz. Neden?” Söylediklerim çok mantıklıydı. Babam onların gözünde sırrı ifşa etmek üzereydi. Evet bunu yapacaktı. Sebebini sonradan öğrensem bile yapacağını biliyordum. Bu kadar akılsız davranmasının sebebini anlamayacağım. Ya yanlış birine güvendi ya da kendisi açık verdi. Ne olursa olsun ben de onların yanında olmalıydım. Kardeş dedikleri, demokratik bir ortam var dendikleri yerde yaşanan şey hiç de uygun değildi. “Bu konuda haklısın. Ben o zaman kardeşlere söyledim ama senin mantıklı düşünemeyeceğini söylediler. Kendisini savunmasına izin vermemizi de söyledim. Söyledik. Beni kurallara ve locaya bağlı olarak bilirsin. Yine bağlıyım. Sadece o gün Erdal’ın ben yaptım ya da yapmadım demesini isterdim. Sadece bizim verilerimizle hareket edildiği için o gün oy kullanırken ben hayır dedim. Hikmet, Hakan ve Egemen gibi… Savunmasını yapsaydı adil bir yargılama olsaydı o zaman belki de sen dahil herkes ceza alması yönünde karar verecektik. Bilemiyorum. Direndik ama biliyorsun ki biz sadece azınlığız.” Ne demek istediğini anlıyordum. Babamın öldüğü gün bunları sorgulamaya başlamıştım da onlardan kim ölürse ölsün sorgularlar mıydı bilemiyorum. Orayı özlediğim yanlar çok. Yalan söyleyemem. Nefret edeceğim yanlar da var. Bunun için tekrar yanlarında olmak zorundayım. Ölmemek için…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD