Bölüm 8

1061 Words
“Mabedin içindeki sembollerin anlamlarına gelelim.” Başımı salladım. Benim için çok çabalıyordu. Her şeyi geçtim onun için kardeşliğe girmeliydim. “Her şeyi gören göz?” “Evrenin Ulu Mimarı’nın gözüdür. Tanrısal bir varlığın sembolü olarak yer alır. Yaracımızın her şeyi gördüğünü, bildiğini ve bizleri kontrol ettiğini varsayarız.” “Üçgen ve Göz?” “Mason localarında ve eserlerinde yer alan ışık saçan üçgen içindeki göz sembolü Masonlara verilen sırları titizlikler saklamaları gerektiğini ve Göz’ün üzerlerinde olduğunu hatırlatır. Göz yaratıcıdır. Evrenin Ulu Mimarı’dır.” “Masonik yıldız?” “Beş ya da altı köşeli olur. Beş köşeli olan mikrokozmos veya insanı simgeler. Altı köşeli makrakozmosu yani evreni simgeler.” “Gönye ve Pergel?” “Pergelin tek noktadan başlayıp daire çizerek ve başladığı noktaya geri dönmesi, hayatın başlangıcını, gelişimini ve dünyada son bulmasını, bunun da ötesinde varlığın devamını sembolize eder.” Egemen diğer bir soruya geçecekken devam ettim. “Biraz mola mı versek. Başkaları için ezberlenecek bir şey olabilir ama benim için değil. Bunu biliyorsun. Evet seni anlıyorum sağlam adım atmak istiyorsun da Egemen, benden söz ediyoruz. Sen ve ben… Bunları kaç senedir bildiğimizin farkında mısın?” “Naire” işittiğim adımla gözlerimi açtım. Hikmet amca karşımda kollarını açmış gözleri dolu dolu bana bakıyordu. Yüzündeki ifade geçişkendi. Üzüntü, korku, pişmanlık, özlem, minnet… “Naire. Geldin!” “Gelmedi baba. Getirildi.” Araya girmese olmuyordu sanki. Şimdi onu düşenecek değildim. Hikmet amca benim biletim olacaktı. Öncelik kardeşlik adınaydı tabi. Oğlu üzerinde de etkiliydi. Hepsinden öte ondaki değişimi hemen fark etmiştim. Ben bıraktığımda saçları oldukça gür ve siyahtı. Yüzü tombul ama vücudu formdaydı. Karşımda bana Naire diyen adamın üzerinden iki yıl değil, iki yüz yıl geçmiş gibiydi. “Hikmet amca!” sesimin şaşkınlıkla çıkmasına engel olamamıştım. Bariz bir şekilde hastaydı. Neden bunu saklamışlardı benden. Yıldırım genel olarak önemli durumların raporunu vermişti. Hikmet amcayı hiç mi görmemişti? Adım adım yaklaştım kollarındaki dermen biten adama. Kalbim paramparçaydı evet… Yine de başa dönüyorduk. Bu insanlar benim ailemdi. Babamın en yakın arkadaşı, can yoldaşıydı. İnfaz kararı verildiğinde orada olduğunu düşünüyordum ama ayrıntılarını dinlememiştim. Bunun için onu affedebilir miyim derken kendimi sığınacağım yerde, onun kollarında buldum. Babam yerine de koyardım… Şimdinden kocaman bir ahh koparken sarsıldı vücudumuz. Kemikleri geldi avuçlarıma. Kemoterapi alıyordu. Hastalığı ne boyuttaydı? Kardeşlik üyeleri her sene detaylı taramalardan geçerdi elbette de bazı hastalıklar bir seneyi beklemeden hızla ilerlerdi. “Hoş geldin kızım. Tam zamanında geldin.” Geri çekildi benden. “Oturalım konuşacak çok şeyimiz var. Babam ve Hakan’da geliyor. Onlar gelmeden bir tertip üzerinden geçelim.” Hikmet Amca’nın babası doksan yaşındaydı ama kimse ona doksan yaşında diyemezdi. Adam bir kere çok genç ve dinç duruyordu. Bir zaman önce Büyük Loca Üstatlığı yapmıştı. Hakan amca ise Hikmet amcadan sanırım iki yaş küçüktü. O da bizim gibi kardeşliğin üyesiydi. Gökhan ve Görkem diye iki oğlu vardı. Benimle yaşıtlardı. Eşi trafik kazasında ölmüştü. Kardeşler arasında onun nasıl biri olduğunu sorsalar kesinlikle uyumlu bir mason derler. Burada amca, dayı, dede sıfatlarını kullanıyoruz ama o mabede girdiğimiz andan itibaren tüm rütbeler gidiyor. Sadece oranın rütbeleri kalıyor. Yaş faktörü bizim için geçerli değildi. Bu yüzden bazen günlük hayatta bir şeyleri tartışırken yaşı küçük olanlar isimleriyle hitap edebiliyorlardı. Gökhan ve Görkem kardeşlik üyesi değillerdi. Babası, dedesi ve amcası defalarca teklif götürmelerine rağmen onlar kabul etmemişlerdi. Kendilerini hazır hissetmediklerini söylüyordu. Onlara hak veriyor ama diğer yandan da kızıyordum. Anne boşluğunu kapatmalarına yardımcı olanlar yine kardeşlerdi. Mason kardeşleri olmasaydı Hakan amca bu durumun üzerinden nasıl gelirdi bilmiyorum. Aramızdaki bu bağı özledim. Babam ölmüş olmasaydı hala ben de onlara tutkun olurdum… “Nasılsın Hikmet amca?” gözlerimdeki soru dolu ifadeyi çoğaltmıştım. Egemen yakınımdaydı. Bize bakmıyor camdan dışarıyı seyrediyordu. Babasının bu duruma katlanamıyor olmalıydı. Ah be adam. Bir de öldüğünü düşün. Düşüncesi bile korkunç. Bir de bir de bir de üzerine kardeşim dediğin kişilerden gelen darbeyi ekle. “Erdal amcanın ölümün ardından çok büyük bir üzüntüye kapıldı. Akabinde sen de ortadan kayboldun. Tüm bunlar onda…” “Kapa çeneni Egemen! Onların benim hastalığımdaki payı bu mu? Sen ne düşünmek istersen iste. Belirli tıbbı veriler var. Kimseyi vebal altında bırakamam. Hepsi benim suçum. Senelerce içtiğim sigara, alkol, iş stresi… Bunlar hastalanmamdaki en büyük etkenler.” Egemen bana bu yüzden mi kızgındı. Ben babamı kardeşler öldürdü derken, o da babasının adım adım ölüme gitmesinin sebebi olarak mı görüyordu beni? “Alınmadın değil mi?” “Bırak baba ya!” “Çocuklaşma Egemen.” Sinirle soludum. “Neyin var? Kaçıncı evre?” “Kolon. 2. Evre. Tedavi bitmek üzere. Sonra tetkikler yenilecek. Şanslıysam hastalığa elveda demiş olurum.” “Kötüsünü düşünme. 2. Evre konum itibariyle kötü değil. Şifalandığına eminim. Senin için yapabileceğim bir şey var mı?” içimden gelerek söylüyordum… “Hayatta kal Naire. Sakın ölme.” Hayat… Kanser olan o, yaşı ileri olan o, Azrail ile burun buruna olan o ama ölümün kıyısına gelen ben. Tabi ki kimse ölmesin ama sapsağlam olan benden şüphe ediliyor. Haklılar. Tabi kendilerince. “Ölmeyeceğime emin olabilirsin Hikmet amca.” Tebessüm edecekken arkamdan Metin amcanın gür sesi duyuldu. “Ben olsam o kadar garanti konuşmazdım.” Metin amca her zaman gerçekçi taraftaydı. Benim locaya girmemi hiçbir zaman tasvip etmemiş, onaylamamış, sonunda mecbur kalmıştı. Onun bu durumdaki düşünceleri ve bilgi birikimi önemliydi. Tüm olumsuzluklara rağmen beni sevmediği önemsemediğini düşünemezdim. İnsan olarak sever bağrına basardı ama onun kuralları katıydı. Babam yerine ölen kendi oğlu olsaydı bir damla göz yaşı dökmezdi. Buna emindim. “Hoş geldin Metin Amca.” Yavaşça yerimden kalkarak ona döndüm. Başım dik, göğsüm dışarda. Heyecanlı mıyım? Hayır! Heyecan duygusunu üzerimden atalı yıl oldu sanki. “Hoş geldin Naire.” Uzattığım elimi sıkarak kendisine çekti. Sadece sarıldı. Bir de parmakları saçlarımda dolaştı. Ufacık. Belli belirsiz. “Aynı şeyi Pia için söyleyemeyeceğim.” “Aşacağız Metin amca. Aşacağız.” Kollarından çıkınca omzunun üzerinden Hakan amcayı gördüm. Yüzü oldukça sakindi. Uzattığını elini sıktım. “Sizi görmek gerçekten güzel.” “Oturalım ve şu durumun içerisinden nasıl çıkacağız bakalım.” Şaşkınlıkla açıldı Egemen’in gözleri. Sesinin tınısını ayarlayamayarak yükseldi. Adeta duyduklarına inanamıyor gibi başını iki yana salladı. “Oturup burada Pia’nın nasıl kurtulacağını mı konuşacağız. Bu duruma kendisi girdi. Bize savaş açan kedisi. Siz kafayı mı yediniz. Nasıl girdiyse kendisi çıkabilir.” “Erdal’ın emaneti o. Sözüm var.” Bunları sakin söylemişti Metin amca son cümleleri hepimizi yerinden sıçratacak cinstendi. “Ve evet. Pia’yı kurtaracağız. Sorgusu bittiğinde kimsenin aklında bir gram şüphe dahi kalmayacak. Sen de bize yardım edeceksin. Çünkü ben, biz öyle istiyoruz YAZGIÇ!” Metin amca hükmü vermişti. Egemen istese de istemese de yanımda olacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD