12

2001 Words
Bae ile o gece birbirimize garip davrandık. Minki sürekli onun peşinden gidiyor, ' Ben sana söylemiştim! ' diye bağırıyor ve onunla konuşmaya çalışıyordu. Ben ise sadece oturuyor ve kalbimdeki ve midemdeki kelebekleri susturmaya çalışıyordum. Namkyu Oppa ise bana sürekli neden o kadar süre o şekilde durduğumuzu soruyordu. Cevap alamadığı soru üzerine de gidiyor Hyunshik Oppa'ya zorbalık yapıyordu. O gece uyku hiç ama hiç tutmadı. Çadırda bir sağa bir sola yuvarlandım. Bir ara kendimi kaplumbağa gibi hissetsem de sabahın dördüne kadar uyku bana yanaşmadı. Sabahın ilk ışıklarında Kran Oppa beni ve Bae'yi uyandırmak için çabalara girişmişti. İlk olarak Bae ile uğraş veriyor, bağırıyor ve su ile tehdit ediyordu. Ben ise saat dörtte yatmanın acısını çekiyordum. Aptal gibi ... Aşk için ... Sevgi için ... Bae için ... O saatte yatmayı göze almıştım. Duygularımdaki anormal hareketler durgunlaşmaya başlasa da kelebekler her an harekete geçecek gibiydi, yavaş ama heyecan dolu. Her şeye rağmen uyku tulumundan çıkmadım ve güneş ışıklarının bana ulaşmasını engellemek için tamamı ile kafama kadar örttüm. Karanlık olduğunu düşündüğüm aydınlıkta biraz daha, azıcık daha uykuma, enerjime kavuştum. '' April hadi hazırlan!'' diye bir bağırma sesi duydum. Büyük notalara çıkan ve sesi gür artı kalın notalı ses ... Kran Oppa ... '' Şarkı söyleyerek uyandırmak daha hoş oluyor Oppa! '' dedim ona laf yetiştirerek. Sırt üstü yatarak biraz daha kendimle uğraşmaya başladım. Sağa da dönsem, sola da dönsem Kran Oppa'nın sesi ve engellenemeyen güneş ışıkları yüzüme çarpıyor, beni deli ediyordu. '' Hazırlan artık! '' dedi çadıra baskın yapan KranKran. '' Oppa bensiz git! '' '' Kalkmazsan Bae'ye yaptığım gibi buz gibi su boşaltırım kafandan aşağı. Ne oldu size? Dünkü şarkıdan sonra? Ayarlarınız mı gevşedi? '' '' Dalga geçme. Kalktım hadi git. Öğlen olunca çadırdan çıkarım! '' '' Kalk dedim April! '' dedi ve uyku tulumumu çekiştirmeye başladı. Pes edermiş gibi ellerimi havaya kaldırdım ve pijamalı bir şekilde dışarı emekleyerek çıktım. Bae de aynı durumda dün akşam oturulan kütüklerin üstünde yatıyordu. '' Günaydın! '' dedim yere devrilirken. Sadece el salladı ve uyumaya devam etti. Belli ki o da geç yatmıştı. Acaba neden? Beni mi düşündü? Ya da sevgilisi mi var? Ya o şarkıdaki hareketleri? Yalansa? Ya da doğru? '' Tembel kaplumbağalar! Uyanın demedim mi ben size? '' dedi Kran Oppa. '' Sabahın köründe hangi alışveriş merkezi açık olur Hyung? '' dedi yattığı kütükten doğrulan Bae. '' İlk önce az kahvaltı yapacağız, sonra da yürüyeceğiz! '' '' Araba diye bir şey var! Neden yürüyoruz ki? '' dedim suratımı kaldırarak '' Kamp yapmanın o zaman hiç anlamı kalmaz ki! '' dedi sırıtarak. '' HYO. Hyung liste yapmadı ki daha! '' dedi Bae. '' April'a güvenmemi söyledi! '' '' Nasıl bu kadar enerji dolusun? '' dedim ayağa kalkıp su içmeye giderken. '' Sizin şarkıdan sonra direk uyudum da ondan! '' dedi sırıtarak. Şarkı kelimesini duyar duymaz kızardım ve arkamı döndüm. İçmek için kullanacağım suyu suratıma boşalttım ve gözlerimi ovuşturup gerildim. Hızlı adımlarla çadıra varıp derin bir nefes aldım. Vermek istemesem de zorunlulukla verdim ve bavulumu kurcalamaya başladım. Dar bir kot pantolon ve üzerine de krem rengi bir kazak giydim ve yanıma sonradan aldığım çizmelerimi giydim. Hevessiz ve umutsuz adımlarla çadırdan çıktım ve kütüklerin tekinin üstüne oturup beklemeye başladım. '' Bae hadi podyuma çıkmayacağız! '' diye azarlamaya başladı Kran Oppa. Bir yandan esniyor, bir yandan da gözlerimi açık tutmaya çalışıyordum. Kran Oppa çok sıradan ve hoş giyinmişti. Siyah deri ceket, mavi çizgili bir kazak ve siyak kot pantolon. Sırtında da renklere uyum sağlayan sırt çantası. Giyinişi gerçekten güzel ve büyüleyiciydi. Bae çadırından gerilerek çıktı. Mavinin açık tonu bir gömlek giymiş ve kollarını biraz katlamıştı, içinde ise büyük bir ihtimalle yarım kollu siyah bir t-shirt vardı, siyah pantolonu ile o da uyum içindeydi. '' April ...O kot pantolonu çıkart ve açık kahverengi bir şort giy! '' dedi Kran Oppa. Bakışlarımı Bae'nin üzerinden çekerek Kran Oppa'ya baktım. '' Neden şort giyiyormuş? Hava soğuk! '' diye lafa karıştı Bae. İkisini de dinlemeyerek çadıra girdim ve çizmeleri çıkartıp kot pantolondan kurtuldum. Bavullarımı kurcalayarak açık tonlarda kahverengi bir şort bulup giyindim. Gerçekten de bu Oppa giyinmeyi biliyordu ama sabah sabah neden moda gösterisi yapıyordu ki? Çadırdan istemsizce çıkıp ormanın içine doğru yürümeye başladık. 3 saat boyunca ormanda kesintisiz yürüyecek ve en son olarak insanların bulunduğu, teknolojinin daha fazla olduğu alışveriş merkezine varacaktık. Şarjının yarı felç geçirmiş olan telefonumu şortun cebinden çıkartarak oyun oynamaya başladım. Bir duvarı boyadı diye gariban çocuğumu trenlerin üstünde atlatıyor, uçuruyor, abuk subuk yerlerde kaykay kaydırıyor, işsizlik yapmaya devam ediyordum. Amerika’dan beri bu oyuna bağımlı olmuş ve ne zaman sıkılsam, üzülsem ya da gerçekten hiçbir yapacak bir şeyim olmasa bu oyuna sarıyor, şarjımı bitiriyordum. '' Ne oynuyorsun? '' dedi tanıdık olan ama başımı kaldırana kadar tanıyamayacağım şahıs. '' Oyun!'' dedim hiç dikkat dağıtmayarak. Pes edermiş gibi benimle konuşmayı kesen kişiye bakamadan trenin tekine kafa atmıştım. Kendime fısıldayarak küfrettim. '' Çok mu sıkıldın? '' dedi aShin ve enerji ile yerinde zıplayan Kran Oppa. '' Bensiz gitsen ölür müydün Oppa ? '' '' Evet. Dün onaylamasaydın o zaman. '' '' Kendime küfür savurma diye bir şık var mı? '' '' Yok! Hadi elimi tut. Azcık koşalım! '' '' Ben al-- Oppa! '' diye bir çığlık attım ve birden bileğimi yakalayan ve topuklular ile beni koşturan Oppa'ma sövmeye başladım. İzin vermeden beni koşturuyordu ve uykum gerçekten ortadan kaybolmuştu. Yaklaşık beni on dakika koşturduktan sonra sırıtarak ve derin nefesler alarak beni bıraktı. '' Kim ... Sana ... Beni ... Koştur ... Dedi? '' dedim nefesimi düzenlemeye çalışarak. '' Kimse! '' '' O zaman neden yaptın?'' diye bağırdım ve arkamızdan suratı asık bir şekilde yürüyen Bae'ye baktım. Suratı asıktı. Ve gözleri yaşlı ... Yoksa o a-ağladı mı? '' Bae ... '' diye fısıldadım kendimin bile duyamayacağı bir ses ile. Kran Oppa tüm gücü ile tekrar yola koyulmuş, ben ise hala yerde oturuyordum. Bae tam yanımdan geçerken birden ayağa fırladım ve onun önüne geçip durdurdum. Gerçekten ağlamıştı ve mutsuzdu. Yüzünü benden saklamaya çalışıyordu. Kafasını ellerimin arasına alarak gözlerine baktım. Az önceki şey, istemsiz koşuş onu üzmüştü. Parmaklarım ile yavaşça gözyaşlarını sildim ve ona sıkıca sarıldım. Bu harekete benim kadar şaşırmış da olsa kollarını belime doladı ve beni kendine çekti. '' Bir daha ağlama! '' dedim ona emir vererek. '' Bir daha bırakma! '' dedi. Devamı biliyor ve hissediyordum. Onu ... Bae'mi ... Aşkımı ... Ondan ayrılıp arkasına geçtim ve sanki bir kaya itiyormuş gibi onu da itmeye başladım. İkimizde bu harekete kahkaha atarak ilerlemeye başladık. Kran Oppa bizden bayağı uzaktaydı ve bu da demekti ki Bae ile baş başaydım. Acaba itiraf mı etsem? Ama hayır! Bir kız itiraf etmez ... İlk adımı erkek atmalı. Kural budur ... Yaklaşık bir saatlik bir yolumuz kaldığında iki erkeğin de enerjisi yerindeydi ben ise yerde sürünüyordum. En son pes ederek kendimi tamamen yere bıraktım. '' Kalk hadi az kaldı! '' diye ısrar etti Kran Oppa. Adamım ... Oppa ...Senin yüzünden uyuyamadım, açım ve yorgunluktan ölüyorum. '' April sırtıma bin! Seni ben taşıyacağım! '' dedi ve tam yanıma gelerek diz çöktü Bae. Biraz tereddütte etsem sırtına çıktım ve ona sıkıca sarıldım. '' Yorulacak ve terleyeceksin! '' dedim '' Sorun değil. Bu bana zevk verecek! '' '' Aptal! Gidelim hadi atçık!'' '' At mı oldum şimdi? '' '' Karizmatik bir at! '' '' Keçi! '' '' Kim? Neden? '' '' İnatçılıkta üstüne yok! '' '' Ben sana iltifat ediyorum sen ise ... Domuz burun! '' '' Domuz ... Ne? Maymun surat! '' '' Zürafa. Sırık varlık! '' '' Çizgisiz zebra! '' '' Ona at denir beyinsiz! Su aygırı! '' '' Sensin o su aygırı. Nerem su aygırı benim. Karın kaslarımı gördün mü hiç? Çekirge! '' '' Ney ge? Sen nesin hamam böceği! '' '' Kafasız otuz yıl yaşayabiliyorlar onlar bir kere! '' '' Kafasına terlik ile vurduğun da pestilleri çıkıyor ama! '' '' Çok bilmiş! '' '' Uyuz! '' '' Sana bir şey diyeceğim! '' '' Hıı? Ne? '' '' Biliyor musun? '' '' Ne? '' '' Tam bir keçisin bebeğim! Deli gibi inatçılık yapıyorsun! '' Bae 'nin bu dediği üzerine omzunu yumruklamaya başladım. Uyuz şey. Bana ne diyor? Asıl keçi o. Ve bana ... Bebeğim ... Demişti ... Omzunu yumruklamayı keserek ona sıkıca tutundum. '' Pes edince de bir prensesten bile tatlı oluyorsun! '' dedi ve koşmaya başladı. Bu kez yorulan ben değil o olacaktı fakat aşağıya düşeceğim korkusu ile onun boynuna daha sıkı sarılmama sebep olmuştu. Alışveriş merkezine Bae'nin sırtında varmıştım ve Kran Oppa ile koşu yarışı yapmıştık. Eğlenceli bir üç saatten sonra Kran Oppa bizi direk bir şeyler yemek için bir alana götürdü. '' Hoon Hyung kredi kartını verdi ve April ne isterse al, Bae 'ye hiçbir şey alma dedi!'' dedi masalardan birine otururken. '' Neden ki?'' dedim menüye kafamı gömmüş bir şekilde. '' Çünkü yaklaşık 1 ay önce Minki ve Namkyu ile kredi kartının limitini yarıya indirmişler! '' dedi... Birden düşünmeye başladım ve kahkaha attım. '' Nasıl yaptınız? '' dedim '' Oyun salonlarından tekine sende girersen eğer her şeyi yaparsın! '' dedi somurtarak ve başını masaya koydu. O aç kalacaktı. Zalim Bay Anne ona bir şey aldırmayacaktı ve bu beni üzüyordu. Zalim Bay Anne! '' Oppa ... Fasulye çorbası ve patates cipsi ile sosundan istiyorum ayrıca büyük boy kola! '' dedim ve telefonumla oynamaya başladım. Yorgunluktan ne uyku kalmıştı ne de duygu. Bacaklarımı hissedemiyor ve bu çizmeler ayaklarımı acıtıyordu. '' Al bakalım! '' dedi yaklaşık on beş dakika sonra elinde siparişler ile dönen Kran Oppa. Ben yemeğe kafamı gömmüştüm ve Kran Oppa'da bana eşlik ediyordu. Bae hariç. Boş boş bize bakıyordu. Ona acıdığımı hissederek yerimden kalktım ve garsondan bir tane bardan ve kaşık ile çubuk istedim. Biraz yalakalık yapsa da en son istediklerimi elde ettim ve direk Bae'nin yan tarafına oturdum. Yeni getirdiğim kaşığı çorbanın içine koydum ve Bae için istediğim bardağa kola doldurdum. '' Aç ağzını ...Aaa! '' dedim onu bir bebek gibi beslerken. Biraz tereddüt etse de çorbayı kabul ederek yemeğime eşlik etmeye başladı. O bana ben ona kaşık ile yedirmekle meşgul oluyorduk. Her lokmamız da birbirimize bakıyor ve içtenlikle gülümsüyor, eğleniyorduk. Yemekten sonra direk olarak alışverişe başladık. İlk önce peynir, süt ve fazlasıyla et almıştık. Zor ve ısrarlı bir şekilde davranarak, ateşte kızartmak için sosis ve marşmelov aldırmıştım. Sürekli ve hoşuma giderek Bae 'nin koluna giriyor ve onun ne istediğine dikkat ediyordum. '' Omo! Elma. Portakal! Oppa Bunları ve de karpuz istiyorum! Ayrıca istiridye ve balıkta alacağız, Doyoon Oppa'nın yemesi için de ona Kore eti alacağım. Bol bol sebze de almalıyız ve woo şu karpuzun büyüklüğüne bak! '' dedim. Çocuk gibi davranıyor, onlara her istediğimi yaptırıyor ve aldırıyordum. Bu davranışım ne kadar kötü olsa da Bae benimle fazladan ilgileniyor ve bana süreklilikle gülümsüyordu. '' Toplam 275.500 won! '' dedi kasiyer. Şüphe ile Kran Oppa'ya baktım. Tereddüt bile etmeden Hoon Oppa'nın verdiği kredi kartını çıkarttı, şifresini yazdı ve poşetleri ellerine aldılar. Bana sadece yumurtayı ve hafif olan -içinde her çeşit pudingin bulunduğu poşeti vermişlerdi. Tekrar uzun ve yorucu üç saatlik orman yolculuğuna başlamıştık. Alışveriş merkezinden çıktığımızda saat yeni on bir olmuştu ve düşüncelerime göre Haniel Oppa uyanmamak için sızlanıyordu ya da Hyunshik Namkyu çifti Kore'nin geleneksel şarkılarını bağıra bağıra söylüyor Hoon Oppa'dan azar yemekle meşgullerdi. Bu durumu düşününce gülümsedim ve benim önümde yürüyen devasa karizmatik olan yaratığa baktım. Alışveriş sırasından en ufak bir insanın bile bana dokunmasına izin vermemiş, kimseye soru sormama da izin vermemişti. Bütün gün o mimari esere bakabilirdim ve bundan da hiç şikayetçi olmazdım. ...--BAE'NİN AĞZINDAN--... Kamp alanına geldiğimizde üçümüzde yere yığılmış ve başımızda dikilen iki büyük ile uğraşmaya başlamıştık. Alışverişin gidişi, yapması ve gelişi hayatımda hiç bu kadar eğlenceli, güzel ve aşk dolu olmamıştı ... Ona kimsenin dokunmasına, onunla kimsenin konuşmamasına özen göstermiştim. Dünkü şarkı ve sarılmadan sonra bugünkü davranışlar. İç çekerek ve peşime takılan Minki ile konuşmak için yalnız ve sessiz bir alan aramaya başladım. En son tüm yorgunluğum ile bulduğum büyük ağacın altına oturdum ve Minki'u tam karşıma aldım. '' Nasıldı bugün? '' '' İnanılmaz! '' '' Ya duyguların! '' '' O konuda yol boyunca düşündüm! '' '' Ne düşündün? '' Tüm gücümü toparlayıp nefes alıp verdim. '' Yarın -- '' '' Yarın ne? '' '' Yarın gideceğim ona söyleyeceğim! '' '' Neyi? Açık konuşsana adamım! '' '' Ne kadar da anlama özürlüsü varlıksın. Ona ... Onu sevdiğimi söyleyeceğim! ''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD