3. BÖLÜM

1001 Words
Ne zaman geldiği hakkında bilgi verildi mi?" diyen tanıdık sesle kendime gelmiştim. Elleri yaralarımın çevresinde dolanırken rüyada olduğumun farkındaydım. "Dün akşam saatlerinde getirilmiş, biri iki günlük, diğeri yeni açılmış iki kurşun yarası varmış. Nöbetçi doktor müdahalede bulunmuş, fakat yüksek ihtimalle uzun süreli kan kaybı ve açlık çektiği için uyanmakta zorluk çekiyor." Dedi yabancı bir ses, rüyalarımda genellikle böyle mantıklı cümleler kurulmuyordu. Ama uzun zamandır yaşadıklarımdan dolayı rüyalarımın bile kendine çeki düzen verdiğini düşünüyordum. Açılan kapı sesiyle birlikte birden çok ayak sesi duyuyordum. "Durumu nasıl?" diyen sesi ne zamandan beridir tanıyordum ki, rüyalarıma girebiliyordu, diye düşünmekten alıkoyamadın kendimi. Aman, diye düşündüm. Bilinçaltım rengarenk! "Yaraları iyi durumda. Uzun zamandır çektiği açlık ve yorgunluk nedeniyle uyanmadığını düşünüyoruz komutanım." dedi yetimhanede beraber büyüdüğüm, en yakın arkadaşım, kardeş yerine koyduğum Ece. Evet, gerçek hayatta o bir doktordu ama rüyamda da onu bu şekilde görmek ona duyduğum özlemin fazlalığını gösteriyordu. Bilinçaltımın oynadığı bir oyunda olsa özlediğim yüzünü görebilmek için gözlerimi aralamaya çalıştım. Kirpiklerim birbirine yapışmış gibiydi. Bir kaç kere kırptım gözlerimi görmek istediğim kişiyi karşımda önlüğüyle bulunca gülümsedim. "Anka?" dedi dolan gözleriyle. Kuruyan boğazımı ıslatmak için bir kaç kez yutkundum, "Rüyamda bile ağlıyorsun Ece!" dedim kısık çıkan sesimle, güldü ve elime uzandı. Hissediyordum, elini hissediyordum! Kaşlarım çatılırken bakışlarım önce elimi tutan eline kaydı. "Siktir!" diye fısıldadım, burada olmamalıydı! Bunu yapmış olamazdı. "Siktir!" dedim bakışlarım tekrar yüzünü buldu. "senin burada ne işin var!" dedim sert, kızgın sesimle. Benim peşimden buraya gelecek kadar delirmiş olamazdı. Burası tehlikeliydi, o Adana'da sıradan bir doktorken askeriyeye gelmeyi tercih etmiş olamazdı. "Bunu sonra konuşuruz. Nasıl hissediyorsun?" diye sordu doktor kimliğine bürünerek. Onun bu halini umursamadan konuştum. "Ece, senin şu an burada olmaman gerekiyordu!" dedim yerimden doğrulurken. Yaralarımı umursamadan kalkmamdan dolayı kaşlarını çattı. Oturur pozisyona gelip bir cevap vermesini beklerken arkasında gördüğüm adamla şaşırmıştım. "Komutanım..." dedim ve bacaklarımı yataktan sarkıtıp ayağı kalkmaya çalıştım. Komutanın karşısında arkadaşımla tartıştığıma inanamıyordum, geldiklerini duymama rağmen rüya gördüğümü sanıp unutmuştum. "Kalkma Aden." Dedi sert sesiyle, komutanım olmasından dolayı hiç kullanmadığım, kullanılmasını istemediğim ikinci adımla seslenmesine bir şey söyleyemiyordum. "Nasıl hissediyorsun?" diye sordu güzel ses tonuyla. Güzel mi? Ne saçmalıyorsun kızım sen! Komutanın o senin. Diyen iç sesimin haklılığıyla derin bir nefes aldım ve komutanımın sorusunu düşündüm, yaralarımda bir sorun yoktu. Ama midemde kocaman bir kara delik oluşuyordu. Açıkmıştım, deli gibi açtım ama kısaca iyiydim. Kendi toprağımda, kendi askerlerimleydim. Nasıl kötü hissedebilirdim ki? "İyiyim komutanım." dedim güçlü sesimle, iyi olduğumu sesimle de hissettirmeliydim ki inanmalıydı. Başıyla onayladı beni, ardından bakışları üzerimde dolandı. Eskiden siyah olan, şimdi ise toz ve topraktan kahverengine dönmüş eşofman ve onun renginde boğazlı bir kazak giyiyordum. Ayağımda ise siyah bir spor ayakkabı vardı. Üzerimdekileri düşününce gözlerimdeki lensleri çıkarmadığımı fark ettim. Göz rengim fazlasıyla dikkat çektiğinden dağda, onların arasında lens kullanmak mecburiyetindeydim. Onları ilk taktığımda yaşadığım şaşkınlığı anlatamazdım ama sağ olsun komutanlarım bonkör davranmışlardı. Dağda, teröristlerle yan yanayken hiç çıkarmamıştım, yalnızca görmeyeceklerine emin olduğum bir kaç saatlik sürelerde benden ayrılmışlardı. "Bir saat sonra time ait odada ol asker." dedi komutan ve cevap vermemi beklemeden odadan çıktı. Karşımdaki timin geri kalanı bana selam verip geçmiş olsun dileklerini iletirlerken yüzüme bakamadıklarının fark etmiştim. Oysa ki gayet normal davranmışlardı bana, ben karşımda bir terörist gördüğümde onlar kadar sakin kalamazdım. Hepsi odadan çıkıp giderken Ece sıkıca sarılmıştı bana "Allah'ım çok şükür! Sonunda kavuştuk sağ salim." derken ağlamsya başlamıştı. Gülümsedim ve kollarımı ince beline doladım. "Ağlama Ece, iyiyim işte. Ayrıca burada olmanın hesabını vereceksin. Unuttuğumu sanma." dedim, başıyla onayladı ve kafasını omzuma yasladıktan bir kaç saniye sonra hızla geri çekilmişti. "Kızım bu ne koku be! İğrençsin! Yürü hadi, gidelim de duş almana yardım edeyim. Beste, su geçirmeyen bezlerden versene bana." dedi arkasındaki hemşireye. "Kusura bakmayın Ece hanım, siz burada jakuzinizde şarabınızı yudumlarken, ben soysuzun birinin peşinde olduğumdan duş almayı unutmuşum." dedim göz devirerek. "Bir kere benim jakuzim yok kardeşim." dedi ve hemşirenin uzattığı bezleri alıp kolumdan tuttu. "Odan çok uzak değil ama yürüyemezsen tekerlekli sandalyeler getireyim?" Diye soran Ece'ye ters ters baktım. "İyi tamam be, yürü hadi." Diyerek yürümeye başladık. Revirden çıkarak koridordan sola döndük, karşımızda ki merdivenlerden aşağı inip uzun koridorun sonundaki odaya ilerledik. Üsteğmen Anka Aden Korkmaz Yazısını görünce gülümsedim. Ece kapıyı açıp odaya girmemi sağladı. "Sabah Albay geldiğini haber vermişti, o yüzden üniformanı falanda getirmiştim. Bak şu kapıyı aç orası küçük bir banyo, sen gir üzerini çıkart. Bende üniformanı hazırlayıp geliyorum." diyen arkadaşımı onayladım ve gösterdiği kapıyı açıp girdim. Yavaşça üstümü çıkartırken, Ece gelmiş ve bandajlara elindeki bezleri sarıp duş almama yardım etti. Saçlarımı ikinci, üçüncü yıkaması derken uzun süre temizlenmeyen saçlarım sonunda temizlenmişti. Ece temiz koktuğumdan emin olunca küçük banyodan çıkmıştık. Bezleri çıkarıp sargıları kontrol ettikten sonra üniformamı giymeme yardım etti Ece. Gözlerim dolu dolu aynada kendime baktım. "Özlemişim be!" diye fısıldadım. Ece sırtımı sıvalayınca ona dönüp gülümsedim. "Hoşgeldin kardeşim." Dedi elimi tutarak. "Hoşbulduk kardeşim." dedim. Hoşbulduk ülkem.. Çok hoş bulduk. "Lenslerim! Onları unutmuşum, çıkarmama yardım eder misin? " diye sordum Ece'ye. Ben kolumu çok oynatamadığım için iş Ece'ye kalmıştı. Sağlam kolumla bir gözümdekini hızla çıkarıp arkadaşıma döndüm. Derin bir nefes alıp yavaşça parmağını gözüne yaklaştırırdı. Bir anda hissettiğim acıyla bağırdım. "Ah! Gözümü çıkardın lan!" "Özür dilerim, sabit dur tekrar deneyelim." dedi, söylediği şeyi yapmaya çalışırken bu kez sesi yükselen Ece'ydi. "Kardeşim aşağı bak, sürekli oraya buraya bakıyorsun çıkaramıyorum!" "Geç kalacağım Ece! Çıkar şu boktan şeyi gözümden." diye tısladım. "Ha, sonunda!" dedi parmağını gözümden çekerken. "Yarrabi şükür." diyerek yanağına öpücük kondurdum ve üniformamı düzeltip odadan çıktım. "Akşam görüşürüz." diyen Ece'yi umursamadan kapıyı kapatıp, karşımda selam duran askerin yanına ilerledim. "Rahat asker!" dedim ve konuştum. "Karan Komutan ve timine ait oda nerede?" "Koridorun sonunda, sağdaki oda komutanım. İsterseniz eşlik edeyim." diyen askere baktım. "Gerek yok asker, işinin başına dönebilirsin." "Emredersiniz komutanım!" dedi. Ben söylediği odaya doğru ilerlerken o da gitmişti. Sağ taraftaki kapıya yaklaşırken içeriden gelen seslerle gülümsedim. Askere sormasam bile onları bulabileceğim bir ses tonuyla konuşuyorlardı. Gerçi onlar gibi dev adamların seslerinin de böyle yüksek olması şaşırtmamıştı. Beni timime kabul edip etmeyeceklerini bilmiyordum. Onlarla çalışmayı çok istiyordum. Çünkü birbirlerine çok bağlı olduklarını onları gördüğüm ilk anda anlamıştım. Ama maalesef beni istememe gibi bir ihtimalleri de vardı. Yutkundum ve bir kaç saniye duraksayıp seslerini dinledim. Umarım, beni kabul ederlerdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD