İLKYAZ Hastane odasını dolduran solgun güneş ışıkları göz kapaklarımın arasından sızarken yutkundum. Çoktan uyanmıştım ama kıpırdayacak gücü kendimde bulamıyordum. Gözlerim tavana sabitlenmişti; beyazın içinde kaybolmuş, düşüncelerimin ağırlığı altında eziliyordum. Ellerimi karnımın üzerinde birleştirmiştim. Parmaklarımın arasındaki o zayıf temas bile beni yoran bir çabaya dönüşüyordu. İçimde büyüyen canı hissediyor, ama ona yetememe korkusuyla nefes almakta zorlanıyordum. Kapı aralandığında içeri süzülen hemşirenin ayak sesleri yankılandı odada. Refleksle doğrulmak istedim ama daha hareketim tamamlanmadan nazik ama kararlı bir sesle durduruldum. “İlkyaz Hanım, lütfen… Hem kendi sağlığınız hem de bebeğiniz için hareket etmeyin.” Sesindeki yumuşaklık bir anlığına içimi rahatlattı. B

