BORAN İlkyaz’ın bedeni gözlerimin önünde yığılırken zaman bir anlığına dondu. Refleksle eğildim, kollarımı ona doladım; sanki biraz geç kalsam parçalanacakmış gibi. Yüzü avuçlarımın arasındaydı, ateş gibi yanıyordu. Göz pınarlarında biriken yaşlar taşmış, yanaklarına ince çizgiler halinde akıyordu. Dudakları aralanmış, nefesi düzensizdi. “İlkyaz!” Sesim sert çıktı, ama içimdeki şey öfke değildi; kontrolünü kaybetmek üzere olan bir adamın çaresizliğiydi. “Bana bak… Derin nefes al.” Sözlerim havada kaldı. Ne söylediğimin bir önemi yoktu artık. O acıyı ben koymuştum içine. Onu bu hâle ben getirmiştim. Göğsüm daraldı. İlk kez gerçekten korktum. Öyle yüzeysel bir korku değil; kemiğe işleyen, adamı dizlerinin üstüne çöktürecek cinsten bir korku. Ona bir şey olma ihtimali, içimdeki bütün

