Önizleme

429 Words
Kolumdan tutup bedenimi yatak odasına doğru itti. Avuçlarının sertliği tenimde yankılanırken, soğuk ve hissiz bakışları yüzümde gezindi. Acıyla karışık bir refleksle, sıktığı kolumun üzerinde parmaklarımı dolaştırdım; sanki kendi bedenime tutunmaya çalışıyordum. Kaçamayacağımı bilerek. Titrek nefeslerim, odanın içinde yankılanan tek sesti. Göğsüm düzensizce inip kalkıyor, kalbim göğüs kafesime sığmayacakmış gibi çarpıyordu. “Niye getirdin beni buraya?” diye sordum. Sesim bana bile yabancıydı. Bakışlarım istemsizce yatak odasının içinde dolaştı. Sadeydi. Fazla sade. İnsanı boğan, ruhsuz bir sadelik… Duvarlar bile susuyordu sanki. Adımlarının sesleri yaklaştı. Yavaş, kendinden emin, avını ürkütmekten keyif alan bir yürüyüş. Başımı çevirip baktığımda, aramızda neredeyse nefes alacak mesafe yoktu. Keskin parfüm kokusu genzimi yaktı, nefesimi boğazımda düğümledi. Yutkundum. Ağırdı. Çok ağır. Üzerime çöken bir tehdit gibiydi. “Niye mi getirdim?” dedi alayla. Dudaklarının kenarında beliren o hafif gülümseme midemi kaldırdı. “Annemin cezasını ben çekerim dedin. Şimdi sen cezanı çekeceksin.” Bir an durdu. Sanki kelimelerin acısını uzatmak ister gibi. “Annen ise sana yaptıklarımı duydukça acı çekecek.” “Ne yapacaksın?” dedim yeniden. Sesim çatladı. “Öldürecek misin? Vuracak mısın? Ne yapacaksın?” Bir anlık cesaretle ekledim: “Yoksa… İşkence mi?” Sözlerim onu güldürdü. Bu gülüşte zerre sıcaklık yoktu. Kaşlarını hafifçe kaldırdı; o sakinlik… Asıl korkunç olan buydu. “Bana bir çocuk vereceksin, İlkyaz.” İsmimin dudaklarından dökülüşüyle ürperdim. Sanki adımı değil, kaderimi söylüyordu. Kaşlarım çatıldı. Bedenim korkudan titrerken zihnim uyuşmuştu. Düşünemiyor, kaçamıyor, sadece orada duruyordum. “N-Ne çocuğundan bahsediyorsun sen?” diye fısıldadım. Dilim damağıma yapışmıştı, ağzım kupkuruydu. Kemikli parmakları çeneme dolandı. Canımı yakacak kadar sertti. Yüzümü yukarı kaldırdı, gözlerimi zorla kendisine kilitledi. “Bana doğuracağın çocuktan bahsediyorum, İlkyaz.” Sesi alçaktı ama netti. “Annen bana bir çocuk borçluydu. Şimdi o borcu sen ödeyeceksin.” Nefesim boğazımda düğümlendi. Gözlerim yanmaya başladı, yaşlar kendini zor tutuyordu. Karşısında çaresizce titrerken, küçüldüğümü hissettim. İnsanlığım daralıyordu sanki. Ona karşı koyamıyordum. Çünkü kim olduğunu bile bilmiyordum. Ama etrafındaki her şey onun ne olduğunu haykırıyordu. Pahalı eşyalar, lüks ev, dışarıda bekleyen adamlar… Üzerindeki marka kıyafetler, belindeki silah, ucuz olmayan o parfüm. Güç. Para. Şöhret. Ve tehlike. Dudaklarımı araladım. Boğazımdaki düğüm çözülür gibi oldu ama tek bir kelime bile çıkmadı. Konuşmak bile lükstü sanki. “Soyun ve yatağa geç.” Başımı çevirdim. Yatağa baktım. Yutkundum. Gözlerim boş boş yatağın üzerinde dolaştı. Beynim bağırıyordu ama bedenim susuyordu. Annem için… Bunu yapmak zorundaydım. Ağır adımlarla yatağa doğru ilerledim. Titreyen parmaklarımla üzerimdeki kıyafetleri tek tek çıkardım. Her parça yere düştükçe, sanki kendimden bir şey eksiliyordu. Bedenim savunmasız bir şekilde ortaya çıktığında, soğuk hava tenime çarptı. Yatağın üzerine çıktım. Uzandım. Çarşafın dokusu bile yabancıydı. Tavana baktım. Nefesimi tuttum. Ve onun gelmesini bekledim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD