Bölüm şarkısı - Sezen Aksu " Dua..."
"Babamın gittiği gün bu mahallede ezanlar sadece onun için değil, benim çocukluğum için de okundu. Gömülen sadece o değildi, benim saflığım, kilolu yanaklarımdaki o utangaç gülümseme ve bir adamın yalanlarına inanan kalbimdi. Şimdi geri geldim. Ama bu sefer yas tutmaya değil, yarım kalan hesabı kapatmaya..."
Duru'dan devam.
Gözlerimi kapatıp bir daha açtım. Sanki tüm duygularım yok olmuşcasına hissiz bakışlarımla odama bakıyordum, benim odama, üç yıl önce ki odama. Hayat ne garip bundan üç yıl önce bu oda benim tüm dünyamdı şimdiyse hiçbir şeyim. Burayı kendime ait hissetmemem normal mi? Çünkü gerçekten ben kendimi buraya ait hissetmiyorum artık.
Ben yıllar önce tüm her şeyimi ruhumu dahi alıp gitmiştim buradan. Anılar ne ki? Ruhsuz gülüş peyda oldu dudaklarımda. Ardından yavaşça ilerleyip tahta camı yukarı doğru kaldırıp açtım yavaş hareketlerle. Burası çok eski yapılarla dolu. O kadar eski ki tarihi ev diye geçiyor fakat gel gör ki evler ilk günkü gibi oldukça sağlam. Belki burası müze bile olabilirdi ama mahelle halkı kesinlikle istemedi zamanında. Zaten buradakı herkes mutlaka akraba çıkıyor.
Yağmurlu havanın kokusunu içime çekip gözlerimi kapattım. Yaz yağmurunun dinlendirici sesi ve güzel toprak kokusuyla beni kendine bir kez daha aşık ederken elimi uzatıp yağmurun elimi ıslatmasını seyrettim. Avuçumun içine düşen damlalar küçük avuçum da su birikintisi bırakırken elimi burnuma birikmiş yağmur kokusunu içime çektim.
Yıllar önce bu yağmurdan da nefret
ederdim, kokusundan da şimdiyse kendisine aşık bir kadınım. Bu üç yıl benden çoğu şeyi alırken çoğu şeyide katmıştı hayatıma.
Derin bir nefes alıp meydana doğru baktığım da meydandaki büyük saat kulesine baktım, ardından yıllar önce ki yıkılış yerime. Aklıma dolan anılarla burukça gülümsedim.
3 Yıl önce. Yazardan devam.
Genç kız odasında oturmuş test çözerken öndeki jelibondan bir avuç alıp küçük ağzına sıkıştırdı. Gözünden kayan gözlüğü düzeltip bu sefer de elini koca cips paketine daldırıp attı ağzına üç beş cips. Seviyordu genç kız ders çalışırken birşeyler yemeği. Genç kız tamamiyle seviyordu yemek yemeği.
Telefonuna düşen bildirim sesiyle yağlı elleri ile saçlarını kulağın arkasına atıp telefona baktı. Gördüğü bildirimle hızla tıklayıp resme baktı.
" Yiğit resim paylaşmış." Genç kız heyecanla resmi büyütüp resmin her bir yerini yağlı ağzıyla öptü. Ardından derin nefes alıp Menekşe'ye en yakın arkadaşına mesaj attı.
Kime: Menekşem
" Gördün mü Menekşe Yiğit fotoğraf paylaşmış? "
Genç kız heyecan içinde önünde ki buzlu koladan koca bir yudum içip diliyle dudaklarını temizledi. Elinde ki telefon titrediği an hızla açıp mesaja girdi.
Kimden: Menekşem
" Evet gördüm ama bence artık söylemelisin ona, onu sevdiğini hem sana zaten hep menekşe güzelim diyor bence seni seviyor."
Genç kız okuduğu satırlarla kocaman gülümseyip ayağa kalktı. Cevap yazma gereği duymadan aynanın önüne geçip kendine baktı. Dağınık yağlı sarı saçları, kızarmış ve şişmiş mavi gri gözleri, al al olmuş tonbul yanaklarıyla oldukça hoş duruyordu genç kız için. Genç kız aceleyle telefonunu eline alıp odasından çıktı.
Haklıydı Menekşe gidip söylemeliydi her şeyi sevdiği adama hem Yiğit de seviyordu ki Duru'yu eğer öyle olmasa ne diye Duru'ya menekşe güzeli desin ki? Evet belki Duru menekşe çiçeği gibi kokuya olabilir, belki menekşe çiçeğini seviyor da olabilir ama kimse ona babasından başka menekşe güzeli demiyordu. Genç kız heyecan içinde saat kulesinin orada beklerken Yiğit abisini görmesiyle heyecan içinde bağırdı.
" Yiğit." genç adam kendisine seslenen güzel ama şişko ve bakımsız kıza bakıp göz devirdi.
" Hayırdır menekşe güzeli Yiğit abiye ne oldu?" genç kız hızlı koştuğu için nefes nefese kalırken kızarmış pembe tombul yanaklarıyla karşısında ki sevdiğine baktı. Kendini bildi bileli seviyordu genç kız bu karşısında ki esmer adamı. Heyecandan titreyen ellerini arkasında birleştirip yumruk yaptı.
" Ş- şeyy ben yani şey..."
" Ne diyeceksin de menekşe güzeli işim
var." Yiğit'in bıkkın sesiyle genç kız telaşa kapılıp bir çırpı da söyledi yıllardır içinde tuttuğu duyguyu.
" Ben sana aşığım." Yiğit duyduğu cümleyle alay ederek gülüp alt dudağını ısırdı. Biliyordu genç kızın kendisini sevdiğini ve bu güne kadar bunu kullanmaktan hiç de çekinmemişti ki öyle ki üzerine iddia bile oynamıştı.
Genç kız heyecan için de Yiğit'in vereceği cevabı beklerken Yiğit kemikli elini kaldırıp genç kızın sapsarı saçlarını okşayıp iki yanağını da çocuk sever gibi sıktı. Genç kızın yüreği bu temasla bile hareketlenirken Yiğit dudaklarını ıslatıp mırıldandı.
" Ama ben seni sevmiyorum, hem sen benim kardeşim sayılırsın." genç kız duyduğu cümleyle hayal kırıklığı içinde sevdiği adama baktı.
" Ama." dedi titreyen sesiyle. " Belki bir gün seversin sende beni." Yiğit karşısında ki bakımsız kızı baştan aşağı süzdü. Aslında güzel kızdı Duru sadece oldukça bakımsız ve kilolu bir kızdı. Yiğit sıkıntıyla nefes verip kara gözlerini genç kızın mavi gri karışımı olan gözlerine dikti.
" İncir ağacı çiçek açtığı vakit seni seveceğim menekşe güzeli." Genç kız heyecanla gözlerini büyütüp etrafına baktı. Şuan ilk bahar ayındaydılar etrafı çiçeklerle doluydu o zaman sevmesi de yakındı.
" Gerçekten mi?" genç adam karşısında ki saf kıza bakıp başını salladı.
" Gerçekten."
" Peki ne zaman çiçek açıyor bu incir
ağacı?"
" Araştır ve gör menekşe güzeli. Şimdi gitmem gerek sonra görüşürüz."
Genç kız heyecanla telefonunu eline alıp internetten açıp baktı ne zaman çiçek açacağını, ama gördüğü cevapla güzel gözleri dolarken usulca bir damla süzüldü gözünden tombul al yanaklarından kayıp düştü telefonuna.
İncir ağacı asla çiçek açmazdı ki...
" Ama." dedi gözleri dolu dolu genç adamın gidişini izlerken. " Ben o çiçeği açtıracağım." dedi kendi kendine emin çıkan sesiyle.
Flashback son... Duru'dan devam.
Gözlerimden akan yaşları silip akan burnumu çektim. Ne kadar da güzel umut verip sonra bir anda beni yerle bir etmişti. O günü hatırlıyorum da darma duman olmuştum ben o gün. Zaten o zaman başlamamışmıydı tüm hikayem.
Buğulu gözlerim evin önünde durduğunda o lanet gün tekrar belirdi gözlerimin önünde.
3 Yıl önce. Yazardan devam.
Genç kız odasında oturmuş son ses kulaklıkta şarkı dinlerken yarım saat önce olanlar aklına geldi. Nede çok sevinerek heyecan içinde gitmişti Yiğit'in yanına. Buğulu gözleri sokağın başında ki peş peşe gelen ambulans, polis, asker aracı ve en önde duran makam aracına takıldığında gözleri telaşla büyüdü. Hızla kulağında ki kulaklığı çıkartıp yatağın üstüne atarak ayağa kalktı. Makam aracından inen rütbeli asker Duru'yla göz göze geldiği an acıyla kıstı gözlerini. Duru başını olumsuz anlamda sallarken tüm mahelle toplanmıştı bile evin önüne. Evin zili çaldığı an Duru telaşla odasından çıkıp kapıyı açmaya giden annesinin önüne geçip kapıyla annesinin arasında kalacak bir şekilde durup bağırmaya başladı.
" Anne açma. Anne yalvarırım açma anne." Yıldız hanım kızının bu haline gözyaşları içinde baktı. Onunda yüreği kaldıramıyordu böyle bir şeyi. Kim ister ki kocasının şehit haberini almak? Kaç kişi ister ki iki çocukla bir başına dul kalmak? Yıldız hanım kızının kollarından tuttuğu an Duru kendini yere atıp var gücüyle bağırdı.
" Anne olmaz, açma anne yalvarırım açma babam bırakmaz bizi, bırakmaz beni anne yapma anne bırak anne!" Tüm mahelle Duru'nun çaresiz feryatlarını, çığlıklarını dinlerken herkes gözyaşları içinde öylece eve bakıyordu. Gitmişti mahellenin reisi bırakmıştı herkesi. Koca bir enkaz yaratmıştı arkasında.
" Yapma Duru yapma annem, yapma kuzum. Çekil açayım kapıyı." Yıldız hanım zor da olsa kapıyı açtığında gördüğü görüntüyle yüreği sıkıştı. Herkes kocası için bir hafta önce göreve uğradığı kocası için toplanmıştı. Gözleri karşısındaki rütbeli adamı bulduğu an adam ifadesiz bakışlarını yıldız hanıma dikip sert ve gür sesle konuştu.
" Başımız sağ olsun. Albay Ahmet Atahan'ı bir çatışma esnasında şehit verdik." dediğinde Yıldız hanım elini göğsüne bastırıp ağrıyan kalbine biraz daha baskı yaptı ağrısını almak için ama nafileydi gitmişti hayat arkadaşı, sevdiği adam, biricik kocası. Oysa ki daha bir hafta önce güler yüzle veda etmişti kocasına, hayat çok garipti çok...
" Vatan." dedi kısık sesiyle Yıldız hanım. " Vatan sağ olsun." dediğinde Duru yerde oturmuş bağıra bağıra ağlarken annesinin cümlesiyle hızla gözyaşlarını silip ayağa kalktı.
" Vatan mı sağ olsun?" sinirli bir gülüş çıktı genç kızın dudaklarının arasından. Askerler ve polisler genç kızın bu haline üzülerek bakarken Duru başını olumsuz anlamda salladı.
" Vatan falan sağ olmasın." Yıldız hanım yaşlı gözlerle yıkılmış kızına bakarken Duru acısını çıkarmak için daha çok bağırdı. " Ne için? Kim için vatan sağ olsun ya? Cevap versinize şuraya bakın her fırsatta olayı video çeken şerefsizler için mi vatan sağ olsun? Hayır efendim eğer bunlar içinse olmasın." Duru akan burnunu çekip kalabalığa doğru baktı. " Ne o bugün ki dedikodunuz biz mi olacağız?" dedi Duru başını olumsuz anlamda sallayıp karşısındaki rütbeli adama baktı.
" Dönün bir de çevrenize bakın, onlarca, yüzlerce asker kim için, kimler için ölüyor bakın. Hani vatan sağ olsun diyorsunuz ya kaç şerefli insan var ki bu vatanda, vatan sağ olsun diyorsunuz? Kaç kişi ŞEHİT haberlerini sonuna kadar izleyip sonra gidip dua ediyor onlar için, kaç kişi ŞEHİT kelimesinin anlamını biliyor komutanım?" Duru derin ve titrek bir nefes verip tonbul yanaklarındaki yaşları elinin tersiyle sildi. " Ben size söyleyeyim hiç kimse bilmiyor, hiç kimse de onlar için dua etmiyor. Sadece biz, sadece bu arkada gördüğünüz askerlerin, polislerin annesi babası anlar bizi belki, siz bile anlayamazsınız. Eğer birileri için vatan sağ olacaksa bence bu arkanda gördüğün askerlerin polislerin için olmalı." Genç kız son kez herkese bakıp sinirle odasına çıktı. Gözyaşları usulca akarken hıçkırıklarını yastığıyla yok etmeye çalıştı. Kimse anlamamıştı ki genç kızın yüreğinde ki acıyı, kime görmemişti genç kızın yüreğinde ki yangını...
Flashback son... Günümüz. Duru'dan devam.
Gözyaşlarım yağmurla beraber akmaya eşlik ederken sinirle sildim göz yaşlarımı. Yılların acısı bu şekilde mi çıkacaktı şimdi benden? Başımı olumsuz anlamda salladım. Bakışlarım karşı evi bulduğunda gördüğüm bedenle şok içinde kaldım. Ne işi vardı bu adamın bu saate burada? Üstelik beni mi izliyordu o? Ne zamandır? Sinirle kaşlarım daha çok çatılırken hızla camı indirip perdeyi çekmeden önce sigarasını içen Yaman'a baktım. Perdeyi çekip yavaş adımlarla yatağıma girip üzerimi örttüm. Sanırım şuan kendimi yıllar önce ki gibi güvende hissediyorum. Buruk bir tebessüm edip ağrıyan gözlerimi kapattım.
Sabah.
" Kızz saat kaç oldu kalksana artık." derinden gelen seslerle yüzümü buruşturup sağ tarafıma döndüm. " Kızzzz ben kime diyorum Duru Allah cezanı vermesin senin." Annemin bağırma sesiyle pikeyi üzerimden atıp sinirle ofladım bu kadın neden adam akıllı kaldırmıyor ki insanı? Sinirle ayağa kalktığım da ince askısı kaymış geceliğimi düzeltip yukarı doğru kıvrılmış şortumu da normal haline getirdim. Karışmış sarı saçlarımı da ellerimle düzeltip odamın yan tarafındaki banyoya girdim. İşlerimi halledip yüzüme sürdüğüm maskeyle merdivenlerden inerken aşağıdan gelen seslerle yüzümü buruşturdum. Yavaşça oturma odasına girdiğimde gördüğüm kişilerle gözlerimi yumdum.
" Duru ne oldu lan sana?" Abimin şok içinde çıkan sesiyle gözlerimi aralayıp abime baktım. Gülmemek için dudaklarını birbirine bastırmış bir şekilde duruyordu. Onun bu haline göz devirip konuştum.
" Hoşgeldiniz."
" Hoşbulduk güzel kızım." Zühal hanımın konuşmasıyla hafif tebessüm ettim.
" Ayy ünlü olmak böyle bir şey galiba." Elif'in şaşkınlık ve hayranlıkla söylediği cümleye güldüm.
" Ya ya kesin böyledir. Git bir de odasına bak." Abimin kinayeli cümlesiyle göz devirip saçımı omzumun üzerinden geriye doğru attım.
" Boş yapma ya. Ayrıca Elifcim ünlü olmak zannettiğin kadar güzel değil." Elif dudaklarını büzdüğün de Mehmet bey girdi araya.
" Bak gördün mü kızım hiç iyi bir şey değilmiş." Elif omuz silkip mırıldandı.
" Ayy banane ya ben çizimimi ve tasarımımı yapar kenara çekilirim." Elif'in cümlesiyle abimin göğsüne doğru yaslanıp mırıldandım.
" Modacı mı olmak istiyorsun?" Elif heyecanla başını salladığın da onun bu çocuk hallerine güldüm.
" Evet aslında bir kaç tane tasarımım var benim ama işte daha yolun başındayım diye kimse beni stajyer olarak almak istemiyor." Kaşlarım çatılırken derin nefes alıp düşündüm. Acaba Fırat yardımcı olur muydu ki? Bunu Fırat'a sormayı aklıma not edip Elif'e döndüm.
" Elifcim benim tasarımcı bir arkadaşım var ben onunla konuşayım sana geri dönüş yaparım canım." Elif heyecan içinde bir anda bağırınca yerimde sıçradım.
" Yoksa Fırat Hanoğlu mu?" heyecanla dediğine tebessüm edip başımı salladım.
" Aynen zaten gelir bir iki gün sonra o zaman detaylı şekilde konuşursunuz." Elif heyecan içinde Yaman'a döndüğünde Yaman tebessümle kardeşinin alnından öptü.
" Duru annem sen git üzerini değiştir sonra kahvaltıya geçelim." Başımı olumlu anlamda sallayıp abimin kolunun altından çıktım. Hızlı adımlarla banyoya girip işlerimi hallettim. Aynı hızda odama girip yatağımı topladım. Dolabıma ilerleyip içinden turuncu çiçekli, omzu düşük yakası fırfırlı olan elbisemi alıp yatağın üzerine bıraktım. Hızla avakadolu şort ve askılı geceliğimi çıkarıp üzerime geçirdim çıkarttığım elbisemi.
Sarı omzumun altında biten saçlarımı da yukarıdan at kuyruğu yapıp yüzüme hafif nemlendirici sürdüm. Hafif turuncu renk olan dudak koruyucumu da sürüp kardelen kokulu parfümümü de boynuma iki kez sıkıp geri yerine bıraktım. Üç yılın bana kattığı bir diğer şeyde buydu. Menekşe parfümü yerine kardelen parfümü kullanıyorum. Son kez kendime bakıp telefonumu da elime alıp odadan çıktım. Merdivenlerden aşağı inerken babamın fotoğrafını görmemle olduğum yerde durup fotoğrafı inceledim. Ne de çok yakışmış o uniforma ona. Titrek bir nefes alıp buğulu gözlerimi kapatıp geri açtım.
" Abim." Abimin sesiyle sağ tarafıma baktığım da buruk tebessümle bana baktığını gördüm. Aynı tebessümle abime karşılık verip yanına ilerledim.
" Alıştım abi." dediğimde abim sıkıntıyla nefes alıp verdi.
" Alışma abim alışma. Alışmak kötü bir duygu." Başımı hafif sallayıp elimi beline sardım. Abimle beraber yemek masasına oturup beklerken annemin çayları servis etmesiyle kahvaltıya başladık.
" Annem bundan da ye bak." Annemin uzattığı böreğe bakıp başımı olumsuz anlamda salladım hızlıca.
" Hayır anne kilo almamam lazım." Annem kaşlarını çattığın da devam ettim konuşmaya " anne bir ay sonra konserim var, üstelik Fırat'ın da bu sene ki yaz sezonu kıyafetleri çıkacak, o yüzden yiyemem." Annem başını olumsuz anlamda sallayıp böreği Yaman'a uzattı.
" Al oğlum sen ye bizim kız ölecek gidecek haberi yok." Annemin cümlesine göz devirip salatalıktan ağzıma attığım da telefonumun çalmasıyla bakışlar bana döndü. Masanın üzerindeki telefonumu elime alıp arayana baktım. Fırat'ın aradığını gördüğüm de telefonu açıp ağzıma bir tane daha salatalık attım.
" Efendim Fırat.
" Çabuk haberlere bak." Fırat'ın kükremesiyle şok olurken herkes Fırat'ın sesini duymuş olmalı ki bana döndü.
" Sorun ne?"
" Sorun ne mi? Sorun yine senin manşetler de olman Duru." dediğinde sinirle elimdeki salatalığı tabağıma bırakıp salona doğru ilerledim. Televizyonu açıp magazin kanalı ararken aynı zamanda da Fırat ile konuşuyordum.
" Yine nasıl bir bomba etkisi yaratmış olabilirim ki?" dedim alay edercesine.
" Açta bir bak."
" ŞOK ŞOK ŞOK." Yazıyı görmemle durup muhabiri dinlemeye başladım.
" İtalya'nın podyumlarını sallayan, dizileriyle, şarkılarıyla, filmleriyle, sözleriyle olay olan Duru Atahan fotoğraflarıyla İstanbul'un bir mahellesinde yakalandı. Genç oyuncunun bu fotoğraflara sessiz kalması da oldukça ilgi çekici." Sinirle bedenim kasılırken elimde ki telefonu daha çok sıkıp bağırdım.
" Ne fotoğrafı ne tepkisi Fırat? Nasıl fotoğraflar bunlar da tepki vermem gerekiyor?"
" Seninle benim fotoğraflarım." duyduğum cümleyle bir adım geriye sendelendim.
" Ne? İyi de ne var ki bunda?" Fırat sıkıntıyla nefes verip mırıldandı.
" Benden sonra mahelle de abinle olan yakın fotoğraflarını sonra bir kaç kişiyle daha sarılmışsın onlarla olan fotoğraflar falan." dediğinde sinirle bakışlarım televizyonda gezerken ekrana düşen fotoğraflarla şok içinde kaldım. Fotoğraflar da abimle olan sarılmamımız, Toprakla olan sarılmamımız ve reisin tayfasıyla olan yakın görüntülerimiz hepsi gizliden çekilmiş.
" Genç ünlü DURU ATAHAN İstanbul'da ki sevgilisinin doğum gününde oldukça mutlu duruyordu. Peki aldatılan FIRAT HANOĞLU ne tepki verecek?
Sinirle gözlerim dolarken dudaklarımı ısırıp alnımı ovaladım.
" Aldatma diyor Fırat."
" Sakın ol ben halletmeye çalışacağım." dedi güven veren sesiyle.
" Bu hiçbir şeyi değiştirmez Fırat, haberler çoktan yayılmıştır ajansın araması an meselesi ne diyeceğim ben? Abimi bu olaydan nasıl aklayacağım? Acil buraya gelmen lazım." Var gücümle bağırırken kapının çalmasıyla sıkıntı ile gözlerimi kapattım.
" Duru beni dinle, ben bu gece uçağa binip geliyorum sen sakin ol ve sakın yanlış bir şey yapma." dediğinde o görmese bile başımı sallayıp konuştum.
" Tamam görüşürüz." telefonu kapatıp koltuğa fırlattığım da üzgün gözlerle bana bakan aileme ve Zühal teyzegile bakıp iç çektim.
" Duru hanım." Kurt'un sesiyle yorgun gözlerle Kurt'a bakıp mırıldandım.
" Fırat yarın geliyor, Kurt ajansla konuş yarın için basın konuşması yaparım." Kurt kocaman gözlerle bana bakarken sinirle konuştum " Ne var Kurt başka çarem mi var? Ayrıca bu magazin kanalına da tazminat davası açılacak bunun gibi daha kimler haberimi yaptıysa hepsini açılacak."
" Peki Duru hanım siz nasıl isterseniz." sıkıntıyla abime dönüp konuştum.
" Kusura bakma abi ben hallederim yarın her şeyi." Abim halime gülerken sıkıntıyla bu kez Yaman'a döndüm.
" Sen de kusura bakma söz açıklayacağım her şeyi böyle bir olayın içinde olmanı hiç istemezdim." dediğim de Yaman ifadesiz bakışlarla bana bakarken başını olumlu anlamda salladı. Derin nefes alıp yavaşça ayağa kalktım.
" Ben biraz dinleneyim." Kimseye bakmadan odama çıkıp kapıyı kilitledim. Derin nefes alıp yatağın üzerine oturduğum da yıllar önce bir amcanın bana dediği söz aklıma geldi.
" Sana ait olmayanın peşinden koştuğun da, gerçekten sana ait olanı yitirirsin..."
Çok doğru söylemiş. O zamanın aklıyla anlamamıştım ama şimdi çok daha iyi anlıyorum. Ünlü olmak hiç bir zaman benim hayalim değildi ki bana ait değildi ki böyle olmak, ben sakin ama huzurlu bir hayat istemiştim. Böyle her gün kaoslu hayat istememiştim ki. Ben olduğum yerde hiç mutlu değilim...