Geçmiş veya Geçmemiş🖤🫠

3477 Words
Bölüm şarkısı- Sezen Aksu manifesto... "Bana 'incir ağacı çiçek açtığında gel' demişlerdi. Ben o çiçeği açtırmadım, ben o ağacı kökünden söküp yerine kendi cennetimi kurdum. Şimdi rüzgar benim tarafımdan esiyor ve Çınaraltı, artık eski Duru’nun hıçkırıklarını değil, yeni Duru’nun topuk seslerini dinleyecek." Duru'dan devam. Hayat öyle acımasız öyle gaddardır ki bazen en sevdiğin şeylerden bile vazgeçmek zorunda kalırsın. Tıpkı benim üç yıl önceki tüm hayatımdan vazgeçtiğim gibi. Bir aşk uğruna, bir ihanet, bir kayıp uğruna mahellemi ailemi bırakıp İtalya'ya geldim. Ben Duru Atahan, iyirmi bir yaşında oldukça başarılı bir manken, oyuncu ve müzisyenim. Bundan üç yıl önce hayatım oldukça sıradandı. Tabi hayatımın yıkılış gününü görünceye kadar. Hatırlıyorum da ilk sevdiğim çocuğa ona aşık olduğumu söylemiştim, tabi o zamanlar oldukça bakımsız ve kilolu olunca beni reddetmişti. Onun acısıyla eve geçtiğim de ağabeyimin bir daha mesleğini yapamayacağını öğrendim. Tabi bu felaketler yetmediği için birde asker olan babamın şehit haberini aldım. Dayanırım sandım, baş edebilirim sandım. Yalanmış koca bir yalan... Ben hayatım da ilk kez ağır bir ihanete uğradım ve o ihanet benim hayatımı kökünden değiştirdi. " Duru?" Fırat'ın sesi ile daldığım düşüncelerden sıyrılıp Fırat'a baktım. " Efendim." " Meleğim geldik." Fırat'ın cümlesiyle başımı yavaşça cama doğru çevirip dışarıya baktım. Havaalanının önünde durmuş öylece bekliyorduk. Usulca nefes çektim içime. Üç yıldır bana yuva olan ülkeden şimdi çekip gidiyorum: bana cehennem olan Çınaraltı mahallesine. Gözlerimin dolmasına izin vermeden arabadan indim. " Şu hale bak yaa tanınmamak için nelere katlanıyorum." Fırat haklı isyanıma gülüp mırıldandı. " Özür dilerim hanım efendi sizin konforunuz için size özel jet hazırlattım." Fırat'ın cümlesine buruk bir tebessüm yolladım. Jetin olduğu tarafa doğru yürürken Fırat aramızdaki gergin sessizliği bozdu. " Meleğim asla kendini bırakmak yok. Benim burada ki işlerim biter bitmez geleceğim söz veriyorum sana." Görevli valizlerimi alırken başımı olumlu anlamda sallayıp konuştum. " Biliyorum Fırat, merak etme herkes görecek üç yıl önceki Duru olmadığımı." Fırat cümleme tebessüm etmekle yetindi. " Aferin benim meleğime. Birde unutma her anın her hareketin olay olacak." Başımı bir kez daha olumlu anlamda salladım. " Fırat biliyorum zor bir hayatım var. Şimdi iznin olursa hayatımı biraz daha zorlaştırmak istiyorum." Fırat dolu dolu gözlerle bana bakıp sıkıca sarıldı bana. " Seni çok seviyorum meleğim." dediğinde sol gözümden usulca bir yaş düştü. Bu hayatta belki de en büyük zaafım Fırat olmuştu. Fırat'la İtalya'ya gideceğim gün harabe bir parkın önünde karşılaşmıştık. O günden sonra da hiç ayrılmadık. O ünlü bir moda tasarımcısı oldu, bende onun baş mankeni. Öyle tanındım zaten dünyaya. Şimdi İtalya'nın gözde mankenlerinden sadece biriyim. Şarkılarım, dizilerim, filmlerim, her sözüm gündeme bomba etkisi bırakıyor. Aslında bunlar ilk başlarda oldukça güzel hissettiriyordu çünkü öncede vardım ama fark edilemiyordum şimdi tam tersi nereye gitsem fark ediliyorum. Akan burnumu çekip geri çekildim. " Kendine iyi bak seni bekliyor olacağım." dediğimde Fırat alnımı öpüp mırıldandı. " Söz veriyorum sadece iki gün." Başımı sallayıp Fırat'ı son kez öpüp bindim jet'e. Derin nefes alıp geriye yaslandım oturduğum deri koltuktan. Oldukça stresli ve heyecanlıydım. İtalya'ya geldiğim günden beri ailemle olan ilişkim hiç bitmemişti. Bazen annemler geliyor bazen de ben gidiyordum ama asla o mahelleye girmiyordum. Bugün ilk kez, üç yıl sonra ayak basacaktım o neşeli mahelleye. Usulca nefes verip gözlerimi kapattım bugün 21.03.2026 idi. Yani abimin doğum günü. Üç yıl boyunca hep birlikte kutlamıştık buluşmaları, öyle denk getirmeye gayret etmiştik. Ancak bu sene gelmediler. Bende artık dönmem gerektiğini bildiğim için böyle bir sürpriz yapmaya karar verdim. Muhtemelen şuan tüm mahalle sokakları süslemiş herkes yemekler yapmıştı. Abim iyirmi dokuz yaşında oldukça başarılı bir askerdi fakat girdiği son çatışmada ağır yaralandığı için kalıcı hasar oluştu ve çok sevdiği babadan kalma asker mesleğine veda etti. Böylece çizim de çok iyi olduğu için kendini hemen toparlayıp mimarlık okudu. Şimdi de çok ünlü bir şirkette mimarlık yapıyor. " Duru hanım iniş yapıldı." daldığım düşüncelerden hostesin sesi sayesinde ayrıldım. " Tamam teşekkürler." Yavaşça kemerimi açıp jet'ten indim. Ilık rüzgar çıplak bacaklarım da hissederken usulca kapattım gözlerimi. Sarı saçlarım rüzgar da uçuşurken gözlerimi biraz daha sıkı kapatıp rüzgarı tenim de hissettim. " Duru hanım?" Kurtun sesiyle gözlerimi açıp Kurt'a baktım. Başımı ne var anlamında salladığım da boğazını temizledi " sizi ben götüreceğim." dediğinde kaşlarımı çattım. Şirket her zamanki gibi üstünlük taslıyordu anlaşılan. " Bundan neden benim haberim yok?" Kurt derin bir nefes çekti içine, biliyorum bu hareketlerimle Kurt'u da zor durum da bırakıyordum ama şirketin sürekli üzerimde bir hakimiyet kurması beni deli ediyordu. " Duru hanım me..." Elimle konuşmasını kesip mırıldandım. " Tamam Kurt gidelim." dediğim de Kurt tebessüm edip valizimi aldığında çantam da bir ki telefonumu çıkartıp Fırat'ı aradım. " Meleğim." dedi anında. " Fırat indim ben." " Tamam güzelim kendine dikkat et ve bol bol ara beni." dudaklarımdan ufak bir kıkırdı çıktı. " Tamam, hadi sonra ararım seni ben." " Tamam canım öpüyorum." dediğinde telefonu kapatıp çantama geri koyduğum da arabaya binip geriye yaslandım. Usulca nefes verip yıllardır özlem duyduğum sokaklara, binalara baktım. Her ne olursa olsun İstanbul'un kokusu bambaşkaydı. " Kurt radyoyu açsana." Kurt dediğimi yapıp radyoyu açtığında çıkan şarkıyla güldüm. Benimle birlikte Kurt'ta gülerken konuşmaya başladı. " Kendi şarkınızı dinlemek nasıl bir duygu?" dediğine ufak bir kahkaha atıp konuştum. " Mükemmel ve gurur verici bir hiss." dedim kendi şarkımı dinleyerek. " Şu an tüm dünya bu şarkıyı konuşuyor oldukça tutuldu. Ajans sallanıyor, hele Tolga bey'i görseniz her yerde Duru benim diye hava atıyor. Kurt'un son cümlesiyle göz devirip mırıldandım. " O öyle sansın sözleşme bittiği an bende giderim. Adam resmen kendine köle arıyor." Kurt da benim gibi başını salladığın da derin bir nefes alıp camı açtım. Radyodan çıkan sesle gülüp kendi şarkımı eşlik ettim. " Sen benim içime attığım acım, Yokluğuna alışamadığım gerçeğim... Gün batımında ki güneşim." Derin derin baktığım yerden çektim gözlerimi. Bu şarkıyı çok uzun yıllar önce yazmıştım fakat daha geçen hafta çıkartmıştım. Şarkı oldukça beğenilmişti. Gördüğüm tabelayla gözlerim doldu bir an. VAVELYA MAHALLESİNE HOŞGELDİNİZ... Bu yazıyı biz gençler yazmıştık. Mahellemiz adı eskiden Cennet Mahallesiydi fakat sonradan mahelle de her gün olay oluyor diye adını değiştirmek istedik, biz gençler bize özel olmasını istemiştik. Böylelikle abimin fikriyle Vavelya yapmıştık. Vavelya çığlık demek ki o yüzden böyle yapmıştık tam da bizim mahalleye uygundu. Bundan üç yıl önce benim çığlıklarım yankılanmıştı bu güzel rengarenk evlerin olduğu sokakta. Bir kaç kızın ailesinden dayak yediği için gelmişti çığlık sesleri, asker annenin acı feryadı, çığlıkları sardı mahelleyi, aşk acısı çekenlerin sessiz çığlıkları sardı bu güzel mahelleyi. Ama şen kahkahalarında olduğu bir mahalleydi. Bu mahelle acısıyla tatlısıyla üzüntüsüyle hep bir arada duran bir mahalleydi. Çocukların sevinç çığlıkları, gençlerin kahkahaları, teyzelerin dedikodu kaynattığı bir mahalle. Yavaşça arabadan inip evime baktım. Herşey aynı duruyordu. Tıpkı üç yıl önceki gibi. Bakkalımız, fırıncımız, kuaförümüz, tertemiz hepsi yerli yerindeydi. " Valizleri bıraktım Duru hanım, başka bir iste..." " Yok Kurt teşekkür ederim herşey için." dediğimde Kurt tebessüm edip arabaya binerken derin bir nefes aldım. Üç yıl önce tam bu kapının önünde yıkılmıştım. Üç yıl önce tam da mahallenin meydanda ki saat kulesinde sevdiğim adam tarafından paramparça olmuştum. Titreyen ayaklarıma inat çantamdan çıkarttığım anahtarı elime alıp kapıyı açtım. Kapıyı sonuna kadar itekleyip bir kaç adım geriye gittim. Evdeki menekşe kokusuyla gözlerim doldu bir aralar ne çok severdim menekşe kokusunu. Sakince birkaç nefes verdim. Etrafta kimse olmağına göre herkes meydandaki alandaydı. Yavaşça içeri girip sol gözümden akan yaşı sildim. Valizleri içeri sokup titreyen bacaklarımla oturma odasına doğru ilerledim. Herşey her zamanki gibi yerli yerinde duruyordu. Beyaz koltuk takımı, kahverengi ahşap küçük sehpanın etrafına dizili biblolar, beyaz halı, duvarın en köşesinde de büyük yemek masası. Gözlerim dolu dolu evi tararken iç çektim, bu evde ne güzel anılarım olmuştu benim. Aynı zamanda da ne de çok acılarım olmuştu. Usulca nefes verip geri çıktım evden. Şimdi evi dolaşırsam toplayamazdım kendimi. Güçlü durmalıydım, yıkılmaz, sağlam, dimdik. Evden çıkıp meydana doğru yürürken bir kaç gencin bana baktığını fark ettim. " Naber gençler?" dediğimde hepsi gözlerini kocaman açmış bana bakarken kimseden ses çıkmıyordu " Ne bakıyorsunuz lan öyle sanki hortlak görmüş gibi?" hepsi şaşkınlıkla birbirine bakıp bana döndü. " Hoş- hoşgeldin abla." " Bilseydik geleceğini hazırlık falan yapardık." " Toplayalım herkesi abla." Heyecan ve telaşlı hallerine gülüp konuştum. " Siz bana bir mikrofon bulup getirin yeter." Gençler birbirine bakıp başlarıyla onayladıklarında tebessüm edip meydanın girişine kadar sakince kenardan yürüdüm. Şu anlık kimse görmese daha iyiydi. İçeriden gelen hareketli şarkılarla gülüp kot eteğimi düzelttim. " Abla?" başımı yan tarafa çevirdiğimde güzel bir genç kız bana bakıyordu. " Ya da Duru abla mı demeliyim?" dediğinde hafif tebessüm ettim. " Hangisiyle daha rahat edersen." dedim gülümseyerek. " Sen reisin kız kardeşisin abla, böyle daha iyi." Yüzüm de buruk bir tebessüm oluştu. Önceden reisin kızı diye anılırdım şimdi ise kız kardeşi, hayat tuhaftı hem de fazlasıyla... " Abla bir fotoğraf çekilebilir miyiz?" Başımı hafifçe olumlu anlamda sallayıp bir adım öne doğru çıktım. Şimdi yüzüme sokak ışıklarının yansıması geliyordu. Kız telefonu başka birine uzatıp bizi çekmesini rica ettikten sonra yanıma geldi. Hızla çekilip yerine başka arkadaşı geldiğin de kızlara dönüp konuştum. " Şu an kimse burada olduğumu bilmiyor ona göre." dediğim de kızlar tebessümle başını salladığın da üç genç yanıma gelip mikrofonu elime verdi. " Abla reis çıktı sahneye." dediğinde kocaman gülüp çocuğun omzuna vurdum hafifçe. " Sağolun gençler, şimdi küçük bir konser verelim." hepsi heyecanla bana bakarken abimin sesi duyuldu koca meydanda. " Zaman hancı bulut yolcu, şimdi gitti en son yolcu. bitmedi mi hasret borcu neredesin ay yüzlüm?" Ağabeyimin söylediği sözlerle sertçe yutkundum. Bu şarkı bizim şarkımızdı. Ağabeyim bana oldukça kırılmıştı anlaşılan. Gözlerim dolarken başımı öne eğdim hafifçe. Ne hakkım vardı ki onları bu hale getirmeye? Ne hakkım vardı ki kendime bu kadar acı çektirmeye? " Karakollar mı kuruldu, kelepçeler mi vuruldu. bak bugün de akşam oldu, neredesin ay yüzlüm?" Titrek bir nefes bıraktım kurumuş dudaklarımın arasından. Başımı kaldırıp omuzlarımı dikleştirdim. Şiir bittiği an ben girecektim şarkıya. Mikrofonu açıp yavaş adımlarla meydana doğru ilerlerken aynı zamanda da şarkıyı söylüyordum. Bir anda herkes suspus olurken geçtiğim yerlerdeki insanlar şaşkınlıkla bana bakıp ayağa kalkıyordu. Ortamda ki tek ses benim sesim ve ayak seslerimdi. " Gece çöker güller solar, gözlerime yaşlar dolar. hatıralar bende ağlar, neredesin ay yüzlüm?" Ağabeyim beni gördüğü an olduğu yerde kalırken tebessümle abimin yanına gidip devam ettim sözlere. " Karakollar mı kuruldu, kelepçeler mi vuruldu. bak bugün de akşam oldu, neredesin ay yüzlüm?" Abimin gözünden bir damla yaş akarken titreyen elimle göz yaşını silip gülümsedim. Son nakaratı da beraber söylediğimiz de etrafta uzun bir sessizlik oluştu. Sessizliği bozan annemin çığlığı oldu. " Yavrum." hızla anneme döndüğüm de buraya doğru geliyordu koşar adımla. Gözlerim dolu şekilde gülüp, hızla annemin yanına doğru koşup sıkıca sarıldım ağlamaktan titreyen bedenine. Annem yüzünü boynuma gömmüş ağlarken sarı kısa saçlarına öpücük kondurup fısıldadım. " Ağlama annem." dedim hafif geriye çekilmek istesem de annem izin vermeyip daha sıkı sarıldı bana. " Annemiz yavrum, menekşe kokulum." dediğinde zor bela da olsa annemden geri çekilip yüzünü avuçlarımın arasına aldım. " Ağlama artık sultanım, bak geldim işte." dediğimde annem başını olumlu anlamda sallayıp gözyaşları içinde güldü. " Geldin tabi yavrum, geldin annem." annem bir kez daha sarıldığında bende sıkıca sarıldım ona. Özlediğim kokusunu içime çekip, boynunu öptüm. Annem geri çekilip ne zamandır aktığını bilmediğim gözyaşlarımı sildi. " Duru?" dedi abim titreyen sesiyle. Yavaşça abime doğru döndüğüm de gözleri dolu dolu gülüyordu. Hafifçe gülüp koşarak abimin açtığı kollarının arasına girdim. Abim anında belimden kavrayıp döndürdüğünde kahkaha attım. Yüzümü abimin boynuna gömüp, öpücükler kondururken abim de yüzünü saçlarıma gömüp derin bir nefes çekti içine. " Ölürüm sana." Abimin cümlesiyle anında boynuna dişlerimi geçirdim. Abim hızla durup, beni yere bıraktığın da şaşkınlıkla bana bakıyordu. " Sakın bir daha o cümleyi kurma." abim ne dediğini yeni fark etmiş olacak ki gözlerini yumup başını hafif salladı. " Özür dilerim güzel gözlüm." buruk bir tebessüm edip abime sıkıca sarıldım. Abim de bana sıkıca sarıldığı an derin bir nefes alıp geri çekildim. Bakışlarım etrafı bulduğu an herkes şok içinde hala bana bakıyordu. " Heyy! Vavelya Mahallesi ölüp de dirilmedim, sadece İtalya'dan döndüm ne bu hortlak görmüş gibi bakmalar. Çitlembiğiniz geldi bee." bağırmamla herkes birbirine bakıp bir anda alkışlayıp bağırmaya başladı. " Hoşgeldin yavrum." Tebessümle Melahat ablaya baktım. Dedikoducu bir kadındı ama seviyordum kendisini, herkesi olduğu gibi... Gülümseyip başımı salladım. Ardından yere eğilip ne zaman attığımı bilmediğim mikrofonu elime alıp bağırdım. " İyi ki doğdun Ateş reis." cümlemle beraber herkes alkışlarken, gülüp abimi bir kez daha öptüm " yirmi dokuz oldun be yakışıklı." abim gülüp alnımı öptü. " Teşekkür ederim meleğim benim." dediğin de yüzümde ki gülümseme silinip yerine hüzün alırken titrek bir nefes alıp gözlerimi abimin gözlerine sabitledim. " Özür dilerim." dedim kısık sesle. " Özür dilerim bencil olduğum için." dediğim de abimin kaşlarını çattı anında. " Saçmalama Duru, sen en iyisini yaptın." Huzurla gülümseyip abimin beline sardım kolumu. " Hadi reis pastayı üfle." Menekşe'nin sesiyle birlikte Menekşe'ye döndüğüm de tedirgin gülümsemesiyle bana bakıyordu. Onun bu iğrenç haline yüzümü buruşturdum. Anında gülen yüzü solarken elinde ki pastayı sertçe elinden alıp abime doğru tuttum. " Üfle abim." Abim hafif gülüp mumları üfledi. Orta da alkış sesleri yankılanırken çalan şarkıyla, herkes oynamaya başladığında abimle beraber annemin yanına doğru adımladım. Masa da tanımadığım bir kaç sima vardı. " Hoşgeldin çitlembiğim." " Hoşbuldum Sibel teyze." " Hoşgeldin kız Duru. Vallahi ünlü oldun, unuttun bizi." " Kızzz şu senin bir filmin vardı neydi onun adı?" Melahat teyzenin kardeşi Mahinur teyze, çatık kaşlarla bana bakarken sorusuna güldüm. " Bilmem bir sürü var, hangisi Mahinur teyze?" " Kızzz bilsem niye sana sorayım aaa üstüme iyilik sağlık?" derin bir nefes alıp verdim. Anlaşılan bu bir ay falan beni rahat bırakmazdı. Hatta bermuda şeytan üçlüsü hiç bırakmazdı. " Unutulmaz." Meliha teyzenin heyecanlı sesiyle Mahinur teyze koca göbeğini hoplata hoplata kocaman güldü. " He kız kardeşim he o." ardından bana dönüp merakla konuştu " oradaki çocukla sen sevgili misiniz herkes sizi sevgili biliyor öyle mi kız?" sıkıntıyla nefes verip mırıldandım. " Arda benim arkadaşım Mahinur teyze. Yok öyle bir şey, yalan haber." Mahinur teyze burun kıvırıp geriye doğru yaslandı. " Aman zaten kim der ki evet sevgilim diye. Hep o magazinci genç çocukların üstüne iftira atın. Çocuk gördüğünü yazıyor, atıyor, ayoll bunlar da bizi kandırıyor." Mahinur teyzenin cümlesine sinirle göz devirirken annem girdi araya. " Annecim bak bu Zühal teyzen, senin gittiğin gün taşındılar mahelleye." Başımı hafif sallayıp annemi onaylarken annem devam etti. " Bu da güzeller güzeli kızı Elif, kendisi ressamlığı okuyor." Bakışlarım karşımda duran esmer güzeline kayınca, kocaman gülüp Zühal hanıma sarıldım. " Memnun oldum, bende Duru." Zühal hanım gülerek konuştu. " Bilmez miyim bizm kız senin hayranın." Kaşlarım havaya kalkarken bana kocaman gözlerle ve ağzı açık şekilde bakan kıza döndüm. Kız şaşkınlıkla bana bakarken hafif tebessüm ettim. " Merhaba." kız hala uzaylı görmüş gibi bana bakarken elimi uzatıp omzuna dokundum. " Sen iyi misin?" " Aman Allahım." dedi kız dehşet içinde. " Sen gerçeksin, inanamıyorum. Şuan karşımda İtalya podyumlarını sarsan kadın duruyor. Hatta dur, sadece podyumu değil dünyayı sarsıyorsun Duru." hafif tebessüm ettim. Kız aniden sarılıp geri çekildi. " İnanamıyorum hala ya." Hafif gülüp elimle çıplak koluna dokundum. " Sakin ol Elif bende normal bir insanım." Elif gözlerini kocaman açıp bağırdı. " Allahım hem ünlü hem de alçak gönüllü." kendimi daha fazla tutamayıp kahkaha attım. " Kızz unuttun mu bizi?" Arkamdan gelen sesle arkamı dönüp kocaman gülümsedim. " Sizi unutan ölsün." Hepsi gülerken Elif'e dönüp tebessüm ettim. " Şunlara selam vereyim ben." Elif başını salladığında koşarak abimlerin yanına gidip reis tayfasına baktım. Hepsi gülerek bana bakarken sırayla başladım sarılmaya. " Hoşgeldin çitlembiğim. " " Hoşbuldum yakışıklı. " " Hoşgeldin çitlembik." " Hoşbuldum iki gözüm." Rüzgar dediğime gülerken Toprak'a sarıldım. " Lan özlemişim Allah çarpsın." Toprak ve Rüzgar abi kardeşti, Toprak benle yaşıtken, Rüzgar abimle yaşıttı. " Bende özledim hepinizi, Çınaraltı'yı." Toprak geri çekilip kara gözlerini kısarak baktı yüzümün her bir zerresine. " Kız sen yakından daha güzelsin ha." Orta da büyük bir kahkaha koparken Efe devam etti. " Ulan televizyondan da seni izlemek bir başkaydı ama kanlı canlı daha iyi."Efe'ye de sıkıca sarılıp iç çektim. Hepsine tebessümle bakarken abim gülüp elini çıplak omzuma koydu. " Güzelim bak bu Mehmet amca." Bakışlarım karşımda dolu gözlerle bana bakan adama kayınca, kaşlarımı merakla kaldırıp abime baktım. Devam et dercesine başımı salladığım da abim anlamış olmalı ki devam etti. " Mehmet amca babamın asker arkadaşı, askeriyeden yani." Aklıma babam geldiği an gözlerim dolarken abim anın da alnımı öpüp fısıldadı. " Ağlama." Burnumu çekip başımı salladım ve ardından Mehmet amcaya dönüp tebessüm ettim. " Memnun oldum efendim." Mehmet amca beni kendine çekip sıkı sıkı sarılıp öptü. " Demek bizim Ahmet'in menekşe kokulusu sensin ha? Gerçi seni görmüştüm tabi sen o zamanlar çok küçüktün hatırlamasın, sürekli Yaman'ın peşinden koşup ben seninle evlenicem diyordun. Ahmet ve Ateş de çıldırıyordu." Mehmet amcanın dediklerini şaşkınlıkla dinlerken abime döndüm. Abim kaşlarını çatmış Mehmet amcanın yanına bakıyordu. Bakışlarım Mehmet amcanın yanına kayınca, kara gözlerini bana dikmiş oldukça sert çehresiyle beni izleyen adamla karşılaştım. Adam dikkatle beni incelerken aynı dikkatle bende onu inceliyordum. Aramızdaki sessizliği bozan Mehmet amca oldu. " Bu da oğlum Yaman. Elif'imin abisi." Elif'in abisi mi? Elif ve Yaman kardeşmiymiş, hiç benzemiyorlar. Hafif boğazımı temizleyip elimi uzattım. " Memnun oldum." Yaman yüzümü biraz daha inceleyip uzattığım elimi tuttu. " Bende." Adamın kalın ama pürüzsüz sesine mi şaşırayım yoksa kısa bir cümle kurmasına mı? Gerçi cümle de kurmadı ki. Soğuk elimi sıcak elinin içinden çekip etrafa baktığım da çoğu kişi telefonuyla video kaydı yapıyordu. Sinirle soluk alıp verirken uzun sarı saçlarımı çıplak omuzlarından geriye atıp abime döndüm. Abim elini omzuma koyup beni kendiyle beraber masaya oturttu. Bizim oturmamızla ayağa kalkan gençler de oturup dikkatle beni incelmeye aldı. Hepsine tebessüm edip yanımda oturan Yaman'a bana baktım. Bu adam ne ara oturmuştu yanıma? Usulca nefes verip başımı abimin omzuna yasladım. Herkes oldukça neşeli şekilde oynayıp dans ederken ellerimi abimin elleriyle kenetledim. Abim saçıma öpücük kondurup yanağını başıma yasladı. Usulca nefes verdim. Çalan telefonumla bakışlarım telefona kaydı. Arayanı görünce kocaman gülümseyip telefonu açtım. " Efendim Fırat." " Fırat'ın gülü ne napıyorsun?" gülüp başımı hafif öne eğdim. " Oturuyorum mahellede." " Vayy bizim podyum gülü mahelle gülü oldu haa? İyiymiş." Fırat'ın cümlesine göz devirip mırıldandım. " Sanki hergün podyumdayım. Biliyorsun sadece senin markan olduğu zaman mankenlik yapıyorum." " E bir zahmet Duru, birde başkasınınkini yap istersen." derin bir nefes aldığım da Fırat devam etti. " Neyse ben kapatıyorum işim var, toplantı yapacağım." " Kolay gelsin." " Sağol canım." Telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktığım da Toprak'ın bağırmasıyla sahneye diktim gözlerimi. " Hazır mıyız Vavelya?" Herkes bir anda bağırıp alkışlarken Toprak gülüp bana döndü " kusura bakma Duru hanım sesimiz sizin kadar güzel değil ama idare ediyoruz." dediğine kahkaha atıp başımı olumsuz anlamda salladım. " Estağfurullah devam edin lütfen." Toprak dediğime gülüp Dj döndü. Bakışlarım DJ kayınca Osman abinin DJ yaptığını gördüm. Büyük bir kahkaha atıp abime döndüm. " Osman abi ne zamandır DJ yapıyor?" " Yapamıyor ki mal saçma salak şeyler yapıyor." Abimin cümlesine bir kez daha gülüp şarkı söyleyen Efe ve toprağa baktım. Şarkıya hafif mırıldanarak eşlik ettiğim de Yaman'ın bakışlarını üzerimde hissediyordum. Toprak elindeki mikrofonla bana doğru geldiğinde Efe nakarat kısmının son satırlarını okuyordu. Toprak rap kısmını bana devir ettiğinde oturduğum yerden elime mikrofonu alıp rap kısmına girdim. Rap kısmı bittiğinde mikrofonu video çeken Toprak'a verdim. Toprak büyük bir coşkuyla Efe'yle beraber nakaratı okurken onların bu haline güldüm. Şarkı bittiği an büyük bir alkış koparken Melahat teyzenin cırtlak sesi duyuldu tüm meydanda. " Kızzzz Duru?" Herkesin bakışları Melahat teyzeyi bulurken o kimseyi umursamadan bağırdı " kız benim amcamın oğlu var otuz yaşında adı Şeref. Kız bir görüş kendisi boks hocasıymış." Ben şok içinde öylece kalırken abimin bağırmasıyla yerimden sıçradım. " Melahat teyze ayıp oluyor ama." Melahat teyze ağzını açmadan Mahinur teyze girdi araya. " Aaa üstüme iyilik sağlık hele şuna bak sen kız Mahmure. Bizim boks hocasını beğenmiyorlar." Mahmure teyze gözlerini kocaman açıp konuştu. " Gördüm kardeşim gördüm." Ardından bize dönüp çemkirdi " kız siz utanmıyorsunuz da benim ablamlara laf ediyorsunuz? Benim amcamın oğlu Şeref'e laf söylüyorsunuz hele bak noks yok değildi... Doks, foks kız neydi ya? Aman unuttum işte." Mahmure teyze bir anda başını eğip derin bir nefes aldıktan sonra başını hızla kaldırıp ellerini dizlerine vurarak bağırmaya başladı " oy oy dostlar bu yaştan sonra bunu da mı görecektim? Vah dostlar vah ki ne vah. Benim ablam gelsin bu kıza boks hocası bulsun yakışıklı Şeref'i bunlara versin ama bunlar kabul etmesin. Vayy dostlar vay." Abim sinirle ağzının içinde bir şeyler mırıldanırken tek düşündüğüm boks hocası olan Şerefle benim ne ara alakam olduğuydu. Abim sinirle soluk çekip hızla Yaman'a doğru dönüp konuştu. " Lan ben bu kadınları mahelleden kovsam ceza alır mıyım?" Yaman gözlerini kısıp sağ dudağı yukarı kıvrılacak şekilde güldü. " Yok almazsın." Abimin başını sallayıp hızla ayağa kalktı. " O zaman benden günah gitti." Herkes abimle beraber ayağa kalkarken yukarı doğru sıyrılmış büstiyerimi düzeltip Yaman'a baktım. Yaman kaşlarını çatmış diz üstü kot eteğime ve büstiyerime bakıyordu. " Anne hadi eve." Annem anındaki masadakilerle vedalaşıp yanımıza doğru gelirken abim yüksek sesle bağırdı. " Tüm her şey için Çınaraltı Mahallesine teşekkür ederim." Herkes iyi dileklerini dilerken tebessüm edip abimin koluna girdim. Abim alnımı öpüp hızlı adımlarla ilerlerken iç çektim. Sanırım yarın magazin dünyası beni konuşacak. Geçtiğimiz sokaklara bakarken ne çok anım olduğunu düşündüm. Aslında her insan gittiği, söylediği ve yaptığı her bir hareketi anı olarak bırakıyor bu hayatta. Ama ne hoş ki bir zamanlar evim olan mahelle, şimdi öylece bir sokak...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD