İstanbul Boğazı’nın üzerine çöken sis, şehri devasa bir kefen gibi sarmalamıştı. Sancaktar Holding’in en üst katındaki sessizlik, patlamaya hazır bir bomba gibi ağırdı. Lara, cam kenarında durmuş, camdaki yansımasına bakıyordu. Yüzündeki ifade, o emniyet müdürü kızı olduğu günlerden çok uzaktı. Elindeki o sararmış belgeyi sıkarken, zihninde okuyucuların —veya dışarıdan bakan herhangi birinin— soracağı o tek soru yankılanıyordu: Nasıl bu kadar çabuk oldu? Baran arkasından yaklaşıp ellerini Lara’nın omuzlarına koyduğunda, Lara irkilmedi. Aksine, bu temasın ruhundaki o boşluğu nasıl bu kadar hızlı doldurduğunu düşündü. "Neyi düşünüyorsun?" dedi Baran, sesi bir fısıltı kadar derindi. Lara, yavaşça ona döndü. "Herkesin, hatta kendimin bile anlamakta zorlandığı o şeyi..." dedi, sesi hüzünlü am

