BÖLÜM 6- İHANETİN RENGİ

1077 Words
Sabahın ilk ışıkları, orman malikanesinin devasa camlarından içeri süzülürken; odadaki hava geceki o yakıcı tutkudan arınmış, yerine buz gibi bir sessizliğe bırakmıştı. Lara, yanında hissettiği boşlukla gözlerini açtı. Çarşaflar hala Baran’ın kokusunu taşıyordu ama adamın kendisi ortada yoktu. Yataktan kalkıp üzerine Baran’ın siyah ipek bornozunu geçirdiğinde, kumaşın tenindeki teması ona geceki o vahşi birleşmeyi hatırlattı. Ancak bu sefer içindeki his huzur değil, belirsiz bir huzursuzluktu. Pencereye yürüdüğünde, Baran’ı bahçede, sislerin arasında tek başına dururken gördü. Sırtı ona dönüktü ama omuzlarındaki o gerginlik, bir şeylerin ters gittiğini ellinci kattan bile fark edilebilecek kadar net bir şekilde haykırıyordu. Aşağıya indiğinde, Baran’ın çalışma odasından gelen Vedat’ın kısık sesini duydu. Kapı hafifçe aralıktı. Lara, etik olmadığını bilse de durdu ve dinlemeye başladı. "Abi, babasının dosyası çok derin. Emekli emniyet müdürü olması tesadüf değil. Lara’nın bu holdinge İK uzmanı olarak girmesi için üç farklı paravan şirket referans olmuş. Hepsi de senin düşmanlarınla bağlantılı. Bu kız buraya bir kurban olarak değil, bir truva atı olarak gönderilmiş olabilir." Baran’ın cevabı gelmedi ama bir camın kırılma sesi evin sessizliğini yırttı. Lara, duydukları karşısında nefesinin kesildiğini hissetti. Babasının geçmişiyle ilgili bir şeyler olduğunu biliyordu ama Baran’ın onu bir casus sanması, aralarındaki o taze bağı kökünden söküp atabilirdi. Geri çekilip mutfağa geçtiğinde, kalbi sanki bir mengenede sıkışıyordu. Birkaç dakika sonra Baran içeri girdi. Yüzü tamamen maskelenmişti; o soğuk, duygusuz Sancaktar geri dönmüştü. Gözlerindeki o geceki kor ateş sönmüş, yerini bir kış sabahının ayazına bırakmıştı. Lara’ya bakmadı bile, sadece tezgahtaki kahve makinesine uzandı. "Şehre dönüyoruz," dedi Baran, sesi bir bıçak kadar keskin ve mesafeliydi. "Hazırlan, on dakika içinde limuzin kapıda olacak." Lara, elindeki bardağı sıkıca kavradı. "Baran, neler oluyor? Gece olanlardan sonra... bu sessizlik neden?" Baran, yavaşça ona doğru döndü. Aralarındaki mesafe sadece birkaç adımdı ama Lara, aralarına aşılması imkansız bir uçurumun girdiğini hissetti. Baran, kadının çenesini kavrayıp onu kendine doğru çekti. Dokunuşu bu sefer can yakıcıydı. "Gece olanlar, gecede kaldı Lara. Benim dünyamda güneş doğduğunda, sadece gerçekler ve stratejiler kalır. Şimdi dediğimi yap ve hazırlan. Seninle ofiste halletmem gereken çok önemli bir 'iş' var." Yol boyunca tek bir kelime bile edilmedi. İstanbul’un kalabalığına karıştıklarında, dışarıdaki gürültü içerideki o sağır edici sessizliği daha da belirginleştiriyordu. Holdingin otoparkına girdiklerinde, Baran kadının inmesini beklemeden asansöre yöneldi. Lara, arkasından yetişmeye çalışırken kendini bir kez daha o asansörde buldu; ama bu seferki yolculuk bir arzu yolculuğu değil, bir yargılama süreci gibiydi. Ellinci kata ulaştıklarında, Baran onu doğrudan kendi özel ofisine soktu ve kapıyı içeriden kilitledi. Odanın perdeleri kapalıydı, sadece masadaki lambanın loş ışığı odayı aydınlatıyordu. Baran, masasının arkasındaki o devasa koltuğa oturdu ve bir dosyayı masanın üzerine fırlattı. "Bunu bana açıkla, Lara Aydın. Ya da gerçek ismin her neyse." Lara, masaya yaklaşıp dosyayı açtı. Babasının eski görevleri, yaptığı gizli operasyonlar ve en önemlisi; Baran’ın babasının ölümüyle ilgili tutulan o gayri resmi raporlar... Dosyanın en altında, Lara’nın holdinge giriş sürecindeki o şüpheli referanslar kırmızıyla işaretlenmişti. "Benim bunlardan haberim yoktu," dedi Lara, sesi titreyerek. "Babamın emniyet müdürü olduğunu biliyordun. Ama bu referanslar... Ben sadece profesyonel bir iş arıyordum Baran. Kimse bana buraya git demedi." Baran, bir yırtıcı çevikliğiyle ayağa kalktı ve masanın etrafından dolanıp Lara’nın tam karşısında durdu. "Yalan söylüyorsun!" diye kükredi. Sesi odanın duvarlarında yankılanırken, Lara korkuyla bir adım geri attı. "Seni bu oyuna dahil edenler, benim senin zekana ve güzelliğine zaafım olacağını biliyorlardı. Ve ben, lanet olsun ki, o tuzağa düştüm. Gece boyu senin bedeninde kaybolurken, sen muhtemelen zihninde benim sonumu planlıyordun." Lara, gözyaşlarına hakim olamayarak Baran’ın göğsüne vurdu. "Hayır! Sana aşık oldum, anlamıyor musun? O adamı vurdum Baran! Senin için birinin canına kıydım. Hangi casus bunu yapar?" Baran, kadının bileklerini yakalayıp onu masaya doğru itti. Aralarındaki öfke, saniyeler içinde o bildikleri yakıcı şehvete dönüşmeye başladı. İhanet ve arzu, zehirli bir sarmaşık gibi birbirine dolanmıştı. Baran, kadının gözlerinin içine nefret ve tutkuyla bakarken, Lara’nın dudaklarına kapandı. Bu bir öpücük değildi; bu bir cezalandırma, bir geri alma çabasıydı. Lara, önce dirense de Baran’ın o baskın, hükmedici varlığı karşısında bir kez daha eridi. Baran, masanın üzerindeki dosyaları tek bir hamlede yere savurdu. Lara’yı masanın üzerine yatırdığında, kadının bacakları iki yana açılmış, etekleri çoktan beline kadar sıyrılmıştı. Baran, kadının boynundaki o mühre, dün gece bıraktığı o lekeye hırsla bir ısırık bıraktı. "Eğer bir casusan," diye fısıldadı Baran, sesi hırıltılı bir şehvetle çıkıyordu. "En azından bedeninin kime ait olduğunu asla unutmamanı sağlayacağım." Baran, kemerini çözüp Lara’nın içine hiç beklemeden, sert ve derin bir hamleyle girdiğinde; Lara’nın çığlığı odadaki o ağır sessizliği parçaladı. Bu seferki sevişme Mahzen’deki gibi vahşi, penthouse’daki gibi romantik değildi. Bu, öfkenin ve hayal kırıklığının dışavurumu olan, karanlık bir ayindi. Baran, her bir hamlesinde kadına duyduğu o büyük şüpheyi ve aynı zamanda vazgeçemediği o derin tutkuyu haykırıyordu. Lara, ellerini Baran’ın omuzlarına geçirip tırnaklarını etine gömdü. Canı yanıyordu ama bu acı, içindeki o ihanete uğramışlık hissinin yanında hiç kalırdı. Baran’ın hızı ve gücü karşısında masanın üzerindeki kalemlikler, telefonlar yere düşüyor, odada sadece etin ete çarpma sesi duyuluyordu. Baran, kadının kalçalarını sıkıca kavrayıp onu her seferinde daha derine, daha uca taşıyordu. "Bana yalan söylemediğini kanıtla," diye fısıldadı Baran, doruğa ulaşırken sesi titreyerek. "Bedeninle kanıtla!" Lara, zevkin ve acının o ince çizgisinde yürürken, Baran’ın ismini bir hıçkırık gibi sayıkladı. Her şey bittiğinde, Baran kadının üzerine yığılmak yerine hızla geri çekildi. Üstünü düzeltti, o soğuk maskesini tekrar taktı. Lara ise darmadağın bir halde, masanın üzerinde öylece kalmıştı. Gözyaşları şakaklarından aşağı süzülürken, Baran’ın yere attığı o dosyalara baktı. Baran, arkasına dönmeden kapıya yöneldi. "Şoför seni eve bırakacak. Bir sonraki talimatıma kadar evden çıkmayacaksın. Ve şunu bil Lara; eğer o dosyada yazanlar doğruysa, seni kendi ellerimle bu şehirden silerim. Ama eğer suçsuzsan... Suçsuzsan, seni benden kimse koruyamaz." Kapı kapandığında Lara, boş ofiste tek başına kaldı. Az önce vücudunda hissettiği o muazzam sıcaklık, yerini zemindeki mermer kadar soğuk bir gerçeğe bırakmıştı: Baran Sancaktar onu artık sevmiyordu, ona sadece sahip olmak istiyordu. Ve bu sahiplik, Lara için bir kafesten farksızdı. Lara, titreyen elleriyle yerdeki dosyaları topladı. Babasının neden sustuğunu, neden onu bu kurtlar sofrasına bir yem gibi attığını öğrenmek zorundaydı. Ama önce, vücudundaki bu ihanetin rengini, Baran’ın tenine bıraktığı o yeni ve acı dolu lekeleri temizlemesi gerekiyordu. Tabii eğer bu lekeler temizlenebilirse... Gece çöktüğünde, Lara kendi dairesinin karanlığında otururken telefonu çaldı. Arayan bilinmeyen bir numaraydı. "Lara," dedi telefondaki ses. Bu babasının sesiydi. "Kaç oradan kızım. Baran Sancaktar sandığın kişi değil. O, senin yirmi yıl önce öldü sanılan geçmişinin ta kendisi." Lara, telefonu elinden düşürdü. Pencereden dışarı baktığında, binanın önünde bekleyen siyah arabayı gördü. Baran onu korumak için mi şoför göndermişti, yoksa hapsetmek için mi? Artık kim dost, kim düşman belli değildi. Bilinen tek bir gerçek vardı; oyun kirlenmiş, leke tüm ruhu kaplamıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD