Giriş
Sessiz kabul
Mezarlığın hemen kenarındaki banka çökmüş, içim dışıma çıkana kadar ağlıyordum.
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüp çeneme, oradan da üzerimdeki ince hırkaya damlıyordu.
19 yaşında anne ve babamı kaybetmiştim...
Hayatta artık yapayalnız, kimsesizdim.
Gerçi onlar hayattayken de pek bir kimsem olduğu söylenemezdi. Ama en azından iyi kötü yüzüme bakan iki insan, başımı sokabileceğim bir evim vardı.
Onlar ölünce, o ev de ellerimin arasından kayıp gitmişti.
Şu an neye üzüldüğümü, ne için bu kadar hırpalandığımı ben bile bilmiyordum.
Onların yokluğuna mı, bir başıma dımdızlak kaldığıma mı, yoksa bu gece sokakta yatacak olmama mı?
Bilmiyordum...
Zihnim tıpkı şu an gömüldükleri toprak gibi kapkaranlıktı.
Daha onları toprağa vereli bir gün bile olmamıştı. Kimsem yoktu, gidecek tek bir yerim bile kalmamıştı ve ben soğuk mezarlığın kenarında, çaresizce ağlamaya devam ediyordum.
Hıçkırıklarım sessiz mezarlıkta yankılanıyordu.
"Ağlama artık."
Duyduğum buz gibi emir veren sesle birden irkildim.
Başımı hızla yukarı kaldırdığımda, üzerime düşen devasa gölgeyi gördüm. Loş ve titrek ışığın altında puslu gözlerle yüzünü seçmeye çalışıyordum.
Ama yok, tanımıyordum. Sesi de daha önce hiç duymadığım kadar yabancıydı.
Hiçbir şey demedim. İki elimi de yanlardan bankın demirlerine bastırıp başımı tekrar öne eğdim.
Sadece gitsin istiyordum. Bu yabancının üzerimde kurduğu ağır baskıdan kaçmak, yalnız kalmak istiyordum.
Ama gitmedi. Tepemde inatla dikilmeye devam ediyordu.
Göğsüm sıkışırken derin, titrek bir nefes aldım. Tam o anda, iri parmaklarını birdenbire çeneme atmasıyla bütün bedenim gerildi.
Kaçmama izin vermeyen sert ama canımı da yakmayan bir hamleyle kafamı yukarı kaldırdı.
Karanlığın içinde göz gözeydik şimdi.
"Duru." diye fısıldadı.
Sesindeki tuhaf otorite ürpermeme neden oldu.
Bir an ne yapacağımı bilemedim. İsmim onun dudaklarından dökülünce ruhum hizaya geçmiş gibi hissettim.
Gerildim.
İsmimi nereden biliyordu?
Beni nereden tanıyordu?
Ben onu tanıyor muydum?
Şu an zihnim o kadar darmadağındı ki hiçbir şey hatırlamıyordum.
"Sen kimsin?"
Sesim saatlerdir ağlamaktan kısık, pürüzlü ve çok güçsüz çıkmıştı.
Cevap vermek yerine yavaşça eğildi ve tam önümde, dizlerinin üzerine çöktü. Tam anlamıyla yüz yüzeydik şu an.
Aramızdaki mesafe o kadar azdı ki loş ışıkta bile gözlerindeki koyu, tavizsiz ifadeyi görebiliyordum.
"Benim şu an kim olduğumun bir önemi yok."
Göz yaşlarımın arasından kaşlarımı çattım.
Ne demek önemi yoktu?
"Ama"
Sesini biraz daha alçalttı.
"Eğer sen istersen... Senin her şeyin olabilirim."
Büyük bir şokla yüzüne baktım.
Nasıl yani?
Beynim durmuştu, kelimelerini algılamakta zorlanıyordum.
"Ne?" diye fısıldadım kısıkça.
Bu adam kimdi, gecenin yarısı mezarlık kenarında ne saçmalıyordu?
Karanlıkta yüz hatlarını hâlâ tam olarak seçemiyordum, zihnim durmuş gibiydi ve ben neler olduğunu çok az, çok kopuk anlıyordum.
"Benden ne istiyorsun?" diye fısıldadım.
Sesimdeki titremeye engel olamadım.
Şu an bu adamdan korkmalı mıydım?
Beni ne yapacaktı, nereye götürecekti?
Diz çöktüğü yerden ağır hareketlerle kalktı ve aramızdaki mesafeyi hiç önemsemeden bankta tam yanıma oturdu.
Onun sıcaklığı, mezarlığın buz gibi esen rüzgarını anında kesti.
"Bak Duru."
Sesi bu kez daha yumuşak ama bir o kadar da sarsılmazdı.
"Eğer istersen her şeyin olacağım. Ne istersen, nasıl yaşamak istersen her şey tam istediğin gibi olacak. Ben senin her şeyin olacağım, her zaman, her koşulda yanında kalacağım."
"Niye bunları söylüyorsun?"
Gözlerimi yüz hatlarında gezdirdim.
"Benden ne istiyorsun karşılığında?"
Hâlâ anlamıyordum.
Bu adam kimdi?
Durduk yere, gecenin bir yarısı kimsesiz kalmış bir kıza neden bunlardan bahsediyordu?
Bu dünyada kimse kimseye karşılıksız bir şey vermezdi, bunu biliyordum.
"Senden istediğim şey çok büyük bir şey değil."
Elini yavaşça kaldırdı, parmaklarının tersiyle yanağımı şefkatle okşadı.
Dokunuşu öyle sahipleniciydi ki...
Yanağımdaki gözyaşlarım onun parmakları altında çoktan kurumuştu.
"Senden sadece benim kurallarımla yaşamanı, bana saygı duymanı, sözümden hiç çıkmamanı ve bana itaat etmeni istiyorum. Bu kadar." dedi.
Nasıl yani?
Bu muydu gerçekten?
Şaşkınlıkla ona baktım.
Ben bunları zaten normal hayatımda da, ailemin yanındayken de yapıyordum.
Bir yalanını yakalamaya çalışır gibi gözlerinin içine baktım ama o son derece ciddiydi.
"Sana her şeyi alacağım, her ihtiyacını karşılayacağım. İstersen dünyadaki her şeyi ayaklarının altına sererim ama kurallarım net. Sözümden çıkmayacaksın."
Sesi o kadar kararlıydı ki...
Her şeyi yapar mıydı gerçekten?
Düştüğüm bu dipsiz kuyuda düşündüm.
Adamı hiç tanımıyordum ama bu benim yalnız geçireceğim ilk gecemdi. Ve ben artık tamamen kimsesizdim.
Her gece böyle kimsesiz kalacaktım. Belki sokaklarda, belki kötü yerlerde sabahlayacaktım. Belki de yiyecek tek bir lokma ekmek bile bulamayacaktım.
Bilmiyordum. Tam anlamıyla büyük bir çıkmazın tam ortasındaydım.
"Bak, seni çok iyi anlıyorum." dedi, düşüncelerimi okuyor gibi.
"Şu an beni tanımıyorsun, tedirginsin. Ama en azından deneyebilirsin, değil mi?"
Derin bir nefes aldım.
Yapabilir miydim?
Sokaklarda tek başıma kalıp yok olmaktansa, bu adamla giderdim. Üstelik bana her şeyim olacağını, beni koruyacağını söylüyordu.
Gözlerimdeki son ıslaklığı da elimin tersiyle sertçe sildim. Dik bir duruş sergilemeye çalışarak doğrudan gözlerinin içine baktım ve sadece başımı salladım.
Kabul ediyordum.
Loş ışığın vurduğu yüz hatlarında adamın memnuniyet dolu, hafif gülüşünü gördüm.
"Güzel..." dedi.
Sesi az öncekine göre daha boğuk, daha sahiplenici ve çok daha derinden gelmişti.
"Söz dinleyen kızları severim, Duru."