Sınırın kıyısında
Yarım saattir, belki de çok daha fazladır ceza minderinde oturuyordum. Zaman algımı tamamen yitirmiştim. Hıçkırıklarım yavaş yavaş iç çekişlere dönüşmüştü, göğsüm aldığım her nefeste titriyordu.
Durduk yere içime bir kurt düşürmüştüm. Arhan’a utancımdan o soruyu soramamış, kendi kendimi yiyip bitirirken iştahımdan olmuştum. Üstelik sözünden çıktığım için bir de ceza almıştım.
Olan yine tamamen bana olmuştu.
Arhan’ın beni bebek kamerasından izlediğini, izlemese bile o çalışanın odadan çıkar çıkmaz her şeyi ona rapor ettiğini çok iyi biliyordum.
Mindere sinmiş bir halde, içli içli nefesler alarak sadece düşünüyor, kendi içimde çırpınıyordum.
Odanın kapısı yavaşça açıldığında hızla başımı kaldırıp baktım.
Gelen Arhan'dı.
Adımlayıp tam karşımda dikildi ve ellerini ceplerine koyarak dimdik tepemde durdu.
Gözlerimi yüzüne diktim ama ifadesiz, dümdüz bir maske takmış gibiydi. Ne düşündüğünü asla okuyamıyordum.
İçimdeki özlem ve kırgınlık büyüyünce daha fazla dayanamadım. Ellerimi yukarıya, ona doğru kaldırdım.
Beni bu soğuk köşeden kurtarmasını, kucağına almasını istiyordum.
Arhan derin bir nefes aldı ve yüzünde hafif, neredeyse belirsiz bir gülümseme belirdi. Eğilip beni kucağına aldığı an, bacaklarımı doğrudan beline doladım ve kollarımı boynuna sarıp sımsıkı tutundum.
Kokusunu içime çekerken hâlâ içli içli nefesler alıyordum.
Beni göğsüne bastırırken derin bir nefes verdi ama hiçbir şey söylemedi.
"Nerede hata yaptığını, neden ceza aldığını yeteri kadar düşündün mü?" diye sordu sadece.
Sesi sakin ama netti.
"Evet babacığım..." dedim.
Sesim ağlamaktan iyice kısılmış, çatallı çıkmıştı.
Eli belimi hafifçe okşadı. Beni beşiğime bırakmasını beklerken odadan çıkmasıyla şaşırdım.
Koridoru geçip tekrar mutfağa girdiğinde ne yapacağını anlamaya çalışıyordum. Beni az önce kalktığım sandalyeye nazikçe oturttu.
Önüme bir kase çorba koydu. Bebek kaşığını kendi eline alıp çorbadan biraz doldurdu ve bana doğru uzattı. Kendi elleriyle beni beslemeye başlamıştı.
Hiçbir şey demiyor, aramızdaki sessizliği bozmuyordu. İçimdeki kıskançlık beni kemirmeye devam ediyordu ama onun bu sakin, sarsılmaz otoritesi karşısında sadece uslu bir kız gibi itaat etmekten başka çarem kalmamıştı.
Çorba bitince Arhan boş kaseyi masada bıraktı ve beni yeniden kucağına aldı. Ancak yönümüzü yine benim odama çevirmedi. Bu kez koridorun sonundaki kendi odasına doğru adımlamaya başladı.
Kalbim aniden deli gibi çarpmaya başlamıştı.
Bugün onunla mı yatacaktım yoksa?
Bu düşünce içimi tarifi imkansız bir heyecanla doldurdu.
Odaya girip kapıyı arkasından yavaşça kapattı. Beni yatağının tam ortasına usulca bıraktı.
Ardından yatağın hemen yanındaki komodine yöneldi, çekmeceyi açıp içinden yepyeni bir emzik çıkardı.
Demek onun odasında da benim için bir şeyler vardı.
Beni tamamen hayatının merkezine almıştı...
Hiç beklemeden emziği dudaklarımın arasına yerleştirdi. Tanıdık his beni bir anda yatıştırdı, sakinleştirdi.
Sırtımı yatak başlığına yasladım. Arhan bu kez odadaki bir dolaptan yumuşak, sevimli bir bez bebek çıkarıp kucağıma bıraktı.
Bebeği ellerimin arasına alıp saçlarını okşamaya başladım.
Bu minik detaylar, bu bebeksi konsept cidden ruhumu sakinleştiriyor, beni dış dünyanın tüm düşüncelerinden uzaklaştırıyordu.
Arhan bana son kez baktıktan sonra arkasını döndü ve odanın içindeki giyinme bölümüne geçti.
Bense kucağımdaki bebekle oynuyor, bir yandan gözümü kapıdan ayırmıyordum.
Çok geçmeden Arhan giyinme odasından çıktı. Üzerinde sadece pijama altı vardı.
Üstü tamamen çıplaktı...
Onu o halde gördüğüm an nefesimin kesildiğini sandım.
Kaç yaşında olduğunu tam olarak bilmiyordum ama benden oldukça büyük duruyordu.
Buna rağmen vücudu o kadar yapılı, o kadar kusursuz ve heybetliydi ki şaşkınlıktan ağzımdaki emzik neredeyse yere düşecekti.
Hiçbir şey demeden odanın içinde birkaç eşya düzenliyor, kendi halinde işlerini hallediyordu ama ben gözlerimi ondan alamıyordum.
Haddinden fazla çekiciydi.
İçimde daha önce hiç tatmadığım, adını koyamadığım tuhaf, sıcak şeyler oluyordu.
Göz göze gelmekten korkarak, büyük bir utançla hızla başımı önüme eğdim. Yeniden elimdeki bez bebekle oynuyormuş gibi davrandım ama ne yaparsam yapayım, o güçlü ve erkeksi vücudun görüntüsü gözümün önünden gitmiyordu.
Yanaklarımın alev alev yandığını hissedebiliyordum.
Arhan odadan bir şeyler alıp tekrar giyinme odasına geçti.
Birkaç dakika sonra bu kez üzerine de rahat bir pijama üstü giymiş, tamamen giyinmiş bir şekilde yeniden içeri girdi.
Hiçbir şey söylemeden yatağa geçip yanıma, rahat bir tavırla uzandı. Eline telefonunu alıp birkaç işini hızlıca halletti, ardından komodinin üzerine geri bıraktı.
Yatakta bana doğru döndü.
Öyle heybetli, öyle güçlüydü ki...
Onun yanındayken kendimi küçücük bir bebek gibi hissetmekten alıkoyamıyordum.
Sanki onun gözünde aşka ya da başka duygulara dair hiçbir şey uyandıramıyordum. Sadece korunmaya muhtaç, kanatları altına alınması gereken minik bir kızdım.
Elimdeki bez bebeği yatağın bir kenarına bıraktım ve aramızdaki mesafeyi tamamen kapatarak onun dibine kadar sokuldum.
Arhan, bu sığınma arzumu karşılıksız bırakmadı. Güçlü kollarını bedenime sarıp beni iyice kendine çekti. Başım yine huzur veren boynuna gömülmüştü.
Onun kollarının arasında kelimenin tam anlamıyla kayboluyordum resmen.
O kadar kalıplı ve büyüktü ki...
İçimdeki tuhaf cesaretle elimi kaldırdım ve kolunun üzerine koydum.
Ona sarılırken ilk defa bu kadar bilinçli bir şekilde temas ediyordum. Vücudunu daha fazla keşfetmek, o gücü ellerimle hissetmek istiyordum.
Elimi kolundan yavaşça çekip beline koydum, ardından tenine sürtünerek yukarıya, sırtına kadar çıkardım.
Benim ellerim onun o devasa bedeninde o kadar küçücük, o kadar minicik kalıyordu ki...
Tam o sırada Arhan derin, sıkıntılı ve erkeksi bir nefes aldı. Göğsünün hızla inip kalktığını hissettim.
Kalbim aniden korkuyla tekledi.
Acaba ona dokunmamdan, bu çocuksu sınırları aşmamdan rahatsız mı olmuştu?
Beni kendinden uzaklaştıracağı korkusuyla elimi hızla üzerinden çektim. Belki de benden, bu yakınlığımdan hoşlanmıyordu.
Ama düşündüğüm gibi olmadı. Yatakta iyice yan dönerek üzerime doğru hafifçe abandı.
Tüm ağırlığını vermiyordu ama varlığını her hücremde hissediyordum. Bacaklarından biri, iki bacağımın arasına yerleşmişti.
Üzerimde canımı acıtmayacak, beni incitmeyecek kadar hafif ama kaçmamı engelleyecek kadar net bir baskı vardı. Yatakla kendi arasında beni tamamen hapsetmişti.
Nefesimin bir an için tamamen kesildiğini sandım. Kalbim göğüs kafesimi öyle bir hızla dövüyordu ki, odadaki sessizlikte sesinin yankılandığından emindim.
Arhan, yüzüme dağılan saç tellerini parmaklarının ucuyla şefkatle geriye doğru çekti ve yüzümü tamamen açığa çıkardı.
Delici bakışları çehremde turlarken, biraz daha aşağıya doğru kaydı. Eğilip boynumun en hassas çukuruna dudaklarını bastırdı. Tenime değen o sıcaklıkla içim ürperdi.
Yavaşça geri çekilip yüzümü incelemeye devam etti. Hiçbir şey söylemiyor, sadece gözlerimin en derinine bakıyordu.
"O kadar masum ve güzelsin ki..." diye fısıldadı.
Sesi ruhuma dokunmuştu.
Onun gibi bir adamın beni böylesine güzel bulması, içimde tarifsiz, gurur okşayıcı bir sıcaklık yaydı.
Ağzımdaki emziği çıkarıp aldı ve yatağa bıraktı. Yeniden eğildi.
Dudaklarıma önce küçük, masum bir öpücük kondurup geri çekildi. Ancak hemen ardından başını hafifçe yana doğru eğerek, bu kez çok daha uzun ve baskılı bir şekilde dudaklarını dudaklarıma bastırdı.
Soluğum ciğerlerimde kilitlenmişti. Kalbimin sesini bence şu an o da kendi göğsünde hissediyordu.
Dudaklarımdan yavaşça ayrılıp başını tekrar boynuma gömdü.
"Sana şu an neler yapmak istediğimi bir bilsen..." diye boğukça mırıldandı.
Sesi o kadar kısık, varla yok arasındaydı ki kelimeleri zar zor seçebilmiştim. Sesindeki erkeksi, tehlikeli tınıyı duymak içimdeki tüm çocuksu dünyayı sarsmıştı.
Elini belime atıp hafifçe sıktığında gözlerim fal taşı gibi açıldı.
Fazla bir güç uygulamamıştı, dokunuşu aslında çok hafifti ama onun baskısı bana o an dünyanın en ağır, en sarsıcı dokunuşu gibi gelmişti.
Resmen nefes almayı unutmuştum.
"Kaçarsın..." diye mırıldandı tekrardan, kendi kendine konuşur gibi.
Geri çekilip bakışlarını yeniden yüzüme dikti.
Eli, belimdeki yerinden ayrıldı. Yavaşça yukarıya, göğsüme doğru tırmandı.
Orada fazla durmadan, parmak uçlarını yavaşça boğazıma, çenemin hemen altına kadar çıkardı.
Boğazımı sıkmıyordu, sadece orada olduğunu, bana tamamen hakim olduğunu hissettiriyordu.
Arhan derin, sarsıcı bir nefes aldı. Sanki içindeki fırtınayı dizginlemek, kendi koyduğu sınırları aşmamak için büyük bir savaş veriyor gibiydi.
Aniden eğilip dudaklarıma sert, yoğun bir öpücük kondurdu ve hızla geri çekildi.
Bu geri çekiliş o kadar ani, o kadar beklenmedik olmuştu ki bir an için boşluğa düştüğümü hissettim.
Ne olduğunu, ne ara benden uzaklaştığını anlayamamıştım.
Dudaklarım hâlâ onun sıcaklığıyla yanarken, anlamaz gözlerle yüzüne baktım.
Hiçbir şey söylemedi. Yatakta iyice geriye çekilip sırtüstü uzandı ve gözlerini kapattı.
Çatılı kaşları ve gerilen çenesi, içindeki yoğun savaşı ele veriyordu ama ben anlamıyordum.
Neden bir anda benden uzaklaşmıştı?
Neden o sıcaklığı kesip atmıştı?
Yatağın ortasında, az önceki yoğun hislerin arasında yapayalnız kalmış gibiydim.
Aramıza giren birkaç santimlik mesafeye dayanamayarak ona doğru tekrar sokuldum.
Ellerini neden benden çektiğini bilmek istiyordum.
"Babacığım..." diye fısıldadım.
Arhan göğsünü şişiren derin, sıkıntılı bir nefes daha aldı ama gözlerini açmadı.
Vazgeçmeye niyetim yoktu. Başımı usulca onun geniş, sert göğsüne koydum. Küçük elimi kaldırıp bu kez sert karın kaslarının üzerine yerleştirdim, parmaklarımı teninde hafifçe hareket ettirdim.
Dokunuşumla birlikte bedeni bir anda kaskatı kesildi, altımdaki göğsünün gerildiğini hissettim.
"Uyu artık bebeğim..."
Sesi o kadar boğuk, o kadar derinden gelmişti ki içim titredi.
Sesindeki karşı konulmaz otorite, bu gecelik bu kadarının yeterli olduğunu söylüyordu.
Yatağa bıraktığı emziği alıp tekrar ağzıma verdi. Kolunu nihayet kaldırıp belime doladı ve beni göğsüne sabitledi.
Ağzımdaki emziği yavaşça emerek, onun kalbinin güçlü, ritmik atışlarını dinlemeye başladım.
Onun aşılmaz, koruyucu kollarında, koca odadaki sessizlikle birlikte kendimi uykuya bıraktım.