III
KÜÇÜK GÜNAH
?
Dokuz Yılın Ardından
Ölmeyi tüm kalbimle dilediğim zamanlar oldu. Benim için ne çaba ki maalesef ölmek benim için mümkün olsa da yeniden doğmakta benim için mümkündü. Üstelik lanetimdi. Kaç kez sevdiğin biri öldü? Kaç kez sevdiğin birinin, sadece o bir kişinin her defasında ölümüne tanıklık etmek zorunda kaldın? Ölümsüz olmak yeniden doğmak her ikisi de lanetti.
Lanetimdi.
Kanımda akan şeytani güç beni yarı ölümsüz yapıyordu. Ruhumda varlığını sürdüren lanetse ruhumu etten, kemikten yapılma tabutuma yatırıyordu.
Bir bebeğin ağlayış sesi gecede yankılandı. Ölümü, fanilerin kulaklarında çınlayan bu ses kovdu. Ölüm yeni can bulan ruhu lanetledi. Tanrı prensesin tüm yakarmaları ve yalvarmalarına rağmen önünde diz çökmüş ve gözyaşları içinde ağlayıp dua eden lanetli kızın duaları yanıtsız kaldı. Ümit ışığı söndü ve inanç öldü. Tanrı inancımın öldüğü gün benim için hiçliğe karışmıştı.
Ölüm ve yaşam tezat gerçeklerdi.
On üç kez farklı şekillerde ölmüştüm.
Uçurum, infaz, idam, keskin bir kılıç darbesi, savaş, hastalık, intihar, boğulma, zehirlenerek öldürülme ve daha fazlası. En son ölüm sebebimse kalbime sapladığım hançer olmuştu. Son hayatımda ki anılarım hâlâ bulanıktı ancak gördüğüm zihnime yerleşip kalan son anı gözlerimin kesiştiği adamın kızıl kahve gözleriydi. Kırmızı hareler karanlık zifiri bir gecede parlayan kanlı aya benzetmiştim. Toprağın üzerine düşen kan damlalarım gibiydi gözleri. Toprak öldüğüm gecele kızıla bulanmıştı sanki tüm kanım o gözlere akmıştı.
Ölümü her şekilde arzuya bilirdim. Aniden gelirdi, kaçınılmaz sondu ve beklentisiz bir başlangıç. Zaten bildiğin ve engelleyemediğim ölüm beni yeniden doğmaya mahkum etmişti. Ölümsüzlük ve yeniden doğumun en acı tarafı sonsuza dek yaşarken sevdiğin fanilerin ölmesiydi ya da ölüm-yaşam paradoksunda sürekli aynı kişilerin ölümünü izlemek zorunda kalmak ve bildiğin sonu engelleyememekti. İnancı olmayan ve vazgeçmenin eşiğinde olan lanetli bir ruhun gözlerinde görebileceğiniz hiçbir şey yoktu.
Boşluk, haricinde.
Emily Ariel Asmodeus, dokuz yaşında ki prensesin gözlerinde gördüğüm boşluktan ibaretti.
Doğum gününde dokuz yaşına giren ve asil bir ailede büyüyen genç yaşta kızın isteyeceği belirli şeyler vardı. Belki değerli taşlardan oluşan mücevherler, hızlı koşan dayanıklı bir kısrak ya da özel hizmetçiler.
Ancak ölüp yeniden bedenine reankarne olan, on üçüncü kez dokuzuncu doğum gününü kutlayan o küçük kızın isteği evlilikti. Küçük bir çocuğun bedeninde olabilirdim ama zaten ne yaşanacağını bildiğim, kaçarım olmayan kaderimde ki olacakları biraz daha erkene çekebilirdim.
Stratejik siyasi bir evlilik çoğu soylu ailede ki genç yaşlar olan kızın söz hakkı olmadığı ve hayatının geri kalanını nasıl geçireceği hakkında tek seçeneği olurdu. Evlilik. Bense kaderimde olacakları erkene çekip on dokuz yaşında yapacağım evliliği dokuz yaşında yapacaktım.
Batı İmparatorluğu sınırları çıkmamı sağlayacak tek yol buydu. Her defasında kaçmak istediğim ama Tanrı tarafında kaderlerimizin kesiştiği ama asla birleşmediği gelecekte kocam olacak veletle kendi rızamla siyasi bir evlilik yapacaktım. Ben dokuz yaşında olduğuma göre Kuzey İmparatorluğu'nun ikinci prensi şu zamanlarda on iki yaşlarında olmalıydı.
Öldüğümde zaman geriye sarıyorsa ve ben yanılmıyorsam o da daha benim gibi bir velet olmalıydı. Kuzey İmparatorluğu fethetmek tek İmparatorluk hayallerim için başlayabileceğim en güçlü konumdu. En başından beri bunu istiyordum. Beni hiçbir şeyin ve hiç kimsenin hedefimden saptırmasına izin vermeyecektin. Kalbimin sesine kulaklarımı kapatmıştım.
Olacak tarihi olayları ve çoğu şeyin seyrini değiştirecek gelişmeleri bilirken on üçüncü hayatımda şah bendim. Mat olacaklarsa, herkesti. Tek bir kötü yeterliydi. Kötülüğü severdim, kötüleri de. Ancak benden daha kötü olanlar yok edilmeliydi. Kötülüğün tek bir tacı vardı ve tek bir hükümdarı olabilirdi. O taç benim başıma aitti.
"Anneciğim, canım yandı." diye tiz çocuksu sesimle konuştum. Büyük kara deliğe benzeyen kahverengi gözlerimi aynada ki yansımada izlerken, büyük planlarımın önünde ki en büyük engelin küçük bir çocuk olmam olduğunu hatırlayınca yüzümü astım. Eléonere bu gece gökyüzünde asılı kalan kan tutulması yaşayan ayın rengine benzer kızıl korkutucu gözleriyle bana baktı. Sessiz bakışlarında işkence ettiği ve kanında yıkandığı genç kızların çığlıklarını duymak mümkündü. Her doğduğum günde tutulan kanlı ayı bu yüzden seviyordum. Vahşeti annemi hatırlatıyordu. Saçımda ki karışmış bir tutamı alarak gümüş tarağın dişleri arasından geçirdi. "Bu daha iyi. Hizmetin için seni öpücüklerimle lütuflandıracağım anne."
"Emily." diye fısıldadı İmparatoriçe. Babamla bire bir aynı olan ve beni uzun zamandır izleyen kızıl gözleri kısıldı. "Anne ve babanın günahı teşvik eden şeytanlar olması senin terbiyesiz bir çocuk olacağın anlamına gelmez."
Yansımamda göz devirişimi gördü. Cılız perçemlerimi kulağımın arkasına sıkıştırıp, "Bir gün seni ve babamı tahtan devirip başa geçtiğimde zaten hükümdarlığımı kabul edip, önümde diz çökmek zorunda kalacaksınız anneciğim." dedim imalı bir şekilde.
Eléonore'nin uzun ince, biçimli parmakları belimi kavradı ve beni oturduğum puftan kaldırarak kucağına oturttu. "Bunu yapmana gerek kalmayacak. Baban ve ben en başından beri ölümsüz varisimiz için yani senin için hükmedeceğin güçlü bir İmparatorluk kuruyoruz." diye fısıldayıp soğuk dudağını sıcak yanağıma bastırdı ve biraz geri çekilip öptüğü yanağıma yanağını sürttü. "Sen bizden daha güçlü, daha kötü ve daha acımasız, zalim bir diktatör olacaksın sevgili Küçük Günah'ım."
Anne ve babamın ismimden çok bana; Küçük Günah diye hitap etmenlerine küçük kulaklarım asla alışamamıştı.
Ben kesinlikle en büyüğünden bir günahtım!
"Acımasız, kötü ve en önemlisi güçlü zalim bir diktatör olacağım anne." dedim. Eğer ki ihanetimi öğrenip başımı vurdurmazsanız... Kaçıncı hayatımın böyle bir sonla bittiğini anımsayamıyordum. Altıncı olabilirdi belki de yedi. Yutkunup cılız boynumu ovuşturdum. "En kötüsü ben olacağım."
"Babandan sonra en kötüsü sen olacaksın." dedi şehvet iblisi en etkileyici tonda ki erkeksi sesiyle. Annem cilveli bir sesle gülerken ben sinirle dişlerimi birbirine bastırıp gıcırdattım. Çeşitli büyülü yüzüklerin sardığı esmer kalın parmakları başımı sarıp saçlarımı okşadı. Güçlü el istese başımı boynumdan koparabilirdi. Neyse ki bu anı on iki kez yaşayınca on üçüncü kez de aynısının olacağını biliyordum. Babamın saçlarımı okşayışı, yavaş, ölçülü, bir insanda özellikle bir şeytanda bulunmayacak dikkati içinde barındıracak kadar yumuşak ve nazikti. "En günahkarı, en kötüsü ve en baştan çıkarıcı dişi şeytan olacaksın."
Annem ve babamın şehvetten dolayı daha da kızıllaşan gözleri aynada ki aile yansımamızda birbirini bulunca midem kasıldı ve kollarımı açıp İmparatoriçe'nin boynuna atlayarak, "Anneciğim bu gece benimle uyur musun?" diye sordum. İmparator saçlarımı okşayan elini başımın üzerinden çekti. Benim dışımda başka çocukları olmasını engellemek için elimden geleni yapsam da şehvet şeytanını durdurmak mümkün değildi. Başka hak iddia eden bir varis söz konusu olamazdı.
Annemin kucağında dönerek bacaklarımı beline doladım ve zarif kuğuları andıran boynuna sıkıca sarıldım. Eléonere en büyük zaafı haline gelen ancak asla o zaafının zayıflığını belli etmeyerek kızına en acımasız gülüşünü sundu. "Korkusuz bir hükümdar olmak isteyen sen, gece annenle mi uyumak istiyorsun?"
"Ama hâlâ doğum günüm." dedim babama bakarken. Biçimli kaşlarını çatmış bana şeytani gözlerle bakıyordu. İmparator'a dil çıkararak sırıttım. "Benim için büyük görkemli bir balo vermiş olsanız da dokuzuncu yaş hediyemi daha vermediniz."
Babam güçlü parmaklarını bu sefer annemin üzerinde geceliği olsa bile başının üzerinde duran taca uzattı. O taca dokunabilecek tek kişi babamın kendisiydi. Annemin üzerinde benden daha fazla hakkı olması her zaman sinirimi bozardı. Babamla aramızda her zaman, her konuda bir rekabet olurdu ancak bu rekabet maalesef ki asla düşmanlığa dönüşmemişti. Şeytan annemin başında ki kara büyüyle donatılmış yakutlarla bezeli İmparatoriçe tacını alarak benim başıma bıraktı. Kaldıramayacağım kadar ağır olduğu için başım tepesinde ki ağırlık yüzünden annemin omzuna düştü. Bu şeyi taşımak için iyi bir omurgaya sahip olmak gerekiyordu. Babam kıs kıs gülerken ben yüzümü buruşturdum.
"Bende Prensesim için annesinin tacına benzer büyülü yakutlar ve tılsımlı incilerle çevrili bir taç için usta zanaatkârlar ve maden büyücüleriyle görüşüyordum." dedi İmparator, şeytani sesi kullandığı için kulaklarım tırmalanır gibi olmuştu. "On yaşına bastığında resmi unvan törenin olacağı için biraz geç vereceğim bir yeni yaş hediyesi olacak."
"Benim isteğim farklı babacığım." diye fısıldadım başımı kaldırıp İmparatoriçe'nin tacını başımın üzerinde düzeltirken. Yaptığım annemin hoşuna gitmediği için kaşlarını çatmıştı. "Benim isteğim, bir kalp."
Annem ve babam şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
"Benim kadar kötü bir kalbe sahip başka bir kalp. Acımasız. Hislerden yoksun. Güçlü asla zayıf olmayan. Kötünün kötüsü bir kalp. İsteğim kalbimin diğer yarısı olan o kötü kalbe sahip olan ruh eşim."
"Evlenmek mi istiyorsun?" diye sordu İmparator Cedric Asmodeus, kelimeler dudaklarını yakıyor ve ağzının içini zehirle dolduruyor gibi kulaklarda yankı bulmuştu. "Dokuz yaşında ki resmi unvan töreni bile gerçeklememiş reşit olmayan kızım evlenmek mi istiyor?!"
"Eninde sonunda evleneceğim." Aşağıdan annemin sinirden kızarmış yüzüne bakındım. "Haksız mıyım anne? Sen evleneceğim insanın ailesinin güçlü müttefikler olmasını istersin."
"Evlilik için yaşın çok erken." diye fısıldadı ölümcül tehditkar bir sesle. "Kızımın aklına evlilik düşüncesini kim soktu?"
"Hiç kimse anne. Tüm hizmetçiler dilsiz ve sağır." Zalim İmparatoriçe'nin, acımasız duyulan duyulduğu yerde kalır yöntemiydi. "Hizmetçiler sadece gözleri görür, duyar ve konuşur."
"Evlenmeyi unut." dedi Eleonere sertçe.
"Baba." dedim, şeytanın korkutucu kızıl gözlerinin içine duygusuzca bakarak. "Ben senden olanım. Kötülüğüm. Günahım. İstersem tüm yaratılışı ayaklarımın altına sereceğini söz vermiştin. Bende istiyorum. Kalbi bana benzeyen, benim gibi olan bir ruh eşi."
"Senin büyüyüp de küçüldüğünü sandığım bir çok ana şahitlik ettim ancak bu istek tam bir delilik." Kızıl gözler gözlerime bakarken kalbimde bir yanma hissettim. Sessizce sızlandığımda şeytan yanlış bir şey yaptığının farkına bakarak burnundan sert bir nefes bıraktı. "Bu dediğin asla olmayacak Emily! Kızım yedi yaşında zehirli bir yılan istemesi bile daha mantıklıydı ama evlilik.... Ergenlik çağına bile girmeyen prenses için evlilik söz konusu bile olamaz!"
Yanağımı annemin göğsüne yaslayıp yılan zehrine benzer kokusuyla ciğerlerimi doldururken gülümsedim. "Son sözün mü babacığım?"
İmparator, "Evet." derken İmparatoriçe başımın arkasından kavradı ve beni kendine birazcık daha bastırdı. Küller ve kızıl kıvılcımlar etrafımda dönerken kalbimde dolan karanlık şeytani güçlerle kalbim biraz daha yangın yerine döndü. Karanlık güçlerle beslenmek doyurucu olsa da beni yoruyordu.
"Evlilik yok." dedi annem kulağıma fısıldayarak. "Siyah atlı kötü kalpli prensinin hayalini kurabilirsin ama biz onay verene dek kızımı hiçbir erkekle olan ilişkisine izin vermem."
Gözlerim esnediğim anda kapanırken kıkırdadım. "Benim için beyaz atlı iyi kalpli bir prens imkansız değil mi anneciğim?"
Babamın sesini duydum. "Sen Azael'in İmparatoriçesi olacaksın. Batı İmparatorluğu'nun hükümdarı."
"Elbette babacığım. Sizin Azael İmparatorluğu Hükümdar'ı olurken sizin izinizden gideceğim."
Neyse ki yalanda yedi büyük günahtan biriydi ve Azael İmparator'u Cedric Asmodeus'un mührünün olduğu evlilik içerikli mektuplar dört İmparatorluğun da soylu asil ailelerin konutlarına eğitimli güvercinlerle gönderilmişti. On üçüncü hayatımdan önce on iki hayat yaşamıştım ve babamın yazısını taklit edebilirken, özel Asmodeus mührünü nerede sakladığını çok iyi biliyordum.
Batı İmparatorluğun'dan önce Kuzey İmparatorluğu Leonas'ın ikinci veliaht prensi Edwardas Leonard müstakbel eşine ve İmparatorluk çok yakında gelecekte ki İmparatoriçesine kavuşacaktı. Dört İmparatorluğu da ele geçirecek tüm halkları tek bir imparatorluğun çatısı altında birleştirip yönetecektim. Kalbim, zihnim ve ruhumun on üçüncü hayatımda ki tüm emeli buydu.
Emily Ariel Asmodeus tek hükümdar, tek İmparatorluk çağını başlatacaktı.
BÖLÜM SONU.