6 - Corvus Corax

1051 Words
Başak gittikten sonra kütüphaneye gitmeye karar verdim. Bulduğun ilk bankamatikten biraz nakit para çektim ve doğruca otobüse bindim. Bu şehrin kütüphanesi yürüyerek gidebileceğim kadar yakın değildi. Neredeyse yarım saatlik yolculuktan sonra deniz kokusunun ciğerlerimi okşadığı kütüphaneye varmış oldum. Sanırım üniversitede finallere çalıştığım zamanlardan sonra ilk kez bir kütüphanede sabahlayacaktım. Karman çorman saçım, kırışık siyah tişörtüm ve mor halkalı gözlerimle çoktan kendimi öğrenci gibi hissetmeye başlamıştım. Elimde bir poşet dolusu abur cubur, daha yeni aldığım kareli bir defter, 0.5 kalem ve renkli markerler ile az sonra yapacağım araştırmaya hazırdım. Üstelik heyecanlı ve dinç hissediyordum. Bugün yaşadığım panik, korku ve öfkeyi bir kenara bıraktım. Kimlik numaramla içeriye girince kütüphanede bilgisayarların olduğu yere doğru ilerledim. İçerisi oldukça sessizdi, özellikle de bilgisayarların olduğu yerde benim dışımda sadece bir kişi daha vardı. Kalın çerçeveli gözlükleri ile en köşedeki bilgisayarlı masaya geçmiş sessizce araştırmasını yapıyordu. Kendim için uygun bir yer aradığımda gözüne kestirdiğim masa pencerenin sağında kalan deniz manzaralı 9 numaralı bilgisayarın olduğu masaydı. Burasının sadece pazar gecesi hariç hafta içi her gün 24 saat açık olduğunu girerken öğrenmiştim, bu nedenle acele etmeden defterimi kalemimi hazırladım. Bugün günlerden çarşambaydı ve saat henüz akşamüstü yedi olmamıştı. Çok zamanım vardı. Bilgisayarı açıp kitaplıkların arasında gezmeye başladım. Oldukça büyük bir kütüphane olsa da kitap sayısı için aynısını söylemek mümkün değildi. Raflar arasında pek çok kitap eksikti, belli başlı yayınevlerinden çıkma belli başlı kitaplar hariç görevliye hangisini sorsam birilerinin alıp geri getirmediğini söyledi. Ben de kendim aramaya karar verip sessizce rafların arasına doğru ilerledim. Öncelikle "O" ile başlayan kitaplara bakmaya başladım. Elbette ilk işim adında "Odin" geçen bütün kitapları bulmaktı. Kitaplıklar içinde sadece birkaç kitapta "Odin" kelimesi vardı. Bunların büyük bir kısmı ingilizce, bir tanesi Türkçe diğeri ise kelimelerin şeklinden anladığım kadarıyla kirik alfabesiyle yazılmış Rusça bir kitaptı. Hepsini aldım ve masamın üzerine yerleştirip devam ettim. Fizik öğretmeni olarak tarihten pek anladığımı söylemem mümkün değildi. Elbette bilim tarihi, teknolojinin geçmişten günümüze çizdiği yolu büyük bir merakla incelemiştim ama mitoloji kısmı söz konusu olunca kendi coğrafyamın dışında bir şeyleri araştırmak pek de ilgimi çekmemişti. Fantastik hikayelerde geçtiği kadarıyla Yunan Mitolojisi, Türk Mitolojisi bilirdim bir de birkaç Avengers filmi izlediğim kadarıyla Thor'un İskandinav tanrılarından biri olduğunu biliyordum. Odin hakkında şu ana kadar bildiğim tek şey İskandinav mitolojisindeki Thor'un babası olmasıydı. Rüyamda gördüğüm cılız ihtiyatla filmlerde bize gösterilen kaslı, bronz tenli sağlıklı ve karizmatik Odin'in hiç bir alakası yoktu. Hatta masaya bıraktığım kitapların kapağında Odin diye tasvir edilen çizimlerin zihnimdeki adamla bile uzaktan yakından bir alakası yoktu! Telefon kılıfında gördüğüm kargalı yaşlı adam... İşte benim gördüğüm Odin oydu. Birkaç tarih kitabı, Vikingleri anlatan İskandinav tarihi kitabı da alıp çalışma alanıma geri döndüm. Bir günde okuyabileceğimin çok üstünde bir yığını sola kaydırıp bir yandan da bilgisayarda internete bağlandım. Tüm o kitapları okumak yerine son zamanlarda hayatımı kolaylaştıran harika buluştan da destek alacaktım. Hemen chat GPT yapay zeka destekli asistana bağlandım. Elimdeki kitaplara şöyle bir bakıp aklıma takılan soruları oraya yazarsam çok daha hızlı bir şekilde bilgiye ulaşacağımı biliyordum. Benim öğrenciliğimde olmayan bu imkanları dersimde yapacağım deneyleri, konuları veya yeni bilgileri araştırmak için sıklıkla kullanıyordum. Özellikle son zamanlarda ilgimi çeken robotik, kodlama ve algoritma gibi kavramlarda yapay zekanın bana büyük bir yardımı dokunuyordu. Bugün Odin ve Vikingler hakkında da işimi kolaylaştıracağına inanıyordum. Telefon kılıfını elime alıp tekrar baktım, "Bir işaret..." diye fısıldadım. Başak'ın bana dediği aklıma takılıp kalmıştı, gerçekten de bu rüyanın bir işaret olup olmadığını öğrenmek istiyordum. Bir an için yaptığım şey bana oldukça aptalca geldi, kütüphanede gördüğüm saçma bir kabus yüzünden sabahlayacak mıydım gerçekten de? Avuç içimi alnıma dayayıp derin bir nefes aldım. Gerçekten de aptalcaydı yaptığım şey, salak bir rüya yüzünden burada ne yapıyordum? Kalkıp gidip bir iş aramam lazımdı. Kendime yeni bir CV hazırlıyor olmam gerekirken burada öylece oturmuş kafamdaki saplantılı düşüncelere takılı kalmıştım. Tak, tak, tak... Bu sesler denize bakan pencereden, dışarıdan geliyordu. Kafamı kaldırıp bakınca dışarıda çama gagası ile vuran mavi gözlü kargayı gördüm! Aklımı mı kaçırmıştım, gerçekten de karga orada mıydı yoksa hayal miyidi? Ayağa kalktım, hala orada, pencereye yaklaştım hala orada, pencereyi açmak için uzandım hala orada... Durdum, ben de karga da temkinli bir şekilde birbirimize bakıyorduk. Beni izliyordu sakince pencereyi açtığımda uçup gitmedi ama hareket de etmedi. Delirdiğimi düşünmeye başlayarak birkaç adım geriledim. Tüm bu hareketlilik kütüphane içinde biraz fazla gürültü oluşturmaya yetmişti. Odanın bir köşesindeki gözlüklü adam öksürüp sessiz olmamı ima ederek boğazını temizlediği sırada hiç düşünmeden ona döndüm. "Pencerede, orada görüyor musun?" Bu ani, beklenmedik ve rahatsız edici soru ile garip bir ifade takınarak bana baktı. "Bana mı dediniz?" diye sordu. "Evet, pencerenin kenarında duran şeyi..." elimle işaret ettim. "Görüyor musun?" Ayağa kalktı, yüzündeki ifade daha da derinleşti. Olay yerini incelemeye giden bir dedektif gibi hareket ederek yanıma geldi. "O mu?" diyerek güldü. "Bir Corvus Corax." Bu kez de kaşlarını çatarak bakan kişi bendim. "Ne?" "Yani, o bir karga. Korkma ısırmaz ama yine de pencereyi kapat içeriye girerse çıkartmak zor olur," diyerek masasına geri döndü. İçimden bir oh çekmekle içten bir küfür etmek arasında seçim yapamadım. Önce hayal görmediğim için sevindim, ardından da beni takip eden bu karganın varlığı gördüğüm kabusun etkisi ile küfürler savurdum. Yerime geçmeden önce pencerenin kenarındaki kargayla bakıştım. Kararmaya başlayan havada dışarısı hâlâ net gözüküyordu. Gün batımından arta kalan kızıllık yerini usulca karanlığa devrediyordu. Mavi gözlü karga son bir kez daha bana bakıp kanatlarını açtı, pencerenin kenarından havalanıp denizin üstüne süzüldü. Gözden kayboldu. Pencereden ayrılıp masama dönünce bir kere daha soru işaretleriyle baş başa kaldım. Bilgisayar masasına yöneldim. Siyah ekranda yapay zeka asistanının "Yeni bir konuşmaya başla" yazan büyük beyaz butonuna tıkladım. Karşıma çıkan yazı bölümündeki imleç yanıp sönüyordu. İlk önce neyi sormam gerektiğini düşündüm. Parmaklarım klavyenin üstüne yerleşince daha çok düşünmeden "Viking tanrısı Odin kimdir?" yazdım ve enter tuşuna bastım. Bilgisayarın ekranında kelimeler akarken bir yandan da önümdeki kiyaplardan birini elime alıp sayfalarını karıştırmaya başladım. Ekranda yazan bilgilerle okuduklarımı pekiştirmek istiyordum. Yeni bir şeyler öğrenirken sadece internetten okumaya güvenmemem gerektiğini üniversitede güzelce öğrenmiştim. Bu yüzden kaynağı doğrulanmış kitaplar her zaman için ilk bilgi kaynağım olurdu. Önümdeki kitap İngilizce olduğu için yavaş okuyordum, bir diğerini elime aldım yine ve yine... Bir süre bu şekilde ön bilgimi hazırladım. Artık Odin ve Viking Tanrıları hakkında buraya geldiğimden çok daha fazla bilgi sahibiydim. Elimdeki kitabın arasına kalemlerden birini koydum, bir süre yapay zeka asistanından da yeni bilgiler alıp ardından buradan okumaya devam edecektim. Araştırmaya devam etmeden önce masanın üzerine bıraktığım telefon kılıfını aldım. Artık orada sadece bir resim görmüyordum, orada gerçekten de Odin'i görüyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD