7 - Bilgelik Savaş ve Ölüm

1451 Words
Ekrandaki beyaz kelimeler kütüphanenin loş ışığı içinde astigmatımı iyice tetikliyordu, okumak için ekrana biraz daha yaklaştım. Gözlerimin önündeki paragraf bana okuduğum bütün satırları özetliyordu. "Odin, İskandinav mitolojisinin baş tanrısıdır. Asgard'ın baş tanrısı ve kralı olarak kabul edilen Odin, bilgelik, savaş ve ölüm ile ilişkilendirilir..." Buraya kadar okuyup biraz duraksadığımda rüyam içimi kaplayan o coşkuyu anımsadım. Bilgelik, savaş ve ölüm... Birbirini tetikleyen bu üç unsur, hangi inanç hangi mit olursa olsun birbirinden ayrılmıyordu. Ne ilginçtir ki elimdeki telefon kılıfında da bu üçünü görebiliyordum. Odin'in mavi renkli gözü ile bakıştıktan sonra ekrandaki yazıları okumaya kaldığım yerden devam ettim. "Odin tek gözlü olarak betimlenir; bir gözünü bilgi ve bilgeliği elde etmek için feda etmiştir. Yggdrasil adı verilen dünya ağacının tepesinde yaşamaktadır. İki karga, Hugin ve Munin, her gün dünyayı dolaşıp ona bilgi getirir..." Burada yine durmam gerekti, kitaplarda da iki kargadan bahsedilse bile benim yanıma uğrayan sadece biriydi. Hugin mi yoksa Munin mi olduğunu bilmiyordum ama beni gözleyen karganın da tıpkı odin gibi bir gözü vardı. Yggdrasil... Bu kelimeyi tam olarak doğru telaffuz edemesem de düşünmeden duramıyordum acaba o karga pencereden uçup o ağaca mı gitmişti? Bunları düşündüğüm için kendime güldüm, ne alemdim ama... Gördüğüm bir kabus, okuduğum kitaplar ve karşımdaki ekranda yazanlara dinsizliği bırakıp çoktan Odin'in varlığını kabul etmiştim. Daha neler... Paragrafın devamında kitaplarda olduğu gibi Odin'in çok yetenekli bir büyücü olduğundan, Valhalla da yaşadığından bahsediyordu. Kitaplarda bulamayacağım o soruyu aklımdan çıkartamıyordum, Odin ve rüyalar arasında bir bağlantı olmalıydı... Bunu sormak için elimi klavyenin üstünde gezdirdim. Ne de olsa karşımda beni yargılayacak birisi yoktu, bu saçma sorularımı sadece yapay zeka görüyordu. "Peki ya Odin ile rüyalar arasında bir bağlantı var mı? Yani bir rüyada Odin'i görmek ne anlama gelir?" sanki karşımda biri varmış gibi yazıp hunharca enter tuşuna abandım. "Odin'in rüyalarla olan bağlantısı da oldukça önemlidir. Mitolojide, Odin bilgi ve bilgelik arayışında olan bir tanrı olarak bilinir, onun görüldüğü rüyalar da genellikle bilgi arayışının ve dünya üzerindeki olayların öngörüsünün bir yansıması olarak kabul edilir. Ayrıca Odin'in rüyalarda görülmesi, aynı zamanda kişinin ruhsal olarak derin düşüncelere veya değişimlere açık olduğunu da simgeliyor olabilir. Yani, Odin'i rüyada görmek, kişisel gelişim, içsel bilgi veya bir tür rehberlik arayışının işareti olabilir." Bu cevapla kaşlarımın havalandığını itiraf etmeliyim, geçirdiğim bombok günlerden sonra belki de böyle bir rüya bilinçaltımın bana bir oyunundan başka bir şey değildi. Yine de hala o kadar gerçekçi oluşunu aşamıyordum, altın mızrağı ile kalbimi söküp benimle konuşması sonra aynı şekilde uyanmam... Gerçekten de delirmiş gibi hissediyordum. Başak'ın bana söylediği gibi bir işaretti bu gördüğüm, aklımı kaçırdığımın işaretiydi hem de! Elimde olmadan gülerek ekrana bakmaya devam ettim. Karşımdaki chat bot ile konuşmak iyice sinirlerimi bozsa da buna devam etmekten kendimi alıkoymak mümkün değildi. "Bana İskandinav mitolojisini anlat, kısaca ama," yazdım bu sefer de. "İskandinav mitolojisi, hem efsanevi hem de tarihsel unsurları içerir ve hem tanrıların hem de kahramanların maceralarını kapsar..." yazılar bu paragrafla alt alta akmaya başlamıştı. İyi ki kısaca demiştim çünkü sonu gelmeksizin devam ediyordu. Tamam burada hata yapan kişi elbette bendim, karşımda bir insan yoktu ve sorduğum soruya göre cevap veriyordu. ben de daha net cevabı olan sorular sormaya karar verdim. Bir düşünelim... Mitoloji denildiğinde akla ilk ne geliyor? Tanrılar, diyarlar, efsaneler... Evet, bu şekilde sormalıyım. "Bu mitolojideki en önemli tanrılar kimler?" yazdım bu kez. Cevabı şöyle oldu; " Asgard'ın efendisi ve lideri, bilgelik, savaş ve ölüm tanrısı Odin. Gök gürültüsü, koruma ve fırtına tanrısı Odin'in oğlu Thor. Aşk, güzellik ve savaş tanrıçası Frejya. Şekil değiştiren ve kandıran tanrı Loki. Cesaret ve savaş tanrısı tek elli Try. Işık ve saflığın tanrısı Odin'in oğlu Balder." Tüm bunları okudukça içim ekrandan daha çok karardı. Savaş ve ölüm, nasıl bir mitolojiydi bu bildiğimiz tanrılara göre çok daha vahşet dolu geliyordu her birisi. Şöyle bir düşününce Vikingler hakkında duyduklarıma ve okuduklarıma bakarsam tanrılarının da bu kadar yıkıcı ve can alıcı olmasına şaşırmamam gerekir. Yağmalamak ve kan akıtmaktan çekinmeyen bunu tanrıları için yapan barbar insanlar... Vikingler. Kadın erkek demeden savaşan bir topluluk, ne ilginç bu konuda Türk tarihini anımsatmıyor değil. Yine de şu ana kadar okuduklarım arasında Vikingler ve Türkler arasında bir bağlantı olduğu yazmıyordu. İşte bunu sorabilirdim bu sefer de. "Vikingler ve Türkler arasında herhangi bir bağlantı var mı?" "Vikingler ve Türkler arasında doğrudan bir tarihi veya kültürel bağlantı yoktur, çünkü her iki grup farklı coğrafyalarda ve dönemlerde yaşamıştır. Vikingler, 8. ve 11. yüzyıllar arasında Kuzey Avrupa'da, özellikle İskandinavya'da yaşayan denizci savaşçılardı. Türkler ise Orta Asya kökenli bir halk olup, tarih boyunca Orta Doğu ve Orta Asya'da önemli devletler kurmuşlardır." Açıkçası bu cevap karşısında biraz hayal kırıklığı yaşamıştım. Eminim fen bilimleri alanında fizik üzerine uzmanlaşmış olmasaydım bunun yerine tarih profesörü olsaydım bu soruyu sorarak yapay zekayı meşgul etmezdim. Bir süre ekrana boş boş bakıp ardından tekrar sormam gerekenlere odaklandım. Irkları toplulukları bir kenara bırakıp mitoloji üzerine düşünürsem rüyam hakkında daha mantıklı bir sonuca varabilirdim. "Viking inancına göre evren tam olarak nasıl anlatılıyor?" Bu inanışa göre dünyanın tepsi gibi düz olup bir öküzün başında olduğu mu savunuyorlardı... Ekranda beliren cevapları okumaya başladım. "Bu mitolojide evren; Yggdrasil adlı dev bir dünya ağacının etrafında şekillenmiştir. Yggdrasil'in kökleri ve dalları altındaki dokuz dünyayı birbirine bağlanır. Asgar, Midgard, Vanaheim, Jotunheim, Nidavellir, Svartalfheim, Alfheim, Niflheim ve Muspelheim bu ağacın kökleri ile birbirlerine bağlanır." Bunlar gerçekten daha önce duyduğum çoğu mitolojiden farklıydı, dünya içinde demiyordu dünyalardan ve onları birbirine bağlayan Odin'in ağacından Yggdrasil'den bahsediyordu. Dokuz dünya, her birinin nasıl bir yer olduğunu da kısaca açıklayarak devam ediyordu cevabı. "Asgard: Tanrıların dünyası, Odin ve diğer tanrıların yaşadığı yer," orayı hayal etmeye çalıştım, fırtınalar ve savaş tanrılarının yaşadıkları yer... Hayal gücüm böyle bir yeri canlandırmak için fazla yavan kalıyordu. "Midgard: İnsanların dünyası," yani şu an içinde bulunduğum mavi gezegenden bahsediyordu. "Vanaheim: Vana tanrılarının yaşadığı, doğa ve verimlilik dünyasıdır." Bu diyarı hayal etmek sanırım oldukça basitti. yeşil, yemyeşil çayırlar ve huzur dolu ormanlar geliyordu aklıma. "Jotunheim: Devlerin yaşadığı dünya ve düşman tanrılar olarak bilinen devlerin evi." Jotunlar hakkında kitaplardan okuduğum kadarıyla tanrılarla aralarının pek de iyi olmadığını biliyordum. "Nidavellir: Cücelerin yaşadığı dünya, yeraltında yaşayan usta metal işçilerinin diyarı." Bunu okurken aklıma The Hobbit filmi geldi. Orada da cücelerin yetenekli zanaatkar olduklarından bahsediliyordu. "Svartalfheim: Karaltıların, bir diğer adı ile gölge elflerinin yaşadığı dünya." "Alfheim: Işık elflerinin yaşadığı dünya," bu her iki dünyayı okurken ying yang sembolünü görür gibi oldum. "Niflheim: Buz ve soğuk diyarı. Ölülerin ruhlarının gittiği yer olarak bilinir." Ve son olarak dokuzuncu diyarı da okudum "Muspelheim: Ateş devlerinin yaşadığı, sıcaklık ve ateş dünyası." Bir süre bir şey daha sormadan düşündüm, rüyamda gördüğüm Odin'i, Valhala'yı, Bilgelik, savaş ve ölüm üçgenini, tanrıları ve dokuz diyarı... Gerçekten de etkinlenmiştim. Sonuçta, bir tanrıyı rüyasında kim görse bundan etkilenmezdi ki? Gittiği her yerde aynı karga karşına çıksa, telefonunu tamir ederken rüyasında gördüğü ihtiyarı görse buna sadece bir tesadüf diyip geçebilir miydi kimse? Üstelik hayatımın en kötü giden döneminde oluyordu hepsi. Gerçekten de Başak'ın söylediğine inanmak istiyordum, bir işaret olmalıydı bunlar. Ama mantığım devreye giriyordu, hayır bütün hepsi saçma bir rüya... Bu aptal rüyanın etkisi ile zırvalıklara sarılıyordum. Ne ironik, inançsız biri için bile bu kadarı tesadüf olmaktan çıkıyordu. Bir yanım daha fazla araştırma yapmam için beni tetikliyordu bir yanım ise kendimle dalga geçmekle meşguldü. Ne yani, Odin tarafından kalbim mızrakla sökülmüş benden alınanlar için bana verileceklerden bahsedilmişti de değişen neydi? Kendimi tutamadım, artık sinirden mi bilmiyorum sesli bir şekilde gülmeye başlamıştım. Bana vaat edilen bir bok yoktu, sadece benden alınanlar vardı. Önce işim, sonra aklım şimdi de zamanım. Aptal gibi korkuyordum, eve gitmek yerine bu gece burada sabahlayacaktım. Yine gülerek küfür edince bu kez yakımdaki gözlüklü adamın uyarısı ile durabildim. Kütüphanede olduğumu tamamen unutmuştum. Bir şey demedim, yanımda getirdiğim abur cuburlardan çikolatalı keki aldım elime. Telefon ve cüzdanımı da aldım. Biraz mola yapmaya ihtiyacım vardı. Sigara paketimi almayı ihmal etmeden dışarının yolunu tuttum. Kafam saçlarımdan daha dağınık bir haldeydi yine. Bilgisayarın başına dönmeden önce toparlanmak istiyordum. Dışarısı biraz serinlemişti, büfeye doğru çay almak için ilerlediğimde içime bir titreme geldi. Önümde bir kız vardı, renkli çiçek motifleriyle dokunmuş bir hırka, pembe tişört ve kot pantolonu ile buraya ders çalışmak için gelen üniversite öğrencilerinden biri olduğu hemen anlaşılıyordu. Biraz uyuşuktu, biraz da kararsız. Büfe vitrinine bakıp da ne istediğini bilmeyen birisiydi. Ona neden bu kadar dikkat kesildiğimi bilmiyorum, sanırım aklımdaki saçma sapan düşünceleri dağıtmak için saracak bir şey arıyordum. Kızı izlerken telefonu çaldı, durgun yüzünde güller açınca mıç mıç bir "aşkımmm," sesi duymayı bekledim. Oysa kızın "Annecim," demesiyle olduğum yerde kaldım. Anne... Titriyordum ama bu kez soğuktan değildi. Dünyada kendimi yapayalnız hissettiğim için, bir annem olsa da beni asla karşımdaki kız gibi bir kere bile arayıp sormayan annem yüzünden titriyordum. İçimde bir fırtına başlıyordu yine. Bu kez bunun nedeni Thor olamazdı. Sigaramı yaktım, telefonumu elime aldım ve ezberlemediğim o numarayı, annemin numarasını, rehberden buldum. Derin bir nefes alıp aramayı başlattım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD