9 - Ölüm (+18)

1367 Words
Dilimin üstünde kayan suyun tadı inanılmaz bir şekilde tuzluydu. Boğazımdan akarken güç bela bir yudumu içebildim. Deniz... denizin tuzlu suyu bu! Öksürmeye başladım, o gözlüklü adamın verdiği bardakta deniz suyunun ne işi olabilirdi, öğürmeye çalıştım. Karşımdaki karga tuhaf sesler çıkartarak beni izliyordu. Elimdeki plastik bardağı yere attım, midemde keskin iğrenç bir acı vardı. Neden, o adam neden böyle aptalca bir şey yapsın ki bana? Bana verdiği bu iğrenç şeyde ne gibi bir amacı olabilirdi ki? Ya gözlüklü herif düpedüz kötü birisiydi ya da... Daha bunu düşünmeme fırsat bulamadan bu sefer de boğazımda dehşet bir acı ile kıvrandım. Midemin asitli suyu içtiğim şeyle karışmış yemek borumu tırmanarak yutağıma kadar çıkmıştı. Öğürmeye çalıştım, bir kaç kasılma ile ağzıma dolan o iğrenç tadı dışarıya kustum. Kayaların üstüne, kuma, üstüme başıma... Son yediğim kekle karışık kusuyordum. Sanki ateş vardı boğazımda, sanki bir... Zehir? "Skōl." Denizden gelen bu sesle birden irkildim. Bana bu iğrenç suyu veren gözlüklü adamın sesi ve kahkahalarını, daha doğrusu kıkırtılarını duyuyordum. Şaka mı yapıyordu yoksa sapık mıydı bilmiyorum. Küfretmek için ağzımı açtığımda tekrar kusmaya çalışmam, başaramayıp yutkunmam bir oldu. Bu iğrenç şeyin nefes boruma karıştığını hissettim. Artık öksüremiyordum. Daha da kötüsü nefes bile alamıyordum... Elim boğazımda telefona uzanmaya çalıştım. Ekran kilidi... Siktir! Elimden kayıp kayalıkların arasına düştü telefon... Munin dediğim kargaya baktım. Yardım etmesi için ne yapabilirdim bilmiyorum, nefes alamamak canımı yakıyordu. Diyafram kaslarım kasılıp gevşese de bir damla bile oksijen alamamak... Siktir... Nefes almalıyım... Boğuluyorum... Yere düştüm. Kayaların tepesinden yuvarlandım ve kumların üstüne kadar düştüm. Hala nefes alamıyordum, artık elimi kaldıracak gücüm yoktu. Tüm bedenim kasılıp gevşiyordu, acı... Ciğerlerim kavruluyor, midem yanıyor, kalbim patlayacak gibi inanılmaz bir güçle atıyor... Bağırmaya çalıştım ama sesim çıkmıyordu, gözlerimden süzülen acı dolu yaşlar ve ayağımla kazdığım kumlar dışında bir şeyler yapamıyordum. Pankiledim, helmink manevrası yapmak için bile kalkacak gücümün kalmadığını hissediyordum. Hayır, gözlerim kararıyordu. Bedenim böyle saçma bir şekilde ölüme teslim olmamalıydı. Bir aptalın şakası yüzünden kendi kusmuğumda boğuluyordum. Kütüphaneden uzaklaşmıştım, beni burada kimse duyamazdı. Kayaların altına düşmüştüm burada ölsem beni belki de günlerce bulamazlardı. Korkarak elimi ve ayaklarımı etrafa vurmaya çalıştım. Denizin dalgalarının kıyıya vuran hışırtıları bütün sesimi yutuyordu. Gak. Yerde çırpınırken karga karşıma kondu. Elimi ona uzattım. Sadece şunu demek istiyordum; Yardım et! Gak, gak... Mavi gözü beni izlerken artık daha çok gücümün kalmadığını biliyordum. Son bir çabayla nefes almaya çalıştım, nafile... Gözlerim kapanıyordu. Zaman yavaşlamaya başladı. Güzel, hüzünlü, mutlu, öfkeli ve heyecanlı anlarımı gördüm. Bebekliğim, çocukluğum, ergenlik zamanım gözlerimin önünde akıyordu. Babamla uçurtma uçurmam, sınava hazırlanmam, çatıya saklanıp ağlamam, yaptığım projeler, başarılarım, başarısızlıklarım, daha çok pes ettiğim şeyler... Hayatım gözlerimin önünden geçiyordu. Ölüme yakın olan insanların dediği gibiydi gerçi benim gördüklerim çok daha kısa sürdü. Acı yavaş yavaş azalırken bilincimin son parlak ışığı da sönüyordu. Nerede tüketmiştim ömrümü? Hep bir kuşku veya acaba ile mi? Hangi korku bahanesine sığınmıştım 26 yıl boyunca? Ne kadar çok tabum vardı her hareketimde bana bir pranga daha yaratan, ne kadar az anım vardı gözümün önüne gelince iyi ki diyebildiğim. Ben bu hayata gelmiş ama yaşayamamış on binlerce insandan biri olmuştum oysa ne kadar da değerli ve eşsiz sanmıştım kendimi. Özeldim, zeki, başarılı, bilgili. Ama şimdi gördüklerim yaşadıklarım aksinin ispatıydı. Devekuşu gibi kumların altına saklamıştım başımı, aklımı, beni ben yapan büyün hayallerimi. Şimdi kendi kusmuğumda ölüyordum, ne bir başarı hikayem ne de ben ölünce değişecek bir şey... Geriye dağınık bir oda, ağzına kadar bulaşıkla dolu lavabo, İskandinav mitolojisi aratılmış bir bilgisayar ekranı, arka arkaya yanlış şifre denendiği için kilitlenip kalmış bir telefon bırakıyordum. İnsanlık için de benim için de küçük ve önemsiz detaylar... Deniz suları çekilirken gökteki yıldızlar söndü. Artık gördüğüm tek şey karanlıktı. Bir ışık yandı tam karşımda, telefonumun yanında duran birisi vardı. Başak? Yoksa o muydu gelen, kurtarıcım... Bir şimşek çakıyordu tepemde, kulağıma gökgürültüsü sesi doluyordu. Kalbim hala gümbür gümbür atarken son bir çaba gözlerimi açtım. Kurtarıcımı görmek istiyordum. Gördüğüm şey; siyah, simsiyah kapüşon içindeki o mavi gözdü. Rüyamda gördüğüm cılız ihtiyardı. Odin! Ve bir kere daha bana bakıyordu. Yerdeki karga havalanıp omzuna tünediğinde yüzünü bana çevirdi. Bu kez mavi gözünde hiddet yoktu, sevgi dolu bir şekilde gülümsüyordu. Nefessizce ona baktım, pelerininin içindeki parlak altın mızrağı fark ettim. Gözlerimden yaşlar süzüldü, hayır. Hayır! Bunu gerçekten yaşamak istemiyordum. Hala bir rüyanın içinde olmalıydım, bu gördüğüm gerçek olmamalıydı. Şu an ölmemeliydim, burada bu şekilde böyle boktan bir ölümü hak etmedim ben! Ağlamak istedim, gözlerim bile hareket etmedi, bağırmak istedim, sadece acı doldu ciğerime nefes alamadım. Gerçekten ölüyordum. Bu acı gerçekti, ağzımdaki kusmuk tadı gerçekti, tepemdeki yıldızlar gerçekti. Peki ya karşımdaki Odin, o da gerçek miydi? Elindeki mızrağı havaya kaldırmış ağır adımlarla bana yaklaşıyordu. Ölüm böyle bir şey miydi yoksa okuduğum onca şeyden sonra ölürken beynim bana oyun mu oynamaktaydı bilmiyorum. Ona durması için yalvarmak istiyordum, sadece izleyebiliyordum. Dudaklarım kıpırdandı, üç harflik sessiz sinemamı oynayabildim "Dur." Durmadı, bir adım daha ilerledi ve mızrağını hiddetle savurdu. Bu hareketinin aksine yüzünde sıcacık bir ifade vardı. "Bir kalp almalıyım senden, vereceklerim için," yine o sözleri duyuyordum. Hayır, dur lütfen devam etme... "Ve şimdi bir kalp alma zamanı, sana vereceklerim için." Gözlerimin önünde uçuşan ışıklar gittikçe solarken bu sesleri duyuyordum. Konuşmak için verdiğim bütün çabalarım yine boşunaydı, ağzımın kıpırdaması bir kenara bedenimde tek bir hücre bile artık benim kontrolümde değildi. Yine de nasıl yaptığımı bilmiyorum içimdeki o sesle haykırdım. "Dur! Lütfen dur ölmek istemiyorum!" kelimeler ne ağzımdan ne de dilimden dökülüyordu. İnanması güç ama kalbim konuşuyordu. "Oysa ben de sana bir fırsat daha vermek istiyorum," dedi Odin. Sakin ve yumuşak sesiyle ne demek istediğini anlamadım. "Lütfen öldürme beni," kalbim titreyerek bunları söylediğinde anladım. İnsanın kalbi istediği şeyi söylemiyordu sadece içinden geçeni söylüyordu. "İstediğin şey gerçekten bu mu?" Anlamıyordum. Elindeki mızrağı yavaşça yere vurdu. "Az önce bütün hayatın gözlerinin önünden geçti. Yaşadığın ve yaşayamadıkların. Yaptığın ve yapamadıkların. Burada kalmayı bu kadar çok istiyor musun?" Bu soru doğru değildi, kalmak ilgimi çekmese de ölmekten korkmak durması için yalvarmama bir hayli yetiyordu. "Eğer burada kalmayı seçersen ne olacağının farkında mısın? Dokuz dakikadır nefes alamadın, şu an dünyada kalmanı sağlayan yegane ve tek şey çırpınan kalbin. Çok acı çekeceksin ve yine de burada kalmak istersen kimse gelmeyecek, kalırsan..." dedi hüzünle ve devam etti "öleceksin..." "Korkuyorum," dedi kalbim. "Biliyorum," babacan bir ifadeyle tebessüm etti Odin. "Her zamanki gibi bilmediğin için belirsizlik yüzünden korkuyorsun." "Bilmediklerimi bana söyler misin, eğer durmazsan ne olacak anlatır mısın?" "Bilmediklerini ancak seçersen kendin öğrenebilirsin. Durmazsam ne olacağını biliyorsun," dedi mızrağını sıkıca kavrayarak. "Benim kalbimi sökeceksin değil mi?" "Sana vereceklerim için kalbini almalıyım," diyerek cevapladı. "Ya sonra? Ölecek miyim?" Yavaşça gözünü yumdu, derin bir nefes verir gibi konuştu Odin. "Rüyanı hatırla." "Canım yanacak mı?" kalbim içimden geçen her şeyin sesi olarak susmadan konuşuyordu. "Acıların son bulacak." Mızrağını bir kere daha havaya kaldırdı, göğsüm havaya bakacak şekilde yerde öylece titrerken kanımın çekildiğini hissediyordum. Ölüm önce ayaklarımın buz kesmesine neden oluyordu ardından da kollarımın gücü kesildi. Din derslerinde bana anlatılan hiçbir şeye inanamamıştım, bana göre ölüm demek son demekti ta ki babamı kaybedene kadar. İçten içe babamın iyi bir yerde olduğuna inanmak istesem de mantığım ile karşı karşıya gelmiştim hep. Şimdi aklımın almadığı bu anlarda bana ne olacağını bilmeden düşünüyordum. Ya gördüğüm her şey ölen bir beynin illüzyonu ya da tamamen gerçek... Arası yoktu. Mızrak bir şimşek gibi savruldu, göğsümün üzerinde pürüzsüzce kaydı, tıpkı rüyamdaki gibi ama bu sefer acı hissetmiyordum. Bedenimde oksijene aç her hücre gibi kalbimin bile gücü kalmamıştı. Yırtılan derimin ve kırılan kemiklerimin acısını duymadım. Gözlerim kararıyordu. Odin küçük adımlarla yanıma geldi, anlamadığım bir dilde mırıldanarak yere çömeldi. Elini yüzümde gezdirdi, gözlerimi kapattı boğazımdan göğsüme kaydı parmakları. Kaburgamı ikiye yaran kesiğin içine narince daldırdı elini, son bir çabayla çırpınan kalbimi tuttu. Söylediği şeye daha da coşkuyla devam ederken bedenimde bir ateş hissettim. Cehennemin içinden bir damla damarlarıma karışmış gibi yanıyordum. Ölüm için tırpanlı bir azrail hayal etmişliğim vardı, düşlerimde beni korkutan figüre çok benzeyen yaşlı adam elinde kalbimle ayağa kalkarken düşüncelerime engel olamıyordum. Ölüm, gerçekten de denildiği kadar korkunç ve ızdırap dolu olması gerekmez miydi? Ben neden içimde bir huzur hissediyordum? Işık soldu, acı tamamen dindi. Omzundaki karga Munin'in etrafta uçuşurken kanatlarından yayılan seslerini duyuyordum. Odin elindeki kalbimi narince tutup tebessüm etti. Son kez onun sesi kulaklarımda yankılandı, son bir kere. "Gittiğin yerde kalbini bulmalısın," dediğinde artık her şeyin sona erdiğini hissettim. Ve tüm sesler sustu. Tüm ışıklar söndü, gözlerim kapandı. Artık bir kalbim yoktu, ağzımda ve soluk borumda kusmuklarla deniz kenarında öldüm. Karanlık beni yutarken dünyadan düştüğümü hissettim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD