Sadece Bir Yemek Değildi

1323 Words
Lina gözlerini açtığında yatak odası loş bir griye bürünmüştü. Güneş, kalın perdelerin arasından sızmaya çalışan inatçı bir çocuk gibi duvara tırmanıyor; sessizlikse, gece boyunca biriktirdiği düşüncelerle birlikte başucunda bekliyordu. Yorganı boğazına kadar çekti. Uyandığına tam emin değildi. Belki hâlâ dün gecenin sıcaklığındaydı, belki de rüyasında yüzüne bu kadar yaklaşan o adamı gerçek sanmıştı. Ama hayır... Bu bir rüya değildi. O bakışlar, o sessizlikte söylenmeyen sözler... Her şey çok gerçekti. “Sadece bir yemek değildi bu.” Arda’nın o cümlesi, zihninde yankılandıkça boğazını sıkıyordu. Basit bir akşam yemeğiydi diye kendini ikna etmek için masaya oturmuştu ama masadaki sessizlik bile onu çoktan ele vermişti. Arda'nın bakışları, söylediklerinden çok daha fazlasını anlatıyordu. Sanki geçmişine değil, geleceğine talip gibiydi. Oysa Lina’nın geleceği… kilitli bir odadaydı. Kapısını aralayan herkes, içeride kalakalmıştı. Telefonunun kenarındaki küçük çatlağa göz takıldı. Dünkü arama. O isimsiz numara. O ısrarcı titreşim. Kimseyle konuşmamıştı. Konuşmak istememişti. Geriye dönmek, yeniden açıklama yapmak… bunların hiçbiri artık hayatında olmasını istemediği şeylerdi. Ama Arda fark etmişti. Sessiz kalışı bile Lina’yı düşündürüyordu. “Neden sormadı? Neden üstüne gitmedi?” Sorgulamıyor olması, merak etmiyor olduğu anlamına mı geliyordu, yoksa... ... saygı mıydı bu? Lina ellerini yüzüne kapatıp derin bir nefes aldı. Ona ilk kez bu kadar yakındı. Ve ilk kez bu kadar çok uzaklaşmak istiyordu. Hem kendinden, hem içindeki tüm o karmaşadan. “Keşke bir kural kitabım olsaydı,” dedi kendi kendine, “Ne zaman kaçacağımı, ne zaman kalacağımı söyleyen bir kitap.” Ama biliyordu. O kitabı yazacak kişi de, bozacak kişi de oydu. Ve kurallar artık değişmeye başlamıştı. Birden alarm çaldı. Ertelemek cazipti ama erteledikçe duygular daha çok büyüyecekti. Geriye bir tek şey kalıyordu: Günle yüzleşmek. Yorganı bir hamlede üstünden atıp yataktan kalktı. Aynaya yöneldiğinde göz altlarındaki hafif morlukları fark etti. Gece boyunca gözlerini kaç kez Arda'nın sesiyle kapattığını hatırlamıyordu bile. Bir anlık duraksamayla aynadaki yansımasına baktı. Sonra usulca gülümsedi. “Kendini kaptırma Lina,” dedi içinden ve evden çıkmak içih hazırlanmaya başladı. - Henüz bilgisayarını bile açamadan Yasemin’in topuk sesleri, tıpkı dün üretim alanında olduğu gibi kendini duyura duyura yaklaştı. Dosya tutuyormuş gibi yapıyordu ama dosyanın ne kapalı olduğunu ne de içinde bir şey olduğunu fark eden yoktu. Gözleri keskin, dudakları sahte bir gülümsemeyle bükülmüştü. “Günaydın Lina Hanım,” dedi, ama tonlamasında 'Hanım' kısmı neredeyse alaycıydı. Lina başını kaldırdı, tebessüm etti. “Günaydın Yasemin Hanım.” Yasemin kolunu masanın kenarına dayayıp sanki bir sır öğrenmeye gelmiş bir dedektif edasıyla eğildi. “Dün sizi orada yalnız bırakmak zorunda kaldığım için çok üzgünüm. Arda Bey'le baş başa kalmak zorunda kaldınız. Umarım sizi zor durumda bırakmamışımdır?” Lina içten içe güldü. Yasemin'in ‘zor durumda’ derken aslında ne kastettiğini çok iyi anlıyordu. Ama bu oyunu oynamayacaktı. “Hiç sorun olmadı. Tam aksine, çok verimli geçti,” dedi gülümseyerek. “Arızanın kaynağını birlikte bulduk. Yani aslında sizin gitmeniz hız kazandırmış bile olabilir.” Bu kadar net bir cevap beklemeyen Yasemin’in kaşları bir anlık seğirdi. Lina'nın laf oyunlarına girmeyip açık açık cevap veriyor oluşu canını sıkmıştı. “Ne güzel…” dedi dudaklarını bükerek. “Arda Bey bazen fazla… ilgili olabilir. Dikkatli olun derim.” Lina başını hafifçe eğip gülümsedi. “Teşekkür ederim uyarınız için. Ama profesyonel sınırları gayet iyi koruyabildiğimi düşünüyorum.” Yasemin’in ayak sesleri uzaklaştığında Lina bilgisayarını açmaya yeltendi, ama içinden geçenleri bastırmak kolay değildi. Yüzündeki ifadenin ne kadarını dışa vurduğunu bilmiyordu, ama o an aynaya bakmak da istemezdi. Daha kahvesini yudumlamamıştı ki bu kez tanıdık bir sesle başını çevirdi. “Yasemin Hanım sabahın köründe niye senin masanın başında nöbet tutuyor acaba?” dedi Melis, elinde iki karton kahveyle yaklaşırken. Lina göz devirmemeye çalıştı, ama küçük bir tebessüm dudaklarına yerleşti. “Sanırım... küçük bir merakı var.” Melis kaşlarını kaldırdı. “Yasemin merakıyla ünlü biri değil. Kontrol manyaklığıyla daha çok.” Kahveyi Lina'nın önüne bırakıp sandalyesine ilişti. Gözlerini kısmıştı. “Bir şey oldu dün, değil mi?” Lina bakışlarını kaçırarak kahvesini aldı. “Üretim sorununu çözdük sadece. Arda Bey’le verimli bir akşam oldu.” Melis sessiz kaldı bir an, sonra alnını kırıştırarak başını yana eğdi. “Sadece üretim mi? Yani geceyi beraber geçirdiniz gibi görünüyor, Yasemin'in gözlerinden alev çıkıyordu.” Lina iç çekti. Gülümsemeden, ama itiraf eder gibi konuştu. “Restorana gittik. Bir borç vardı, onu kapattı. Hepsi bu.” “Hmm...” dedi Melis, kahvesinden minik bir yudum alarak. “O ‘borç’ kısmını başka türlü anlatan gözlerin var şu an.” Lina başını çevirdi, pencereye baktı. Güneş tam yükselmemişti ama içini ısıtan bir ışık vardı. Aynı dün geceki gibi... Arda'nın sesi kadar sıcak, bakışları kadar yumuşak. “Bazen… her şeyin çok hızlı olduğunu hissedersin ya. Sanki bir şey başlamadan çoktan içine düşmüşsün gibi.” Melis gülümsedi. “Ama bu seni korkutmuyor gibi. Yani... tedirginsin ama kaçmak istemiyorsun.” Lina bakışlarını ona çevirdi. “Ne kadar belli ediyor olabilirim?” “Yüzünden değil. Sakinliğinden. Bu, kalbinin yeni yeni ses çıkardığını gösteriyor.” Bir an sustular. Ofisin sabah uğultusu yeni başlıyordu. Telefonlar çalmaya başlamış, klavye sesleri ritim tutmuştu. Ama Lina’nın içinde hâlâ dün akşamın o ağır, büyülü sessizliği yankılanıyordu. O sırada telefonu titreşti. Ekranda tanıdık bir isim: Haluk Arıyor Gözleri bir an dondu. Tereddütsüz, telefonu ters çevirdi ve masaya koydu. Melis bunu fark etti. Ama hiç sormadı. Yüzü ciddileşti. Sessizce Lina’ya baktı. “Kahveyi bitir, gün uzun. Güçlü kal.” Lina başını salladı. “Kalacağım.” - Ofisin hareketliliği biraz dinmişti. Bilgisayar ekranında açık kalan sunumu birkaç dakikadır okuyamıyordu Lina. Aklı sabah konuşmalarına takılıydı. Melis'in gözlerinde gördüğü "sen benden bir şey saklıyorsun" bakışı hâlâ zihninde dönüyordu. Ama şimdi zamanı değildi. Her şeyi bir kenara bırakıp işine odaklanmalıydı. Bilgisayarını kapattı, dosyasını eline aldı. Proje ilerlemeliydi. Yedi hafta gibi kısa bir sürede bitirilmesi gereken bu lansman sunumu, yalnızca şirketin değil, onun da kariyerindeki kırılma noktalarından biri olabilirdi. Hem de Arda’nın yönetiminde. Bu ikisi arasında iş ve duyguların ne kadar iç içe geçtiğini düşündükçe nefesi hafif daralıyor ama kendine gelmeyi başarıyordu. Topuk sesleri koridorda yankılanırken Arda’nın odasına doğru ilerledi. Kapı açıktı. “Arda Bey?” diye seslendi hafifçe. Tam ceketini giyiyordu. Saati kontrol ederken gözleri Lina’ya döndü. “Lina Hanım, tam çıkıyordum. Konuşmamız gereken bir şey mi vardı?” Elindeki dosyayı göğsüne bastırdı. “Evet. Projeyle ilgili bazı noktalarda netleşmek istedim ama... sanırım yanlış bir zamanlama oldu.” Arda gülümsedi, bileğini sıyırıp kolundaki saate yeniden baktı. “Öğle saati geldi bile. O halde şöyle yapalım… Aşağıdaki restorana iniyorum, gelin birlikte yiyelim, orada konuşuruz.” Lina kısa bir tereddüt yaşadı. İş konuşmaları yemek masasında sevmese de bu teklifi reddetmek gibi bir lüksü yoktu, hem profesyonelce hem de içten içe, onu daha iyi anlamak isteyen tarafı için. “Olur,” dedi, “dosyaları da yanıma alayım mı?” “Gerek yok,” dedi Arda. “Zihninizde getirdiyseniz yeterli.” Birlikte çıkarlarken Lina, onunla yürürken insanların ne düşündüğünü merak etti. Herkesin gözü üzerlerinde gibiydi. Asansörün önünde yürürken Lina’nın içi hafif hafif kıpırdamaya başlamıştı. Arda’nın yanında olmak, onunla baş başa zaman geçirmek… Evet, iş için çıkıyorlardı ama bu, Lina’nın zihninde her geçen gün karmaşıklaşan duygulara cevap aramak için bulunmaz bir fırsattı. Tam asansör kapısına yaklaşmışlardı ki, koridorun köşesinden Yasemin çıktı. Elindeki tabletle meşgul görünüyordu ama gözleri, ikisini yan yana görünce dikkat kesildi. “Arda,” dedi hafif abartılı bir şaşkınlıkla, sonra Lina’ya döndü. “Lina Hanım.” Arda başıyla selam verdi, kısa ve mesafeli. Lina da kibarca gülümsedi. Yasemin, bakışlarını ikisi arasında gezdirirken dudaklarının kenarı belli belirsiz yukarı kıvrıldı. “Birlikte bir yere mi gidiyorsunuz?” Arda gayet doğal bir tonla, “Öğle yemeğine çıkıyoruz,” dedi. “Proje hakkında konuşmamız gerekiyordu.” Yasemin’in gözleri bir an Lina’da takıldı. “Ne güzel. Hem iş, hem... sosyal bağlar. Çok yönlü bir ekip çalışması.” Lina ses tonunu bozmadan, “Proje takvimi oldukça sıkışık. Öğle aralarını bile planlamaya başladık artık,” dedi. Sakin, hatta biraz mesafeli bir gülümsemeyle. Yasemin başını hafifçe eğdi, gözlerini Arda’dan ayırmadan. “Umarım planlarınız yolunda gider. Siz ikinizin... uyumu dikkat çekici.” Asansör geldiğinde Arda nazik ama net bir vücut diliyle konuşmayı bitirdi. “Müsaadenizle.” Lina asansöre binmeden önce son bir kez döndü Yasemin’e. “İyi çalışmalar, Yasemin Hanım.” Kapılar kapanırken Yasemin’in bakışları üzerlerinde kalmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD