Lina bilgisayar ekranına odaklanmış, sabah gelen e-postaları kontrol ediyordu. Ofisin sessizliğini sadece klavye tıkırtısı ve klima uğultusu bölüyordu. Birden telefon çaldı. Ekranda Arda’nın iç hattı yanıyordu.
“Evet Arda Bey?” dedi, ahizeyi kaldırırken.
“Bugün üretim hattına inmemiz gerekiyor,” dedi Arda. “Mert Bey dünkü numunelerle ilgili yeni veriler almış. Senin de süreci yerinde görmeni istiyorum.”
“Tabii,” dedi Lina. “Ne zaman çıkıyoruz?”
“Yarım saate hazır ol. Birlikte gideriz.”
Tam telefonu kapatmak üzereyken, kapı tıklatılmadan açıldı ve Yasemin içeri süzüldü.
“Üretim hattına mı gidiyorsunuz?” dedi, yüzünde sahte bir şaşkınlık ifadesiyle. “Ben de gelecektim, sizden haber bekliyordum.”
Lina ona bakmadan dosyasını kapattı. “Plan yeni netleşti.”
Yasemin, Arda’ya dönüp gülümsedi. “Sizi yalnız bırakmam tabii. Üretim sahası bazen kadınlar için... hırçın olabilir.”
Arda kısa bir duraksamayla başını salladı. “Peki, üç kişi gideriz o zaman.”
Yasemin memnuniyetle başını salladı. “Süper. O zaman hemen hazırlanayım.”
Lina çantasını aldı, sessizce kapıya yöneldi. İçinde hafif bir sıkışma vardı. Bu teknik bir geziydi. Ama her nedense, duygusal dinamikler teknik detaylardan daha karmaşıktı.
Yasemin yüksek topuklu ayakkabılarını çantasına sıkıştırırken söylendi:
“Bunları fabrikanın girişinde değiştiririm. Geçen sefer yerle bir oluyordum az kalsın.”
Arda aracın bagajını kapatırken ses tonunda belli belirsiz bir alay vardı:
“İş ayakkabısı giyme fikrine hâlâ alışamadıysan bu son ziyaretin olabilir.”
Yasemin gözlerini devirdi. “Bu kadar erkek egemen bir ortamda modadan taviz vermek zorunda kalmam zaten başlı başına bir çelişki.”
Lina, camdan dışarıya bakarak alaycı bir gülümsemeyle mırıldandı. “Yine de çelik burunlu topuklar üretildiğinde haber verin.”
Lina, fabrikanın yüksek tavanlı girişinden içeri adım attığında bir an durakladı. Ofisin steril ve sakin atmosferinden sonra, üretim alanının metalik uğultusu ve ağır makine kokusu ona neredeyse yabancı gelmişti. Baretini düzeltip omzundaki çantayı sıkıca kavradı. Yanında yürüyen Yasemin, burnunu hafifçe kıvırarak homurdandı.
“Bu kokuya asla alışamayacağım. Ve evet, biliyorum... ‘metal kokusu’ diye bir şey yokmuş ama burası kesinlikle kokuyor.”
“Bir saatliğine geldik,” dedi Lina, bakışlarını karşı koridorda bir noktaya sabitleyerek.
“Sadece üretim şefinden son durumu alacağız.”
“Bir saat mi?” Yasemin kaşlarını kaldırdı. “Sen bu adamla bir saate sığabilecek bir şey gördün mü?”
Tam o sırada Arda içeri girdi. Üzerinde günlük takım elbisesi yerine, daha sade ama hâlâ dikkat çekici bir gri gömlek ve koyu renk pantolon vardı. Güvenle yürürken gözleri doğrudan Lina’ya kaydı. Göz teması sadece bir saniye sürdü, ama Lina’nın kalbinde tanıdık bir titreme yankılandı.
“Mert Bey bizi üretim hattında bekliyor. Son numunelerdeki dikiş hatasıyla ilgili yeni veriler almış.”
Yasemin, topuklu ayakkabılarıyla zeminde sendeleyerek yürüdü. “Tabii, neden olmasın. Dikiş hataları... bir kadının rüyası.” Arda ona kısa bir tebessümle karşılık verdi ama dikkatini tekrar Lina’ya çevirdi.
“Seninle numuneleri birlikte kontrol edeceğiz. İstersen not alırken yardımcı olurum.” Yasemin araya girdi.
“Ben de geliyorum. Ekstra bir çift göz her zaman iyidir, değil mi?”
“Kesinlikle,” dedi Arda ama ses tonunda hafif bir duraksama vardı. Lina bunu hemen fark etti. Yasemin’in bu “üçgen” hissini ne kadar isteyerek körüklediğini bilmiyordu ama bunu konuşmak için doğru zaman hiç gelmiyordu.
Üretim alanına ilerlerken, makine gürültüsü, metal tıklamaları ve işçilerin konuşmaları arasında adımlarını hızlandırdılar. Onları, gri saçlı, gözlüklü bir adam karşıladı. Mert Bey, üretim şefi olarak sert ama deneyimli duruşuyla tanınıyordu.
“Sabah geldiniz, iyi ettiniz,” dedi Mert Bey, onları küçük bir kontrol odasına alarak.
“Dün gece geç saate kadar yeni serileri denetledik. Yaka dikişlerinde hala sapma var. Muhtemelen kalıplarda değil, makinelerde mikro bir kayma söz konusu.” Arda kollarını kavuşturdu.
“Teknik detayları bize gösterebilir misiniz? Numuneleri de görebilir miyiz?” Mert Bey başını salladı ve birkaç farklı örneği önlerindeki masaya yerleştirdi. Lina, dikiş hatalarını büyüteçle inceledi, notlarını aldı. Arda, onun yanına eğilip detayları incelediğinde, omuzları neredeyse birbirine değiyordu.
“Bak, bu hata bir önceki seride yoktu,” dedi Lina, dikkatle bir parçayı göstererek. “Bu üretim hattında bir şey değişmiş olmalı.”
“Ya da çalışanlardan biri makineleri yeterince kalibre etmemiş olabilir,” dedi Arda.
Yasemin tam araya girip bir şey söyleyecekti ki, çantasında titreşen telefonun sesi onu böldü. Hızla ekranına baktı, gözleri büyüdü.
“Ofisten arıyorlar... Hemen açmam lazım,” dedi ve birkaç adım uzaklaşarak telefona cevap verdi.
Arda ve Lina konuşmalarına devam ederken, Yasemin’in sesi arka planda kesik kesik duyuluyordu.
“Ne zaman? Şimdi mi? Ama ben şu an... Tamam. Tamam, dönüyorum.”
Yasemin, kaşları çatılmış bir halde geri döndü. “Üzgünüm, dönmem gerekiyor. Tedarik zinciri tarafında bir evrak eksikliği varmış. Acil dediler.”
Lina başını çevirip ona baktı. “Şu an mı?”
Yasemin çantasını omzuna attı, dudaklarını büzdü. “Yalnız bırakmak istemezdim ama sizin güvenli ellerde olduğunuzdan eminim.”
Arda'nın ifadesi değişmedi ama Lina onun gözlerinde kısa bir kıvılcım gördü. Belki de yanlış görmüştü.
Yasemin çıkarken gülümsemeyi ihmal etmedi. “İyi eğlenceler,” dedi, sesi sarkastik değildi ama imalıydı.
Kontrol odasında yalnız kalan Lina ve Arda, masaya serilmiş numunelere döndüler. Dışarıdaki metal uğultusu bir perde gibi odanın kapısında asılı duruyor, içeride ise sadece düşük tonda çalışan klimadan gelen uğultu eşlik ediyordu onlara.
Lina, büyüteçle son parçayı incelediğinde gözleri hafifçe parladı. “İşte burada,” dedi. “Bu çizgideki sapma diğerlerinden farklı. Aynı model, ama kayma tam orta noktada. Bu ancak makine kafasının titreşiminden kaynaklanabilir.”
Arda, onun eğildiği yere doğru yaklaştı. “Aynı şeyi ben de fark ettim ama senin kadar net formüle edemezdim.” Sesindeki hafif övgü, Lina'nın boynunun arkasında bir sıcaklık bıraktı.
“Bu hattın dünkü operatörünü çağırmalıyız,” dedi Lina, kendini toparlayarak. “Muhtemelen kalibrasyon ayarını tekrar yapmak yeterli olacak.”
“Bir telefonla çözerim,” dedi Arda ve hemen dışarı çıktı. Lina, notlarını tamamlarken Arda kısa bir süre sonra geri döndü.
“Makine birazdan durdurulacak ve yeniden ayarlanacak. İstersen çıkalım. Söz, bir daha üretim hattına bu kadar yaklaşmayacağız,” diye takıldı.
Lina tebessüm etti. “Yani işimiz bitti mi?”
“Hayır. Benimle bir yemeğe çıkarak işini tamamlaman gerekiyor.”
Lina bakışlarını kaçırdı. “Yemek borcunu hâlâ hatırlıyor musun?”
“Unutmam gereken bir şeyse, hatırlamıyorum,” dedi Arda, kapıyı onun için açarken. “Ama bu akşam seni şık bir yere götürmek istiyorum. Dikiş hatası çözüldü, şimdi sıra kalp hatasında.”
Lina, yürürken kısa bir an duraksadı. Bu kadar doğrudan oluşu, onu hem çekiyor hem de ürkütüyordu. Ama reddetmek istemedi.
“Peki,” dedi, yavaşça başını sallayarak.
-
Arda'nın seçtiği restoran, şehrin merkezinde ama kalabalıktan uzak bir köşedeydi. Yumuşak caz müziği, loş ışıklar ve masa başına birer mum... Girişteki görevli, onları hemen pencere kenarındaki en özel masaya aldı.
Lina, içeri adım attığında etrafı inceleyen gözlerle değil, Arda’nın yanındaki varlığı hissederek yürüdü. Arda’nın yanında olmak, garip bir biçimde güvende hissettiriyordu.
Siparişler verilmiş, hafif bir kırmızı şarap eşliğinde sohbet başlamıştı.
“Seninle böyle konuşmak... tuhaf hissettiriyor,” dedi Lina, kadehini masaya bırakırken.
“Nesi tuhaf?” diye sordu Arda, dirseğini masaya dayayarak ona iyice yöneldi.
“Ofisteki sen gibi değilsin. Ya da... benim dışımda herkesin seni gördüğü halin gibisin. Rahat, esprili...”
Arda hafifçe gülümsedi. “Senin yanındayken, olmak zorunda olduğum kişi değil, olmak istediğim kişi oluyorum.”
Lina’nın kalbi hızlandı. Bu kadar açık sözlülüğe hazırlıklı değildi.
Tam o anda, çantasındaki telefon titredi. Masanın altından ekranına baktı. Arayan kişi... numara kayıtlı değildi ama içindeki huzursuzluk aniden tavan yaptı.
Telefon yeniden çaldı.
Lina, bir an durdu. Ekrana bakarken gözleri boşluğa kaydı. Ardından hiçbir şey söylemeden telefonu ters çevirip çantasına koydu.
Arda, olan biteni sessizce izledi. Yüzü değişmedi ama bakışları odaklanmıştı.
“Sorun yok,” dedi Lina, hemen toparlanarak. “Yanlış numara olabilir.”
Arda bir şey demedi. Birkaç saniye süren sessizlikte şarap kadehleri arasında görünmeyen bir elektrik gezindi. Arda, Lina’ya bakmayı bırakmadı ama onu sıkıştırmadı.
“Birini bekliyorsan…” diye başladı ama Lina başını hemen salladı.
“Hayır. Kimseyi beklemiyorum. Sadece… bazı sesleri duymamaya çalışıyorum bazen.”
Bu cümle Arda’yı susturdu. Onun içinde de cevap bulamadığı, ama saygı duymayı tercih ettiği bir kırılganlık uyandırdı.
Yemek ilerledikçe, hava daha da yumuşadı. Arda, Lina’nın çocukluğundan bahsetmesini sağladı; Lina da Arda’nın üniversite yıllarındaki ilk staj maceralarına güldü. Kahkahaları masaya yayıldıkça, çevrelerindeki dünya geri çekiliyor gibiydi.
-
Arda’nın arabası Lina’nın apartmanının önünde durduğunda, içerideki sessizlik her zamankinden daha yoğundu. Arda motoru durdurdu ama kapıyı açmadı.
“Teşekkür ederim,” dedi Lina, gözlerini onunkilere çevirmeden. “Çok güzeldi. Her şey.”
“Yalnızca bir yemek değildi bu,” dedi Arda, ciddi bir tonda.
“Biliyorum,” dedi Lina. Bir an sonra kapı koluna uzandı ama sonra durdu. Arda’ya döndü, gözleri kısa süre onun dudaklarında gezindi. Bir şey diyecekti, neredeyse...
Sonra vazgeçti.
“İyi geceler,” dedi sadece.
Arda başını salladı. “İyi geceler, Lina.”
Lina kapıyı kapatıp apartmanına doğru yürürken, kalbinde bir fırtına kopuyordu. O an onu içeri davet edebilirdi. Davet etmeyi düşündü. Dudaklarına kadar geldi. Ama sonra…
Henüz hazır değildi.
Arda arabasını çalıştırmadan önce, Lina’nın apartmana girdiğini gördü. Sonra başını geriye yasladı. “Sabrımın sınırındasın Lina,” diye mırıldandı kendi kendine, “ama değiyorsun.”