HAFİZE
Bir gün seninle birlikte alışveriş yapmak için bakkala gittik. Ben ekmek dolabından ekmek alırken duyduğum sesle donup kaldım.
“Cemal abi buralarda bildiğin bir terzi var mı? Benim üniformanın paçalarını yaptırmam lazım” diyen adam Aslan’dı. Sesi gençliğimizdeki gibiydi ama daha tok bir sesi vardı. Arkamı dönemedim. Cemal amca
“Hafize kızım var. hafize Bursa'nın en iyi terzisi. Hafize!” diye bana seslenince mecburen arkamı döndüm. Aslan ile kısa göz göze geldik. hemen başımı öne eğdim. Cemal amca
“İyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş. Hafize kızım Aslan oğlumun ufak bir işi varmış. Yapar mısın” diye sorunca
“Elbette yaparım. Ölçüleri alsam yeter” dediğimde Aslan
“Zahmet olmasın ben zahmet vermek istemem” dedi. Ses tonu sertti. Yüzüne kısa süre bakıp
“Ne zahmeti” dedim. Cemal amca
“Burada mesura var oğlum alsın ölçülerini yapsın” dediğinde Aslan
“Ölçüye gerek yok. Sadece paçalarının içeri kıvrılması lazım. Ölçü tam ama dikilmemiş” dedi. Ben
“Siz verin bana ben yarın Cemal amcaya bırakırım. Eğer acelesi varsa hemen yapar getiririm” dedim. Aslan
“Yok acelesi yok.” diyerek elindeki poşeti bana uzattı. Pek istekli değildi.
“Poşeti alıp ekmeklerin parasını ödeyip eve nasıl geldiğimi hatırlamıyorum. Kalbim yerinden çıkacak gibi hissediyordum. Aynı zamanda böyle hissettiğim için kendime kızıyordum. O akşam pantolonun paçalarını yapıp ertesi gün Cemal amcaya bıraktım. Cemal amca
“Ne kadar kızım. Aslan geldiğinde ne diyeyim” diye sorunca
“Bunun için para alınmaz Cemal amca. Olur mu öyle şey. Ufacık dikiş için para istemem ben.” diyerek bakkaldan çıktım. Aslan ile karşılaşmayı hem istiyordum hem korkuyordum. Aynı hislere kapılmaktan korkuyordum. Bu bana çok yanlış geliyordu. Bir kaç gün sonra bakkala tekrar gittiğimde Cemal amca
“Hafize kızım Aslan bir poşet daha bıraktı ama parasını almazsa verme dedi. Ne yapayım.” diye sordu.
“Cemal amca bu sefer benden olsun. bu poşettekileri dikeyim o zaman parasını alırım. Ne dersin.” diye cevaplayınca
“Peki o zaman kızım” diyerek poşeti bana verdi. Akşama kadar seninle oynayıp seni yedirip yıkadım ve uyuttuktan sonra dikiş makinesinin başına geçtim. yaz mevsimi bitiyor sonbahara giriyorduk. Havalar serinlediği için düğünler azalmış benim işlerim hafiflemişti. Cemal amcadan aldığım poşetten pantolonu çıkarıp paçalarını dikmeye başladığımda pantolonun cebinden kağıt kucağıma düştü. Açıp açmamak konusunda tereddüt ediyordum ama merakıma da yenik düşüp açtım. Bir mektuptu ve bana yazılmıştı.
“Hafize
Yıllar sonra seninle karşılaşmak beni gerçekten çok şaşırttı. Sana bıraktığım mektupta beni bekle dememe rağmen üç ay içinde evlenmen beni o yıllar çok sarstı. Aslında sana yazmak gibi bir niyetim yoktu. Evli barklı kadınsın sonuçta ama bilmem gerekiyor bunca yıl sonra bilmem gerek NEDEN?” bana mektup bıraktığını söylüyordu ama ben hiç mektup almamıştım. Ne mektubundan bahsediyordu. Buna çok şaşırmıştım. Pantolonun dikişlerini bitirip bende Aslan’na bana gönderdiği mektuptan haberim olmadığını anlatan mektup yazıp aynı şekilde cebine koydum. Ertesi gün Cemal amcanın dükkanına bırakıp
“Cemal amca madem parası ile yapmam koşuluyla verdi. Kızıma şu çikolatalardan alayım parasını o ödesin” dedim. Cemal amca gülümseyerek
“Aferin kızım. Rızkını kimseye yedirme. Bak evladın için gece gündüz çalışıyorsun. Takdir ediyorum seni” dedi. Çikolataları alıp eve gittim. Ertesi gün olmasını iple çekiyordum. Cevabını mektubu merak ediyordum. Ertesi gün yine bakkala gittiğimde ekmek alıp çıktım. Cemal amcaya sormaya çekiniyordum. Cemal amcada bana bir poşet vermediğine göre artık beklememin bir anlamı olmadığını düşünmeye başladım. Çok heyecanla gittiğim yerden moralsiz döndüm. Sanırım bana kızgındı. Ama bana kızmasını gerektirecek bir durum yoktu. Benim ona mektup yazmamdan dolayı mı yoksa verdiğim cevaptan dolayı mı kızgın olduğunu bilemiyordum. Eve geldiğimizde senin salıncağının olduğu ağaçta asılı bir poşet olduğunu görünce yine içimi bir heyecan sardı. Hemen poşeti alıp içeri girdim. Ama önce senin karnını doyurup yüzüne gözüne bulaşan çikolatayı çıkarmam lazımdı. Her gün yaptığım gibi seninle birlikte yemek yapıp yedik ve seni banyoya sokup yıkadıktan sonra sana masal okuyup uyuttum. Ama bugün içimde hep bir acele vardı. Seni uyuttuktan sonra aşağıya indim. Mustafa hala ortalıklarda yoktu. Gerçi bu saatte eve gelmesi mucize olurdu. Poşetten bir pantolon çıktı. Hiçbir zaman yapmayacağım şeyi yaparak hemen ceplerini karıştırdım. Mektubu bulunca heyecanım daha da arttı. Mektupta Seher’e bana vermesi için mektup yazdığını. Mektupta beni ne kadar çok sevdiğini. Ona göre benimde onu sevdiğimi düşündüğünü, Mektubun bana ulaşmamasının sebebini tahmin ettiğini. Seher’in ben evlendiğim zaman yanına giderek benim onu sevmediğimi söylediğini yazmış. Ben uzun zamandır Seher’den haber almıyordum. Bunu bana nasıl yaptığını anlayamıyordum. Ona Aslan’a olan sevgimden bahsetmiştim. Taşlar şimdi yerine oturuyordu. Annesi hala mahallede yaşıyordu ve çok yaşlanmıştı ona gelini gül abla bakıyordu. Ama Seher’den bahsedildiğini hiç duymamıştım. O gün Aslan’a mektup yazmadım. Hatta Pantolonu tamir ettiğim halde ağaca asmadım. Ertesi gün Seher’i sormak için annesinin evine gittiğimde kadının neredeyse son nefesini vermek üzere olduğunu görünce yengesine
“Seher hiç gelmiyor mu?” diye sordum.
“Aman bırak gelmesin. Ortalığı birbirine kattı gitti. Gelmediği daha hayırlı. Merak etme anası ölünce miras diye gelir” dedi. Bende yüzsüzlüğe vurarak
“Ne oldu ki” diye sordum. Yengesi
“Hangi birini anlatayım Hafize. Bak sana ben en iyisi sana yaptıkları kötülükleri anlatayım. Ama önce bir kahve yapayım. Çocuklar Neslihan ile ilgileniyorlar bahçede bak nasıl güzel oynuyorlar. Benim kız çocukları çok sever ama Seher halası yüzünden evde kalacak yavrum” dediğinde yüzüne anlamaz bakınca
"Seher'in yaptıklarından dolayı kızımda öyle görüyorlar. Halbuki benim Elifim çok masum. Halasıyla hiç alakası yok" diyerek birlikte mutfağa gittik. Gül abla bize kahve yaptı. Birlikte içmeye başladık. Ben meraktan çatlamak üzereydim. Bunu anlamış olacak ki
“Şimdi. Seher, Aslan’a yanıktı. Ama Aslan’ın da seni sevdiğini, senin de onu sevdiğini biliyordu. Aslan sana vermesi için bir mektup yazmıştı. Bana söylemezdi ama annesine anlatırken duyardım her şeyi. O mektubu sana vermedi, vermedi ki yol açılsın. Annesiyle anlaşmışlar. Düzce’deki akrabalarına haber saldılar. Bir hafta geçmeden Mustafa’yla o anası olacak karı çıkageldi. Bende şaşırdım bunlar bize gelmezdi ne oldu diye. Sonra bir şeyler döndüğünü sezdim. Seher seni Mustafa’ya öyle bir anlattı ki, sanki seni en çok seven oymuş gibi. Seni uzaktan gösterdi ona. Sen o sırada abinle bahçede bir şeylerle uğraşıyordun, hiçbir şeyden haberin yoktu. Sonra sen bize geldin. Kaynanan olacak kadın sana sorular sordu, uzun uzun baktı. Mustafa içerideydi, yanımıza bile çıkmadı ama her şeyi dinlemiş. Sen eve gidince ‘Ben bu kıza talibim’ dedi. Başta ben bir şey anlamadım. Ama sonra sizin eve haber gönderdiler. Annen ‘daha küçük’ diye kibarca reddetti. Ama bizimkiler dururmu durmadı. Seher’le annesi kalkıp Yalova’ya, senin babaannene gittiler. Konuşmalarından belliydi bir şeyler çevirdikleri. Dayanamadım, kaynanama ‘yapmayın, bir insanın hayatıyla oynuyorsunuz’ dedim. Bana ne dedi biliyor musun?” diye sordu. Aslında gül abla soru sormuyordu içindeki kini bastırmaya çalışıyordu. Kısa bir nefes aldı öfkeliydi. Sonra devam etti
“‘Sen ne anlarsın! Benim kızımın mutluluğu daha önemli’ dedi ve beni itti. Yetmediii bir de tehdit etti. ‘Ağzından bir şey kaçırırsan kocandan boşatır, çocuklarını elinden alır, seni kapının önüne koyarım’ dedi.” yine derin bir nefes aldı.
“Yalova’da da boş durmamışlar. Seni bir akrabalarının çok beğendiğini, adamın çok iyi biri olduğunu , Memur olduğunu babaannenin hoşuna gidecek şekilde anlatmışlar. Üstüne bir de ‘okullar açılmadan kaçacak, babasının abisinin yüzünü yere eğdirecek’ diye iftira atmışlar sana. Halan karşı çıkmış, ‘benim yeğenim yapmaz öyle şey’ demiş ama bunlar durmamış. Abarta abarta anlatmışlar.” kahvesinden bir yudum daha aldı
“Tabi Babaannen de bu anlatılanları duyunca dayanamadı kalktı geldi buraya. Ve bizimkilere dönüp dedi ki: ‘Madem öyle söyleyin gelsinler. İsteyeceklerse gelsinler.’” dedi. ana kız o kadar mutlu oldular ki. Ben susmak zorunda kaldım. Benim kaynanam öyle bildiğin kaynanalardan değildi. Ben emzirirken gelir benim diğer göğsümü açar ısırırdı. İnanmazsın ama gerçek. Hatta kızımı sadece bir göğsüm ile emzirdim. Bunların sülalesi garip. Senin kaynananda tuhaf bir kadındı. Hiç sevmezdim gerçi oda beni sevmezdi. Eşim saf adam anlatsam annesinin iyi niyetle yaptığını düşünüp beni savunamayacaktı. Öylede oldu zaten. Ama bak yüce rabbimin adaletine ona ben bakıyorum. Ben bu adaleti gördüğüm için de kaynanama bebekler gibi bakıyorum. Allahım bununda adaletini bana, evlatlarımın sağlığıyla ailemin huzuru ile geri verdiğini düşünüyorum. O dönem korkumdan sustum güzelim. Ne sana ne annene bir şey diyemedim. “ dedi. Öylece kalakaldım. Tamam ben evlendikten sonra Mustafa’yı sevdim onu asla inkar edemem ama Seher ve annesinin yaptıkları olmasaydı ben şuan bambaşka bir hayatın içerisinde olabilirdim. Ağzım açık gözümde yaşla Gül ablanın yüzüne bakıyordum. Gül abla eliyle yüzümdeki yaşları silerek devam etti.
“Seher Aslan’a yanaşabilmek için ne gerekiyorsa yapıyordu. Adamın koynuna bile girecekti de Aslan namuslu adammış kabul etmemiş bunu. Anasına ağlayarak anlattı. Sırf Aslan’ın yakınında olmak için görev yaptığı ilde bir subayla görüşmeye başladı. Adamı sevmesede adamla yapmadığı şey kalmadı. Adamdan hamile kaldı. Adam buna imam nikahı kıydı. Çünkü başka bir kadınla evliydi. Bunu tabi Seher’e söylememiş. Seher başkasından öğrenmiş. Annesi ile gittiler bebeği aldırdılar. Adamla birlikte olmaya devam etti. Anası boş durmadı adamın karısına her şeyi anlattı. Adamın karısı her şeyi öğrenince adamdan boşandı. Seher’de Aslan’a yakın olmak için adamla nikah kıydı. Ama adam sabah akşam dövüyormuş. Yuvasını yıktığı için.” durdu derin derin nefes aldı
“Kaç yuva yıktı. Hala ben bunu hakedecek ne yaptım diyebiliyor ya ben ona şaşırıyorum” dedi.