HAFİZE
Haftada iki gün seni çello kursuna götürüyordum. Kurs aldığın yer çarşıda bir hanın içindeydi. Tek göz bir odaydı. Önceleri sen hemen derse giriyordun. Ben seni kapının yanındaki sandalyede bekliyordum. Öğretmenin senin gibi sarışın çok tatlı bir bayandı. Sonraları öğretmenin önce benimle konuşmak istediğini söylediği için bir kaç defa önce ben girip senin hakkında konuşuyorduk. Öğretmenin kollarının güçsüz olduğunu bunun için çalışmalarını evde de sürdürmen gerektiğini söylüyordu. Sen dışarıda bekliyordun. Bazen beklerken uyuyakalıyordun, bazen bebeğinle oynuyordun. Kurstan sonra hep kollarının ağrıdığından şikayet ediyordun. Kollarının ağrıdığına eminim çünkü yemek yerken bile kolların titriyordu. Senin o hallerini görünce içim acıyordu. Öğretmenin bir keresinde
“Gerekirse ağırlık kaldıracak. Zorlanmadan olmuyor maalesef” demişti. Kadın çok naif bir şekilde konuşuyordu. Seni çok sevmiş. Senin çelloyu bırakmanı istemediğini söylerdi. Aslan ile gün içerisinde konuşmalarımız ve mesajlaşmalarımız artmıştı. Bana
“Bu şekilde olmuyor. Evlenelim. Boşan benim karım ol” deyip duruyordu. Ben
“Bunu Mustafa’ya yapmam haksızlık olur. Yapamam” diyordum. Ben böyle söylediğim zamanlarda bana mesaj atmaz biraz zaman geçmesini beklerdi. Sonra dayanamaz
“Günaydın” mesajı atardı. Ben ondan gelen her mesajı o kadar mutlulukla okurdum ki. Bana günümün nasıl geçtiğini uzun zaman sonra soran tek insandı. Beni düşünen bana değer veren. Bu hisseleri duymayalı çok uzun zaman olmuştu. Depremin üzerinden beş yıldan fazla geçmişti. Ben regl olmamaya başladım. Mahalledeki sağlık merkezine gittiğimde doktor hanım menopoza giriyor olduğumu bunun yaşım itibariyle erken olduğunu söyledi. 39 yaşıma yeni girmiştim. Bencede çok erken diye düşünüyordum.
“Ailenizde anne abla hala onlar kaç yaşında menopoza girdiler diye sordu” buna verecek cevabım yoktu. Gözlerim dolarak
“Annem menopoza girmeden vefat etti, halam 99 depreminde vefat etti. Ablam yok maalesef” dediğimde kadın üzüldü.
“Kusura bakmayın. Bu gibi durumlarda aile geçmişine bakarız. Bilmiyordum. Sizi üzdüysem affedin. Bu durum stres kaynaklı olabilir.” dedi. Bu durumu geciktirmek için bana hormon ilaçları verdi. Hatta bir tane iğneden 3 tane aynı zamanda yapılması gerekiyordu. Üzgünüm kızım ama bunu söylemek zorundayım. Yoksa başka türlü anlatamam. Bu günleri sende yaşar mısın bilmiyorum. Her insanda farklı etki yarattığını söyledi doktor. Ama bu adet kesilmeleri bende cinsel istek uyandırıyordu. Aslan ile hiçbir zaman hiç bir şekilde cinsel anlamda konuşmadık ima dahi etmedik. Ama onu düşünmek bile bende cinsel çağrışımlar uyandırıyordu. Bunu sadece anlaman için yazıyorum. Bahane olsun diye değil. Mustafa bana bir adım gelse ben ona sarılacaktım. Ama gelmiyordu. Bir gün eve bir mektup geldi. Resmi daireden gelen mektup Mustafa adına gelmişti. Mustafa eve geç ve alkollü geldiği için mektubu açıp okudum. Mustafa aylar önce emekli olmuş ve emekli ikramiyesini bir maaş kadar fazla ödedikleri için geri ödemesine dair bir belgeydi. Bundan benim hiç haberim olmadı. Her sabah evden çıkıp nereye gidiyor hafta sonları evde değil. Bu adam bütün gün dışarıda ne yapıyordu. Gerçi evden çıkarken ben işe gidiyorm demiyordu. Bana yalan söylemiş sayılmazdı ama herhangi bir bilgi de vermiyordu. Bu durum bende Mustafa’ya karşı kin uyandırdı. Ondan nefret etmek istesem de edemiyordum. Sana baktıkça Mustafa’dan nefret etmem imkansızdı. Ama kızmıştım. Ona hesap sormak için eve gelmesini bekledim. Geldiğinde yüzüme bakmadan bu sefer senin başını okşamadan salona gidip yattı. Arkasından gidip elimdeki mektubu açıklamasını istediğimde
“Şimdi değil” diyerek arkasını döndü. Ona
“Seni özledim” dedim birden. Mustafa arkasını dönmeden
“Şimdi değil dedim!” diye sert cevap verince zorlamanın bir anlamı olmadığını anladım. Bundan Aslan’a hiç bahsetmedim. Bahsedemezdim. Boşanmayı iyice düşünmeye başladım. Ben cinsel arzularımı tatmin edemiyordum. Haftalar sonra Aslan’ı çok zor ikna ederek buluşmak istediğimi söyledim. Bu teklifi ona ben yaptım. Senin kursunun olduğu gün seni kursa bırakıp yakınlardaki otele gidecektik. Senin kursunun olduğu bina girdiğimizde öğretmeninin babasının rahatsızlandığını ve o gün kursların olmayacağını söyledi kapıdaki bir adam. Ben seninle birlikte o otele gitmek zorunda kaldım. Seni kapının önüne bırakıp içeriye girdim. Aslan bu şekilde olmayacağını bunu yapamayacağını söyledi. Bende kabul ettim. Elini yanağıma koyup
“Seni sadece bir defa öpebilir miyim” diye sordu. Bende olur der gibi başımı salladım. O öpüşü beni alevlendirdi ve ileri gittik. O sırada senin sesini duyunca üzerime hırkamı geçirip seni içeri aldım. Dolabın içine sakladım. Aslan ile birlikte olmak için yanıyordum. Buna ihtiyacım vardı. O esnada hiçbir şey düşünemiyordum. Aslan bana
“Bu böyle olmaz. Gel karım ol. Bu şekilde hem sen hem ben acı çekiyoruz. Şu halimize bak” dediğinde ona
“Lütfen yalvarıyorum sana. Yapamam biliyorsun. Ama sana ihtiyacım var. Lütfen anla beni” diye cevap verdim ve onunla o gün orada birlikte oldum. Senin ne hissedeceğini düşünemedim. Bunun senin üzerinde bırakacağı izi tahmin edemedim. Bana bu yüzden kızgın olduğunu biliyorum. Ne desem ne anlatsam faydası olmayacak biliyorum. Senden özür diliyorum. Mustafa’yı aldattığım için değil, onun için özür dilemiyorum. Senden sadece bu duruma şahit olduğun için özür diliyorum. Bunu yıllar önce yapmalıydım belki ama yapamadım. Hayatım boyunca ilk kez kendim için bir şey yaptım. Bundan hiçbir zaman pişman değilim sadece tek pişmanlığım senin orada olman. Bir kaç gün sonra Aslan biz bakkaldayken sana çikolata vermek istedi. Sen çikolatayı almak istemedin. Aslan’a
“Sen annemin canını acıtıyorsun” dedin. Aslan o an bana öyle bir baktı ki. Ben etrafa bakıp kimse var mı yok mu diye kontrol ettim. o gün ilk defa canını yaktım. Aslan’a
“Çocuk işte” desem de hiçbir şey söylemedi ayağa kalktı bana öfkeyle baktı döndü ve gitti. Bir daha dönmemek üzere gitti. O akşam sabaha kadar ona mesaj attım, aradım ama ne telefonlarıma ne de mesajlarıma cevap vermedi. Sabah olduğunda ağaçta bir poşet vardı. Poşetin içinde bir pantolon ve cebinde bir mektup vardı. Mektupta
“Ben hayatım boyunca şerefli bir asker olarak yaşadım. Bu yaşıma kadar hep öyle oldu. Bu yaşadığımız şey benim için uygun değil. Seni çok seviyorum. Sen benim hayatım boyunca sevdiğim tek kadınsın. Sana süre tanıyorum. Ama bu şekilde olmaz. Ben o çocuğun yüzüne bakamam. Gitmeme gerek” diye yazmış. Başladığı gibi bitirdi ve gitti. Başka bir şehre tayin istemiş ve bir hafta içerisinde gitti. Bu süre zarfında hiç görüşmedik. Ben ona aynı şekilde mektup yazarak ağaca astım. Ona Mustafa’dan boşanacağımı bile yazdım ama poşet günlerce orada kaldı. Mektubum hiç okunmadı. Bana kızmıştı bu bariz belli oluyordu. O kadar mutsuzdum ki. Tek bir heves için her şeyi mahvetmiştim. Hem kendimi hem seni hem de Aslan’ı bu mutsuzluğun içine sürüklemiştim. Günler haftaları haftalar ayları kovaladı. Mutsuzluk içinde geçen aylar. Bazen durup dururken ağlamaya başlardım duygusal çöküşteydim. Ağladıkça daha çok ağlamak geliyordu içimden bunu sana göstermek istemezdim ama sen fark ediyordun. bana sorduğunda
“Çok dikiş diktim gözlerim sulandı artık annecim. Merak etme ağlamıyorum” diyordum. Telefon numarasını değiştirdiği için telefondan da ulaşamıyordum. Aylar sonra televizyonda gördüğüm haberle yıkıldım.