HAFİZE
“Kızı ver bakalım bir kaç gün bende kalsın” dediğinde tam seni kucağına verecekken geri çektim.
“Nasıl bir kaç gün? Neden?” diye sordum. Kucağıma uzanıp seni almaya çalışırken
“Madem doğurabiliyorsun. Daha geç olmadan bir oğlan doğur bakalım. Öyle bir tane doğurup kenara çekilmek yok Hafize hanım. Şimdi bana bir oğlan torun vereceksin.” diyerek seni kucağımdan almaya çalıştı. Ben seni vermemek için sıkı sıkı sarılırken
“Ne alakası var. Niye veriyormuşum kızımı. Vermem!” diye sesimi yükseltince bana tokat attı.
“Sen ne ahlaksız çıktın böyle. Utanmadan bana bağırıyorsun. Senin dilin iyice uzamış. Oğlumu bana karşı doldurduğunu bilmiyormuşum ben” diyerek saçımı tutup çekmeye başladı. Ben sana bir şey olmasın diye kendimi savunamadım. Sen korkudan çığlık çığlığa ağlıyordun. Sadece dizlerimin üstüne çöktüm. Kayınvalide
“Çocuk emdikçe gebe kalamazsın. Ver kızı sütten kesilsin. O zaman gebe kalırsın” diye bana hem vuruyor hemde saçımı çekiyordu. Ağlamaya başladım.
“daha çok küçük olmaz öyle şey. Emmesi lazımm.” diye itiraz ettiğim sırada
“ANNE SEN NE YAPIYORSUN! BIRAK KARIMI!” diye Mustafa’nın bağırmasıyla kayınvalide saçımı bıraktı. Ben ayağa bile kalkamadım. Mustafa annesinin kolundan tutmuş dışarı sürüklüyordu. Annesini kapının önüne çıkarınca
“Bundan sonra ne bana ne karıma nede çocuğuma karıştığınızı görmeyeceğim. Yanlarına yaklaşmayacaksınız. Buradan taşınma vakti gelmiş demek ki. Yıllardır bana ve karıma ettiğiniz eziyet yeter artık. Bir oğlun olduğunu unut bundan sonra” diyerek kapıyı annesinin yüzüne kapattı. Annesi kapının diğer tarafından
“Oğlum yapma senin karın bana bağırdı. Sen yanlış anladın. Ben kendimi savunuyordum sadece. Tutamadım kendimi. Yapmaaa!” diye bağırıyordu. Mustafa yanıma gelerek seni kucağımdan almaya çalışıyordu ama vermek istemiyordum. Bana
“Sakin ol hayatım bak kızımızda korkmuş. Ver bana biraz sakinleşsin” diyerek seni kucağımdan aldı. Sen babanın kucağına gider gitmez sustun. Seni kucağında tutarak beni ayağa kaldırmaya çalışırken
“Gel hayatım. İçeriye geçelim. Sana su getireyim. Biraz sakinleş” diyerek beni kolumdan tutarak ayağa kaldırıp salona götürdü ve koltuğa oturttu. Bana bir bardak su vererek
“Suyunu iç biraz sakinleş” diyerek yanıma oturdu. Sen babanın kucağından bana gelmek istedin. Mustafa
“Bak kızımız acıkmış” diyerek seni bana uzattı. Seni emzirirken sen uykuya daldın. Ben biraz daha sakinleşmiştim. Seni beşiğine yatırmak için odaya geçtiğimde kapıya şiddetle vurulduğunu duydum. Mustafa bana
“Sanırım kavga etmeye geldiler. Sakın odadan çıkma” diyerek kapıdan döndüğü sırada birden şiddetli bir sarsıntı oldu. Her yer dönüyor gibi sallanıyordu. Etrafımdaki her şey sallanmaya başladı. O kadar şiddetli sallanıyorduk ki ayakta durmak imkansızdı. Duvarlardan çatırtılar gelmeye başladı. 17 Ağustos depreminin üstünden çok geçmemişti. O sarsıntıyı da çok kötü yaşadığımız için seni beşiğine bırakmadan kucağıma alıp yere çöktüm. Mustafa’nın
“Hafizeeeeeee!” diye bağırdığını duydum. Sonra her şey yerle bir oldu. O sırada beton parçası sırtıma düştü. Bir an nefesimin kesildiğini hissettim. Bacaklarımda hissizlik oldu ama panik olduğum için bunu anlamlandıramadım. Sonrası karanlık. Bizim evimizin bitişiğindeki ev bizim tarafa doğru yıkıldığı için ben seninle göçük altında kaldım. İlk gün baygın olduğum için hiçbir şey hatırlamıyorum. Ama sen göğsümde olduğun için nasıl olduğunu bilmiyorum ama uyandığımda beni emiyordun. Önce ne olduğunu anlamaya çalıştım. Hiçbir şey göremiyordum. Yardım istemek için ağzımı açtığımda sesim çıkmıyordu. Yardım gelmesini beklemeye başladım ama o kadar karanlık ve soğuktu ki yavaş yavaş içim titremeye başladı. İkinci günün sonunda açlık ve soğuğun etkisiyle kendimden geçip duruyordum. Dışarıdan sesler duyunca bağırmaya çalışıyordum ama sesim onlara gitmiyordu. En sonunda sen ağlamaya başladın. İlk defa bu kadar sesli ağlıyordun. Allah’ın mucizesi sonucu bizi sen kurtardın. Senin sesini duydular ve bizi o göçüğün altından çıkardılar. Ben seni o sırada bile bırakmadım ama bacaklarım beni taşımıyordu. Bizi birlikte ambulansa bindirdiler. Ben sağlık görevlisine Mustafa’yı sordum ama görevli kadın
“Bir bilgim yok maalesef ama hastanede olabilir.” dedi. Ben hala titreyerek konuşmaya çalışırken tekrar kendimden geçtim. Uyandığımda bir hastane koridorunda sedyede yatıyordum. Nerede olduğumu anlayınca hemen etrafıma bakıp seni aradım ama bulamadım. Sedyeden kalkıp etrafta seni bulmaya çalıştım. Ortalık o kadar karmaşa içerisinde iki nereye gittiğim hakkında en ufak bilgim yoktu. Etrafı dolaşırken bir adama çarptım. Tam düşerken adam kolumdan tutup beni kaldırdı. Üzerinde doktor önlüğü vardı.
“Hanfendi iyimisiniz” diye sorar sormaz
“Kızım kızım bebeğim. Bebeğim nerede?” diye hem ağlıyor hemde panik halinde gözlerimle seni arıyordum.
“Durun sakin olun. Tamam ben size yardımcı olacağım” diyerek beni omuzlarımdan tutarak koridorda yürütmeye başladı. Bir taraftan da
“Bebek yoğun bakıma bakalım” dedi. Biz bebek yoğun bakım ünitesine geldiğimizde bana
“Bebeğin adı ne?” diye sordu.
“Nesli.. Neslihan. daha 4 aylık. Çok küçük benim kızım” dedim kekeleyerek. Doktor içeriye girip
“Neslihan isminde bebek” diye sordu. İçeride hemşire
“Neslihan isminde bebek yok ama isimsiz bir kız bebek var” dedi. Doktor bana dönerek
“O olabilir mi acaba” diye sordu. Ben
“Bizi göçükte çıkardılar. En son ambulansta kucağımdaydı. Bayılmışım uyandığımda kızım yoktu.” dedim. İçerideki hemşire
“Sizi iki dakika bekleteceğim hocam. Ambulanstaki görevli paramedik arkadaşı aramam gerekiyor” dedi. Doktor bana
“Hadi gel şöyle oturalım” diyerek beni koridordaki boş kalan tek sandalyeye yönlendirdi.
“Neden bekliyoruz. Kızım nerede.Neden kızımı vermiyorsunuz?” diye sorular soruyordum. Doktor
“Seni buraya getiren paramedik arkadaşı bekliyoruz. Bize en sağlıklı bilgiyi o verecek” dedi. Biz ne kadar bekledik bilmiyorum. Koridorun sonundan bir kadın bize doğru gelirken yanımdaki doktor ayağa kalktı kadınla karşılıklı gelince
“Sezen hanım merhaba bugün göçükten çıkardığınız hanımın yanında bir bebek var mıydı?” diye sordu.
“Evet hocam. Kadın baygınlık geçirince acile bıraktık. Bebek ise çok üşümüş olduğu için buraya yoğun bakıma getirdim. Üzerinde pembe tulum vardı” dediğinde
“Evet evet üstünde pembe tulum vardı” dedim. Doktor ile kadın yoğun bakım ünitesinin içeriye girdiler. bende arkalarından yoğun bakımın kapısında onları beklemeye başladım. Bir kaç dakika sonra içeriden önden doktor arkadan kucağında seninle birlikte paramedik kadın çıktılar. Kadın
“İşte bebeğimiz” diyerek seni kucağıma verdi. O kadar çok korkmuştum ki seni kucağıma alır almaz rahatladım. Ağlamaya başladım. Kadın omzunu sıkarak
“Tamam tamam bak kızın çok sağlıklı bir şekilde kucağında. Hadi kendine gel bak kızını korkutacaksın.” dedi. Ben bir nebze olsun sakinleşince
“Eşim eşimden haber var mı” diye sordum. Paramedik kadın
“Bir dakika dışarıda bir adam var ortalığı birbirine katıyor. Karım kızım diye bağırıp çağırıyor. O olabilir mi?” diyince.
“Mustafa mı?” diye sordum.
“Bilmiyorum ismini. Ama şu an hastanenin dışında. Gel camdan göstereyim sana. Belki de o adam senin eşindir” diyerek beni cama doğru götürdü. Camdan dışarıya kadının eliyle işaret ettiği yöne baktığımda başını ellerinin arasına almış çömelmiş sallanan adam Mustafa’ydı. Paramedik kadın
“Sanırım sakinleşmiş” dedi.
“O! O Mustafa. Benim kocam. Onun yanına gitmem lazım” diyerek arkamı döndüm. ama nereden nasıl gideceğimi bilmediğim için bir sağa bir sola bakınca kadın koluma girip
“Gel seni en kısa yoldan götüreyim yanına” diyerek beni yönlendirdi. Kadının yüzüne bakıp
“Çok teşekkür ederim. Sayende hem kızıma hem eşime kavuştum. Allah ne muradın varsa versin” dediğimde Kadın
“Ben görevimi yaptım. Allah dualarını kabul eder inşallah” diyerek arkasına baktı. Beni Mustafa’nın yanına götürdü. Mustafa hala aynı vaziyette başı ellerinin arasında çömelmiş sallanıyor mırıl mırıl bir şeyler sayıklıyordu.
“Mustafa” dediğimde beni duymadı. Elimi omzuna koyup sıkarak tekrar
“Mustafa” dediğimde sallanmayı bırakıp başını kaldırdı beni görünce ayağa fırlayarak kalktı. Bana öyle bir sarıldı ki beni bırakmak istemez gibiydi. İşte O sarılış son sarılışıydı.