Kaşlarını çatmış bana bakarken ben de ona aynı ifadeyle baktım. İçimdeki utanç ve arzu, öfkeyle birbirine karışmıştı. İstemsiz sinirlenmiştim. Sanki buraya bilerek gelmişim gibi davranıyordu.
“Burası misafir banyosu. Misafirler kullanıyor. Ayak altında dolaşmıyorum. Aslında bakarsak ayak altında dolanan sensin. Saat on ikiyi geçti… Bu saatte duş mu alınır? Hem de ortak kullanılan alanda… Sadece ben değil, başkası da gelebilirdi.” dediğimde kaşlarını havaya kaldırdı.
Şu an bulunduğumuz ortam saçmaydı. Hala banyodaydım ama bu sefer yakın değildik. Yine de misafir banyosu çok büyük değildi. Soğuk bakışları içimi üşütüyordu.
“Bakıyorum çenen açılmış. Sessiz, sakin ve utangaç bir kızdın. Ama değişmişsin.”
Köyde hala sessiz ve sakin oluşumla anılırdım ama sinirlendiğimde gözüm hiçbir şeyi görmezdi. O an utancımı da görmüyordum. Ondan bedensel olarak etkilenmiştim ama bana istediğini söyleyeceği anlamına gelmiyordu.
Gözlerinin içine baktım. “Sen hiç değişmemişsin.”
Kaşlarını yeniden havaya kaldırdı. Beni süzdü. Ayak ucumdan yüzüme kadar… Yutkundum. Ne yapıyordu? Soğuk ve sert bakışları koyulaştı. Bilerek mi yapıyordu? Belki de beni utandırmaya çalışıyordu. Yerimde rahatsızca kıpırdandım.
Dudağının kenarı kıvrıldı ama anlıktı. Onun güldüğünü görmek bir mucize gibiydi. Belki de o soğuk değildi ama kendini korumak için bunu yapıyordu.
“Çıkmam gerekiyor.”
Kafasını salladı. Kapıyı işaret etti. “Çık o zaman, Firuze. Hala kalan sensin.”
Adımı söyleyişindeki o sert ton tüylerimi diken diken etmişti. Eskisi gibi ondan çekinip uzak durmak istiyordum ama düşüncelerim bile saçma bir hal almaya başlamıştı. Yanaklarımın ısındığını fark ettim.
Çık artık, Firuze yoksa iyi şeyler olmayacak…
Yavaşça başımı dışarı uzattım. Kimsenin olmadığını görünce direkt çıkıp kapıyı kapattım. Kalbim ağzımda atıyordu. İçeride yaşananlar… Evet, çok soğuktu ama karşı konulamaz bir çekiciliği vardı. Dudaklarımı ısırdım.
Yüzümdeki sıcaklık bütün bedenimi kavuruyordu. İçimdeki yangın sönmüyor, bacaklarım titriyordu. Kendimi sakinleştirmek için sırtımı duvara yasladım. Sakin kalmaya çalıştım. O sırada içeriden yeniden su sesi geldi.
Bir an durdum. Gözlerim büyüdü. “Duş mu alıyor yine? Daha yeni çıkmıştı. Neden… Yoksa… Yoksa o da mı benden etkilendi?”
Bu düşünceyle kalbim bir kez daha hızlandı. Utanarak başımı iki yana salladım. Hemen buradan uzaklaşmam gerekiyordu. Yoksa düşüncelerimi durduramayacaktım. Küçükken ondan çekinip nasıl uzak duruyorsam şimdi de uzak durmalıydım. Aşağıya doğru inerken Elvan’ı gördüm. Odasından yeni çıkıyordu. Beni fark edince neşeli bir şekilde gülümsedi.
“Firuze abla! Hoş geldin. Neden buradasın?”
Elvan, on dokuz yaşlarında çok tatlı ama meraklı bir kızdı. Yavuz’un kız kardeşiydi. Yavuz’a hiç benzemiyordu. Kaşlarını havaya kaldırmış, bana merakla bakarken yutkundum. Sakin görünmeye çalıştım.
“Sana bakmaya gelmiştim.” dedim, yalan söyleyerek.
Mecbur kalmıştım. Elvan gülümsedi. Hemen yanıma gelip boynuma sarıldı. Ben de ona sarıldım. “Seni çok seviyorum, Firuze abla. Keşke gerçekten ablam olsaydın. Bir ablam olmasını çok isterdim.”
Yanağını okşadım. “Zaten ablanım.”
“Haklısın, her konuda yanımdasın. Aslında sana anlatacaklarım var. Bomba haberlerim var. Ben çok mutlu oldum.”
Elvan, evlerindeki yardımcıların oğlu Cemal’e aşıktı. Cemal’in bundan haberi yoktu. Elvan yıllardır platonik olarak onu seviyordu.
“Sonra konuşuruz. Şu an burası hiç müsait değil.”
“Haklısın. Hadi aşağıya inelim.”
Aşağıya inerken kapı sesi duyuldu. İkimiz de sese doğru döndük. Banyodan Yavuz çıktı. Yine belinde havlu vardı ama yüzü sertti. Gözleri önce bana, sonra Elvan’a kaydı. Nefesim kesildi. Bakışlarımı hızla kaçırdım. Yine yüzüm kızarmıştı. Sinirli olduğunu hissetmiştim.
Hiçbir şey söylemeden odasına girdiği gibi kapıyı öyle bir çarptı ki duvarlar titredi. Elvan “Yine ne oldu acaba? Abimi yine bir şey sinirlendirmiş.” deyip bana döndü.
Sonra da omuz silkip elini salladı. “Boş ver… Klasik abim işte. Hep böyle. Anneme bazen hak veriyorum. Aynı dedeme benziyor.”
Biz banyodayken de söylenmişti. Halil amcanın babası gerçekten de çok huysuz bir adamdı. Onu az çok hatırlıyordum. “Olabilir.”
“Aman. İnelim.”
Koluma girdi. Aşağıya inerken kalbim hala hızla çarpıyordu. Beynimde hala aynı soru dolaşıp duruyordu. “Yavuz gerçekten de benden etkilenip bu yüzden mi sinirlendi?”
Düşüncelerim beni iyice delirtiyordu. Bunun olmaması gerekiyordu. Aşağıya indiğimizde Sultan teyzeyle göz göze geldik. Sanki şüpheyle bana bakmıştı. Acaba anlamış mıydı? Anlaması demek ikimiz için de iyi olmazdı. Küçük bir yerdi ve hemen adımız çıkardı.
Tedirgin olmuştum. Gülümsedi. “Firuze kızım, sen ne zaman geldin? Ben de annene seni soruyordum. Gelmeyeceksin diye düşünmüştüm. İyi ki geldin, kızım.”
Sesi heyecanlı geliyordu. “Yeni geldim. Elvan’a bakmak istedim.”
Sultan teyze onayladı. Yanağımı okşadı. “Meymenetsiz Yavuz’u gördünüz mü? Babaannesi kılıklı. Bütün evde onu aradım ama bulamadım.”
Elvan kıkırdadı. Ben de bıyık altı güldüm. “Anne, babaannem öldü, gitti ama hala onu anmaya devam ediyorsun. Abim de en son odasına giriyordu. Yine sinirliydi.”
Sultan teyze kaşlarını çattı. “Haksız mıyım? İstenmeyen ot insanın burnunda bitermiş. Babaannen ve deden bana neler çektirdiler? Oğlum da onlara benzedi. Rabbim beni sınamaya devam ediyor ama yakında o soğukluğunu bir yangınla yok edeceğim.”
Elvan güldü. “Anne, abimi ateşin içine atsan yine aynı olur.”
Sultan teyzenin bakışları bana kaydı. “Bir ateş gelir, onu kavurur. O bile anlamaz.”
Elvan kıkırdadı. Ben sessiz kaldım. Az önce banyoda yaşadığım yangın aklıma geldi. Yutkundum. Yavuz’la benim yangınım…
“Anne senden korkulur.”
Biz kendi aramızda konuşurken içeriye Hülya girdi. Süslenmişti. Herkes onun Yavuz’a olan ilgisini biliyordu. Hatta birkaç sene önce İstanbul’a bile gitmişti. Sultan teyze onu süzdü. Yüzünü buruşturdu. Yanımıza yaklaştı. Bana küçümseyici bir şekilde baktı.
“Yengecim ve canım amcamın kızı…” deyip onlara sarılırken beni görmezden geldi. Hiç umurumda değildi. Ben de onu görmezden geldim.
“Yavuz nerede? Onu çok özledim.” dedi, heyecanla.
Sultan teyze “Az sonra gelir. Sen salona geç.” dedi. Sonra bana döndü. “Firuze kızım, kahveleri sen yapar mısın? Senin kahven gibisi yok. Çok güzel yapıyorsun.”
“Tabii yaparım.” dediğimde Hülya kıskançlıkla bana baktı.
Elvan da Cemal’i görme bahanesiyle arkamdan geldi. Hülya da gelmişti. Kahveyi yaparken Hediye abla da bana yardımcı oluyordu. Hediye abla Cemal’in annesiydi. Elvan etrafa bakındı ama Cemal yoktu.
“Yakında bu evin gelini olacağım.”
Herkes Hülya’ya döndü. Elvan güldü ama alaylıydı. Hediye abla da şaşkındı. Ben ise tepki bile vermedim.
“Amcamlar, Yavuz’u evlendirmek istiyor. Yengemin aklında biri varmış. O tabii ki benim. Yıllardır bilinen bir durum. Yavuz’la ben evleneceğim.” dediğinde Elvan kahkaha attı.
“Bunu sana kim söyledi ki? Annemin aklındaki kişi evet bu mutfakta ama sen değilsin.”
Mutfakta, Hediye abla hariç sadece ben vardım. Donup kaldım. Sultan teyzenin Yavuz’a uygun görüp sürekli övdüğü kişi ben miydim?
Hülya “Sen ne saçmalıyorsun?” diye sordu.
Elvan omuz silkti. “Bence ne demek istediğimi anladın, Hülya abla. Evin gelini o olacak! Biliyorsun ki annemin isteyip de yapmadığı hiçbir şey yok.”
Ben konuşamıyordum. Kafamı cezveden kaldırmadım. Heyecandan ellerim titremeye başlamıştı. Babaannem, dedemle evlenmeden önce onu gördüğünde çok heyecanlandığını ve içindeki yangının arttığını söylemişti. İnsan, evleneceği kişiyi hissedermiş. Kafamı iki yana salladım. Düşüncelerimi engelledim.
Hülya hışımla çıktı. Yanaklarım ısındı. Hiç konuşmadan kahveleri fincanlara boşalttım. Sert birkaç soluk aldım. Elvan utandığımı fark edince üstüme gelmedi.
Hediye abla “Firuze kızım, kahveleri sen götürsen olur mu? Ben ekmeği bekliyorum. Yanmasın.” dediğinde kafamı salladım.
Şu an konuşamıyorum çünkü dilim lal olmuştu. Heyecandan titriyordum. Neden bu kadar heyecanlandığımı da bilmiyordum. Tuhaf hissediyordum. Tepsiye kahveleri yerleştirip büyük salona doğru ilerledim.
Herkes oradaydı. Yavuz da…
Büyük salondan içeriye girdiğimde Yavuz’la göz göze geldim. Beni süzüyordu. Yutkundum. Bakışlarım istemsiz Hülya’ya kaydı. Yavuz ve bana bakıyordu. Yüzündeki ifade çok korkunçtu. Kıskançlık, öfke…
Babam “Yavuz, İstanbul nasıldı? Artık döndün, buna sevindik.” dedi.
Yavuz’un bakışları babama kaydı. “Ben de döndüğüm için mutluyum. Hepinizi özlemiştim.”
Annem de “Seni özlemiştik. Ama en çok Vedat özledi.” dedi.
Yavuz, babamlara karşı her zaman iyi ve saygılıydı. Direkt abimi sordu. “Vedat nerede? Onu göremedim.”
Abim kesin tarladaydı. Halil amca onu oğlu gibi sevdiği için işçilerin başında duruyordu. “Tarladadır. Akşam yanına uğrar. Sabah akşam Yavuz ne zaman gelecek deyip duruyordu.”
Yavuz güldü. “Ben de onu özledim.”
Sıra babamlara geline kahveyi onlara uzattım. Önüm açılmaması için yavaşça eğilmiştim. Halil amca gülümsedi. “Sağ ol, kızım. Sen neden dağıtıyorsun? Elvan, Firuze ablana yardımcı ol.”
Hülya “Ben de yapabilirim. Amcam haklı. Sonuçta evin kızları buradayken Firuze’nin dağıtması olmaz.” dediğinde Sultan teyze direkt konuştu.
“Firuze de kızımız sayılır. O da evin kızı.” dediğinde Hülya yine somurttu. Halil amca hiçbir şey söylemedi. Kahvesini alıp Hülya’ya döndü. “Babanlar nerede?”
“Onlar Adana’ya kadar gittiler. Dayım biraz hasta. Akşam uğrarlar. Ben Yavuz için gitmedim.”
Dayısı aynı zamanda Nihat’ın babasıydı. Yavuz yüzüne bile bakmadı. Umursamadı. Elvan kıkırdarken Hülya somurtuyordu. Kahve verme sırası Yavuz’a geldi. Yanına yaklaştığımda tepsiyi sıkı sıkı tuttum. Ona doğru eğildim. Kahveyi alırken kafasını kaldırıp bana baktı.
Bakışları koyulaşmıştı. Aynı banyodaki gibi bakıyordu. Bakışları anlık olarak göğüslerime doğru kaydı. Kaşları çatıktı. Benim gözlerim de göğüslerime kaydı. Hafif açılmıştı. Hemen geri çekildim. O kadar kısa bir andı ki bu bile beni yakmaya yetmişti.
Tepsiyi masanın üstüne bırakıp annemin yanına oturdum. Yavuz’un bakışları bir an olsun bile bana uğramamıştı. Herkes kendi halinde konuşurken kafamı yerden kaldıramadım. Utançtan yerin dibine girmek üzereydim. Hiçbir sesi duymuyordum. Kafamın içindeki ses daha fazlaydı.
Sultan teyze “Yavuz, Firuze’yi hatırladın mı?” dediğinde bakışları kısa bir an bana kaydı.
“Hatırladım.”
Sadece buydu. Başka bir şey söylemedi. Sultan teyze sözlerine devam etti. “Sen giderken daha küçüktü. Şimdi büyüdü. Çok güzel bir kız oldu. Allah nazarlardan korusun.”
Yavuz hiçbir şey söylemedi. Yine o soğuk ve sert bakışlarını bana değdirdi. Kısa bir an beni süzüp bakışlarını çevirdi. Sadece bakışı bile yetiyordu.
Hülya’nın bakışlarının üzerimde olduğunun farkındaydım. Öfkeliydi. Bana öyle bir bakış attı ki sanki gözünde yok olmuştum. İstemsiz Yavuz’a döndüm.
Ona baktığımı fark etmiş gibi bana baktı. Yangında yanacağımı bile bile kendimi ona bakarken buluyordum.
Yavuz Aladağ, bakışlarıyla bile ateş gibi yakıyordu.
**
Gözlerimi nefes nefese açtığımda saç diplerime kadar terlemiştim. Göğsüm inip kalkarken kafamı yeniden yastığa koydum. Yavuz rüyalarıma da girmişti. Yutkundum. Annemin sesiyle hemen toparlandım.
“Firuze kızım, bugün belim çok kötü. Abinin iş kıyafetlerini sen yıkayıver. Öyle makineye atamıyorum. Hadi uyan kızım. Ben de kahvaltıyı hazırlayayım. Abin daha tarlaya gitmedi. Baban da az sonra gelir. Halil Ağa’yla bir yere kadar gittiler. Firuze!”
Üstümü giyinip annemin yanına gidince elini, alnıma koydu. Telaşla bana baktı. “Kızım, sen hasta mısın? Neden yüzün kızarmış?”
“İyiyim, anne. Hava sıcak.”
Neyse ki daha fazla üstelememişti. Annem çamaşırları dışarı çıkartırken ben de ona yardım ettim. Su doldurup leğenin içine döktü. Leğendeki suyu köpürtürken annem çamaşırları leğenin içine koydu. Ben çamaşırları ıslatırken annem de sabah sabah dedikodu yapmaya başlamıştı. Hemen nasıl öğrendiğini bilmiyordum. Köyde her şey çok çabuk yayılıyordu.
“Sabah, Sultan teyzen geldi. Yavuz’a evlenmesi gerektiğini söylemişler. Yavuz istememiş ve itiraz etmiş. Sultan bir kız bulmuştu, demek ki Yavuz onu istememiş. Sen kim olduğunu biliyor musun? Sultan bana söylemedi.”
Kafamı iki yana salladım ama yutkundum. Sultan teyzenin istediği kişi bendim ve Yavuz beni istememişti. İstemsiz üzülmüştüm. Demek ki beni güzel bulmamıştı.
Çamaşırları yıkarken annem devamlı yeni çamaşır getiriyordu. Kendimi durdurmaya çalışıyordum ama yapamadım. İstemsiz onu düşündüm. Yangın tek taraflıydı. İçimdeki yangını en kısa zamanda söndürmem gerekiyordu. Rüyalarım bile bana yardımcı olmazken ben ne yapacaktım?
Kendine gel, Firuze. Seni istemiyorsa ondan uzak durman gerekiyor. Seni istemeyeni sen de istemeyeceksin…
Kendimi o kadar kaptırmıştım ki ayak sesiyle irkildim. Sese doğru kafamı kaldırdığımda onu gördüm. Kaşları çatık bir şekilde beni süzdü. Bacaklarımı fark ettim. Elbise baldırlarıma kadar açılmıştı. Hemen kendimi toparladım.
Gelen kişi Yavuz’du ve gözlerinde öfke vardı. Neye sinirlenmişti?