3-Yakıcı temas

1516 Words
Yavuz’un bakışları üstümde geziniyordu. Kaşları tabii ki her zamanki gibi çatıktı. Daha az önce onu düşünürken heybetiyle yeniden karşımdaydı. Yavuz’un bakışları yolun aşağısına doğru kaydı. Gözleri koyulaştı. Öfkesi daha da arttı. Neye sinirlendiğini anlamıyordum. “Yolun kenarında bu şekilde durma. Bir sürü kişi geçiyor, amacının farklı olduğunu düşünürler.” Söylediği yüzüme tokat gibi çarptı. Bu da ne demekti? İçimdeki yangın öfkeyle harlandı. Bana ne demeye çalışıyordu? Ellerimi köpüklü sudan çekip havluyla sildim. Ayağa kalkıp ona yaklaştım. Tam karşısında durdum. “Sen bana ne ima ediyorsun? Buradan yol gözükmüyor ki. Ben dikkatliyim. Sen çok uzunsun, orayı görebiliyorsun ama ben göremiyorum. Ve sen benim amacımın farklı olduğunu mu düşündün? Ne demeye çalışıyorsun?” diye sordum. Sesim aynı onunki gibi sert ve hesap sorar gibiydi. Ela gözlerimle onun koyu kahve harelerine bakarken o, ifadesiz bir yüzle bana bakıyordu. Bakışları ağır ağır yüzümde dolaştı. Gözlerimden yanaklarıma, çeneme… Ne yapmaya çalıştığını anlamadım. Annesi beni istemesine rağmen o istemiyorsa neden bunu yapıyordu? Aklımı mı karıştırıyordu yoksa beni eğlenecek biri olarak mı görüyordu? Yavuz’un bakışları yeniden gözlerime geldi. “Ben sana ‘dikkatli ol’ dedim, Firuze. Başka bir şey demedim. Sen çarpıtıyorsun.” “Sence çarpıtıyor muyum? Sen bana ne ima ettiğinin farkında değilsin! Ben sandığın gibi bir kız değilim. Dün de söyledin. Çok değişmişsin. Bu yüzden mi söyledin?” diye sordum, sertçe. Yavuz’un gözleri alev aldı. Çenesi kasıldı. “Firuze, çarpıtmaya devam ediyorsun.” Bu yüzden benimle evlenmek istememişti. “Lafı çarpıtmıyorum.” “Gereksiz yere çok konuşuyorsun. Çok konuşanlardan hiç hoşlanmam.” Dudaklarımın kenarı kıvrıldı, hafifçe güldüm. “Öyle mi? O zaman daha çok konuşmam lazım.” Bakışları yine sert ve soğuktu. Gözleri hiç beklemediğim bir anda dudaklarıma kaydı. O an nefesim kesildi. Kalbim ağzımda atmaya başladı. Oradan çıkmak ister gibi atıyordu. Benim de bakışlarım dudaklarına kaydı. Dolgun ve etli dudakları… Yutkundum. Aramızda yangın artarken geri çekilmeyi düşündüm. Annemin sesiyle hemen geri çekildim. “Yavuz, oğlum! Sen neden geldin?” Annem bize doğru yürüdü. Yüzünde şüphe kırıntıları vardı. Gözleri bir an bana bir de Yavuz’a gidip geliyordu. Benim göğsüm inip kalkıyordu. Annem fark etmemesi için nefesimi düzene sokmaya başladım. Yavuz’un bakışları anneme kaydı. Sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya başladı. “Vedat için geldim. Beraber tarlaya gidecektik. Aradım ama açmadı. Firuze de bana ‘abim evde’ diyordu.” Annem kafasını salladı ama yüzündeki şüphe devam ediyordu. “Evet, Vedat evde. Daha uyanmadı. Ondan bakmamıştır. Kayınvaliden seviyormuş. Kahvaltı hazırladım. Bir çay içersin.” Yavuz tereddütsüz başını salladı. “Olur.” Şaşırmadım, Yavuz İstanbul’a gitmeden önce de bize gelir ve annemi asla kırmazdı. Onun her istediğini yapardı. Yavuz içeriye girerken annem yanıma yaklaştı ve imayla bana baktı. Bunun ne anlama geldiğini fark etmiştim. Yavuz da tam o anda öyle bir şey söyledi ki annemin yüzü şaşkın bir hal aldı. “Zahide teyze, burası çamaşır yıkamak için uygun değil.” Bunun söyleyip içeriye girdi. Annem onun içeriye girdiğinden emin olduktan sonra ses tonunu kısarak konuştu. “Firuze, ne oluyor? Aranızda bir şey mi var? Sakın öyle bir şey düşünme. Halil Ağa’yla Sultan bizim aile dostumuz. Yanlış anlaşılır. Zaten köyde herkes bizim dedikodumuzu yapıyor. ‘Yıllardır onların sayesinde yaşıyorsunuz’ deyip duruyorlar. Bir de bu olursa iyice dillere düşeriz. Tamam mı kızım? Eğer onlar seni isterse tamam ama diğer türlüsü olmaz.” Yıllardır köyde sürekli bizi konuşuyorlardı. Aladağlar sayesinde bir eliniz balda yaşıyorsunuz deyip duruyorlardı. Diğer yandan annem haklıydı. Sultan teyze beni istemişti ama Yavuz beni istememişti. Artık içimdeki arzuyu yok etmem gerekiyordu. “Anne, yok öyle bir şey. Lütfen, yanlış anlama. İyi niyetle söylemiştir. Neden hemen yanlış anlıyorsun?” Annem yüzümü incelerken “İyi, hadi içeri geçelim.” İçeriye geçtiğimizde rahatlamıştım. Annem bir şekilde ikna olmuştu. Firuze artık Yavuz’dan uzak durman lazım! Kendime devamlı aynısını söylüyordum. İçeriye girdiğimizde abim ve Yavuz sarılıyordu. Yavuz’un omzuna sertçe vurdu. “Hoş geldin. İstanbul’u bırakabildin demek. Sonunda geri döndün. Seni özlemiştik.” “Artık buradayım. Tarlaya beraber gideriz diye geldim.” dedi. “Ayağının tozuyla demek tarlaların başına geçiyorsun. İstanbul’daki şirketlere benzemez.” Yavuz gülmekle yetindi. Abim sözlerine devam etti. “Aslında benim de seninle konuşmam gerekenler var. Halil amca hastalandıktan sonra Rıza amca yerine Nihat tarlalara gelip racon kesti. Ben engel olmaya çalıştım, üstüme yürüdü.” Yavuz’un bakışları sertleşti. Eskiden de Nihat’ı hiç sevmezdi. İkisi hiç anlaşamazdı. “Demek Nihat… Sen merak etme. Geri geldim. Racon kesmeyi ben ona gösteririm.” dedi. Çaylarını içerken konuşmaya devam ettiler. O sırada benim bakışlarım dışarıya kaydı. Düşüncelere daldım. Ne düşündüğümü de bilmiyordum. Sadece düşünüyordum. Biri beni dürttü. “Firuze!” Annemin sesiydi. Ona döndüm. Boşalan çay bardaklarını gösterdi. İrkildim. Yavuz ve abim bana bakıyordu. Çay bardaklarını alıp mutfağa gittim. Bu sıra fazla düşüncelere dalıyordum. Özellikle de Yavuz geldiğinden bu yana… ama ondan uzak durmam gerekiyordu. ** Akşam yemeğinden sonra bulaşıkları yıkayıp odama gittim. Müzik dinlerken günlüğümü elime alıp yazmaya başladım. Hislerimi, düşüncelerimi… Annem ve babam Aladağ Konağı’na gitmişlerdi. Her akşam genelde oraya çay içmeye giderlerdi. Yavuz’u görmemek için gitmedim. Annemlerin geldiğini ses duyunca anladım. Direkt odama geldi. Yüzü gülüyordu. Babam ve abimin sesi dışarıdan geliyordu. “Kızım…” deyip yanıma geldi. Defteri yastığımın altına koydum. Kimsenin okumasını istemiyordum. Özel şeyler yazıyordum. “Kızım, sana bir şey söyleyeceğim. Sultan teyzen kimi Yavuz’a istediğini söyledi.” Annemin gözlerinin içine baktım. Benim bildiğimi anlamaması gerekiyordu. “Kimmiş?” diye sordum, ses tonumu normal tutmaya çalışarak. “Sen…” dediğinde yalandan şaşırmış gibi yaptım. Kendimi gösterdim. “Ben mi?” Kafasını salladı. “Bu akşam Sultan benimle konuştu. Ben sana olmaz dedim ama o seni Yavuz’a istiyor. Halil Ağa’nın gönlünden geçen senmişsin. En kısa zamanda Yavuz’la da konuşacak. Baban zaten Halil Ağa’yı çok seviyor. Yavuz’u da sever. Hemen kabul eder.” Şaşkın şaşkın bakarken Yavuz’un istemediği aklıma geldi. “Peki, Yavuz? Annesinin istediği kişiyle evlenmek istemiyordu. Anne, beni sevmeyen bir adamı istemiyorum.” Elimi tuttu. “Yavuz, Sultan’ın seni istediğini bilmiyor ki… Sadece evlenmek istemiyorum, demiş. Sultan zamanla birbirlerine aşık olurlar, dedi.” En azından ben olduğum için reddetmiyordu, evlenmek istemediği için reddediyordu. “Anne, aynı şey değil mi? Yavuz evlenmek istemiyor ki…” “Sultan yeniden konuşacak, kızım. Yavuz ve Vedat hala tarlada. Yarın fırsat bulunca söyleyecek. Peki, sen ne düşünüyorsun?” Yanaklarım kızardı. “Bilmiyorum…” dediğimde annem gülümsedi. “Kız, sen yoksa Yavuz’dan etkilendin mi? Ona farklı bakıyordun.” Gözlerimi kaçırdım. “Anne, ne alakası var? Ben sadece beni istemeyen biriyle olmak istemiyorum ama…” dediğimde annem devamını söylememi bekliyordu. Ben susunca o devam etti. “Ama Yavuz heybetli ve yakışıklı… Bütün köy onun peşinde, onun karısıysa sen olacaksın. Utanma benden. Ne diyorsun?” “Anne…” deyip gözlerimi kaçırdım. Annem gülümsedi. “Tamam, ben anladım. Sultan da Yavuz’la konuşsun. Sonra yine konuşuruz. Baban şüphelenmeden gideyim. Onun haberi yok.” Annem odadan çıkınca kafamı yastığa yasladım. Tavanı izlerken hala tereddütlüydüm. Yavuz evlenmek istemiyordu ama ya beni isterse? Olabilir miydi? Ya da yine reddedebilirdi. Gözlerim yavaşça kapanırken içimdeki yangın da artıyordu. Bunun sadece arzudan ibaret olduğunu zanneden kalbim bana oyun oynayacak mıydı? ** Daha kimse uyanmamıştı. Hava o kadar sıcaktı ki yapış yapış hissediyordum. Evin yakınlarındaki göle gitmeye karar verdim. Oraya genelde sabah erkenden giderdim. Kimse olmazdı. Sadece kuş sesleri ve doğa… Huzurla yüzerdim yoksa köyün gençleri olduğu için gidemiyordum. Kimseye görünmeden yavaşça evden çıktım. Gölün oraya geldiğimde çalıların arkasına geçtim. Üstümdeki elbiseyi çıkartıp sadece iç çamaşırlarımla kaldım. Önce ayağımı soktum. Su çok güzeldi. Çukurova’nın sıcaklığında bu su cennet gibiydi. Dayanamadım ve suya atladım. Serinlik bütün vücudumu rahatlatırken yüzmeye devam ettim. İyice daldım. Nefessiz kalınca suyun altından yüzeye çıktım. Gözlerimi açıp saçlarımı arkaya atarken gölün kenarında üstü çıplak birini gördüm. Üstümde sadece iç çamaşırlarım vardı. Sırtı bana dönüktü. “Yavuz…” diye mırıldandım. Bütün vücudum buz kesti. Onun Yavuz olduğunu heybetli sırt kaslarından anlamıştım. En son banyoda olanlar aklıma geldi. Onu görünce yine heyecanlanmaya başladım. Aniden bana döndü. Kaşlarını çattı. “Firuze…” dediğinde yutkundum. Panik olmuştum. Gözlerimi kaçırdım. Ne yapacağımı bilemedim. Kıyıya yüzmeye başladım. Yavuz hala aynı yerdeydi. Bir anda sağ bileğime acı verici bir kramp girdi. Bacağım kasıldı ve suyun içinde çırpınmaya başladım. Batıp çıkmaya başladım. Ağzıma su doldu, boğuluyormuşum gibi hissettim. Gözlerim korkuyla ona döndü. “Bacağım!” diye bağırdım. Yavuz’un yüzündeki ifade bir anda telaşa döndü. Hiç tereddüt etmeden suya atladı. Güçlü kulaçlarla bana doğru ilerledi. Ben çırpınırken belimden kavrayıp beni kendine çekti. Korkuyla kollarımı boynuna sardım. İkimiz de suyun altında çok yakın, nefes nefeseydik. Yavuz’un yüzünde ilk defa sert ve soğuk ifade yoktu. Endişeleniyordu. Göğüslerim onun göğüslerine yapışmıştı. Bacaklarım da ona dolanmıştı. “İyi misin?” diye sordu, boğuk bir sesle. “İyiyim ama bileğim hala acıyor. Beni kurtardın, teşekkür ederim. Çok korktum. Ne olur, buradan çıkalım.” Yavuz’un gözleri gittikçe kararırken “Sakin ol, seni çıkartacağım.” Utangaç Firuze ortaya çıkmıştı. Sonunda kıyıya ulaştık. Beni gölün kenarına çıkarttı. Kendisi de yanıma çömeldi. Nefes nefese kalmıştı. Ben de nefesimi düzenlemeye çalışırken Yavuz’un bakışları bileğime kaydı. “Bileğin iyi mi?” diye sordu. Kafamı salladım. Yavuz’un bakışları bileğimden göğsüme çıktı. Nefesi kesildi. Bütün bedeninin kaskatı kesildiğini gördüm. Gözleri anlık büyüdü, ağzı aralandı. Bakışı kadınlığıma sinyal gönderdi. Yanıyordum. Kafamı kaldırdım ve baktığı yere baktım. Onun bakışlarıyla daha da sertleşmişti. İrkilip hemen sütyenimi düzelttim. Onun yüzü yine sertleşti. Gözlerini benden kaçırdı. Gözlerindeki öfke artarken yutkundum. Bu yaşananlar beni yakarken bir felakete yola açacağını bilmiyordum. Hayatım bugünden sonra tamamen değişecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD