Paşa Gönlüm

1544 Words
"Hiçbir şeyden korkmamak istiyorsan, her şeyin korkulası olduğunu düşün. Bak çevrene, en ufak nedenlerle bile dağılabiliriz. Ölçüsüzse, ne yemek, ne su, ne uyanma, ne uyuma salim kılar bizi. Ancak bu şekilde anlayacaksın büyük bir çaba olmaksızın yok olmaya yazgılı, değersiz, cılız ve geçici birer beden olduğumuzu." Bu sokakta güvende hissetmemek, kendi evimde güvende hissetmemek gibi ürkütücüydü. Çünkü bu sokak; iki üç katlı binaların arasından gökyüzünü kendisine çatı bellemiş bir evdi. Hepimizin evi. Bir yabancı mı gelmişti sokağımıza? Kötü birisi miydi gelen? Ben daha önce hiç bu kadar korku hissetmemiştim. Adımlarım hızlandıkça evimin ışıkları sanki benden uzaklaşıyor ve bu sanrı korkumu daha da körüklüyordu. Sonra bir ses duydum. "Kimden kaçıyorsun ufaklık?" " Ali abi?" Arkamı dönme cesaretini şu ana kadar kendimde bulamamıştım. Onun sesini takip edip döndüğümde bir iki adım kadar uzağımdaydı. Serin sonbahar gecesine rağmen üzerinde sadece bir tişört ve diz boyunda salaş bir basketbol şortu vardı. Spor ayakkabıları ve terli saçlarıyla uzun bir koşudan döndüğü belliydi. " Evet benim de. Seni tedirgin eden bir şey mi oldu? Neden böyle ürkek bakıyorsun?" " Bir şey görmedim ama birkaç dakikadır takip ediliyormuş gibi hissediyorum. O yüzden tedirgin oldum biraz." " Peki bu saatte nereden geliyorsun, sorabilir miyim?" " Arkadaşımın yanından. Cinsi latif olan arkadaşımın yanından." Benim imam ile gülecekmiş gibi olsa da bu ifadesini gizleyip, eski donuk ifadesine geri döndü. " Her neyse. Yine de bir genç kız için bu saatte dışarıda olmak tehlikeli. Sen yine de eve akşam ezanı okunmadan girmeye bak." " Bir karar ver sen de Ali abi. Bir ufaklık mıyım, yoksa bir genç kız mı? Ayrıca daha küçücük çocukken bile gece yarılarına kadar bu sokakta oynadım ben. Şimdi bakma bu kadar sessiz olduğuna. Yaz gelince gör asıl bu sokağın neşesini." " İşime gelince ufaklık gelmeyince genç kız olursun. Bu tamamen o anki ruh halime bağlı. Şimdi müsaade edersen terim soğumadan duşa girmek istiyorum. Sen de fazla oyalanma da gir evine." Odun herif ne olacak? Ruh haline bağlıymış. Hem sana ne Gülfem? Sana ne onun keyfinden, kahyasından? Ben dışarıya karşı sesim yükselmedikçe kendine avaz avaz bağıran biri olmaktan ne zaman kurtulacaktım bilmem ama bir daha onun bana ufaklık demesine asla müsaade etmeyecektim. Nihayet bahçeye girdiğimde, ışıkları yanıyor olmasına rağmen çardağın boş olduğunu gördüm. Sanırım giderek serinleyen geceler, çardak sefalarına da bir son vermiş durumdaydı. Bir dahaki bahara kadar sadece geceleri ışığı yanacak ve bizi özlemle beklediğini hatırlatacaktı. Eve girer girmez direk kendimi odama attıp banyodan sonra giyeceğim kıyafetlerimi hazırlamaya başladım. İki hafta sonra vize sınavlarımız başlayacaktı ve ben adam akıllı bir çalışma düzeni oturtmamıştım. Henüz uykum olmadığı için notlarımın birazını temize geçmeye karar vererek banyoya girdim. Her zaman oldukça sıcak suyla yıkanmaya özen gösterirdim. Banyoyu o buhar sarmayınca ben kirlerimden arındığımı düşünmüyordum. Yaklaşık 20 dakika süren bir duş faslından sonra odamdaki aynanın karşısına geçip, neredeyse belime kadar gelen saçlarımı taramaya başladım. Saçımı sürekli bol bir şekilde örer ya da salaş bir topuz yapardım. Salık bir şekilde kullandığım zamanlar çok azdı. Açık kumral ve orta derecede dalgalı bir formları vardı. Taradıktan sonra kremle nemlendirir ve genelde kendiliğinden kurumalarını beklerdim. Sadece kış aylarında kurutma makinesi kullanıyordum. Biraz daha dikkatli bir şekilde aynadaki görüntümü incelemeye başladığımda, lise çağlarındaki Gülfem'den pek de bir farkımın olmadığını görmüştüm. Rahat kıyafetlere düşkün, süse püse pek ilgisi olmayan, kaşlarını hiç aldırmamış ve hepi topu birkaç çeşit makyaj malzemesi olan bir genç kızdım. Alışkanlıklarımdan sapmak benim için pek kolay değildi. Bu sebeple bu rutini bozmadan yıllarımı geçirmiştim. Aşağı yukarı 5 yıl ama olsun. 22 yıllık bir yaşamın neredeyse çeyreğini kaplayan bir süreydi. Kaşlarım kalın ya da biçimsiz değildi. Şimdilerde moda olan kalın ve şekilli kaşlara bakılınca, doğal bir şekilde dururken bile bir çoğundan daha düzenli olduğunu söyleyebilirdim. Bu sebeple onlara herhangi bir müdahelede bulunmama gerek yoktu. Ama saçlarıma hafif hareket veren bir kesim pek fena olmayacak gibi duruyordu. Belki aralarına doğal bir ışıltı da attırabilirdim. Gözlüklerim benimle bütünleşmiş sayılırdı. Onlarsız uzağı görmem ya da ders çalışmam neredeyse olanak dışıydı. Ama halamın aylardır benim için ayarlamaya çalıştığı lazerli göz tedavisi seçeneğini değerlendirme fikri şu an için oldukça cazip geliyordu. Belki gözlüklerimden kurtulunca ben de gönlümce göz makyajı yapabilirdim. Hem internette bir çok video vardı makyaj konusunda. Onları biraz izlesem birşeyler kapabilirdim. Sonra bir de gardrobumu elden geçirmem gerekiyordu. Aynı kalıp kot pantolonun farklı bir çok rengi dolabımdaydı ama benim özel günlerde giyebileceğim çok az kıyafetim vardı. Elbiselerin içinde rahat edemiyordum bir türlü. Halam defalarca bana elbise dikmeyi teklif etse de ben bir türlü yanaşmamıştım. Ama şimdi bu umursamazlığım için pişmanım. Yarın günlerden pazardı. Sevtap abla arada bir de olsa pazar günleri dükkanını açar, ya temizlik yapar ya da özel birkaç müşterisi ile ilgilenirdi. Bu sokağın bütün kadınları gibi ben de onun özel müşterilerinden birisiydim. Bana göre oldukça radikal olan bu değişim fikrini belki başkaları fark etmeyecekti bile ama ailemdeki herkes çok dikkatliydi. Bu değişim için kendimce bir kılıf bulmalıydım. Birisinin gözünde artık kız çocuğu gibi görünmek istemiyorum diyemezdim. Hele bu kişinin Ali olduğunu öğrenirler ve bu da onun kulağına giderse bir daha onların yüzüne bakamazdım. Bu olasılıkla bütün hevesim söner gibi olsa da vizelerden sonra katılacağımız felsefe kongresi için kendime özen göstermemin kabul edilebilir olacağı aklıma gelince derin bir nefes aldım. Bu süreçte bana halam ve Meloş'tan başka kimse yardım edemezdi. Kafamdakileri sağlam olduğuna inandığım bir zemine oturttuğumda notlarımın başına geçtim ve bir kaç saat oldukça verimli bir zaman geçirdim. Böyle devam edersem bir haftaya kadar bütün açığımı kapatacaktım. Gözlerim artık bana ihanet etmeye başlayınca masamı toparlayıp yaklaşık yarım saat önce oda havalansın diye açtığım balkon kapısını kapatmak için ayaklandım. Balkona yaklaştıkça radyo programcısının oldukça uzaktan gelen sesini duymaya başladım. Seçebildiğim kadarıyla "geçmişe takılıp kalmak size yerinizde saymaktan başka bir şey kazandırmaz. Siz geçmişi unutamadığınızı düşünerek anı kaçırır ve geleceğe karışamazsınız. Oysa hayat gelecektedir. Gelecekle ilgili kurulan hayallerdedir. Yeni yerlere gitme, yeni insanlar tanıma hevesindedir. Unutmayın! Geçmiş yaşandı ve bitti. Şimdi yeni hatıralar biriktirme zamanı." Sona doğru Dj'in sesi kısıldı ve Zerrin Özer'den Paşa Gönlüm çalmaya başladı. "Ne günler gördük seninle. Biraz dert biraz keder. Yalancı sevdaları yaşadık birer birer. Hey benim paşa gönlüm yılları çürüttün mü, bunca zaman sonunda kendini büyüttün mü?" Zerrin Özer'in tok sesi her ne kadar baskın olsa da, alttan alttan gelen bir ses daha vardı. Şarkıya eşlik eden Ali'nin sesi. Şarkının ikinci bölümüne geçtiğinde bir ton daha yüksek çıkmaya başlamıştı sesi. "Ne dostlar tükettin sen, kaldın ondan sonra. Nerde hata yaptık diye sorma." Yaşadıklarında en büyük hatayı kendisinde arıyordu Ali. Yanlış kişilere güvendiği için yaşadıklarının başına geldiğinden emindi. Bu hisleri içine sığmıyordu artık. O susmuş, şarkı sözleri onu anlatmaya başlamıştı. Şarkı sona erdiğinde DJ yeniden konuşmaya başlamıştı ki, radyo birden kapandı. Sanki yine yakalanmış gibi hissetmiş ve eğer nefes almazsam bunun bir yanılgı olduğunu düşünür ve ben utanmak zorunda kalmazdım diye düşündüm. Nefesimi tuttum ya da ciğerimi besleyecek azami soluğu alıp vermek için çaba harcadım. Sonra Nurgül teyzenin sesi duyuldu. Sanırım benim varlığımı fark ettiği için değil de annesi geldiği için kapatmıştı radyoyu. Nurgül teyze önce gürltülü bir nefes aldı ve sandalyeyi çekip oturdu. Fayans zeminde çıkan seslerden öyle olduğunu tahmin ediyordum en azından. Sonra da oğluna tüm şefkati ile seslendi. Ama Ali'nin yalnızlığını dinlemek başka, onun annesi ile muhabbettini dinlemek başkaydı. Her ne kadar mahremiyetlerini duymamak için çabalasam da merakıma yenilmem kaçınılmazdı. "Oğlum, Ali'm" diye başladı sözlerine. "Yapma artık bu eziyeti kendine." diye devam etti. "Yazık değil mi oğlum gencecik yaşına? Herkes gitti yoluna, hayatını kurdu ama sen kendini bir türlü hayata karıştıramadın. Bırak artık geçmişte kalanları. Bak yeni bir şehirdeyiz, yeni bir işe başladın. Yeni insanlar tanıyacaksın. Hem bak Yaman da yanıbaşımızda. Bundan daha güzel bir fırsat mı olur hayata yeniden başlamak için?" " Anacım sen dert etme artık beni ne olur? Ben alıştım, bir şekilde yoluma bakıyorum. Sen düşünüp de üzme canını." " Nasıl üzülmem oğlum. Sen benim canımsın. Benim canımın canı sıkkınken ben nasıl rahat uyurum?" " Anne bu öyle hemen geçip gitmez benden. Hayatımın en büyük yenilgisini aldım ben. Babamın ölümünden sonra beni hayata bağladığını düşündüğüm şey meğer tamamen yalandan ibaretmiş. Ben yıllarca bir yalana bel bağlamışım. Bırak da bunu sindirmem zaman alsın. Bak anne sağım, sağlıklıyım, yanındayım. Sen buna şükret ve benim içimin ferahlaması için dua et. Ama içini ne olur karartma anlaştık mı Nurlu gülüm." Annesine hitap ediş şekline ve aralarındaki ilişkiye tebessüm etmemek elde değildi. İki sandalyenin birden çekildiğini işitince ikisinin de içeri girmek üzere kalktığını anladım ve bu kez derin bir nefes aldım. Yine de sessizce kapımı kapatıp yatağıma döndüm. Belki de Ali'nin içine düştüğü bunalımdan çıkması için ben de dua ederdim. O bunalımdan çıkıp etrafına bakması ve beni görmesi için. Bahçenin aydınlatması odamı da yeteri kadar aydınlattığından gece lambası kullanmıyordum. Fakat odama bahçe aydınlatmasından ayrı bir ışık daha dolunca gözüm komidinin üzerindeki telefona kaydı. Gecenin bu saatinde bana ya Baha'dan ya da Meloş'tan mesaj gelirdi. Sonra bir bildirim daha düştü ve telefonla bakışmayı bırakıp msaj uygulamasını açtım. İlk mesaj Can'dan gelmişti. Kaşlarım çatıldı, çünkü onunla daha önce hiç mesajlaşmamıştık üstelik telefon numaralarımızı birbirimize verdiğimizi bile hatırlamıyordum. Benim için Baha'nın uyuz ev arkadaşından başka bir anlam ifade etmiyordu bu güne kadar. Bir resim göndermişti. Resimde Köpük yerde dertop olmuş yatıyor ve patilerini de küsmüş gibi yüzüne örtüyordu. Onu görünce ister istemez gülümsedim. Daha şimdiden özlemiştim. Altına ise ilginç bir cümle yazmıştı. "Bizim kız annesini özledi." Cevap verip vermemek arasında kalsam da bugün yaşadığımız güzel saatlerin hatırına "Ben de özledim şimdiden." yazmıştım. Can'ın mesajından çıkıp diğerine baktığımda ise gözlerim kocaman açıldı. " Paşa gönlün pek bir alıştı beni dinlemeye."...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD