"Annemin bir vakitler başımı okşayarak "Büyümek ağrısı bu hissettiğin," dediği şey de büyüdü benimle. O ağrı da yaş aldı, yaşlandı."
Ufaklık sözcüğü ne kadar da şirin ve sevimli geliyor kulağa değil mi? Hani her şeyin ufağı bir başka sevilir derler ya, sevinmeli miyim bu yakıştırma için? Ali beni seviyor mu demeliyim? Yoksa onun düşündüğünün aksine, şu son birkaç haftada büyüyen kalbim alınmalı mı bu söze?
" Gayet güzel geçti Ali abi. Senin de iyi geçmiştir umarım."
" Güzel başlamıştı ama sonu pek güzel bitmedi. Hem senin etrafında adam gibi bir kız arkadaşın yok mu? Okuduğun okulda sırf erkekler mi var?"
" Ne demek istediğini anlamadım ama arkadaş seçerken cinsiyetine değil düşünce yapısına bakıyorum ben. Bu nedenle az da olsa sağlam arkadaşlıklar kuruyorum. Üç beş kişi yetiyor yükümü paylaşmaya. Hem sen neden bu kadar takıldın ki buna? Yoksa abilik mi taslıyorsun?"
Çok sinirlenmiştim. Sesimin titrememesi büyük bir mucizeydi o an için. Ama onun da gözünün karardığı bir an vardı. Ya bana öyle gelen, ya da gerçekten öyle olan. Fakat takılmadım daha fazla. " Müsaade edersen arkadaşım beni bekliyor. Bu sefer hemcinsim merak etme." deyip uzaklaştım yanından. Arkamdan baktığını hissedebiliyordum. Dönüp bu hissi doğrulamamak için çok çabaladım ve başarılı oldum nihayetinde. Meryem'lerin kapısına vardığımda zili çalmama müsade etmeden açtı kapıyı bizimki.
" Nerede kaldın Gülfem? Ağaç oldum camın önünde."
" Kız sen benim yollarımı mı gözlüyorsun, güzellik?"
" Sululuk yapma da gir içeri."
İçeri girdiğimde her zaman alışkın olduğum manzara beni bekliyordu. Yemek masasına yayılmış olan elbise kalıpları, moda dergileri, kırıntı sabunların durduğu örme sepet ve rengarenk kumaş katları. Sanırım yine iyi bir iş almışlardı ve onu yetiştirmek için evin her yerini atölye olarak kullanıyorlardı. Emeklerinin karşılığını almaları için dua edip oturdum boş bulduğum ilk yere. Meryem de hemen dizimin dibindeydi. Öyle heyecanlı ve sabırsızdı ki; bir şey soracağı ve cevabını deli gibi merak ettiği her halinden belliydi.
" Eee anlat bakalım neler yaptınız bugün? Baha gerçekten aldı mı o sevimli şeyi?"
" Aldı ya. Bir görsen öyle akıllı ki Meryem. Hemen alıştı komut almaya. Bütün gün onunla oynayıp durduk. Vaktin nasıl geçtiğini anlamadım bile."
" Peki şu Can ne alakaydı yanınızda? Hani hiç hoşlanmıyordunuz birbirinizden?"
" Vallahi ben de anlamadım. Pek bir garipti bugün. Sanki tanıdığım Can yoktu karşımda."
" Bir de resim paylaşıp etiketlemiş seni de. Günümü güzelleştirenler falan yazmış. Yani Gülfem burnum pek iyi kokular almıyor benim."
" Ne demek istiyorsun Meloş açık konuşsana."
" Kızım sanki bu çocuk senden hoşlanıyor da nasıl davranacağını bilemiyor gibi. Hani derler ya büyük aşklar nefretle başlar diye. Sizinki de o hesap olmasın?"
" Şu an büyük saçmaladın farkında mısın? O iş asla olmaz, olamaz."
" Neden bu kadar kesin konuşuyorsun ki anlamadım? "
" Çünkü... "
" Ne çünkü?"
" Of Meloş. Benim kafam çok karışık. Sanırım ben birisine aşık oldum ama olduğum şeyin aşk mı yoksa saçma bir takıntı mı olduğundan emin değilim. Ve bu kişi elbette Can değil. "
Saniyeler dakikalara devrilecekti ama Meloş ağzını açıp nefes almayı bir türlü başaramamıştı. Söylediklerimin onu oldukça şaşırttığı belliydi çünkü bu güne kadar aşkı saçma bir duygu karmaşası olarak niteleyip, aşık olanlara vebalı gözüyle bakan birisiydim. Haliyle o da beklemediği bir anda böyle bir itirafla karşılaşınca şaşkınlığını gizleyemedi.
" Meloş kendine gel artık. Yardıma ihtiyacım var benim. Dünya ile bağlantıyı kesecek zaman değil."
" Kim? Çabuk kim olduğunu söyle bana."
" Ama beni yargılamayacağına söz ver."
" Neden öyle söyledin ki? Ne olur korkutma beni. Ay evli mi yoksa?"
" Meloş!!!"
" Ya tamam. Sen de uzatma da söyle artık. Kalbime inecek şimdi."
" Ali... abi "
" Neeeee? Ne zaman, nasıl?"
" Sanırım ilk gördüğüm anda. Yani ben de düşünüyorum nasıl olduğunu sık sık. Ama aklıma kapıyı açıp, onu karşımda gördüğüm andan başkası gelmiyor. Onun abimin arkadaşı olduğunu ve bizim çatıya taşınacağını öğrendiğim an nasıl yıkıldığımı anlatamam. Öyle imkansız bir durumun içerisindeyim ki nasıl davranacağımı bilmiyorum. Bana bir yol göster Meloş ne olursun?"
" Güzelim benim, kıyamam ben sana. Ama neden imkansız dedin ki? Bu hayatta imkansız diye bir şey yoktur bence. "
" İmkansız çünkü daha yakın zamanda ciddi ilişkisini bitirmiş. Hem de büyük bir ihanete uğrayarak. Ankara'yı bırakıp buraya gelmesi de bu yüzden. Üstelik o.... o beni çocuk gibi görüyor. Abim gibi davranıyor bana. Öyle olmasa bile ben böylesine yaralı bir adamın kalbindeki yerimden asla emin olamam. Her zaman içimde bir kuşku olur. Ne kadar sevsem de kendimi ona adayamazmışım gibi geliyor. Ama onu her geçen gün kendime katıyorum Meryem. Sanki agresif bir tümör gibi. Vücudumun her yerini sarıyor. Ben, ben onun içinde olduğu hayaller bile kuruyorum. Sonra abimle dertleşmelerine şahit oluyorum ya da bana ufaklık deyiveriyor birden. Hayallerim işkence olup çıkıyor. Eğer aşk böyle sancılı bir şeyse ben istemiyorum Meryem."
" Aşk böyle sancılı bir şey. Sana yalan söylemeyeceğim. Hele karşılığı yoksa ölümcül bir hastalık gibi de ürkütücü. Ama bir gün karşılık bulabileceğin ümidi var ya, işte o ayakta tutuyor seni. Ben sana bir yol gösteremem belki ama bu yükü taşırken yanında olurum. "
" Aşıkmış gibi konuştuğunun farkında mısın?"
" Ne münasebet. Çok fazla dizi izliyorum biliyorsun. Kesin orada geçen bir replikten etkilenmişimdir. "
Biliyordum. Ama o bana anlatana kadar susmayı seçtim. Baha'ya olan bakışları benim bile içime işlerken; benim salak arkadaşımın gözü o oyunbaz Deniz'den başkasını görmüyordu. Sonra aklıma bir bir üşüştü anılar. Meryem'in ona bakışları, Baha'nın ona sanki ben gibi davranışı, onu görmeyişi, benim güzel gözlü arkadaşımın gözlerinin doluşu, derince yutkunuşu ve bahaneler uydurarak yanımızdan gidişi. Kim bilir kendini eve atıp ne kadar göz yaşı döktü bu güne kadar? Ben şimdi daha iyi anlıyordum onun çektiği ezayı. Ah Meryem! Ah benim güzel gözlü Meloş'um...
Meryem ile biraz daha dertleşip ayrıldım yanından. Ertesi gün Pazar'dı ama ben orada kalmam için sıraladığı ısrarlara karşı durdum nedensizce. İçten içe biliyordum sebebini. Ali ve Abim yine çardakta oturacak, benden çay ve ya kahve isteyecekler, ben de belki yanlarına ilişip onu doya doya seyredecektim. Ama sonra büyük bir küskünlük çöreklendi içime. Bana ufaklık deyişi doldu kulaklarıma ve ne olursa olsun bu gece onunla yüz yüze gelmemeye and içtim. Ne kadar, nereye kadar başarılı olabileceğimi kestiremesem de kararlıydım.
Saat ilerlemiş ve bir genç kızın dışarıda kalması için oldukça geç bir saate evrilmişti. Ama bizim sokağımız başka her yerden güvenliydi. Bu zamana kadar kaç kez dışarıda kalmıştım. Eve geç saatte döndüğüm, gecenin bir yarısı Meloş'un koynuna gittiğim zamanlar olmuştu. Ama şimdi birisi beni izliyormuş gibi bir tedirginlik vardı üzerimde. Ortalık haddinden fazla sessizdi ve ayak seslerim gürültülü sayılabilecek kadar toktu. Koşar adım mı yürüyordum? Eve varsa yoksa 50 metre ancak kalmıştı. Hatta evin dış cephesinin ışıkları bile yanıyordu. Bağırsam abim duyardı sesimi. Bana bu sokakta kimse bir şey yapamazdı. Yapmazdı değil mi?