EFSER Gülendam’ın neler yapabileceğini kesinlikle bilmiyordum. Onunla konuşmam gerektiğinin farkındaydım ama ne diyerek konuşabilirdim onu da bilmiyordum. Dışarıdan görünen kesinlikle çok fazla kötüydü. Belki yakın olsak ve gerçekten kardeş olduğumuzu hissetsek onunla bunu konuşur, kolundan tutar çeker anlatırdım ancak bunu yapabileceğim kadar yakın değildik ya da onun benim savunmamla ilgilenmesi oldukça zordu. Zümrüt ve Behram’ın yanına doğru yürümeye başladım. Karşı karşıya oturmuş sessizce durduklarını görünce ben de bıkkın bir şekilde yanlarına oturdum. İkisi de yüzüme baktılar anlam veremeyen şekilde. Zümrüt: “Ne oldu?” diye sorduğunda sadece omuz silkmekle yetindim ancak içimde yanan endişeyi hissedebiliyordum. Yanaklarım yanıyordu sanki ve midemde son bulmaz bir kramp var gibiydi

