7. BÖLÜM PART 2 "GÖZYAŞI"
***
Yakalanma duygusu..
Bunu en son yetimhanedeyken, gece kalkıp mutfağa gittiğimde ve o nefis çikolatayı yediğimde yaşamıştım. Mutfakta görevli olan abla, bir anda ışıkları yakmış ve beni ağzım çikolataya bulanmış bir şekilde yakalamıştı.
O an ne hissettiysem, şuan da onu hissediyordum..
Sadece, şuan ki biraz daha ürkünç bir duyguydu.
Yumulu olan gözlerimi açıp tedirgince bir soluk aldım. Ellerim çoktan titremeye başlamıştı bile.
Beynim, 'zaten yüzünü görmedi, kaç git' diyordu.
Ama vücudum nedense bir milim bile kıpırdamadan, olduğu yerde dikilmeye devam etti. Ta ki o sesi tekrar duyana kadar.
"Kimsin sen?"
Yavaşça arkama dönmeye başladığımda tekrar o yüzü göreceğim için lanetler savurdum içimden. Ve gerçekleşti de. Simsiyah saçları ve korkunç yüzüyle kaşlarını çatarak bana bakıyordu.
Yutkundum. Korktuğumu anlamış olmalıydı ki, dudakları iki yana kıvrıldı.
"Ne işin var burada? Seni ilk defa görüyorum." dediğinde söyleyeceklerimi toparlamaya çalıştım.
"B-benim anneannem bu köyde yaşıyor. G-gerçi ben daha önce de gelmiştim ama-"
"Zırvalamayı kes! Bu sokakta ne işin var? Hangi cesaret girdin buraya?!"
Bu sefer kaşlarını çatan taraf ben olmuştum. Neyden korkuyordum ki? Sıradan bir kadındı işte. Üstelik bana böyle davranma hakkına da sahip değildi.
Nedense son zamanlarda tanıştığım insanlar bir garipti..
"Ya siz?" dedim bir cesaret. "Siz o şişeler ile ne yapıyordunuz?"
Gözlerini büyüterek baktığında korkmadım desem yalan olurdu. Üzerinde siyah, uzun ve etek uçları yırtık bir elbise vardı. Bu havada üşümüyor muydu?
Bana doğru bir iki adım attığında endişelenmeye başlamıştım. Lanet olası sokakta neden kimse yoktu ki?
"Gördün demek," dedi sinirli bir sesle. "Onların ne olduğunu çok mu merak ediyorsun?"
Bana tehdit içeren bakışlar atıyordu. Kafamı hızla iki yana salladım. Ne oldukları umurumda bile değildi. Şuan tek derdim buradan kurtulmak ve Şebnem'i de alıp eve gitmekti.
"Onu rahat bırak, Bella!"
Arkamdan gelen sesin kime ait olduğunu biliyordum. Ama bilmemeyi yeğlerdim.
O neden buradaydı?
Yanıma gelen Bulut'tan korkuyla bir adım uzaklaştım. İsminin Bella olduğunu öğrendiğim kadın şaşkınca ona bakıyordu. Bende kafamı ona çevirip gözlerimi çehresinde gezdirdim. Beş adım ilerimizdeki kadında olan sert bakışlarını çekip bana baktı.
İki farklı renge sahip gözleri, sarıya çalan kumral saçları, keskin yüz hatları, biçimli kaşı ve burnu. Şuan onu izlediğime inanamıyordum. Hâlbuki içimde ona karşı nefret vardı. Ona ve onun gibilere..
Önüme dönüp başımı yere eğdim. Bulut bir adımda önüme geçtiğinde Bella'nın şaşkın sesini duydum.
"Bu kızı tanıyor musun, Bulut?"
Tanımaz olur mu? Bizzat kendisinin yemi oluyordum.
"Evet. Kendisi yakın dostumuz olur, Bella. Tesadüfen karşılaşmış olmalısınız.."
Bella'nın kahkahası, kafamı kaldırıp ona bakmama vesile olmuştu. Gülüşü daha çok alay barındırır gibiydi. Neler olduğunu hâlâ çözememiştim. Bu kadınla Bulut nereden tanışıyordu?
En önemlisi de, Bulut neden sürekli karşıma çıkıyordu?
"Tanrı aşkına! Güldürme beni. Buradan bile hissedebiliyorum." derin bir nefes aldı. "Bu bir insanoğlu. Siz ne zamandan beri insanlarla takılır oldunuz?"
Ne yani? Kendisi neydi o halde? O da mı bir kurttu yoksa?
Tüylerimin ürperdiğini hissedebiliyordum. Ben eski hayatımı istiyordum. Normal, sıradan hayatımı..
Bir adım geriledim. Bunlara daha fazla şahit olmak istemiyordum. Şebnem ve anneannem ile sobanın yanına oturup gülerek sohbet etmek istiyorum! Daha sonra İstanbul'a dönüp Fatih ve Alp'in 'neden tatili bu kadar uzatıp kendinizi özletiyorsunuz' diye sitemlerini duymak istiyorum!
Ben kurtlar içinde yaşamak istemiyorum!
"Sen!" dedim yüksek bir sesle. Bulut'a hitaben konuşmuştum ama ikisinin de bakışları üzerime yoğunlaştı.
Sinirden nefes alıp verişlerim hızlanmıştı. Bulut kaşlarını çatarak bana doğru bir adım attığında iki adım birden geriledim.
"Ve sen!" diye devam edip Bella'nın gözlerine baktım. "Hepinizden nefret ediyorum! Gece kâbuslar görmekten nefret ediyorum! Dışarı çıkınca, etrafa ürkekçe bakmaktan nefret ediyorum! Hayatımı mahvettiniz!"
Artık gücüm buraya kadardı. Gözlerimden sicim sicim boşalan yaşları elimin tersiyle sert bir şekilde sildim.
"Ya öldürün beni, ya da çıkın gidin hayatımdan! Çevremi de, beni de rahat bırakın!" Gözlerimi Bulut'a çevirdim. "Burada durup sizin gibi yaratıkların sohbetini dinleyecek değilim."
Arkamı dönmüştüm ki "Dur!" İkazı ile bedenim bir taş misali kıpırdayamaz oldu. Ne ileri bir adım atabiliyordum ne de geri. Yaşlar art arda dökülmeye devam ediyordu gözlerimden. Bella denen kadın önüme geçip sinirli bakışlarını yolladı suratıma.
Bana ne yapmıştı?
"Elina!"
Bulut koluma dokununca elektrik çarpmış gibi geri çekildi. Göğsüm hızla inip kalkıyordu. Korkudandı hepsi. Biliyordum. Zihnimdeki duvarların arkasından telaş baş göstermişti. Gözlerimi büyüterek şaşkınca fısıldadım.
"Ne yaptın bana?"
Bu kadında ne vardı böyle?
Her şey bir anda olmuştu. Bulut çevik bir hareketle Bella'yı boğazından yakalayıp sırtını sağımdaki duvara vurdu. Bella'nın ayakları yerden kesilirken acı dolu çığlığını işittim. Bulut nasıl bu kadar güçlü olabiliyordu?
Gözlerimi ikisinin üzerinden ayırmadan kıpırdamaya çalışmıştım ama nafileydi. Bella Bulut'un kolunu tutmuş kurtulmaya çalışıyordu. Bulut ise öfkeyle soluyup bağırdı.
"Elina'ya ne yaptıysan hemen geri çek! Yoksa sonuçlarına katlanırsın!"
Bella bu durumdayken bile gülüp anlamadığım kelimeler sarf etti. Şaşkınlık üzerine şaşkınlık yaşıyordum resmen. Hangi dilde konuşuyordu bu kadın?
"Laę dir harţ, pręsmirţay hurţ!"
Bulut geriye savrulmuş ve diğer duvara çarparak yere düşmüştü. Gözlerimi dehşetle açıp ikisi arasında mekik dokudum.
Ya ben deliriyordum, ya da bunların hepsi bir kâbustan ibaretti!
"Demek bu kadar önemli biri," dedi nefes nefese. Daha sonra Bulut'u umursamadan tekrar karşıma geçip gözlerime baktı. Bedenimdeki taş etkisi anında yok olunca ayakta duramayıp yere düştüm.
Allah'ım! O nasıl bir şeydi öyle?
"Bu kızı hiç sevmedim, Bulut." dedi bana bakarak. "Al şunu ve gidin buradan. Buradaki havayı lanetlemeyin! İkinizin üzende bir güç var!"
Yavaşça yerden doğrulduğumda Bulut yüzünü buruşturarak yanıma geldi ve kolumu tuttu. Geri çekilmeye çalıştığımda ise izin vermedi.
"Ne gücünden bahsediyorsun sen?!"
Bella bizi geride bırakıp küçük, camları kırık dükkan tarzı yere doğru yürümeye başladı ve elini havaya kaldırıp gökyüzüne doğru bağırdı.
"Seni lanet olası Kâhin!"
İçeri girip gözden kaybolana kadar arkasından bakmıştık. Bulut beni önüne çekip kızarmış gözlerime ve ardından tekrar dönüp Bella'nın arkasından baktı.
"O-o kadın deli mi?"
Sorduğum soru onu gülümsetmişti. Ve hiç hoşlanmadığım bir detay vardı ki, hâlâ kolumu tutuyordu.
"Boş ver onu. Sen iyi misin?"
Ona ciddi misin der gibi baktım ve kolumu tekrardan çekiştirmeye başladım.
"Sizin sayenizde ne kadar iyi olabilirsem o kadar iyiyim!"
Kolumu bırakıp derin bir nefes aldı. Şuan onunla konuşmam gerçekten çok abes duruyordu ve sormam gereken sorular da vardı. Yine de sormak istemiyordum.
"Bak, bile isteye bulaştırmadım seni bunlara. Ne olduysa sen ve arkadaşların o sokağa girdiğinizde oldu. Seni çoktan öldürmüş olmam gerekiyordu. Ama,"
Sustuğunda devam etmesini istedim. "Ama?"
"Ama öldüremiyorum seni Elina. Yapamıyorum ve nedenini bilememek beni çıldırtıyor!"
Arkasını dönüp elini ensesine götürdü. Bir süre öyle durduğunda yutkunarak bakışlarımı sokağın girişine çevirdim.
Ah, hayır!
"Bella bir büyücü. Nedenini anlamış olmalı." Kulaklarım Bulut'u duysa da beynim gözlerimin gördüğünü çiziyordu zihnime. "Kâhin derken ne demek istedi bu lanet kadın?!" Daha çok kendisine söyler gibi çıktı sesi.
"Şebnem.."
Sesim o kadar aciz ve bir o kadar fısıltı niteliğinde çıkmıştı ki, kendimden nefret ettim. Şebnem sokağın başında dikilerek gözlerimin içine bakıyordu.
Puslu gözleri ve yüzündeki ifade ise, her şeye şahit olduğunun kanıtıydı..
Kendimle birlikte sevdiklerimi de karanlığa çekiyordum..
2. PART SONU!
***
S.D.