7. BÖLÜM PART 1"BÜYÜCÜ"
***
Korku bir insana neler yaptırabilir?
Belki de bir çok şey. Yapamam dediği, her zaman bir adım uzak kaldığı tüm şeylere, koşar adım gitmesini sağlar. Nitekim bu doğanın kanunlarından biridir.
Ya ben?
Onu ağaçların arasında gördüğümden beri, şuan attığım her bir adımda panik doğuruyordum. Yanımda her şeyden habersiz yürüyen Şebnem, kulaklığını takmış ve dünyadan soyutlanmıştı. Keşke onun kadar rahat olabilsem.
Acaba hâlâ peşimde midir?
Derin bir soluk alıp yavaş adımlarla yürürken aynı zamanda da başımı ağır ağır arkama çevirdim. Bomboş taşlı yolda hiç kimse yoktu. Önüme döndüğümde en azından bir nebze de olsa rahatlayabilmiştim. Ama hâlâ tedirgindim.
Onu düşünmemeye çalışıp Şebnem ile birlikte yürümeye devam ettim. Ellerim kabanımın ceplerinde kafam eğik, adımlarım yavaştı.
Beynimde dolaşan soru silsilesi beni rahat bırakmıyordu. Fatih ve Alp geldi bir anda aklıma. Acaba o sokağa tekrar gitmek gibi bir aptallıkta bulunmuşlar mıdır?
"Geldik sayılır,"
Şebnem'in sesiyle kendime gelip bakışlarımı ona çevirdim. Kulaklığını cebine yerleştirip gülümseyerek bana döndü.
"Ne düşünüyorsun sen?"
Yüzümden mi anlamıştı?
"Hayatı," dedim bir çırpıda. Herhangi bir yalan -istemesem de- söylemem gerekiyordu. "Zaman çok hızlı geçiyor, Şebnem. Anın tadını çıkaramıyor insan."
"Haklısın," diyerek koluma girdi. "Yetimhanedeki günlerimiz dün gibi aklımda. Halbuki kaç yıl geçti."
Gülümsedim. Buruk bir gülümsemeydi yüzümdeki. Küçükken dışarıda gök gürlerdi ve biz Şebnem ile yorganın altına saklanır, birbirimize sımsıkı sarılırdık. Genelde ben hep ağlayan arkadaşımı avuturdum. Devlet beni tek akrabam olan anneanneme vermeyi reddetmişti. Her ne kadar üzülsem de Şebnem gibi bir kardeşe sahip olduğum içinde mutluydum.
Beraber meydana geldiğimizde kolumda Şebnem ile bir kaç yere baktık. Havanın keskin soğuğuna rağmen kahvehanede oturup sıcak çayını içen amcalara başımla selam verdim. Ama elimi vermiş kolumu kaptırmıştım.
Şuan Şebnem ile kahvehanenin masalarından birine oturmuş amcalarla sohbet ediyorduk. İki tane de açık çay gömmüştüm. Şebnem halinden memnun görünüyordu. Konu siyasete gelince kalkmamız gerektiğini düşündüm. Siyaset konuşmaktan pek hoşlanmazdım.
Birkaç dakika daha oturup ayaklandık. Tuhafiye gibi küçük bir dükkâna giren Şebnem'in peşine takıldım. İçeri girdiğimde yüzümdeki tebessüm donup kalmıştı. Dün çeşmenin orada gördüğümüz kadındı bu. Neydi adı?
Hah! Necla.
"Hoş geldiniz kızlar,"
Bizden pek haz etmediği yüzünden belli oluyordu. Şahsen bizim de kendisinden haz ettiğimin pek söylenemezdi.
"Aa! Kimler gelmiş kimler. Niye haber vermedin Necla?"
Sağdaki, yukarıdan aşağı boncuklar sarkan yerden yine dün tanıştığımız Ayfer abla çıktı. Yüzündeki sıcacık gülümsemeyi görünce ister istemez bizde gülümsedik. Şebnem ile kısa bir bakışmadan sonra tekrar tezgâhın arkasındaki Necla denen kadının yanına geçen Ayfer ablaya baktım.
"Hazır gelmişsiniz size bir şey hediye etmeden göndermem ayol!"
Ellerimi cebimden çıkarıp "Çok teşekkür ederiz," dedim. "Ama gerek yok gerçekten."
Alttaki dolaba eğilip "Olur mu öyle şey?" dedi. "Köyümüze geldiniz o kadar, bir hediye vermeden olmaz."
Doğrulduğunda elindeki bileklik ve kolyeye baktık. Şebnem anında bilekliğe asılmış ve hayran gözlerle incelemeye başlamıştı.
"El yapımı bunlar."
"Çok güzel.." dedi Şebnem. Hâlâ bilekliği inceliyordu.
Ayfer ablanın uzattığı kolyeyi alıp inceledim. Gerçekten çok güzeldi. Siyah ince bir zinciri ve ucunda da siyah bir yıldız vardı. Ama camdan bir yıldızdı. Çok güzel, parıl parıl parlıyordu. Gülümseyerek kafamı kaldırdım.
"Çok teşekkür ederiz," dedim. "Bunu hatıra olarak saklayacağım."
"Lafı bile olmaz. E takın haydi ne duruyorsunuz?"
Kolyeyi hemen boynuma yerleştirip taktım. Şebnem bilekliği çoktan sol koluna geçirmişti.
"Çok da yakıştı. Dimi kız Necla?"
Necla kadın sadece kafa sallamakla yetindi. Bize neden bu kadar soğuk davranıyordu?
***
Ayfer abla ile biraz sohbet etmiş ve dükkândan ayrılmıştık. Şimdi ise avare gibi dolanıyorduk. Birkaç ara sokağa girip bakındık. Sokaklarda az insan olsa da boş değildi.
"Elina, bak!"
Şebnem'in eliyle gösterdiği yere baktığımda gözlerimin parlamıştı. Çok güzel bir tarlaydı gördüğümüz.
Adımlarımızı hızlandırıp tarlaya girdik. Buğdayların arasında koşuşturup bir kaç resim çekilmiştik. Resimleri Fatih'lere atıp telefonumu cebime attım. Şebnem bağdaş kurup gözlerini kapatmıştı.
Bende tam onun yanına oturacakken uzaktan gelen sese kulak kabarttım. Bir şeyler kırılıyordu. Bakışlarımı yerde oturan Şebnem'e çevirdim.
"Şebnem,"
"Şuan olmaz. Nefes egzersizi yapıyorum."
Dudaklarımı geri kapatıp gözlerimle sesin geldiği yere baktım. Ara sokaklardan birinden geliyordu.
Adımlarım içimdeki merak duygusuyla harekete geçmişti. Tarladan çıktığımda ses daha net geliyordu. Cam kırılma sesiydi bu. Artık emindim.
Yavaş ve tedirgin adımlarımı ara sokağa çevirdim. İlerledikçe sesler artıyordu ve ne yalan söylemeliyim ki, korkuyordum.
Ama merak daha baskındı şuan vücudumda. Ve beynim ayaklarıma komutunu çoktan vermişti. Elimi kalbime koyup derin bir nefes aldım. Belki de biri zarar görüyordur ve ben onu kurtarabilirdim.
Bu düşünceme içimden gülmek geldi. Ben mi kurtaracaktım?
"Kahretsin!"
Bir kadının bağırışına tanık olduğumda aniden irkildim. Sesi haykırır gibiydi. Yutkunup yürümeye devam ettim. Neden bu sokakta kimse yoktu? Ayrıca bu köydeki en eski ve pis sokağın bu olduğuna yemin edebilirdim.
"Neden işe yaramıyor?!"
Tekrar bir bağırış. Camları kırık küçük bir dükkânı andıran yere gelip eğilerek camdan içeri baktım. Siyah saçlı sırtı dönük bir kadın. Ve masanın üzerinde cam şişelerde renkli sıvılar..
Kadın bağırarak masanın üzerindekileri yere fırlatıyordu. Bu yaptığı hareketler zaten onu fazlasıyla ürkünç yaparken, bir anda bana dönmesiyle yüzünün daha ürkünç olduğunu gördüm. Etrafına bakınıp kıracak eşya arar gibi davranıyordu. Elimi ağzıma bastırıp herhangi bir ses çıkarmamaya çalıştım.
Benim burada ne işim vardı?
Bu merakım bir gün gerçekten başıma iş açacaktı..
Hangi cesaret buraya geldim ki zaten. Görünmeden geri gitmem gerekiyordu. Gizlice kenara çekilip hızlıca doğruldum ve sessizce uzaklaşmaya başladım. Arkama bile bakamıyordum.
"Dur orada!"
***
"Bulut, nereye gidiyorsun?"
Genç adam deri ceketini üzerine geçirip bezgin ve sinirli bakışlarını kıza çevirdi.
"Kâhin'i duymadın mı Alev? Elina Bella'yı görecek ve yakalanacak. Sence Bella onu sağ bırakır mı?"
Gözlerini kıstı Alev. Bulut'un Elina'yı neden bu kadar düşündüğünü merak ediyordu. İçindeki kıskançlığa mani olamaması da bir yandan delirtiyordu onu.
"Bırak gitsin, Alev."
Kâhin'in sesi mağarada yankı yapmıştı. Alev ona susması için sert bakışlar gönderdi. Ama Bulut'u hiç bir kuvvet tutamayacaktı.
"Beni Kâhin'in yanında bekle Alev. Ya da diğerlerinin yanına git. Ama bana engel olma." Parmağını tehditvari bir şekilde kıza doğru salladı. "Bir saat önce Elina'nın karşısına benden habersiz çıktığını unutmuş değilim."
Alev bunu hiç beklemiyordu işte. Yüzü yenilgiye uğramış gibi düştü ve çaresizce salladı başını.
"Peki," diyebildi. "Git."
Bulut hızla mağaradan çıkıp ağaçların arasında kayboldu. Bir an önce Elina'ya yetişmesi gerekiyordu. Nedenini bilmediği bir şekilde, ona zarar gelmesini istemiyordu..
"Arkasından bakman onu geri getirmez."
Kâhin sözlerini sarf edip taşın üzerindeki gri kristal küresini kaldırdı. Kendisine doğru gelen sert adımlarla bakışlarını sinir bozucu bir sakinlikte Alev'e çevirdi.
"Neden Elina'nın Bella ile karşılaşacağını söyledin ona?"
Sinirli nefes alıp verişleri Kâhin'in umurunda bile değildi. Alev'den hiç haz etmiyordu.
"Ne kadar kabul etmesen de sana defalarca söyledim, Alev." Elindeki çubuğu ince uzun vazoya yerleştirdi. Çubuktan yayılan koku içeriye yayılırken Kâhin gözlerini kapattı ve derin nefes alarak devam etti. "Bulut ve Elina'nın bir geleceği var. Bunu gördüm. Ama o sokakta Bulut Elina'yı öldürseydi eğer. Gelecekleri de yok olacaktı."
"Bunu biliyorum zaten!" diye bağırdı genç kız. "Neden öldürmedi? Onu söyle bana!"
"Ben yaptım."
Alev gözlerini büyüterek şaşkınca baktı karşısındaki adama. Ne demişti o?
"Ne?"
"Şaşırılacak bir şey yok. Benim için çocuk oyuncağı. Büyü yapmak zorunda kaldım. Bu her ne kadar Bella gibi bir büyücünün işi olsa da. Bu sayede Bulut Elina'ya zarar gelsin istemiyor. Büyünün etkisi geçtiği zaman ise," Gözlerini açıp alayla baktı karşısındaki kıza. "Çoktan birbirlerine tutuklu kalmış olacaklar..."
1. PART SONU!
***
S.D.