BÖLÜM 6 /Bulut

1517 Words
6. BÖLÜM "BULUT" *** Hava. Şuan ihtiyacım olan bir şey. Derin bir şekilde soluyup yaşama eyleminin bir parçasını gerçekleştirmem gerek. Nefesimi tutmamam gerek. Öyle de yaptım.. Korkakça ve tedirgince kendime gelip, derin bir soluk aldım hızla. Karşımdaydı.. Anneannemin hemen yanında, sanki gerçekten de insanmış gibi gözlerimin içine bakıyordu. Neden buradaydı? Hepimizi öldürecek miydi? Bu düşünce nabzımı tekrardan korkakça hızlandırdı. Hiç bir tepki veremiyordum bundan başka. Neden buradaydı? Neden bir türlü kurtulamıyordum ondan? "Elina," diyen Şebnem sayesinde kendime ancak gelebilmiştim. Bakışlarımı ağır ağır ona çevirip gülümsemeye çalıştım. Yanlış bir hareketimde onlara da zarar verirdi. "Ben gidip çayları koyayım." dedi ve mutfağa girdi Şebnem. Anneannem elindeki bir kaç poşeti kenara bırakıp yanında dikilen katile gülümsedi. "Sağ ol evladım," dediğinde sinirle sıktım dişlerimi. Sağ olması bizim için zararlı anneanne.. Kendime gelmeliydim. Ben ne zamandan beri başka insanların kötülüğünü düşünür olmuştum? Ama sanırım haklı olduğum bir nokta vardı ki; o insan değildi.. "Ne demek, rica ederim." Ah! İnanamıyordum! Gerçek bir insan gibi davranıyordu. Kibar olmaya çalışıyordu. Hâlbuki ben onun ne olduğunu biliyordum. Belki anneannemlere söylerdim? Bunu düşünmüş olması gerekirdi. "Elina kızım sen misafirimizi içeri buyur et, bende hemen bir şeyler hazırlayıp geliyorum." Hayır! Lütfen beni onunla yalnız bırakma anneanne.. Anneannem yere bıraktığı poşetleri tekrar kavrayıp, ardından da bana gülümseyip mutfağa girdi. O ise, hâlâ elleri poşetlerle dolu bir şekilde kapıda dikiliyordu. Anneannem gittikten sonra bana olan bakışları değişmişti. Yeşil gözü ayrı, mavi gözü ayrı öfkeyle bakıyordu. "Onlara tek kelime ettiğin takdirde olacaklara ben karışmam. Gerçi, söylesen dahi sana inanmazlar ama," Gözlerim dolmaya başlamıştı. Ne ara bu kadar acizleşmiştim. Başımı eğip güçsüz hâlimi saklamaya çalıştım. Ellerindeki poşetleri kapının kenarına koyup salona girdi. Yanımdan geçerken korkuyla ondan uzaklaşmıştım. Onunla aynı evde kalmak beni iyice tedirgin etmişti. Nasıl kurtulacaktım? "Elina kızım bir gel hele?" Anneannemin sesiyle gözlerimi silip kendime geldim. Hemen kapıyı kapatıp onun yere bıraktığı poşetleri sıkıca tuttum ve mutfağa adımladım. Onlara bir şey belli etmemeliydim.. *** Tam yarım saat olmuştu. Şuan karşımda alçak koltuğa kurulmuş, önündeki küçük sehpaya konulan çayını eline almış ve yudumluyordu. Anneannem onunla biraz sohbet etmiş, ardından da başı ağrıdığı için odasına çekilmişti. Durduk yere başının ağrıması beni işkillendirse de bir şey dememiştim. Şebnem yanımda oturmuş kurabiyesini çayla yudumluyordu. Ben ise karşımdaki şahsa bakıyordum. Elimle üzerimdeki dar, hardal renkli kazağımı sıkmaktan yorulmuştum. Artık gitse olmaz mıydı? Onun üzerinde olan bakışlarımı fark etmiş ve gözlerini bana çevirmişti. Korkakça önüme dönüp buz gibi olan çayımla bakışmaya başladım. Gözlerini üzerimde hissetmek fazlasıyla rahatsız ediciydi.. "Elina, bu adam sana bakıyor." Şebnem'in kulağıma fısıldadığı cümleyle ister istemez ona bakmıştım. Gerçekten de hâlâ bana bakıyordu. Şebnem elindeki çayı sehpaya bırakıp ona döndü. Sanırım konuşacaktı. Benim yapamadığımı yapıp evden gönderse olmaz mıydı? "Şey, bir mahsuru yoksa isminizi öğrenebilir miyiz?" Ah! Sorulacak en son soru bile olamazdı bu adama. Belki bir ismi bile yoktu. Bu yüzden isim uydurma ihtimali de çok yüksekti. "Bulut," dedi keskin bir sesle. "İsmim Bulut Ateş." Kafamı aniden ona çevirip şaşkın bakışlarla bakmaya başladım. Ne olur biri şaka olduğunu söylesin. Dün gece ormanda yankılanan ve Bulut diye bağıran kız sesi... O kız gerçekten de buna sesleniyordu! Kimdi peki o? O da mı beni parçalara ayırmak isteyen bir kurttu? "Memnun oldum. Ben de Şebnem." Eliyle beni gösterdi. "Elina," Adının Bulut olduğunu öğrendiğim cellat ayaklandı. Sanırım gidecekti. "Gidiyor musunuz?" diye sordu Şebnem. "Ben eşlik edeyim." Şebnem'de ayaklandığında bakışlarımı ikisi üzerinde gezdirdim. Şebnem boş bardakları ve benim içmediğim soğuk çayı alıp salondan çıktı. Bulut ise koltuğun üzerine koyduğu deri ceketini alıp yavaşça üzerine geçirdi. Gözlerini bana dikerek yanıma doğru adımladığında elimi koltuğa bastırdım. Her yaptığı hareket fazlasıyla ürkütücüydü. Dibimde durup bedenini ağır ağır bana doğru eğdiğinde yutkundum. Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktığımda her türlü duygu karmaşasına şahit olmuştum. En ağır basanıysa; öfkeydi.. "Memnun oldum, Elina.." Fısıltısı bile içimde büyük depremlere neden olabiliyordu. Ben hiç de memnun olamamıştım ama.. Gözlerini yüzümün her bir noktasında gezdirdi. En son gözlerimde durduğunda bakışlarımı sert tutmaya çalıştım. "Görüşürüz," Doğrulup son kez gözlerime baktı. Sonra arkasını dönüp salonun çıkışına doğru bir adım attı. "Sanmıyorum." dedim. Onunla bir daha asla yüz yüze gelmek istemezdim. "Görüşeceğiz.." Son sözünü söyleyip salondan çıktı. Ardından dış kapının kapanma sesini duyunca derin bir nefes aldım. Görüşeceğiz demişti. Tekrar karşıma çıkacağını ima ediyordu. Neden peki? Neden hâlâ yakamdaydı? "Bulut gitti mi?" Salona ellerini kurulayarak giren Şebnem'e başımı sallayıp ayaklandım. "Ben bir su içeyim," Yanından geçeceğim esnada kolumdan tuttu. Ona bakıp 'ne oldu' anlamında kafa salladım. Kaşlarını çatmıştı. "İyi misin sen? Yüzün bembeyaz olmuş." Kafamı salladım yine. Ne diyecektim ki? Korkudandır mı? "Midem ağrıyor biraz," dedim. Yalan söylemekten başka çarem yoktu. "Ağrı kesici alacağım." Elini anlıma koyup biraz bekledi. "Ateşin de yok ama, neyse git iç ondan sonra dinlen biraz." Benim için endişelenmesin diye zoraki bir gülümseme sergiledim. Yanağına uzanıp kısa bir öpücük bıraktıktan sonra salondan çıkıp karşıdaki mutfağa girdim. Sanırım artık bu köyde durmak istemiyordum.. Bir bardak su içip girdiğim mutfaktan aynı şekilde çıkarak anneannemin odasına girdim. Mışıl mışıl uyuyordu. Yavaş adımlarla yanına gidip yorganı iyice üzerine çektim. Pamuk yanağına öpücük koyup odadan çıktım. Salona girdiğimde Şebnem'in yer yatağını serdiğini gördüm. Her şeyi hazırlamış şuan da sobaya odun atıyordu. Beni fark edince ellerini birbirine çırpıp doğruldu. "Yatağı senin için serdim. Uyuyup dinlen biraz." Yanıma geldiğinde sıkıca sarıldım ona. Öz olmasa da kardeşimdi o benim. Çocukluğunu bilirdim ben onun. "Fatih'ler aradı," dedi kulağıma doğru. Ayrıldığımızda gülümsedim. "Ne dedi?" "Zerrin teyzenin köyünün adı neydi dedi." "Hmm," diye mırıldandım. "Neden sormuş?" Güldü ve yanağımdan makas aldı. "Buradaki suç oranlarını araştıracakmış." Kaşlarımı çattığımda seslice güldü. "Şaka şaka, merak etmiş." Göz devirip yer yatağının yanına gittim. Yorganı kaldırıp içine girdiğimde Şebnem bana öpücük atıp mutfağa girdi. Yüzümü pencereye çevirip gökyüzüne baktım bir süre. Hava kararmaya başlamıştı. Gözlerimi yumdum. Bugün olanları düşündükçe beynim duracak gibi hissediyordum. Bu yüzden düşünmemeye çalıştım. Ama işe yaramıyordu. Tek çare uyumaktı. Başka türlü soyutlaşamıyordum dünyadan... *** Sıkıntıyla gözlerimi açıp yatakta diğer tarafa döndüm. Kısık gözlerle görebildiğim tek şey Şebnem'di. Yanımda uyuya kalmıştı. Soba yine aynı çıtırtı seslerini sergiliyordu. Evin içi karanlık olduğu kadar sıcaktı da. Ellerimle gözlerimi ovuşturup doğruldum. Yine aynı rüyayı görmüştüm.. Kiraz ağacı, çayır, Bulut'un kurt formu ve ağacın gövdesindeki bir türlü okuyamadığım yazı.. Neden aynı şeyi görüp duruyordum ki? Koltuğun üzerindeki telefonuma uzanıp kısık gözlerle saate baktım. 06:18. Sabah olmuştu ama hava hâlâ karanlıktı. Şebnem'i uyandırmadan yataktan kalkıp tuvaletin yolunu tuttum. Üzerimi değiştirip siyah taytımı ve gri, boğazlı bol kazağımı giydim. Saçımı sıkı bir at kuyruğu yapıp kollarımı sıvadım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra havluyla da güzelce kuruladım. Aynaya baktığımda Bulut aklıma geldi. Çevremde dolaşmaya devam edip Şebnem'e veyahut anneanneme zarar verebilirdi. Bir şekilde ondan kurtulmalıydım. Banyonun kapısı tıklatılınca kendime gelip boğazımı temizledim. "Kuzum kahvaltı hazırlayacağım. Gel de yardım et hele ninene." Anneannem göremese de başımı sallayıp "Tamam," diye seslendim. "Çıkıyorum şimdi." Ses gelmeyince gittiğini anladım. Son kez aynada kendime bakıp banyodan çıktım. Salona girdiğimde Şebnem'in hâlâ uyuduğunu görmüştüm. Onu uyandırıp anneanneme yardım için mutfağa girdim. Hep beraber kahvaltımızı yapıp çaylarla salona kurulduk. Anneannem yarın bizi buralarda gezmeye çıkaracağını söylemişti. Ben her ne kadar daha önce gelmiş olsam da Şebnem ilk defa geliyordu. Üstelik kötü geçirdiğim iki günün üzerine bu çok iyi gelirdi. Öğlene doğru anneannemin evine bir kaç kadın gelmişti. Ellerinde kek börek anneannem ile birlikte köyün dedikodusuna başladıklarında Şebnem ile bakışmış ve izin isteyerek kabanlarımızı giyip dışarı çıkmıştık. Şimdi ise soğuk çimlerin üzerine oturmuş sıkılarak etrafa bakınıyorduk. "Çok soğuk. Ne yapacağız ki şimdi dışarıda?" Şebnem'e dudaklarımı bilmem dercesine büzüp önüme döndüm. Anneannemin evini buradan bile görebiliyordum. Ve misafirleri hâlâ gitmemişti. Ofladım. "Merhaba," Aniden duyduğumuz sesle irkilip arkamıza bakmıştık. Tanımadığım bir kız karşımdaydı. Ayakta dikilmiş ve simsiyah giyinmişti. Ellerini şişme siyah montuna koymuş anlamdıramadığım bakışlarla bizde gezdirdi gözlerini. Bakışları en son bende durduğunda içimi saran ürpertiye anlam veremedim. Şebnem ayağa kalktığında bende kalktım ve karşımdaki kızı süzdüm. Hiç buralı gibi durmuyordu. Yüzünde küçük ama sinsi bir gülümseme yer edinmişti. "Ben buraların yabancısıyım. Öylesine gezmek ve fotoğraf çekmek için gelmiştim." Diliyle dudaklarını ıslatıp devam etti. "Sizi görünce tanışmak istedim." Sağ elini montunun cebinden çıkarıp ilk olarak bana uzattı. "Ben Alev," Uzattığı ele bakıp bir süre düşündüm. Nedense adının Alev olduğunu söyleyen bu kıza kanım hiç ısınmamıştı. Yine de bir şey belli etmeyip soğuktan buz gibi olmuş elimi uzattım. Onun elini tuttuğumda şaşırmıştım. Çünkü havaya inatmış gibi elleri sımsıcaktı. "Elina." "Bende Şebnem," Şebnem tuttuğum eli alıp kendisi sıktı. "Memnun oldum." Hiç de memnun bir ifade yoktu yüzünde. O da benim gibi sevmemişti bu kızı. "Bende memnun oldum, Şebnem." diyerek çekti elini Alev. Yavaşça tekrar montunun cebine koyup yine aynı yüz ifadesiyle baktı bana. "Bundan sonra sık sık konuşuruz o zaman. Hem sizde bana köyü gezdirirsiniz. Ben sizi bulurum." Başımı sallamakla yetindim. Alev son kez bize bakıp "Güle güle," dedi ve ağır ağır uzaklaştı yanımızdan. Ben sizi bulurum.. Ne demek istemişti ki? Bir de bu kızla hiç uğraşamazdım. Başımda yeterince büyük bir bela vardı zaten. Beni tek düşündüren şey kızın sesiydi. Sanki daha önce duydum gibi geliyordu kulağıma. "Neydi şimdi bu?" diye sordu Şebnem. "Bilmiyorum." Kızın arkasından bakmayı kesip Şebnem'e döndüm ve "Hadi meydana gidelim." dedim. "Dolaşırız biraz." Kafasıyla onayladı beni ve çimlerin karşısındaki taşlı yola doğru yürüdü. Ben de tekrar bakışlarımı kızın gittiği yere çevirdim. Yoktu. Önüme döneceğim esnada ilerideki ağaçların arasında gördüğüm yüz beni olduğum yere çiviledi. Bulut. Gözlerini gözlerimden ayırmadan sert bakışlarını bana gönderiyordu. Yutkunarak bir adım geriledim. Beni mi takip ediyordu? BÖLÜM SONU! *** S.D.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD