8.Bölüm

1234 Words
Yaşar, Yiğit ile satranç oynamaya başladı. Yiğit o kadar güzel oynuyordu ki, Yaşar’ı satrançta kimse yenemiyordu. Yaşar, Yiğit güzel oynadıkça hoşuna gidiyordu; bugüne kadar zorlanarak oynamamıştı. O kadar uzun sürdü ki maç, sürenin nasıl geçtiğini anlamadılar bile. Maç o kadar uzamıştı ki ikisi de yenilmiyordu. Yaşar zorlandıkça daha çok zevk alıyordu. En sonunda Yiğit maçı kazandı. Yaşar, “Kaybettim ama hayatımda hiçbir maçta bu kadar zevk almamıştım. Seninle sürekli maç yapalım, olur mu?” dedi. Yiğit, “Tamam abi, ben de zoru seviyorum. Arada oynamak istiyorum.” Yaşar, “Tamam, gel işte birlikte oynarız.” Yaşar, “Gençler, sizi ben bugün İstanbul’da gezdirmek istiyorum.” Mehmet, “Abi, benim bugün gitmem lazım, yarın işe başlayacağım.” Yaşar, “Bir şey olmaz, ben seni bırakırım merak etme. Sen gel gezelim, akşama ben seni bırakırım.” Mehmet, “Zahmet olmasın abi.” Yaşar, “Ne zahmeti, siz benim hayatımı kurtardınız. Size ne yapsam azdır.” Yaşar arabasını getirdi. O kadar pahalı bir arabaydı ki Yiğit içinden “Vay be arabaya bak.” dedi. O sırada Mehmet de Yiğit’e baktı, “Vay be.” der gibi bir işaret yaptı. Hep beraber arabaya bindiler ve İstanbul’u gezmeye başladılar. Yaşar arabayı o kadar güzel sürüyordu ki, araba yağ gibi kayıyordu. Yiğit ve Mehmet etrafına bakıyorlardı. Yaşar, onları Boğaz’ı izletecek şekilde sahil yoluna götürüyordu. Hava da o gün çok güzeldi. Yaşar, o kadar lüks bir restoranın önünde durdu ki… İçeri girdiklerinde her yer çok lükstü. Yaşar içeri girer girmez garsonlar, “Yaşar Bey, hoş geldiniz. Buyurun, nereye geçmek istersiniz?” dediler. Yaşar, hemen direkt olarak Boğaz manzaralı en güzel masayı seçti ve oraya geçti. Önce Yiğit ve Mehmet’e, “Siz oturun.” dedi. Onların oturmasını bekledikten sonra kendi de oturdu. Garson menüyü getirdi. Yiğit ve Mehmet menüye baktılar; hep yabancı yemeklerdi. Yaşar, “Çocuklar, buranın kendine ait şef tabağı var ve çok lezzetlidir. Denemenizi isterim.” dedi. Mehmet ve Yiğit hemen, “Tamam abi.” dediler. Yemekler gelene kadar Yaşar sohbet etmeye başladı: “Ben de sizin gibi gençken geldim bu koca şehre. Yapayalnızdım, kimsem yoktu. Kendimi çok yalnız hissettiğim günler oldu. Ailem sonradan geldi buraya. İşleri biraz düzelttim, onlar da geldi buralara.” Yiğit, “Abi, sen nereliydin?” Yaşar, “Ben Antepliyim.” Yiğit, “Abi, sizin oraların yemekleri çok güzel olur.” Yaşar, “Abi sen de hiç o tarafların havası yok.” Yaşar, “Küçük yaşta geldim buralara, ondandır.” Yemekler gelince Yiğit yemeğe baktı, içinden, “Vay be, yemeğe bak.” dedi. Mehmet ile ikisi de ilk defa böyle lüks bir restoranda yemek yiyorlardı. Yemeklerini yiyince Yaşar, “Hadi sizi benim mekânlardan birine götüreyim.” dedi. Yiğit, “Ne mekânı abi?” Yaşar, “Bakın, kimseyi kendim alıp kendi mekânlarımdan birine götürmem. Genç delikanlısınız, ihtiyacınız olur.” Yiğit, “Nasıl yani?” Mehmet durumu çakmıştı. Yandan koluyla dürttü Yiğit’i, kulağına Yaşar’a çaktırmadan, “Anla artık oğlum, bekarız ya, ondan.” dedi. Yiğit, “Tamam tamam, ne alaka.” Mehmet, “Sen takılmana bak, hadi gidelim.” Yaşar, onları gazinoya götürdü. Çok güzel, lüks bir mekândı. İçeri girer girmez hemen çalışanlar birlikte koştular: “Yaşar Bey, hoş geldiniz.” Yaşar’ın hemen ceketini aldılar. Yaşar, “Bunlar benim dostlarım.” deyince hemen Yiğit ile Mehmet’in de ceketlerini aldılar. “Buyurun efendim.” dediler. Gazinonun en öndeki masasını hemen donattılar. Yaşar, “Hemen geçin gençler.” dedi. Hep birlikte masaya geçtiler. “En kralından içecekler ve mezelerle donat buraları.” Garson, “Hemen efendim, ayarlıyoruz şimdi. Siz takılmanıza bakın.” dedi. Çok geçmeden masayı donattılar. O sırada çok güzel sesli bir kadın sahnedeydi. Yiğit o kadar beğendi ki kadının sesini, “Vay be.” dedi, döndü. “Yaşar abi, ne kadar güzel sesi var.” Yaşar, “Benim gazinomda sesi güzel olmayan hiçbir kimse sahne alamaz. Ben mükemmeliyetçi bir adamım, hiç sevmem kötü bir işi.” O sırada içkilerle masa donatıldı. En pahalı içkiler geldi masaya. Yaşar hemen açtı bir tanesini. Yaşar, Yiğit’e tam dolduracaktı ki: “Abi, ben içki kullanmam.” Yaşar güldü: “Sen genç adamsın, neden içmiyorsun?” Yiğit, “Abi, ben sevmem ve kullanmam. Kullanmadım da hiç.” Yaşar Mehmet’e döndü: “O zaman sana doldurayım.” Mehmet, “Abi, sen bana ver. Ben severim. Sen Yiğit’e bakma, o sevmez böyle şeyleri. Sigara, alkol kullanmaz hiç.” Yaşar, “O zaman seninle devam edelim.” Yiğit Mehmet’e dönerek, “Sen de fazla kaçırma derim, yarın göreve gideceksin.” dedi. Mehmet, “Tamam, dikkat ederim.” Yiğit, onlar içki içerken şarkıyı dinlemeye kaptırmıştı kendini. Yaşar, “Çok mu beğendin?” Yiğit, “Evet abi, şarkı ve sesi çok güzel.” Yaşar, “İstersen şarkı söyleyen kadını beğendiysen seninle bir gece geçirsin. Söylerim, beni kırmaz. Şarkı söyler, kimseyle yatmaz ama ben rica etsem beni kırmaz. Seninle birlikte olur.” Yiğit, “Ne diyorsun abi, günahtır. Ben yapamam öyle şeyleri. Bugüne kadar hiç yapmadım öyle şeyler. Günah… El âlemin kadınıyla yatılır mı öyle?” Yaşar kahkaha attı: “Sen ne biçim bir gençsin! Kaldı mı senin gibisi? Helal olsun vallahi.” (Mehmet’e dönerek) “O zaman sana ayarlayayım.” Mehmet, “Olur abi, ben hayır diyemem.” Yaşar, Mehmet’e bakarak: “Hiç mi bir şey öğretemedin mi böyle şeyler?” Mehmet, “Abi, benim arkadaşımın o taraklarda hiç işi olmaz.” Yaşar şaşırdı, içinden de, “Vay be, delikanlı çocukmuş. Kendine bu devirde hâkim olabilen böyle biri güvenilir olur.” diye düşündü. Yaşar, “Yiğit, sen neyden zevk alıyorsun, söyle sana yapayım.” Yiğit, “Abi, bana bir şey yapmak zorunda hissetme kendini.” Yaşar, “Ama şimdi biz buradan yanımıza kadın alıp çıkacağız, sen ne yapacaksın?” Yiğit, “Abi, ben de gider bir yerlerde çay içer, sizi beklerim.” Yaşar, “O zaman gel, seni çok güzel bir kahvehaneye bırakayım, olur mu?” O sırada Yaşar’ın yanına çok güzel bir kız geldi. Dekolte giyinmişti ve sadece gazinoda Yaşar ile yatardı. Başka hiç kimseyle çıkmazdı; o sadece Yaşar’a aitti. Yaşar’ın yanında oturdu ve oturur oturmaz Yaşar’ı öpmeye başladı; yanağını, boynunu öpüyordu. Yaşar, “Dur kız, acele etme. Birazdan alırım senin yangınını.” Bunun üzerine kız, “Acele et o zaman, daha neyi bekliyoruz?” dedi. O sırada şarkı söyleyen kadın da sahnesini bitirmiş, Yiğit’in yanına gelmişti. Sokuldu. Yiğit, “Ablacığım, Mehmet’i işaret ederek oraya geçeceksin.” dedi. Kadın kahkahayı bastı: “Ablamı oğlum, nerede olduğunu zannediyorsun sen? Yaşarcığım, nereden buldun bu saf çocuğu?” Yaşar, “Çok konuşma, sen geç diğer delikanlının yanına. Bu gece onu mutlu edeceksin.” Kadın hemen Mehmet’in yanına geçti. Hemen bir bardak içki aldı, bardağını Mehmet’in bardağına tokuşturdu. “Sen de…” (Yiğit’i işaret ederek) “…abla demezsin bana.” Mehmet, “Yok, merak etme. Ben seni abla olarak görmediğimi göstereceğim sana.” Kadın, “İyi, bir Yaşar Beyciğimin ricası olmazsa kimseyle yatmam. Ama arada o olursa onu kırmam. O yüzden şanslısın, bu şansını iyi kullan.” Kadın oldukça çekiciydi ve güzeldi. Mehmet, “Ben de seni memnun edeceğim, merak etme.” Yaşar, “Hadi çıkalım.” dedi. Yiğit’i yol üzerinde kahvehaneye bıraktılar. Yaşar ve Mehmet, birlikte kadınları da alıp gittiler. Mehmet çok heyecanlıydı; kadınla bir an önce odaya gidip sevişmek istiyordu. Yiğit’e çok şaşırıyordu, nasıl böyle fırsatları geri çevirirdi? Yaşar, Yiğit hakkında sorular soruyordu Mehmet’e: “Bu Yiğit nasıl bir çocuk?” Mehmet, “Abi, sen kendine güvenme. Yiğit’e güven. Mert, korkusuz ve çok yumuşak kalpli bir insandır. Sevdikleri için canını verir.” Yaşar, “Helal olsun.” Yaşar, Yiğit’i gözüne koymuştu ve onu yanından ayırmamaya o gece karar verdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD