7.BÖLÜM

1166 Words
Yiğit, “Astım krizi geçirdiniz.” Adam, “Sen çok akıllı bir gençsin. Hemen anladın ve ilacımı arayıp buldun. Nefes alamadım, ne kadar teşekkür etsem azdır.” Yiğit, “Ne demek abiciğim, kim olsaydı aynısını yapardı.” Adam, “Olur mu? Sen uyanık ve akıllı bir çocuksun.” Yiğit, “Abi, bu atağınız diğer ataklardan da farklıysa bence bir doktora görünseniz iyi edersiniz. İsterseniz sizi biz götürelim; yanınızda kimse de yok, gidemezsiniz.” Adam, “Size zahmet vermeyeyim.” Yiğit, “Olur mu efendim? Ben size eşlik ederim, arkadaşımla sizi götürürüz.” Adam, “Tamam,” dedi ve birlikte doktora gittiler. Bayağı tahlil ve tetkikler yapıldı. En son doktor geldi: “Yaşar Bey, iyisiniz. Yalnız çok aç kalmışsınız, tansiyonunuz ani düşmüş. Neden böyle bir şey yaptınız? Aç kalmayın bir daha bu kadar.” Yaşar, “Tamam, dikkat ederim.” Yiğit doktora, “Biz gidip yiyecek bir şeyler alıp getirelim mi, kendine gelir,” dedi. Doktor, “Tamam, serumunu bağlayalım. Zamanında ilacını vermeniz iyi olmuş,” dedi. Yaşar, Yiğit’e dönerek, “Çok teşekkür ederim, senin sayende…” Yiğit, “Abi önemli değil.” Yaşar, “Olur mu? Ben hatırlıyorum, tam düşüyordum ki sen beni tuttun; yoksa başım yere çarpacaktı.” Yiğit, “Abi önemli değil böyle şeyler. Biz gidelim, sana yiyecek bir şeyler alalım. Döner yer misin?” Yaşar, “Olur.” “O halde biz gidip alıp gelelim.” Yaşar, “Tamam o halde.” Yiğit ve Mehmet ellerinde dürümle yarım saat sonra geldiler. Ayran da almışlardı. “Hadi ye abi,” dediler. Yaşar, “Teşekkür ederim gençler, Allah sizden razı olsun. Yiğit abi, seni alabilecek birileri var mı? Biz kaçsak olur mu?” Yaşar, “Siz gidin, sizin de vaktinizi aldım. Ben şimdi ararım, beni alırlar. Gençler, size kartımı vereyim. Yarın yanıma gelin, vaktiniz varsa size bir çay ikram edeyim. Böyle elinizi kolunuzu sallayıp çıkmayın, sizinle tanışmak isterim.” Mehmet, “Sabah erken gelsek olur mu? Ben yarın öğleden sonra göreve dönmem gerekiyor.” Yaşar, “Tabii, tabii. Ben erkenden orada olurum.” Sabah olunca Yiğit ve Mehmet birlikte Yaşar’ın verdiği adrese gittiler. Kocaman bir yerdi, bir sürü çalışanları vardı. Mehmet, “Bu adam ne iş yapıyor böyle? Dün o küçücük köfteciye gelince bir de üzerinde çok sıradan kıyafetler vardı. Ben bunu küçük bir esnaf gibi hayal etmiştim.” İçeri girdiler. Orada duran genç, “Buyurun,” dedi. Mehmet ve Yiğit, “Biz Yaşar Bey’e baktık.” Çalışan, “Pardon, randevunuz var mıydı acaba?” Yiğit, Mehmet’e bakarak, “Randevu?” dedi. Çalışan, “Evet.” Yiğit, “Siz haber verin, dün hastanede onunla birlikte olan gençler geldi derseniz, o bilir bizi.” Çalışan odasını aradı. Yaşar, “Hemen gelsinler,” dedi. Odaya girdiler. Yiğit ve Mehmet odanın büyüklüğüne baktılar. Her yer çok pahalı mobilyalarla döşenmişti. Yaşar ayakta onları bekliyordu. Üzerinde çok pahalı bir takım, rugan deri ayakkabı, pahalı ve çok şık bir saat vardı. Tıraş olmuş, parfüm sıkmıştı. Dün gördükleri o salaş yerde yemek yiyen, üstünde sıradan bir tişört ve kot pantolon olan adam, sanki bir gecede külkedisi misali evrim geçirmişti. Yaşar kapıya geldi, tokalaştı ve hem Yiğit’e hem de Mehmet’e sarıldı. “Oturun,” dedi. İkisi de oturdular. “Çocuklar, kahvaltı yaptınız mı? Bakın doğruyu söyleyin.” Yiğit, “Teşekkür ederiz abi, yaptık biz.” Yaşar konuya girdi: “Çocuklar, dünkü o erdemli davranışınızdan sonra sizin gibi pırlanta gibi iki genci bırakamazdım. Bundan sonra sizinle hep irtibatta olmak isterim. Ben sizi çok beğendim. Ne iş yapıyorsunuz?” Yiğit, “Abi, ikimiz de subayız.” Yaşar, “Oh, ne güzel. Vatan size emanet desenize.” Yiğit, “Evet abi.” Yaşar, “Ben sizin için ne yapabilirim? Size iyilikte bulunmak istiyorum. Dün o köfte dükkanının sahibi olan İbrahim Usta da geldi ziyaretime. Düşeceğim anda refleks gösterip kafamın yere gelmesini engellemişsin. Belki de kafama darbe alacaktım. Ben bu iyiliğinizin altında kalamam. Ne yapmamı istersiniz sizin için?” Yiğit, “Abi, biz bunu karşılık olsun diye yapmadık ki. İnsani görevimiz gereği yaptık.” Yaşar, “Bakın, ben sizin her ihtiyacınızda yanınızda olmak isterim.” Yiğit’e bakarak, “Nerede kalıyorsun, burada ev buldun mu?” Yiğit, “Evet abi, kirada oturuyorum. Küçük bir ev tuttum.” Yaşar, “Sen o evin adresini söyle bana. Arada göz kulak olurum sana. Sen de git gel, sohbet eder, birlikte vakit geçiririz.” Yiğit, sehpanın üzerinde duran satranç takımını gördü: “Abi, ne kadar güzelmiş. Özel yapım mı?” Yaşar, “Evet, yurt dışında iş yaptığım çok yakın bir arkadaşım göndermiş.” Yaşar, “Satranç oynar mısın?” Yiğit, “Evet abi, çok severim.” Yaşar, “Ben de çok severim. Yıllardır güzel oynayan birine denk gelmedim. Güzel oynar mısın?” Yiğit, “Abi, övünmek gibi olmasın, hastasıyım. Rakiplerim benden tırsar.” Yaşar, “Nihayet aradığımı buldum. Ben de senin gibi dişli bir rakip arıyordum. O zaman sen numaranı ver bana, haberleşelim. Bakalım kim daha iyiymiş, test ederiz.” Yaşar Mehmet’e döndü: “Senin benden bir isteğin var mı?” Mehmet, “Hayır abi, sağlığın.” Yaşar, “Sen de numaranı ver. Ne zaman İstanbul’a gelsen haberim olsun, seninle de vakit geçiririz.” Yiğit, “Abi, biz buraya seni ziyarete geldik. Bizim için bir şey yapmana gerek yok. Kendini borçlu hissetmene de gerek yok.” Yaşar, “Size baklava ikram edeyim. Kahve mi içersiniz, çay mı?” İkisi birlikte, “Çay olsun abi,” dediler. Baklavayı da tabaklara koydu. O kadar çalışanı olmasına rağmen çayı kendisi demlemiş, dolabından tabak ve çatalları kendi çıkarmıştı. Baklavayı tabaklara kendi elleriyle koydu, çayı da kendi doldurup ikram etti. Ve şöyle devam etti: “Ben her zaman kendi işimi kendim yapmayı severim. Sevmem öyle ‘Çay getir.’ Çay gelene kadar insanlar ikramlıkları yemiş oluyorlar. Ben çayın ikramlıkla zamanında ve özenle getirilmesini severim. Yemek seçmem çok ama bir yemeğin özenli ve lezzetli yapılmasına önem veririm. Madem o malzeme yemeğe girdi, o zaman hakkını vereceksin. Ben yemekte özen ve lezzet ararım.” Yiğit, bu konuşmasını, çayı kendi eliyle ikram etmesini, tatlıyı hazırlamasını çok beğendi. “Ne kadar da güzel bir hareket,” diye düşündü. Adam kendini kaybetmemişti. Şu, insanlara iş buyurup bir çay için yanında çalışanına hakaret eden tipleri, özünü kaybetmiş insanları sevmezdi. Yaşar gayet temiz giyimli, bakımlı bir adamdı. Yiğit ve Mehmet baştan aşağıya kadar ona bakıyorlardı. Çok yakışıklı bir adam değildi, orta düzeyde bir yakışıklılığı vardı ama karizmatik bir yapısı vardı. Ses tonu çok güzeldi, konuşmaları tane taneydi. Çok dinlendiren bir hâli vardı; insan yanında ne kadar kalsa da sıkılamayacak bir yönü vardı. Yiğit içinden, “Demek ki insanları bu yönüyle etkiliyor,” diye geçirdi. Yaşar, “Söyleyin bakalım, nerelisiniz?” dedi. Yiğit, “Ben Aydınlıyım,” deyince Yaşar bir durdu, düşüncelere daldı. Yiğit, “Ne oldu abi, neden durdun?” Yaşar, “Yok, yıllar önce işimi yeni kurmuştum. Aydın’dan gelip mal aldığım, birlikte iş yaptığım bir arkadaşım vardı. Çok kaldım Aydın’da. Çok güzel bir yer, çok severim. Güzel günlerim geçti oralarda. İş yaptığım arkadaşımı geçenlerde kaybettim, ondan durdum. Çok üzüldüm, şimdi o geldi aklıma.” Yiğit, “Abi, seni üzdüysem özür dilerim.” Yaşar, “Olur mu öyle şey, sen nereden bileceksin benim mazimi…”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD