KEDİLİ KAFE

1155 Words
“Hala aklın Görkem' de. Biraz akışına bırak. Görkem ’in neden konuşmadığını merak ediyorsun farkındayım ama ya sal ya konuş Lale.” Başımı hafifçe salladım. “Sence neden?” Ece omuz silkti. “Belki de emin olmak istiyordur. Ya da her şeyin ailelerin arasında hallolmasını bekliyordur. Bilirsin, Görkem öyle büyük laflar edip acele kararlar veren biri değil.” Bu mantıklıydı. Görkem hep planlıydı, her şeyi önceden düşünürdü. Ama yine de, insan hayatını paylaşacağı biriyle bu konuyu konuşmaz mıydı? Derin bir nefes aldım. İçimdeki huzursuzluk geçmiyordu. Göktuğ ’un söyledikleri, dalga geçer gibi ama aslında hep bir noktaya dokunan sözleri zihnimde dönüp duruyordu. Ece koluma girip beni hafifçe salladı. “Bak, boşuna kuruntu yapma. Belki de sadece doğru zamanı bekliyordur. Belki seni sıkıntıya sokmak istemiyordur. Görkem böyle biri. Ya da belki bir sürpriz planlıyordur. Kafana takmak yerine dümdüz git konuş. ” Evet, Görkem hep beni düşünürdü. Ama işte sorun da buydu. Eğer her şey bu kadar belliyse, neden içimde bu huzursuzluk vardı? Neden Göktuğ ’un gelişiyle birlikte geçmişin tüm tozlu sayfaları açılmıştı? Neden ilk öpücüğümle ilgili konuyu açmıştı? Sadece sinir etmek mi istemişti? Yutkundum. Göktuğ ’un sesi kulaklarımda yankılandı. "Sen, Görkem zannedip ilk öpücüğünü bana vermiş kızsın." Hayır, bu doğru olamazdı… değil mi? " Ece sen Görkem ile Göktuğ' u pek karıştırmazdın. Sence gerçekten Göktuğ' u öpmüş olabilir miyim? Ece, kaşlarını kaldırıp muzır bir gülümsemeyle bana döndü. "Biliyor musun, Göktuğ bence hala çocukken olduğu gibi. Sinir bozucu, patavatsız, ama garip şekilde..." Cümlesini tamamlamadı, sadece omzunu silkti. Şüpheyle ona baktım. "Ama garip şekilde ne?" "Eh, eğlenceli işte!" dedi kahkaha atarak. "Böyle kıl bir insanı eğlenceli bulmamın yanlış olduğunu düşünmüyorsun, değil mi?" Gözlerimi devirdim. "Evet, düşünüyorum. Hem ne eğlencesi, her hareketiyle sinirlerimi bozuyor." Ece koluma girip beni çekiştirdi. "Boş ver şimdi onu! Gel, biraz kafa dağıtalım. Gönül'ün kafesine gidelim. Hem çay içeriz, hem de o tatlı kedileri severiz." " Sen lafı çevirdin Ece. " " Gerçekten cevap istiyorsan ben olayı hatırlamıyorum. Ama Görkem' i öpmüş olsan hava atardı bence. Biraz seviyordu o hava atmayı. Olayı duymadığımıza göre bence gerçekten Göktuğ' u öptün ama bunu kafaya takma Lale. Sadece çocukmuşsun. " Sadece kafamı salladım. Yürümeye devam ettik. Gönül’ ün kafesi bizim mahallede, küçücük ama sıcacık bir yerdi. Gönül , kedileri o kadar çok severdi ki kafe resmen onların oyun alanına dönüşmüştü. Sandalyelerde uyuyan, masaların altında gezinen, müşterilerin kucağına atlayan envai çeşit kedi vardı. Gönül’ ün kafesi, bizim mahalledeki en huzurlu yerlerden biriydi. Küçücük ama sıcacık bir ortamı vardı. İçeri girince mis gibi tarçınlı kurabiye kokusu, hafif bir caz müziği ve dört bir yana yayılmış miskin kediler insanı hemen içine çekerdi. Gönül abla falan da değildi aslında, bizim yaşlarımızdaydı ama mahallede herkes ona "Gönül abla" diyordu. O da bu durumla dalga geçerdi zaten. Üstelik Gönül’ ün, her müşterinin yanına bir kedi "eşleştirme" gibi garip bir alışkanlığa sahipti. Ece ’yle kafeye girer girmez Gönül, kasanın arkasından sırıtarak bize baktı. “Bak bak, kimler teşrif etmiş! Ay Lale, suratına ne oldu öyle? Gözlerin kırk yıldır vergi borcuyla uğraşan bir muhasebeci gibi duruyor.” Ece, kahkaha atarak masaya oturdu. “Öyle deme Gönül, kız düşünmekten harap oldu. Büyük dertleri var.” Gönül eğilip tezgahın arkasından iki kupa kaptı, dolaba yöneldi. “Öyleyse, önce çay. Dertler çaysız çözülmez. Ben bu konuda uzmanım.” Yerimize oturduğumuzda Ece çoktan kafedeki kedileri gözüne kestirmişti. “Hadi bakalım, hangi ruh ikizlerimizle eşleşiyoruz?” Gönül derin bir iç çekip, dramatik bir edayla elini çenesine koydu. “Hmm... Şimdi, Lale, senin için sakin, güvenilir bir kedi bulmalıyım.” Kafenin köşesinde, yastığa gömülmüş, miskin miskin uyuyan tombul kediyi işaret etti. “Tarçın tam sana göre.” Ben itiraz edecek oldum ama Gönül bana hiç aldırmadan Tarçın ’ı kucağıma bıraktı. Kedi, bana göz ucuyla baktı, sonra da "Hah tamam, burası güvenli." der gibi mırıldanarak kucağıma kıvrıldı. Ece' ye de Cemil' i verdi. Ece, Tarçın’ a bakıp kıkırdadı. “Lale, bak, evren sana mesaj veriyor. Görkem gibi! Sessiz, sakin, huzurlu.” Gönül gözlerini kıstı. “Bir dakika, bu Görkem bizim Görkem mi? Gerçi başka kim olacak? ” Ece hemen atladı. “Lale ’nin gelecekteki eşi olabilir, ama kendisi bundan bihaber.” Gönül gözlerini büyütüp bana döndü. “Ne? Bunu yeni mi öğreniyorum? Ne oluyor, anlat çabuk!” Derin bir nefes aldım, ellerimi çay kupamın etrafında birleştirdim. “Bilmiyorum. Yani herkes konuşuyor, aileler konuşuyor, Göktuğ bile bir şeyler geveledi ama... Görkem benimle hiç konuşmadı.” Gönül ve Ece aynı anda yüzlerini buruşturdu. Gönül kaşlarını kaldırdı. “İlginç. Normalde bir insan, evleneceği kişiyle bir şeyler konuşmaz mı? Yoksa telepatiyle mi anlaşmayı düşünüyor?” Ece başını salladı. “Bence de garip. Ya istemiyorsa?” Bunu zaten ben de düşünmüştüm. İçimdeki huzursuzluk daha da büyüdü. “Bilmiyorum...” dedim tekrar. Gönül, derin bir nefes aldı, ellerini beline koydu. “Bak şimdi, önce şunu soralım: Sen istiyor musun?” Dudaklarımı kemirdim. “Bilmiyorum.” Ece sırıttı. “Lale, farkındasın değil mi? Son beş dakikadır tek söylediğin şey ‘Bilmiyorum’ oldu.” Gönül kahkaha attı. “Kız iyice bozulmuş! Neyse, hadi biraz kafa dağıtalım. Şimdi en önemli konuya geliyoruz: Kediler ve erkekler arasındaki benzerlikler.” Ece kahkahayı patlattı. “Bunu anlat Gönül, çünkü az önce bana ‘Senin ruh ikizin şu hiperaktif tekir’ deyip Çılgın Cemil’ i verdin.” Gönül çayından bir yudum alıp parmağını salladı. “Çünkü aynısısınız! Cemil, asla sabit duramaz, sürekli hareket halinde, her şeye maydanoz, ama yine de herkesin bir şekilde sevdiği biri. Tıpkı senin gibi.” Ece, omzuna tırmanmaya çalışan Cemil’ e baktı. “Hımm, doğru olabilir.” Ben iç geçirdim. “Peki ya ben?” Gönül masaya yaslandı. “Sen Tarçın ’sın. Belli ki sadık, güvenilir ve huzurlu biriyle olmak istiyorsun. O yüzden Görkem ’le eşleşmek istiyorsun zaten. Çocukluk aşkın. Güvenli liman gibi.” Ece, kıkırdayarak bana baktı. “Ama ya yanlış kediye bağlandıysan? Ya asıl ruh ikizin başka bir kediyse?” Gönül, kafenin en köşesinde, karanlık bir sandalyenin üzerinde sessizce oturan siyah kediyi gösterdi. “Bak mesela, o Karabasan. Gece yarısı ortalıkta dolanır, aniden ortaya çıkar, insanı huzursuz eder ama yine de merak uyandırır. Tıpkı...” Duraksadı, yüzüme anlamlı anlamlı baktı. “...Göktuğ gibi.” Ece kahkahalarla masaya kapandı. “Evet evet! Göktuğ kesinlikle Karabasan! Bütün gün rahat rahat yaşıyorsun, sonra bir bakıyorsun, hop! Bir lafıyla bütün huzurun kaçmış!” Ben gözlerimi devirdim ama gülmemek için zor tutuyordum. “Olsa olsa lanetli bir kara kedi olur.” Gönül sırıtarak ekledi. “Evet ama şu var, Karabasan hep en dikkat çeken kedi olur. Uzak durmaya çalışırsın ama bir bakmışsın, yine orada!” Ece göz kırptı. “Aynen, tıpkı Göktuğ gibi.” Tam cevap verecektim ki Tarçın kucağımda gerinip yüzüme patisini koydu, sanki “Kapat çeneni ve düşünme artık” diyordu. Gönül ve Ece kahkahalar atarken ben de sonunda içimdeki ağırlığın biraz hafiflediğini hissettim. Belki de gerçekten her şeyi bu kadar düşünmemeliydim. Belki bazen bir kedi gibi olmak gerekiyordu, sadece oturup, anın tadını çıkarmak. Kızlarla konuşmamızın sonunda Görkem ile benim konuşmama karar verildi. İlk adımı mutlaka erkeğin atması gerekmediği konusunda bir de nasihat dinledim. Görkem' le konuşacaktım ama bunu nasıl yapacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD