Bir insan eğer sadece kendi bildiklerine inanıp kendi burnunun dikine giderse ona ne denirse densin asla gittiği yol değişmez.
Kadir sinir krizi geçirirken bile Hatun’un laflarına hayret etmeden edemiyordu.
“Lan, lan ne evliliği ne kocası. Ben senin ne zaman kocan oldum? Ne zaman seni karım diye gönül isteye isteye gezdirdim yanımda. Sen o abin olacak puştun planı ile gelmedin mi bana? Sırf ablamın yuvası olacak kan çıkmayacak diye kabul etmedim mi seni? Ben sana saygı duymaya çalıştıkça sen nasıl bir kadın olduğunu bana her defasında göstermedin mi? Çocuğun olmuyor diye sana acıdım üzüldüm. Dedim ki kadınlık gururu kırılır ses etmeyeyim, bir evladım olmasını isterken sırf sen alınma diye sesimi çıkarmadım ama sen ne yaptın anlatsana. Kuma dedin. Çocuk olur dedin. Ben sen kabul ettin diye tamam dedim. Öyle ya da böyle benim de evladım olur diye ümit ettim. Ama gel gör ki senin şeytanlıkların yüzünden evladıma kıydım. Günahsız bir kadının iffeti ile ilgili şüpheye düştüm. Nikahım altındaki kadının canına kastedildi göremedim. Karşıma geçmiş hala neler diyorsun.”
Hatun hala “Ben yanlış bir şey yapmadım” diyordu. Ellerini saçlarına geçiren Kadir kadın diye iki tane patlatıp sinirini de alamıyordu ve en çok da bu zorluyordu. Sesi konağın duvarlarını döverken kolundan tuttuğu Hatun’u hem sarsarak hem de yüzüne karşı bağırarak konuştu.
“Lan kadın beni dinden imandan çıkarma. Seninle evliysem mecburiyetten. Sevmiyorum seni. Tamam, saygı duyuyordum ama şu an gözümde böcekten bile farkın yok. Anladın mı? Ha Elmina da sana hiçbir şey yapmadı. O bana huzuru gösterdi. Saflığı, masumiyeti, gerçek mecburiyeti, yalnızlığı, kimsesizliği gösterdi anlattı. Duruşuyla, bakışıyla, aldığı sakin soluklarla bile senden ne kadar da üstün olduğunu ispat etti. Sen de sırf bunu gördüğün için onu bu hale getirdin. Namusuna laf ettirdin. Beni bile şüpheye düşürdün. Ama bitti. Bundan böyle duracaksın. Anladın mı? Benden habersiz odadan bile çıkmayacaksın. Ne zaman ki Elmina kendine gelecek konuşacak bana o gece başına gelenleri anlatacak işte o gün seninle olan bu evliliğim de bitecek. Doğru babanın kapısına gideceksin.”
Hatun'un gözleri büyüdü.
“Benim ailem buna izin vermez Kadir. Ayşe ablanın yuvası yıkılsın istemiyorsan hal ve hareketlerine dikkat edeceksin.”
İşte o an Kadir’in gözü döndü. Kolunu tek eliyle tutarken diğer elini kadının boğazına geçirdiği gibi birkaç adım geri itekledi. Hasan ve babasıyla annesi onu engellemek istese de kimseyi duymadı. Sırtını sertçe duvara vurduğu kadına “Seni şuracıkta gebertirim. Canını alırım da zerre gözüm seğirmez. Sen kimsin de ablamın yuvasını yıkmakla tehdit ediyorsun. Senin ailen kaç kuruşluk adamlar lan. Sen zannediyor musun ablamın yuvası yıkılırsa ben o konakta canlı tek mahluk bırakmam. Benim kötü yanımı çıkarma ortaya Hatun hiç iyi şeyler olmaz. Şimdi yürü, yürü odaya haydi.” deyip çenesini biraz daha sıkıp elini çekti ve kolundan tutup sürükleyerek üst kata odaya çıkardı. Kapıyı açıp içeri savururken hem kendinden hem de bunu yapmasına neden olduğu için Hatun’dan nefret ediyordu.
Yere düşen kadına bakmadı bile. Hatun hala “Bana bunu yapamazsın. Ben senin karınım. O kadını bana tercih edemezsin. Hanım ağa benim. Elimden alamazsın” diye bağırsa da umursamadı. Kapıyı kapadı ve kilitledi.
Anahtarı cebine atıp alt kata indiğinde bu defa annesine döndü.
“Yazıklar olsun sana da ana. O kıza bunu reva gördünüz ya sana da yazıklar olsun. Bekleyeceksiniz. Ben bu konağa yeniden adım attığımda inan bana çok şey değişecek.”
Hasan'a döndü.
“Odasından çıkmayacak. Kendini de kesse orada geberip gidecek ama dışarı adım atmayacak. Ailesine ulaşmayacak. Ben her şeyi toparlayıp buraya gelene kadar sadece yemek verilecek hepsi bu.”
Babasına bakıp “Ben bu aşiretin ağasıysam dediğim ikiletilmeyecek baba. Bana bu yaştan sonra bıçak keskinliğinde kararlar aldırmayın.” demeyi de ihmal etmedi.
Konaktan çıkmadan önce de Süheyla’ya bakıp “Gönderin gitsin. Ben konağımda hain istemem. Masum bir kadına iftira atanı hiç istemem. Gözüm görmesin.” derken “Ağam etme eyleme nereye giderim. Hatun Hanım zorladı beni o emretti. Emir kuluyum ben ağam kıyma bana etme yurdumdan yuvamdan ben buradan başka yer bilmem.” diyerek ağlamaya başlayan kızla Kadir alnını ovdu. Ardından kâhyaya “Bunu bağlığa götürün. Oradaki ırgatlarla çalışacak. Herkesten önce bağlığa girecek herkesten sonra çıkacak. İşçilerin başı ile bizzat görüş. Benim dediğimin dışına çıkarsa onun da başına gelecekleri anlat. Artık herkes ayağını denk alacak.” dedi ve konaktan çıktı.
Hasan geride kalırken ellerini beline koyup ofladı. Üst katta odadan gelen bağırışlara karşın yüzünü buruşturdu. Sedire oturan adam anne babasına bakıp “Sonunda olacağı buydu. Abime bu kadar yüklenmek ardından iş çevirmek sonunda patlamasına neden oldu. Hepimize geçmiş olsun.” dediğinde iki yaşlının da dili lal olmuştu. Süheyla, kâhya ile bağlığa giderken Kadir’in istikameti hastaneydi.
****
Aradan geçen bir hafta zorluydu. Elmina konuşamıyordu ama acısı o kadar fazlaydı ki her uyanışında küçük çaplı bir kriz geçiriyor ilaçlarla uyutuluyordu. Hacer kadın kızın yanından ayrılmıyordu. Kadir ise geliyor uyuduğu zamanlar başında bekliyor, uykusunda bile tedirgin ve acı çeken yüzüne karşın pişmanlıkla bakıyordu.
Sonunda Elmina kriz geçirmeyi bıraktı. Son ilaçtan sonra uyandığında sessizce karnına bakıyor iç çekip duruyordu. Doktorlar onun bu haline üzülüyorlardı. Birkaç kez hastanenin psikiyatri servisinden doktor gelse de konuşturamamıştı. Ama buna rağmen Doktor Kadir’e “Profesyonel destek alması şart” diyerek uyarıda bulunuyordu.
Midran da laf çabuk yayılıyordu. Kimi Elmina’yı suçlu buluyor, kimi Hatun’un yaptığını acımasızlık olarak görüyordu. Her hâlükârda da laf dönüyor dolaşıyor Kaya ailesinin konağına kadar varıyordu. Hamit, üzerini giyinirken Ayşe onun çıkardığı kıyafetleri topluyordu.
“Abinin ettiği iş mi Ayşe? Bir kuma için benim bacımı konağa odasına hapsetmek ne? Aklını mı kaçırdı bu adam.”
Yatağın kıyısına oturan kadın omuzlarını düşürdü.
“Bende bilemedim Hamit. Ama bilirim Kadir keyfine bir karar almaz. Var bu işin içinde bir şey. Belki de Hatun gerçekten duyduğumuz şeyleri yapmıştır.”
Hamit bir hışım karısına döndü.
“Ne demek yapmıştır. Yapsa bile Kadir benim kardeşimi ezemez. Sınırını aşamaz.”
Ayşe kaşlarını çattı. O da ayağa kalktı.
“Senin kardeşin ezilemez el üstünde tutulmalı ama ben ezilmeliyim öyle mi Haşmet. Bir günden bir güne sen tutup da kimse benim karımı ezemez dedin mi? Ya da Kadir tutup benim ablamı ezemezsiniz diye laf etti mi? Üstelik kusura bakma Hamit ama Hatun yapar duyduğumuz o kadar şeyi. Onun gözünü hırs bürümüş. Hanım ağa olmakla kafayı bozmuş.”
Ayşe bir an da sustu. Bu öyle bir susuştu ki nefes almayı kesti. Teni karıncalandı. Yüzü yana dönmüş sağ yanağı alev alevdi. Hamit sinirine hâkim olamamış karısını attığı tokatla susturmuştu. Zorla yutkunan kadın yanağından süzülen yaşa rağmen tek kelime etmedi. Sadece dönüp kocasına baktı. Öyle bir baktı ki adam dudaklarını araladı. Büyükçe yutkunup yanağına dokunmak istedi.
“Ayşe’m. Gülüm ben” dedi ama devamı gelmedi. Kadın yediği tokadın etkisi ile sarsılsa da yıkılmadı. Bir adım geri gitti. Ardından elinden düşen kıyafetleri eğilip aldı. Hamit yeniden “Ayşe, ben isteyerek yapmadım bir anlık sinirle oldu” dedi ama yine tepki alamadı. Karısı böyleydi. Kırıldığı üzüldüğü an sessizliğe gömülüyordu. Kıyafetlerle odadan çıkan kadının peşinden gitmek istedi ama yapamadı. Kendi adamlığından utanmıştı.
Yatağın kıyısına oturup alnını sıvazlarken aldığı soluk içini yakıyordu. Ayşe ise çamaşır odasına girmiş kirlileri büyük makineye doldururken yanağından istemsiz süzülen yaşları siliyor ağlamamak için büyük büyük yutkunuyor soluklar alıyordu. Hamit, kardeşi yüzünden karısına el kaldırmıştı. Bir kadın kaç kişinin hayatında resmen zehirli sarmaşık gibi duruyordu.