ELMİNA - 5

2631 Words
Rüzgarlar yerdeki tozları havalandırırken sıcak hava dört bir yandaydı. Serinlik yoktu. Sanki Elmina’nın içinin ateşi Midran’ı sarmıştı. Yutkuna yutkuna kahvaltıyı hazır etti. Kulağı kapıdaydı. Elbette çarşaf için geleceklerdi. Son tabağı da tepsiye koyduğunda kapı çaldı. Aldığı soluğu bırakırken mutfaktan çıkıp önce kapıyı açtı. Hacer kadını gördüğünde bakışlarını kaçırdı. “Hayırlı günler kızım. Hazır mı?” Dudaklarını ıslatan kız “Hazır abla getireyim.” dediğinde ardını döndü ve merdivenleri çıkıp odaya girdi. Kadir çoktan çıkmış giyiniyordu. Kemerini takarken gördüğü kadınla iç çekti. Başını kaldırmayan Elmina “Hacer teyze geldi. Çarşafı istiyor.” derken sesini kısık çıkarmıştı. Kadir kaşlarını çattı. Bu durumu sevmiyordu. Hatun zamanında da sevmemişti. Bir kadının namusu kocasından sorulurdu. Kocası bilse yeterdi bazı şeyleri ama coğrafya kaderdir sözü tam da onlar içindi. Midran da evlenen bir çiftin çarşafı görülmezse kadına hoş gözle bakılmazdı. Burnundan aldığı soluğu verirken “Tamam götür sen bende geliyorum” deyip karısının katladığı çarşafı alıp çıkmasını izledi. En büyük korkusu yanlış yapmış olmaktı. Biraz daha bekleyebilir miydi diye düşünmeden edemedi. Kız sudan çıkmış balık gibiydi. Üstelik yaralı ve kimsesizdi. Kuma adı altında bir evlilik yapmıştı ve çevreden göreceği muamele de bunun üzerinden baz alınacaktı. Derince soludu. Belki birkaç hafta verebilirdi en azından kendisine alışması için ama kendi yaşı da geçiyordu. Evladı olmalıydı. Daha fazla düşünmek istemedi. Bundan sonrası için daha ağırdan alabilirdi bazı şeyleri ki Elmina da bir şeylerin farkında olurdu. Genç kadın ise avluya indiğinde çarşafı kadının kucağına bıraktı. Hacer kadın kızın yüzüne elini uzatıp yanağını okşadı. “Kuzum, iyi misin?” İç çeken kız başını salladı. “Benim nasıl olduğum mühim değil Hacer Teyze. Önemli olan bir an evvel döl tutmam gerektiği. Gerisi çok da göz önünde değil.” Soluğunu bırakan yaşlı kadın “Ah benim kadersiz kuzum” dedi. Merdivenleri inen Kadir’i görünce “Hayırlı günler ağam” deyip kapıdan çıktı. Elmina “Ben tepsiyi terasa çıkarayım ağam” diyerek mutfağa girdiğinde adam da peşinden girdi. Tepsi doluydu. Haliyle ağırdı da. “Hepsi tamam mı?” “Tamam ağam.” Kadir hiçbir şey yokmuş gibi masaya eğilip tepsiyi aldı ve mutfaktan çıktı. Elmina “Ağam, ağam ben götürürüm” dese de “Sende çayı al gel. Dikkat et kendini yakma sakın” demesi ile duraksadı. Bir an ne yapsa bilemedi ama sonra çayı alıp adamın peşine düştü. Terasa çıktıklarında tepsiyi oradaki masaya koyan adam kadının gelmesini bekledi. Kadın geldiğinde ise masayı hazırlamasını terasın kıyısına geçip büyük Alptekin konağına bakarken bekledi. Alçak bir ses “Buyur ağam” değince dönüp yerine oturdu. Çayını döken Elmina yerine geçecekti ki kolundan tutulduğu gibi çekildi. Oturmak zorunda kaldığı yer adamın kucağı oldu. Kadir sanki her gün bu şekilde yemek yiyorlarmış gibi küçük karısını dizine yerleştirdi ve yemek yemeğe başladı. Ekmeye önce yağ sonra da bal sürüp uzattığında şaşkınca bakan kadın öylece durdu. “Ağzını aç güzelim.” O zaman komut almış robot gibi ağzını açtı. Lokma ağzında büyüse de çiğneyip tuttuğunda bu defa peynir dudaklarına değdi. Onu da yedi. Zeytin, pekmez, kaymak derken kendi ile kadını da tıka basa doldurdu. Son kez çok az ekmekle bal verdi ama dudağına bulaştığını görünce bakışları kararan adam ensesinden tuttuğu gibi kendine yanaştırdı ve dudaklarına kendi ağzını kapadı. Bulaşmış balı Elmina’nın dudaklarından emerken bedenini biraz daha kendine çekmişti. Geri çekildiğinde ise yanakları kızarmış bakışlarını asla adama değdirmeyen kadının çenesinden tuttu. Büyükçe iç çekerken “Masumsun be kızım. Çok safsın. Tertemizsin. Sana baktıkça şu yaşımda geç mi kalmışım diyorum.” deyip bu defa yüzünü genç kadının boynuna soktu. Orada derin soluklar alırken dudakları incecik teni keşfediyordu. Zorlukla geri çekildiğinde yutkundu. “Hadi sen buraları topla ben de konağa geçeyim. Bugün işlerim var. Akşama yine buradayım yemeği buraya hazır edersin.” Elmina başını salladı. Adam kalkmak istedi ama arzusu genç karısına öyle kabarmıştı ki onu tamamen kaldırmadan bir hamle de kucağına çekti. Şimdi Elmina ata biner gibi kucağında oturuyordu ve simsiyah olmuş gözlere kendi yeşilleri saplanıp kalmıştı. Elbisenin eteği oturuş şeklinden dolayı yukarı sıyrılmıştı. Yüzünü karısının gerdanına gömmüş adam erkeksi iniltisini tene mühür gibi işlerken şişmiş ve kabarmış erkeklik çoktan alttan kadına baskı yapıyordu. Elmina hayır diyemiyordu. Onun yaşadığı yerde erkeğe hayır denmezdi. Ayıptı. Günahtı. Kocası boynunu sömürürken gözlerini kapadı. Kapadı ki ona koyu bakışlarını sunan adamın yüzünü görmekten kaçtı. O yüze bakarken ufacık da olsa umuda tutunmaktan korktu. Beş dakika sonra kocasının kucağında yatak odasına girmişlerdi. Kanaması çok yoktu bu nedenle adama bırakmadan üzerini kendi çıkardı. Yatağa uzandığında Kadir onun teninde soluklanıyor onu kendine katıyordu. Sonunda bacaklarının arasına girip usulca içine sokulduğunda Elmina da istemsiz bir inleme koyuverdi. Kocasıydı. Yapacağı başka bir şey yoktu. Kocasını memnun etmeliydi. Kadir Ağa altındaki kadının en derinlerinde hüküm sürerken dudakları dik göğüslerin üzerindeydi. Her darbesinde ağzının içinde sallanan tomurcuk dilinin darbeleri ile sızlıyordu. İşi olup gidecek adam önce karısı ile doyasıya sevişti. Birlikte boşalmaları için elini aralarına soktuğunda Elmina’nın göz bebekleri titredi. Sanki tüm bedeninin kontrol noktası Kadir’in parmak uçlarındaydı. Dokunduğu ve okşayıp durduğu nokta beynini dahi karıncalandırıyordu. Birlikte geldiklerinde soluk soluğa kaldılar. Kadın kocasını son damlasına kadar sağdı. Adam kadına biraz daha sokuldu. Titremeleri kasılmaları bitmeye yaklaştığında yatağa kendini bırakan Kadir kuruyan dudaklarını diliyle ıslatırken düşündü. Bunca zaman elbette bir kadınla birlikte olmuştu ama şimdi neden sanki en doğrusu buymuş gibi hissediyordu. Nemli göğsü kalkıp inerken kolunu uzatıp karısının başının altından geçirdi ve kendine çekti. Elmina bu defa sığınacak bir liman gibi sığındı sıcak göğse. Gözlerini kaparken aldığı derin nefesi öylece bıraktı. Yorulmuştu. Yarım saat sonra Kadir kalktığında beyaz çarşaflar içinde kömür karası saçları ile karısı uyuyordu. Duş aldı. Giyindi ve konaktan çıkmadan önce kâhyaya telefon etti. “Ağam.” “Kahya, merkeze in. Benim üzerime yeni bir hat al bir de telefon. Buraya konağa bırak. Sonra büyük konağa geçeceğiz oradan da tarlalara geçeriz.” “Hemen ağam.” Telefonu kapatan adam avludan çıkacaktı ki Hatun “Hayırdır kahya nereye böyle?” diye sordu. “Ağam telefonla hat istedi yeni. Onu alıp küçük konağa geçeceğim gelin ağam.” “Ne edecekmiş Kadir yeni telefonu?” “Ben bilmem hanımım.” “Tamam sen git.” Hacer'in getirdiği çarşaf sonrası zılgıtlar çekilmiş lokmalar dökülmeye başlanmıştı. Midran'a dağıtılacaktı. Sonuçta Kadir ağa bakire karısını koynuna almıştı. Lokmasını yiyen herkes onun için dua edecek erkek evlat dileyecekti. Meryem Hanım bile Hacer’e “Kızın odasını güzel edin. Belli ki evladım onunla daha uzun kalacak. Bir eksik gedik olmasın odada. Geldiklerinde en iyi şekilde görsünler” demişti. Hatun için kadın olarak çok küçük düşürücü olsa da gücü kaybetmek istemiyorsa sabretmeli kız doğurunca da doğacak bebe erkekse hemen kendi nüfusuna almalı anası gibi büyütmeliydi. Kahya denileni yaptı ve telefonla hattı alıp geldi. O sırada Elmina da uyanmıştı. Hemen duşa girip giyindiğinde kasıkları sızlıyordu. Odadan çıktığında başına tülbent örtüyordu ki oldukları katın koridorundaki koltuklarında Kadir ağa oturuyordu. Elinde telefonla uğraşıyordu. Temkinli bir sesle “Ağam” dediğinde yanındaki boşluğa pat pat vuran adam “Gel yavrum” dedi. Sakin adımlarla gidip oturduğunda önüne uzatılan şeyle bakışları saf saf kocasına döndü. “Bu senin.” “Niye ki?” “İletişim kurmak için. Ben aradığımda sana ulaşabileyim diye.” Elmina mahcup bir tonla “Ben kullanmayı bilmem ki. Hem çok pahalıdır bu keşke masraf etmeyeydin ağam.” dediğinde aslında sözlerinin saçmalığını fark edemedi. Koca ağaya bir telefon parası koyar sandı. Belki de kendini bu kadar pahalı bir hediyeye layık bulmuyordu. Kadir ona bakıp kaşlarını çattığında “Koca Kadir ağa karısına bir telefon alamayacak mı?” dediğinde yutkunan kadın “Yok ağam öyle demek istemedim” dedi. Başını eğip “Daha önce hiç böyle pahalı bir şey alan olmadı bana ondan şaşırdım. Bir de bilmeyince nasıl kullanacağımı” derken sesi sonlara doğru kısıldı. Kolunu karısının omuzuna saran adam kendine çekti. Başını öperken “Ben öğretirim sana” dedi. Telefonu işaret edip “Al dursun yanında. Hattın açılınca ben sana öğretirim. Şimdi çıkmak lazım. Akşam geldiğimde görüşürüz” diyerek yeniden kadının alnını öpüp kalktı. Adam gidince tek kalan kadın bir an soluk alamadığını hissetti. Küçük dedikleri bu konak ona sanki dünyalar kadar geliyordu. Birkaç dakika öylece oturdu. Ardından kalkıp terastaki masayı topladı. Mutfağa indiğinde yemekleri kontrol etti. Odaya çıkıp yatağı düzenledi kirlileri makineyi kullanmayı bilmediği için elinde yıkadı ve sonra da aramayla zor bulduğu çamaşır teline asıp odanın camlarını açtı. Geri mutfağa indiğinde bulaşıkları yıkadı. Buz dolabında malzeme görünce yüzü aydınlandı. Ara sıra eniştesi insafa gelirse ona bisküvi ile puding getirir o da taze sağılmış sütü pişirir küçücük bir tepsiye pasta yapardı. Pasta denildiğinde kimse bakmasındı sadece bisküvileri dizer pudingi döker bir kat daha dizer yeniden dökerdi. Birkaç kat olunca da soğumaya bırakır dilimler yerdi. Öyle anlar gelirdi ki teyzesi yediği iki lokmayı da boğazına dizerdi ama severdi. Bir heves yaptı. Bu defa küçük kaba değil büyükçe bir tepsiye hem de. Dolaba koyduğunda gülümsedi. Çocukça safça bir gülümsemeydi. Havanın kararması ile tüm ışıkları açtı. Terasa yemekleri özenle taşıdı. Masayı hazır etti. Kadir gelmiş, kapıda onu karşılayan karısını dudaklarından öpmüş, ellerini yıkamak için banyoya girmişti. Yer mi emin değildi ama bulduğu fındığı ve çikolata damlalarını da üzerlerine koymuş süslemişti dilimleri ki güzel görünsün istemişti. Birer tabağa koyduğu dilimlere dudaklarını yalayarak bakarken mutfaktan çıktı. Terasa çıktığında Kadir çoktan oturmuştu. “Gel yavrum otur. Günün nasıl geçti? Sıkılmadın değil mi?” Adamın hemen sol yanındaki sandalyeye çöken kadın “Yok ağam etrafı topladım çamaşır yıkadım tatlı yaptım derken zaman geçti.” dedi. “Makinede yıkadın değil mi çamaşırı?” Başını eğen kadın tırnak dipleri ile oynarken “Ben bilemedim. Yanlış bir şey yaparım diye de ellemedim. Elimde yıkadım.” deyip yutkundu. Ne çok eksiği vardı. Hem bu dünyaya doğmuştu hem de bu dünyaya çok uzaktı. “Konağa döndüğümüz de Hacer ablaya ben söylerim sana öğretir.” “Öğrenirim.” Kadir kızın masaya koyduğu tabaklara baktı. “Sen mi yaptın?” “Hıhı. Ara sıra yapardım. Malzeme görünce yapayım dedim. Beğenir misin bilmem ağam.” Daha yemeğe çatal batırmamışken tabağı eline aldı. Kıyısından önce küçük bir parça ağzına attı. Ağzına dağılan tatla kaşlarını kaldırdı. Yeni bir çatal daha aldı. Tabak bittiğinde dudaklarını yalıyordu. Onun sofrasında baklavalar şöbiyetler eksik olmazdı ama sadece üç malzemeli bu tatlı çok hoşuna gitmişti. Elmina adamı izlerken şaşırmış ama sevinmişti de. Beğendiğini görebiliyordu. “Ellerine sağlık yavrum baya güzel olmuş. Yine var değil mi?” “Afiyet olsun ağam. Var elbet istersen getireyim.” Tabağı uzattı. “Hayır demem. Bunu da yemekten sonra yerim.” Öyle ışıltılı bir saflıkla gülümsedi ki Elmina Kadir iç çekti. Yemek yediler. Kendi telefonundan bir şeyler gösterdi genç kadına bazı şeyleri anlattı. Gece olunca üzerlerini değiştirip yatağa girdiler. Genç kadın yeniden sevişeceklerini düşündü ama adam ona sarıldı. Saçları ile oynarken “Bugün seni çok yordum. Zaten ilkindi bir de ben zorlayınca canın çok yanmış olmalı. Bu gece sadece uyuyacağız.” dedi. Bir saat sonra falan göğsünde karısı uyurken telefon sesi odayı doldurdu. Yorgun olan Elmina tam ayılamadı ama telefona bakan Kadir “Söyle Hatun bir şey mi oldu?” diyerek cevapladı. “Bu gece gelmeyecek misin diye soracaktım ağam?” “Gelmeyeceğim Hatun.” “Yarın akşam için geleceksen sevdiğin yemeklerden yapayım.” “Birkaç gün buradayız.” Elmina duymaya başlamıştı. Gözlerini açmıyordu ama işitiyordu. “Ağam, gerçek karın benim biliyorsun değil mi? O kuma sadece çocuk için var. Senin alakanı yanlış anlayabilir.” Kadir iç çekti. Dişlerini sıkıp omuzlarını gererken yatakta oturur pozisyona geldi ve ayaklarını yere koydu. Omuzunun üzerinden diğer karısını kontrol ettiğinde uyuduğunu düşündü. “Hatun? Derdin ne?” “Derdim sensin. Sırf senin için kabul ettim kumayı kendi ellerimle seçtim. Ama nikâhlı kocam daha ilk zamanlarda beni ihmal ediyor. Ben bunu hak etmiyorum.” Adam sinirlendi. “Lan beni delirtme. Sen bulmadın mı bu kızı bana. İstemiyorum dediğimde evladın olsun diye iki saat beynimi ütülemedin mi? Duygu sömürüsü yapmadın mı? Şimdi derdin ne? Çene yapmayı geç ağzını açmaya hakkın yok. Elmina bu konağa geldiyse bunun sorumlusu da sensin suçlusu da sensin.” “Yapma Kadir. Sana evlat verebilsem o köylü cahil kızı mı getirirdim önüne kuma diye ama olmuyor biliyorsun. Çok uğraştım çok çabaladım lakin yok işte olmuyor. Kocamı paylaşmak zorundayım. Sen onun koynunda yatarken ben senin yastığınla uyuyorum. Bana günah yazık değil mi?” Kadir ayağa kalkıp odadan çıkarken Elmina usulca gözlerini araladı. Ne büyük bir cehennemdi bu böyle. Kendi tarafına bedenini kaydırdı ve cenin pozisyonu alıp gözlerini zorla kapadı. Ağladı ama sesi çıkmadı. Adam ise terasa çıktığında Hatun’a “Bana bak. Sen çok olmaya başladın. Sanıyor musun ki seni boşama şansım olsa bir dakika dururdum. Kocam diyorsun ama sende bende biliyoruz bunu neden kabul ettiğini. O yüzden saçma sapan şeyler için beni aramayı kes. Çok istediğin konağında otur.” değip telefonu kapadı. Bir saat kadar orada öylece durdu. Ardından odaya indiğinde karısını yatağın diğer ucunda iki büklüm gördü. Yeniden yatağa uzanıp ona sarılmak istediğinde “Ağam, istersen Hatun Hanımın yanına git. Benim yüzümden karı kocanın arası açılmasın. Zaten burada oluş amacım belli.” diyen kadınla duraksadı. “Sen duydun mu?” “Bir önemi yok ağam. Hanımın haklı. Benimle seni paylaşmak zorunda ve bu onun için çok zor. Benim için de.” Kadir iç çekti. Kadını tek hamlede kendine çekip sarıldığında saçlarını öptü. “Uyu Elmina. Kimsenin yükünü de omuzlarına alma.” **** Birkaç gün çabuk geçti. Kadir ne kadar konuşmaya niyetliyse Elmina o kadar içine kapandı. Bazen bir gülümseme oluşuyordu dudaklarında ama kısacık sürüyordu. Bahar gibiydi. Kışın bitimi yazın başlangıcında olan o kısacık an. Büyük konağa döndüklerinde Rıza Ağa bir koç kestirdi ve kanını karı kocanın alnına sürdü. Elmina odasına çıkarken Kadir çatık kaşlarla Hatun’a bakıyordu. Çünkü biliyordu ki onun işte olduğu anlarda küçük konağa gelmiş ve Elmina’yı üzmüştü. Kâhya ağzından kaçırmıştı. Başı ile “Odaya” diye işaret verdiğinde Hatun sessizce çıktı. Meryem Hanım durumu anladığından sorun çıkmaması için dua ediyordu. İkili ise odaya girdiği an kapıyı sertçe kapayan adam “Sen kimsin?” diye kükredi. “Ne?” “Sen kimsin? Hangi hakla küçük konağa gelirsin? Hangi sıfatla o kıza öyle laflar edersin?” Hatun kaşlarını çattı. Elmina'dan biraz daha nefret ederken “Beni sana mı şikâyet etti? Ayrıca bana sen kimsin diyorsun da ben senin resmi nikahlı karınım. Unuttuysan hatırla.” dedi. “Karım öyle mi?” “Öyle. Karınım. Nikah bende. Çocuk için getirilmiş kuluçka makinesi beden parçası için bana böyle davranamazsın.” Kadir hızla kadının dibinde bitip çenesini sıkıca tutarken gözlerini büyütmüş yüzü kaskatı kesilmişti. “Senin o dilini koparırım. Duydun mu? Senin dilini koparırım. Seni isteye seve almışım gibi rollere girme. O kıza beden parçası diyorsun da senin de benim gözümde amacın onunkinden farklı değildi. Seni koynuma sevdiğim için mi aldım sandın. Nikah olması hiçbir şeyi değiştirmez. Sırf ablamın evliliği bozulmayacak diye senin gibi bir kadınla evliyim yıllardır. Kendi yediğin haltların sonucunda olan şeylerin bedelini kimseye ödetemezsin. Sınırlarını aşıyorsun Hatun. Bilirsin çok sabırlı bir adam değilim. Bir sabah bakmışsın gözüm bir şey görmemiş sen babanın kapısına atılmışsın.” Hatun’un gözleri büyüdü. Dudakları titredi. Başını sağa sola sallarken Kadir çenesini iterek bıraktı. Yatağa düşen kadın oturur hale geldiğinde “Yapamazsın. Bunu göre alamazsın. Ablanı da abim kapıya koyar. Babam kan ister. İki aşiret sırf bu yüzden birbirini kırar. Bana bunu layık göremezsin. Bunca sene sana karılık ettim. Üç günlük köylü kızı için silip atamazsın. Beni ezip geçmesine izin vermem.” dese de Kadir umursamadı. “Akıllanacaksın. Uslanacaksın. Yoksa andım olsun dediğimi yaparım. Biraz tek başına kal ve düşün. Yoksa elimde kalacaksın.” Kapıyı açıp çıktı. Koridordaki parmaklıkların oraya geldiğinde “Hacer abla!” diye bağırdı. Kadın mutfaktan çıktığında “Kızları al gel. Benim dolaptaki tüm eşyaları Elmina’nın odaya taşıyın düzenleyin.” dedi. Meryem Hanım yanına çıkıp “Etme oğul. O kız kuma. Sen nikahlı karını bırakıp kumaya böyle bir ayrıcalık tanıyamazsın” dediği an ona dönen adam netti. “Kuma mı? O kumayı bu konağa siz soktunuz. O kadın benim Allah katında karım. Eğer devlet önündeki karım aklını başına almıyorsa yalnız kalacak. Benim irademi çiğnemeyecek. Yaparsa böyle tek kalır. Siz de üstelemeyin. Hatun ile hukukum bitmiştir.” Hacer, Zülal ile yukarı çıkıp odaya girdiğinde Hatun sinirden odada dört dönüyordu. Çalışanları görünce “Defolun!” diye çığlık attı ama odaya çok uzak olmayan adam “Hatun! Getirme beni oraya!” dediğinde sustu. Kadının bildiği tek şey bu işin burada bitmediğiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD