ELMİNA....
Kimsesiz Elmina. Yalnız ve tek başına. Şimdi yattığın bu yer sana neyi anlatıyor. Kimsesizliğini, bu dünya da sana bir Allah’ın kulunun inanmayacağını, basit bir et parçasından başkası olmadığını. Sahi şu an olduğum yer bana ne anlatıyordu. Canım yanıyordu. Kımıldayamıyordum çünkü karnım ve göğsüm çok acıyordu. Ilık ılık bir şeylerin aktığını hissediyordum. Sesler, ah şu lanet sesler öyle çoktu ki sağır olacağımı düşünmem yanlış olmazdı.
Kadir. Bu dünya da güvenmeyi seçtiğim, sığındığım, yanında huzur bulmaya çalıştığım adam bana ihanet ettin mi diye soruyordu. Sırf onun kocasına ikinci eş oldum diye vicdan azabından öldüğüm kadın beni namussuzlukla suçluyordu. Diğerleri bağırıp duruyor aşağılıyordu. Süheyla ise yalan söylüyordu. Peki benim tüm bunların içinde yerim konumum nereydi. Güvendiğim adamın yaptığı tek hareket beni ölüme sürüklüyordu. Öl Elmina neden hala yaşıyorsun ki.
Yardım etmeye çalışıyorlar ama neye yarar. Omuzlarımdan tutulup çevriliyorum. Ah hayır, çok canım yanıyor. Kollarımda da aynı sızılar var. Gözlerimi aralamaya çalışıyorum ama olmuyor. Duyuyorum ama ve duyduklarımla başımı sağa sola sallayıp ağlarken sizi Allah’a şikâyet edeceğim demek istiyordum.
Yanağıma değen eli tanıyordum. Kadir. Koca Kadir Alptekin uyanmam için benimle konuşuyordu. Geç kalmadın mı demek isterdim. Beni üç ayda da olsa tanımadın mı? Sana ihanet eder miyim hiç bunu nasıl düşündün? Aslında hem çok şey söylemek isterdim hem de hiçbir şey. Yine de son kez, ölmeden hemen önce onu görmek istiyordum. Gözlerine bakıp hata yaptığını sadece bakışlarımla anlatmak.
Açtım da. Karşımda bana bakarken koyu kahveleri siyaha dönmüştü. Ağlıyor muydu yoksa benim gözlerim mi yanlış görüyordu emin değilim. Hasan abi “Kımıldatmayın. Cam girmiş daha ilerlemesin” diye bağırırken ona bir konuda minnettardım. Beni tecavüzden kurtarmıştı. Hoş ölmekten kurtaramamıştı belki ama en azından kimse beni kirletememişti.
“Elmina, güzelim kapama gözlerini. Özür dilerim. Lütfen bana bunu yapma. Bilerek yapmadım. Bilerek itmedim seni. Hadi güzel gözlüm güzel çiçeğim benimle kal.”
Haklıydı. Bilerek itmemişti ama bu gerçeği değiştirir miydi? Çiçeğim diyordu da bu çiçeğin üzerine basıp ezerken boynunu koparırken aklınız neredeydi demek vardı. Hatun'a bakmak istediğimde köşede öylece duruyordu. Nefret kusuyordu gözleri ama yüzünde bir de rahatlama vardı. Kurtuluyordu benden. Oysa ben giderdim birkaç ay sonra başkası gelirdi. Ağa adama döl lazımdı. Bunu anlayamıyordu. Beni kendinin getirmesine rağmen günah keçisi ilan etmesi kadar komik bir durum yoktu.
Öksürmek istediğimde canım daha çok yanıyor. Midem çok bulanıyor çünkü boğazıma yukarı tırmanan şey safra değil kan. O metalik tadı dahha fazla öğürme isteği oluştursa da dudak kıyılarımdan sızması bile yetiyor. Kanımda boğuluyorum galiba.
Koyu kahvelere bakarken dudaklarım titriyordu. Ona son kez “Ben sana ihanet etmedim” diyebildiğimde kucağımdaki elimin canı çekilmişti. Sesler. Görüntüler. Kokular. Acı bile öyle bir sisin ardına sığınıyordu ki fark etmek için dikkat kesilmem şarttı ama ben istemiyordum. Bitiyor muydu? Bu kadar mıydı benim bu dünya da serüvenim. Çocuk yaşta kimsesiz kalmış, teyzesinin eziyetlerine boyun eğmiş, en basit ev aletlerini bile kullanmaktan aciz, cahil, sessiz ve ezilmekten sesi çıkmayan Elmina. Gidiyor musun? İç çekmek istedim. Kendime uzaktan bakarken gidiyorum demek istedim. Gidiyorum. Gitmek tam olarak neyse artık.
****
Kadir, yerde yatan kadının eli boşluğa düştüğü an nefesinin kesildiğini hissetti. Hasan kımıldatılmasını istemiyor karnına giren camın etrafına eline verilen şalla baskı yapıyor kanamayı azaltmaya çalışıyordu.
Hatun ise ölmesi için resmen dua ediyordu. Süheyla’ya baktığında onun da korkmuş olduğunu gördüğü an kaşlarını çattı. Kargaşadan yararlanıp onu kolundan tuttuğu gibi kenara çekti. Dişlerini sıkarken “Şu yüzündeki ifadeyi değiştir.” Derken sesi kaskatıydı.
“Hanımım bana yalan söylettin. Kapıyı aralık bırak dedin bak kız ne hale geldi. benim de başım yanacak.”
“Kes sesini. Ne derlerse desinler lafından dönmeyeceksin. Sizi inatla düğüne o yolladı. Anladın.”
Gözleri dolan kız Hacer’le Zülal’i gösterdi.
“Onlar gerçeği biliyor ama.”
Hatun ikiliye bakarken gözlerini kıstı.
“Onları ben hallederim.”
Çok geçmeden ambulans geldi. Elmina dikkatli bir şekilde sedyeye alınırken görevli doktor “Nabız çok düşük.” Diye bağırıyordu. Ambulansın acı sesi Midran’ın sokaklarını doldururken arkasındaki araçta Kadir ve Hasan vardı. Kahya ise konağa gizlice girip tüm bu olaylara neden olan adamı konaktan yok etmiş eski ambarlardan birine koymuştu.
Hastaneye varıldığında hemen müdahale edilen kadın ameliyata alınırken hemşire merak ve telaş içindeki Kadir’e “Kan stoğumuz az. Mümkün olduğu kadar kan temin etmeye bakın.” Dedi. Hemşire içeri girdiğinde Hasan’a bakan Kadir otuz beş yaşında olsa da çaresiz bir çocuktan farksızdı. Elleri titriyordu. Avuçlarında kurumaya yüz tutmuş kan karısının kanıydı. Son anda bile ben sana ihanet etmedim diyen karısının. Yere çömeldiğinde “Ben ne yaptım?” dedi.
“Allah beni kahretsin ben ne yaptım?”
“Abi tamam. Kazaydı. Olmaması gerekiyordu ama oldu yapacak bir şey yok. Tek duamız sağ salim çıkması.”
Alt dudağını ısıran adam “Elmina’yı dinlemedim. Onu suçladım. O adam belki de benim karıma zarar verdi ama ben bunu bile anlamak istemedim.” Derken anne babası da koridorda yürüyordu. Yanlarına geldiğinde Meryem Hanım “Oğlum neler oluyor? o kadın nasıl?” sordu.
Hasan “Ameliyata aldılar ana.”
Beklemek zordu. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Onlar hastanede beklerken konakta Hatun’un ağır acı ve keskin fırtınası esiyordu. Hacer kadın ile Zülal’e baktığında sesi katıydı.
“Kadir size sorduğunda Süheyla ile aynı şeyi söyleyeceksiniz.”
Hacer kadın “Etme Hatun Hanım. Elmina suçsuz. O garibe iftira atıldı. Ben Allah’tan korkarım yalan diyemem.” Dese de öfkeyle bağıran kadın “Ben ne diyorsam o. Andım olsun sizi Midran’a rezil ederim. İnsan içine çıkacak yüzünüz olmaz. Bu yaştan sonra el diline sakız olmayı istiyorsanız konuşun yol sizin. Ama şuna garanti veririm. O kadınla aynı kaderi paylaşmanızı sağlarım.” Dedi. İşte o an bir muammanın kapısı aralandı.
Hatun konaktaki durumları ayarladığında en önemli olan şeyi es geçemezdi. O adamı bulmalı ve konuşmalıydı. Ya da birilerinin konuşmasını sağlamalıydı. Adamı kızın köyünden yine kızın teyzesi sayesinde bulmuştu. Elmina’ya takık olması işine gelmişti. Kendini göstermeden genç kadının teyzesi aracılığı ile olayı planlamış para yedirmişti ama unuttuğu nokta adam korkaktı. Çabuk ötmüştü intikam için diye.
Hastanede ise işler karışıktı. Doktor ameliyattan çıktığında yüzündeki ifade gergindi. Kadir ise ayağa kalkmış doktorun diyeceklerini duymayı bekliyordu.
“Karım nasıl?”
“Hasta ciddi yara almıştı. Kanaması çoktu. Bizi zorladı. Camın karın kısmına saplanmış olması işimizi zora soktu. Rahmi kurtardık lakin bebeği kurtaramadık.”
Hasan gözlerini büyük bir yıkımla kaparken Meryem Hanım elini ağzına kapadı. Rıza ağa ise koltuğa çöktü. Kadir mi? O donmuştu. Elini yıkamıştı Hasan sayesinde ama gömleğinde hala karısının kanı vardı ve o kan aslında sadece karısına ait değil miydi?
“Be-bebek?”
“Evet. Eşiniz büyük ihtimalle sekiz haftalık hamileymiş. Geçirdiği kaza gebeliği o an sonlandırmış. Üzgünüm.”
Elleri titredi. Gözünün önünde o bağırdıkça korkan, sözlerine sadece ürkmüş gözlerle bakıp başını olumsuz sallayan, kendini anlatmak istediğinde koluna yapışan kadın vardı. öfkesi öyle büyüktü ki o kadar ağırdı ki siniri, onu kolundan savuruşu bile başlı başına hataydı. Sonbahar rüzgarına tutulmuş yaprağın dalından kopuşu gibi o sehpaya düşüşü sol gözünden kocaman bir damlanın düşmesine neden oldu.
Pişmanlıkla diz çöküp kendine çevirdiği kadının hali kan kusuşu ve ben sana ihanet etmedim diye son sözlerini dile getirişi. Ne yapmıştı? Koca Kadir Alptekin ne yapmıştı? Bir masumu yeniden kimsesiz bırakmış kendi canından olan diğer masumu hayattan koparmıştı. O kendi çocuğunun katiliydi. Bu, bunu nasıl atlayacaktı? Aklını kaçırmadan nasıl duracaktı? Peki ya Elmina? Onun yüzüne nasıl bakıp bir de adamım diye geçinecekti?
Onu olduğu ana döndüren şey “Yeniden bebeği olacak ama değil mi? O da kısır kalmadı?” diyen annesi Meryem’in sorusuydu. Hasan sert bir tonla “Ana” dedi ama kadın duracak gibi değildi.
Doktor ise “Elbette hastamız yeniden anne olabilir ama zaman geçmesi iyileşmesi lazım. Kadın doğum uzmanı ile de ortak çalışma sonrası daha net bilgiler size verilecek.” Dedi.
Hasan “Peki görebilir miyiz?” değince başını olumsuz anlamda sallayan adam “Ne yazık ki hayır. çok kan kaybetti. Hayati tehlikeyi atlatmış olsa da bir süre yoğun bakımda kalması lazım. Şimdilik söyleyebileceklerim bunlar. Geçmiş olsun.” Diyerek oradan uzaklaştı.
Meryem kocasına dönüp “Ya yine bebesi olmazsa? Ya bu bebe o heriftense?” deme gafletine düştüğünde Hasan’dan önce “Ana, ağzından çıkanı kulağın duysun. Elmina benim karım ve onun namusuna laf edecek olan beni karşısında bulur anladın mı? Siz babamla gidin. Burada sizlik bir durum yok.” diyen Kadir’in kahveleri resmen siyaha dönmüştü.
Hasan adamlardan biri ile ana babasını yolladı. Kadir’se duvar dibine çökmüş ellerinin arasına aldığı başı ile düşünüyordu.
“Abi. Hadi sende kalk.”
“Ben ne yaptım Hasan?”
“Kazaydı abi. Böyle olacağını bilemezdin.”
“Ben ne yaptın Hasan? Kendi evladımın katili oldum. o kadını koruyamadım. Ben, ben nasıl bir adamım?”
“Bilemezdin abi.”
Yüzünü sıvazlayan adam gözlerini kapadı. Hep Elmina’nın korkuyla bakan yeşillerini, yüzünün halini, telaşla anlaşılmak istenmekle koluna sarılışını sonunda da dudaklarından kan sızarken üzerine atılan iftiraya karşı ihanet etmedim diyen hali film gibi oynuyordu. Elleri bu görüntüleri izledikçe yumruk oldu. Kapasına vurmaya başladığında Hasan zor tutuyordu.
“Evlat katiliyim lan ben. Karımı koruyamadım. Ona zarar verdim. Ben iki masumun da canını yaktım. Canımdan canı kendi ellerimle yok ettim. adam mıyım lan ben.”
Bağırışları koridora dolarken pişmanlık yağlı urgan gibi boynundaydı. Peki şimdi ne olacaktı?