ELMİNA - 2

1621 Words
Genç kızı önce konağın büyük hanımı Meryem Hanım karşıladı. “Hoş gelmişsin kızım.” “Hoş buldum hanımım.” Sesi kısık cümleleri saygılıydı. Boyun bükmeyip, saygı göstermeyip ne yapacaktı ki. Beğenmezlerse sokağa atarlarsa yok olur giderdi. Adı çıkardı. Sonunda da ya bir adamın altında can verirdi ya da ölmesi için birileri töreleri adetleri bahane ederdi. Hatun, yüzündeki o katı ifade ile “Hoş geldin” derken Elmina yerin dibine girmek istedi. Kocasının koynuna girecekti. Bunu bildiği halde ona hoş geldin diyordu. Bakışlarını ellerinden kaldırmadan “Hoş buldum Hanım Ağam” dediğinde Hatun bundan memnundu. İçten içe “Bu iyi, yerini biliyor. Ezik, korkuyor. Kadir’e göz koymaya cesaret edemez.” Diyordu. Meryem, Hacer kadına “Üst katta odası hazır çıkarın. Kadir birazdan gelir. Akşama hoca nikahı var. Yıkayın paklayın hazır edin” dediğinde “Hemen hanımım” diyen kadın koluna girdiği kızı taş merdivenlere doğru çekiştirdi. Onlar gittiğinde Meryem “Pek zayıf çelimsiz. Ürkek de.” derken Hatun “Araştırdım ana. Soyunda hep erkek çocuk doğuran kadınlar var. İkiz hatta üçüz erkek doğuranlar bile varmış. Doğru dürüst yiyip içti mi toparlar kendini. Sonra da kucağımıza verir erkek torunu.” Dedi. Başını sallayan kadın “Sütten kesildiğinde bebe senin hakkındır. Vakti geldiğinde yollarız geri köyüne.” Dese de bazen sen plan yaparsın kader güler derlerdi. Odaya çıktıklarında Elmina gördüklerine inanamadı. Oda çok güzeldi. Yatağı çift kişilikti. Yeniydi belli ki o garip yeni kokusu odayı doldurmuştu. Giysi dolabı kocamandı ve aynalı şifonyeri dışarıdan vuran güneşle parlıyordu. Yerdeki halılara bastın mı ayakların tüy yumağının içine gömülüyordu sanki. Yatak örtüsü fırfırlı ve süslüydü. Perdeleri açık renkti ve oda açık tonlarda olduğu için ferahtı. Başkası olsa kocaman gülümser bu odaya hayran olurdu ama gen kız sadece yaşayacağını cehenneme bakıyordu. Yutkundu. Boğazına düğüm olan şeyleri nasıl çözecekti bilmiyordu. Hala odanın ortasında dururken koluna dokunan kadınla irkildi. Bakışları kadının kahvelerine dönerken “Hadi kızım. Ben hamamı hazır edeyim” demesi ile başını salladı. Haklılardı. Koyun kokuyordu. Elbisesi yeni olsa da teni kirliydi. İki gündür yıkanmamıştı. Teyzesi ona ‘Gittiğin yerde atarsın leş kokunu üzerinden’ değip durmuştu. Kıyafet ve iç çamaşırı çantaları çoktan yatağın yanına yere sıralanmıştı. Durmanın bir anlamı yoktu. Kukla misali ipleri başkalarının elindeyken itiraz etse kaç yazardı ki. Çantaları karıştırdı. İçinden bir takım iç çamaşırı uzun beyaz üzerine pembe çiçek mavi de yaprakları olan bir elbise seçti. Beyaz masumiyetti. Bu geceden sonra giyeceği tek renk matemin yuvası siyah olacaktı ama tek bir seferlik beyaz giymek istedi. Kefen gibi. Bedenine saracağı havlusuyla lifini de aldığında içi acıdı. Annesi ona daha yaşı çok küçük olsa da bir sandık çeyiz hazır etmişti. Teyzesi ise bunu birkaç yıl içinde evlenecek kızlara satmış hepsini yok etmişti. Hatırlıyordu çok güzel şeyler vardı. el emeği lifler patikler yelekler daha neler neler. Şimdi hazır alınmış lif içini cız ettirdi. Her şeyi hazır olduğunda odaya girip yanına gelen genç bir kız “Hacer abla seni bekliyor” dediğinde başını salladı. Kucağında eşyaları ile kızı takip ederken konağın nasıl da bu kadar büyük olduğuna hayret ediyordu. Birkaç kat vardı. Her kata iki farklı merdivenden çıkılıyordu. Kocaman avlusunda resmen düğün yapılırdı rahat rahat o denli genişti. Uzun bir koridoru geçip merdivenleri indiklerinde genzine dolan sabun kokusu ile anlık nefesini tutan Elmina ağrıyan gözlerini kıstı. Onun için açılan kapıdan girdiğinde buharla dolmuş yere şaşkınca baktı. Hacer, bedenine örtü sarmış suyu hazır etmiş göbek taşı denilen yerin kıyısında oturuyordu. “Kıyafetlerini arkadaki dolaba koy kızım. Ben ardımı dönüyorum sen soyun.” Utanç tüm iliklerini yoklarken şalını ve elbisesini çıkardı. Eski çamaşırları ile kalınca alt dudağını dişledi. Onları da hemen bedeninden sıyırırken çıkardığı elbisenin içine sokuşturdu. Bedenine örtüsünü sarıp yavaşça kadına yanaştığında onu bekleyen Hacer hemen sabunlu suyu hazır etti. Kadının önüne oturan kız başını önüne eğerken tenine değen ılık suyla nefesini bıraktı. Hacer kızı dakikalarca lifledi. Sırtını tamamen açtığında gördükleri ile gözleri büyüdü. “Hiii bu ne hal kızım?” dediğinde gözleri dolan ve ağlamaya başlayan Elmina sırtından sıyrılan örtüyü yukarı çekmeye çalıştı. “Geçti Hacer teyze acımıyor.” Acımıyordu. Teni acıya alışmıştı. Ona bunu yapan anne yarısıydı. Canını yakan şeylerden biri buydu. Elmina’nın teni değil içi acıyordu. Ruhu kanıyordu da kimse görmüyordu. Orta yaşlı kadın yutkundu. Uzun siyah saçlarını yıkarken şefkat gösterdi. Bu çocuk eziyet çekmişti belli ki. Beyaz sabunun mis gibi kokusu tenine sinerken genel temizliği de yapıldı. Bittiğinde Elmina uyumak üzereydi. Sıcak su temiz sabun ve birinin saçlarını seve seve yıkaması ruhunun rahatlamasını sağlamıştı. Saçlarını havlu ile sardılar. Bedenini kuruttuktan sonra giyinmesini bekleyen Hacer ardını döndü. Geri döndüğünde ise beyaz elbisesinin içinde melek gibi duran kızla iç çekti. bu yavrucak Hatun’un gölgesinde onun elinin altında yok olacaktı. Bir kez daha üzüldü. Hamamdan çıktıklarında kızı odasına yolladı. Geldiği yolu dönen kız odasına girip kapısını kapadığında omuzlarındaki ağırlığı daha net hissediyordu. Sağa sola bakındı. Ne yapacaktı hiç bilmiyordu ama akşam olana kadar biraz uzansa sorun olmazdı. Gözleri acıyordu zaten çok ağladığı için ve duş almak da iyi gelmişti. Yatağın ucuna emanet gibi uzanıp dizlerini kendine çekerek cenin pozisyonunda uzandığında gözleri kapandı. Saçlarında havlu duruyordu ama kurutmayı bile düşünmedi. Hacer ise avluya indiğinde sedirde oturan Meryem Hanım “Gel Hacer” değip yanını işaret etti. Hatun da odasındaydı. Konuşmalarını kimse duymazdı. “Nasıl kız? Bedeni iyi mi?” “Hanımım, kız çok masum çok temiz. Taze kır çiçekleri gibi ama.” Susunca kaşları çatılan kadın “Ama?” değip bekledi. “Ama çok yaralı. Teyzesinin evinde garibe eziyet etmişler. Sırtında izler var. Dayak yediği çok belli.” Meryem Hanım’ın kaşları çatıldı. Midran da kadın olmak zordu. Aslında dünya da kadın olmak başlı başına zor bir işti. Elmina nasibini alanlardandı. Kadir Ağa, tarlaları dolanmış işçilerin başları ile konuşmuştu. Geri konağa dönerken kaşları çatık içi sıkkındı. Elmina’yı hiç görmemişti. Adını bile iki kez söylemişlerdi. Yıllar içinde ağalığı babasından almıştı ama tüm yükün bu denli omuzlarında olacağını bilemezdi. Ağalık güç demekti. Sorumluluk ve gerekenlerin yapılmasıydı. Sadece kendi ve ailesi değil koca bir aşiretin kaderi de onun dilinde elindeydi. Aşiret bu nedenle çocuk istiyordu. Erkek çocuk şarttı. Bunca zaman tedavi ihtimaller derken oyalamıştı herkesi ama şimdi Hatun’un kendi bulduğu bir kızla evlenip hayatına ikinci kadını alacak ondan çocuk yapacaktı. Ama Allah şahidiydi eğer Hatun’u birazcık seviyor olsaydı birazcık gönlü kaymış olsaydı ölse başka kadının tenini kendine helal kılmaz ağalığı küçüğü Hasan’a bırakır çeker giderdi. Lakin arada sevda yoktu. Söz yoktu. Kuru bir nikah vardı o da iki aile arasındaki sorunlar tükensin diyeydi. Kan çıkmasın diye nikahına aldığı kadına çocuk olsun diye dokunmuş onun haricinde karısı olarak görmemişti. Ha Hatun ha Elmina fark etmiyordu. Konağa geldiğinde onu kapıda karşılayan anası Meryem’di. Sedire geçtiklerinde bakışları üst kattaki odanın camına döndüğünde “Kız hazır oğlum.” Diyen anası ile burnundan sert bir soluk aldı. “Kâhya hocayı getirecek. Nikah sonrası biz küçük konağa geçeceğiz. Her şeyi hazır ettirdim. Birkaç gün orada kalacağız.” Kadir, soluğunu bırakırken “Küçük konağa biz geçeceğiz” deyip ayaklandı. Odasına çıkarken onu bekleyen Hatun’un içi kaynar kazan gibiydi. Kapıyı açıp içeri girdiğinde camın kıyısındaki koltuğa oturan kadın kalktı. “Hoş geldin ağam.” “Hoş buldum. Ben duşa giriyorum. Bana küçük bir çanta hazırla.” “Niye ağam hayır olsun?” “Biz küçük konağa geçeceğiz nikahtan sonra.” O an eli ayağı buz kesen kadın yutkundu. “Anam bizim geçeceğimizi demişti.” Kadir kaşlarını çattı. Dönüp ona baktığında acımasızdı. “Ben de tam tersini söylüyorum. Bir sorun mu var Hatun?” “Şey, yok yani ne sorunu olacak ki.” “Olamaz zaten. Ayrıca karşımda kocasını paylaşmak zorunda kalan acılı kadın rolleri kesmeyi de bırak. Unutma bunu isteyen sendin. Seni boşayamıyorsam bunun nedenini de çok iyi biliyorsun. Yoksa senin üzerine başka kadın alacak bir adam değildim. Madem boşayamıyorum ikinci kadın durumunu yaşamak zorundasın. Şimdi dediğimi yap çanta hazırla.” Hatun, arkasını dönüp odadaki banyoya giren adama bakarken dişlerini sıktı. Kan davası yeniden başlamasın berdel bozulmasın diye boşanma olmuyordu. Kadir haklıydı. Sırf kendi çıkarları için Elmina’yı seçip getirmiş kabul etmişti. Ailesini de kendi ikna etmişti kuma gelmesi fikrine. Durup acılı eş numarasını Kadir’e yapamazdı. Dolabı açıp giysileri hazır ederken sinirle soluyordu. Kadir’in ablası Ayşe kendi abisi Hamit ile evlenmişti. Berdel olmuştu. iki aile de barış için kız almış kız vermişti. Akşam ezanı okunurken Hacer kadın çalışan kızlardan Zülal’i Elmina’yı çağırması için odaya yolladı. Kapıyı tıklatan kız cevap alamayınca açıp içeri girdiğinde uyuyan genç kızla kaşlarını kaldırdı. Yatağın yanına gidip kolunu dürterken “Hey, kalk. Seni bekliyorlar” diyordu. Elmina, gözlerini araladığında gördüğü yüzle irkilirken hemen doğruldu. Uyku sersemliğini atmaya çalışırken “Hoca geldi. Ağamlar seni bekliyor. Abdest alsın gelsin dediler.” Diyen Zülal ile nefesi boğazında takılı kaldı. Bir an ne yapacağını bilmese de kalkıp önce odasının hemen yan tarafında bulunan banyoya girdi ve işlerini halletti. Ardından abdest alıp şalını düzgünce yaptı. Elbisesi iyiydi. Kefen niyetine o nikahta üzerinde olmasını istedi. Banyodan çıktığında Zülal ile merdivenleri inip alt katta olan büyük salona girdiğinde kalabalık bir insan topluluğu beklemiyordu. Kimseyi bilmiyordu. Meryem ve Hatun haricinde tanıdığı sadece Hacer kadın ve kahyaydı. Başını eğip yan yana konmuş iki sandalyeden boş olana oturdu. Öyle kötü bir hal içindeydi ki içten içe Allah’ım canımı al diye dua ediyordu. Hoca evliliği, faziletlerini ve şartlarını anlattı. Ardından kıza mehir istediğini sorduğunda Elmina ne diyeceğini bilemedi. Yan gözle yanında oturan Kadir’e baktığında sadece elini ve avucunda tuttuğu tesbihi görüyordu. Kısık bir sesle “Tesbihi isterim başka da bir şey istemem” dediğinde herkes şaşırmıştı. Kadir de öyle. Lakin ağa olarak ağırlığı olması şarttı. “Tesbihin yanı sıra beş yüz gram altın ve Midran’ın şehir merkezinde bir evi Mehir olarak veriyorum.” Hoca dualar edip şahitler huzurunda nikahı kıydığında Elmina ve Kadir Ağa Allah katında karı kocaydı. Ayağa kalktıklarında Kadir hiç düşünmeden avucundaki tesbihi uzanıp kızın küçük avucunu açarak koydu. O an Elmina ilk kez başını kaldırdı. Kadir ilk kez bir çift yeşil gözü gördü. İlk kez yağmur yağan ormanların iki küçük bilye tanesine sığdığına şahit oldu. Ürken bir yavru gibi hemen kaçan yeşillerin çaresizliğinin ben buradayım diye haykırışını gördü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD