ELMİNA - 3

1248 Words
Ormanların yeşili, yağmurların en serini bir çift gözde kendini gösterirken anlık duraksayan Kadir kaşlarını çattı. Bunu beklemiyordu. Saniyelerle sınırlı bir bakış koca adamı titretmişti. Kadınlar Elmina’yı alıp çıkarken erkekler Kadir Ağayı tebrik ediyordu. Kadınlar küçük salona geçtiğinde Hacer kadın kızlardan Zülal’in kulağına bir şeyler söyledi. Kızın odasına çıkan Zülal ona çanta hazır ederken Meryem Hanım kızın koluna altınlarını takmaya başladı. Sonunda “Siz küçük konağa geçeceksiniz. Gittiğin vakit yemekler hazır hemen ağana sofrayı kur. Yemekten sonra kahvesini sade içer. Yanına kuş lokumu koyacaksın. Süheyla gelecek neyin yeri nerede sana gösterecek. O geri döndüğünde tamamen yalnız kalacaksınız. Oğluma kendini sunarken korkak davranma. Ne isterse yap. Erkek kısmını yatakta memnun edersen sana iyi davranır.” Derken bir köşeye çekmiş sesini alçaltmış konuşuyordu. Elmina ne mi yapıyordu? Deli gibi korkuyor, acı çekiyor, neredeyse bayılacakmış gibi duruyordu. O anlar yaklaştıkça nefesi kursağına çok geliyordu. Dakikalar geçti. Süheyla’yı önden kahya ile yolladılar. Kadir ise direksiyona geçtiğinde çantaları çoktan arabanın arkasında yerini almıştı. İncecik bedeni tir tir titrerken ön koltuğa ağanın yanına oturduğunda başını asla kaldırmadı. Kadir “Kemerini tak” dedi ama Elmina ne onu duydu ne de kımıldadı. Göz ucu kıza bakan adam kaşlarını çatarken ondan tarafa döndü. Yaklaşıp üzerine eğildiğinde Elmina korku ile öyle bir sindi ve kapıya doğru çekildi ki kaskatı kesilen adam durdu. Yüzünü kapatıyor önünde küçücük kalıyordu. Uzanıp kemerini taktığında geri yerine oturan adam arabayı çalıştırıp yola çıktığında Elmina hala değim yerindeyse tavuk misali sinmişti. Küçük konak on dakikalık uzaklıktaydı. Arabanın içinde çıt çıkmıyordu. Genç kız avucundaki tesbihi sıkarken oturuşunu düzeltmeye çalışırken dolan gözlerini saklamaya çalışıyordu. Konağa geldiklerinde sadece kızın kemer tokasını açan adam “İn” deyip kendi de indi. Kapı onlar için açıktık. İçeri girdiklerinde kâhya ikisinin çantasını büyük odaya çıkarmıştı bile. Salona geçen Kadir otururken Elmina mutfağa geçti. Süheyla onu bekliyordu. Önce her dolabı açıp eşyaların yerlerini gösterdi. Ardından buzdolabını açıp yemekleri ve ocağı nasıl kullanacağını anlattı. En son her şeyi bitirince onlar çıktı. Küçük konak deniyordu ama oldukça büyüktü. Koca konakta ikisi baş başaydı. Elmina, dudakları titrese de ona söyleneni yaptı. Masayı hazır etti. Sonra durdu. Ne yapacaktı. Adamı çağırması lazımdı. Bir bardak soğuk suyu içip içindeki o acı verici yangını biraz olsun hafifletmeye çalışsa da nafileydi. Başı kesilmiş tavuk gibi tezgâhın önünde sağa sola dönerken “Yemek hazır mı?” diyen baskın sesle irkildi. Kapıya döndüğünde ceketini çıkarmış yeleği ve gömleği ile öylece duran adamla hemen başını eğdi. “Hazır ağam.” Kadir hiç ses çıkarmadan gidip ellerini yıkadı ve geldi. Oturduğunda Elmina ona çorba koydu. Öylece ayakta dikilirken adam ona bakmadan “Otur” dediğinde yutkunan kız çektiği sandalyenin kıyısına emanet gibi oturdu. Önünde çorba kasesine bakarken “Ye. Fazla zayıfsın” diyen adamla bir kaşık alıp çorbasını içmeye başladı. Ekmek yemediği için Kadir ekmek dilimi sepetini yanına bıraktığında küçük bir dilimi alan kız zorla yedi. Diğer yemeklerden de azar azar yiyen Kadir sonunda suyunu içip geri yaslandığında bakışlarını kıza dikti. Ürkek hallerini gördükçe kaşlarını çatıyordu. Bu kız mı ona çocuk doğuracaktı? Hiç akıl kârı değildi. Aldığı nefesi bırakırken “Eline sağlık” dedi. Elmina kısık bir tonla “Afiyet olsun ağam” değince “Kahvemi terasa getir. Sende odaya geç hazırlan” diyen Kadir ne kadar çabuk olursa o kadar iyi olur diye düşünmüştü. Elleri titremeye başlayan kız başını salladı. Adam mutfaktan çıktığında omuzları düştü. Her şey bitecekti. Masumiyeti, tüm saflığı, hayata dair inancı bu gece bitecekti. Bir et parçası kuluçka makinesi olarak nefes alıp verecekti. Masayı topladı. Kahveyi yapıp yanına kuş lokumu da koyarak merdivenleri çıktı. İpleri onu o kadar sıkmıştı ki ruhu bedenini terk etmiş sadece et yığını olarak kalmıştı. Sedirde oturmuş Midran’ın o garip havasını izleyen adama kahvesini ikram etti. Ardından Süheyla’nın tarif ettiği odaya girip sağa sola baktı. Beyaz yatak örtüsü, siyah mobilyalar, yerdeki tüylü halı, camlardaki hoş perdeler, küçük gerçek olmayan mumların süslediği komodin üstleri öyle masalsıydı ki sevdiği bir adamla bu odada yatacak olsaydı kalbi göğsünü acıdan değil heyecandan döverdi. Bacakları korku ile değil yaşayacağı anın güzelliği ile titrerdi. Daha fazla oyalanmanın anlamı yoktu. Çantasını açıp karıştırdı. Gecelik takımlarına bakınca yanakları kızardı. Utanç her yerdeydi. Korku resmen ikinci deri misali bedenine sarılmıştı. Beyaz, dantel bir gecelik seçti. En kapalısı buydu. Odadaki diğer kapıyı araladığında buranın banyo olduğunu anladı. Gündüz hamama girmişti ama stresten öyle terlemişti ki kokuyordu. Aslında kokmuyordu ama kendine o koku geliyordu. Hızlıca üzerini soyundu ve duşa girdi. Çeşit çeşit şampuan duş jelleri vardı. Bir tanesini rast gele seçip saçlarını tenini yıkadı. Ardından durulanıp işini bitirdikten sonra çıkıp havlu ile bedenini kuruladı. Saçları uzundu. Kömür karasıydı ve düzdü. Hemen onu da sarıp suyunu aldı. Sütyen giymedi. Sadece külot ve geceliği bedenine geçirdi. Saten beyaz sabahlığı da giydiğinde kuşağını bağlayıp aynaya baktı. Gözleri aksi ile buluştuğunda “Öl Elmina. Öl ki kurtul. Niye yaşıyorsun ki?” dedi. Ardından burukça gülümsedi. “Zaten öldüm. Bundan böyle yaşadığımı kimse iddia edemez.” Saçlarındaki havluyu aldığına ıslak tutamlar omuzuna göğsüne dökülüyordu. Banyodan çıktığında elleri ceplerinde, öylece dimdik duran Kadir Ağa onu bekliyordu. Kaçmak istese de kapıyı kapayıp ona doğru yürüdü. Tam önünde durduğunda teninin ve saçlarının kokusu adama ulaşıyordu. Kadir ise karşısında gördüğü kızla boğazının kuruduğunu hissetti. Beyazlar içinde melek gibi olmuştu. Saçlarının ıslaklığı omuzlarına düşerken yakasının hafif açık yerinden görünen teni güneşten yanmış kavruk bir tona bürünmüştü. Başı eğikti. Ellerini önünde birleştirmiş tırnakları el derisine çiziyordu. Kadir tecrübeli adamdı. Önünde durmuş bu körpe yavruya nasıl yaklaşırsa yaklaşsın canını yakacağını korkutacağını biliyordu. Ama bir yanı da çocuk eğleyemem diye homurdanıyordu. Bu yanı hunharca sevişmek bu bedende yok olmak isteyen mağara adamı yanıydı. Çenesine uzanıp tuttuğunda başını kaldırdı. Kızarmış yeşiller öylece koyu kahvelere bakıyordu. Ondan kısa olan kıza büyük bir ciddiyetle bakan Kadir diğer eliyle göğsüne dökülmüş saçları geri itti. Kızın boynu açığa çıkınca eğildi. Sadece kokusunu içine çekerken bıraktığı soluk kızın tenini yaktı. Gözlerini kapayan Elmina bir an önce bitsin istedi. Bitsin ki mezara yatan bedeninin üzerini toprakla örtsün. Kadir kızın çenesini bırakırken dudaklarını boyundaki ince tene bastırdı. Kokuyu sevmişti. Sabahlığın kuşağına uzandığında zorlanmadan çözdü. Omuzlarından düşürdüğünde ayaklarının dibine beyaz kumaş yığını düşüvermişti. Şimdi karşısındaki kız dantel gecelik içinde duruyordu. Göğüsleri dantelin ardından belliydi. Beyaz iç çamaşırı da öyle. Yaprak gibi titreyen kızın omuzlarından yutup sırtını kendine çevirdiğinde amacı onu biraz okşamak istekli hale getirmekti. Ama ne zaman ki ona biraz bol gelen geceliğin iplerini omuzlarından sıyırıp bedeninden akıp gitmesini sağladı o zaman gördü. Sırtı izlerle dolu kız bedenini öyle kasıyordu ki sırtı geriliyordu. Kaşları sertçe çatılan adamın dudakları aralandı. Parmak uçları izlerin üzerine dokunduğu an kendini daha fazla tutamayan Elmina ağlamaya başladığında omuzları sarsılmaya başladı. Büyük bir yutkunuş ile boğazındaki düğümü yutmaya çalışan adamın seks arzusu geri plana düşmüş gibiydi. Avuçları arasında resmen yaralı bir ceylan vardı. İlk başlarda bu konu açıldığında sırf parası ve gücü için ona gelecek bir kızı hayal etmişti ama Elmina öyle değildi. Kalçasına kadar inen izler, yeşile dönmüş morarmalar, yer yer kabuk atmış taze çizgiler koyu kahvelerine dolup duruyordu. Yeniden kızı kendine çevirdiğinde diri ve avuç içi kadar göğüsler uçlarındaki kahvemsi kısımla dikleşmiş goncaları açığa çıkarıyordu. Belirmiş uçlar çekici dursa da başı eğik hala ağlayan kızın çenesinden tuttu. Kendine bakmasını sağladığında “Bunları kim yaptı sana?” diye sordu. Dudakları titreyen kız “Acımıyor” dese de soluğunu bırakan adam “Bunları. Sana. Kim. Yaptı?” derken tane tane bastıra bastıra sormuştu. Yutkunan kız “Teyzemle eniştem” dediğinde gözlerini kısan Kadir başını salladı. Üzerine yürüdükçe kızın geri gitmesi ile onu yatağa kadar yürüttü. Sonunda yatağın çarşafını açıp kızı sadece külotu ile yatırdığında üzerine eğildi. Gözlerine bakarak “Uyu” dedi ve örtüyü üzerine örttü. Odadan çıktığında Elmina neye uğradığını şaşırmıştı. Kadir Ağa ona dokunmamıştı. Peki bu iyi miydi kötü müydü?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD