En masumken en suçlu konuma nasıl düşer insan? Nasıl suçlanır hiçbir şey yapmadığı halde? Neden hep en masuma yüklenir günahların tamamı?
O gece Hatun tüm günahı da nefreti de Elmina’ya yükledi. Hacer ile Zülal Kadir ağanın elbiselerini genç kadını odasına taşıdı. Şaşkınca olan biteni izleyen kadınsa ne diyeceğini bilemedi.
Gece olduğunda odaya gelen Kadir önce duş aldı. Ardından yatağa girdiğinde karısına sarıldı. Onun boyun girintisine yüzünü gömdüğünde derince soludu. Elmina “Ağam, Hatun Hanım” demişti ki “Sus Elmina. Sus ki kalbini kırmayayım.” diyen sesin boğukluğu ve ciddiyeti ile sustu. Huzursuzdu. Sanki gelmiş ve kocasını çalmış gibiydi ama o hiç gelmeyi istememişti ki. Kocasına kadın seçen Hatun’du. Onu koynuna sokan varlığını kabul eden de oydu.
Sabaha kadar çok az uyudu. Kadir ise bunu fark ettiğinde kendi düz yattı ve onu kucağına çekti. Seks için değil ama şefkat için üzerine uzandırdı ve sardı. Başını boyun girintisine yaslayıp sırtını okşamaya başladı. Bu biraz olsun kadını uyuturken tavanı izleyen Kadir kadının varlığı ile rahatlamaya çalıştı.
Sabah olduğunda her şey rutindi. Kadir giyindi. Elmina yatağı topladığında kahvaltıya birlikte indiler. Genç kadın “Ben erken ineyim” dese de adam onu durdurdu.
“Bırak hazırlasınlar.”
Masaya geldiklerinde Rıza Ağa çayından içip hafifçe boğazını temizlerken bakışlarını oğluna dikti.
“Dün akşam bu konakta sesler yükseldi. Bunu hiç iyi karşılamıyorum oğul haberin ola. Hatun bu hanenin gelini. Ona saygı duymalısın. Sonuçta senin gerçek karın o.”
Elmina zorlukla çiğnediği peyniri yutarken Kadir bardağını biraz sert bir şekilde bıraktı. Babasına karşı başını dikleştirirken sakin kalmaya da çalışıyordu.
“Hatun bu hanenin gelini ise öyle davranacak. Gönlümün istediği oymuş gibi gelip berdelle baş köşeye kuruluyorsa, tutup kendi gücünü korumak hanım ağalığı kaybetmemek için kumaya tamam dediyse bulup bu konağa getirdiyse sonradan mağdur edebiyatı yapmayacak. Benim ağa olduğumu, onu tanıdığımı, neyi nasıl düşündüğünü bildiğimi unutmayıp ona göre hareket edecek. Elmina'yı o seçti. Bu konağa getirdi. Ben onunla olunca karşıma geçip acılı eş rollerine girmeyecek. Siz de benim nokta koyduğum konuları açmayacaksınız. Daha konakta kimse benim sözümü dinlemezken koca aşirete nasıl söz geçiririm desene bana hele. Onunla aramdaki konu kapandı. Ne zaman ki kendini düzeltir ayağını denk alır şeytanlığı bırakır o zaman benden yana saygı görür. Fazla da uzatırsa kimseyi gözüm görmez babasının evine döner.”
Son sözlerinden sonra kalkan adam yemek odasından çıkarken Hatun duyduklarından ötürü kızarmıştı. Meryem Hanım “Etme Bey. Bilirsin deli damarı tutarsa dediğini yapar. Midran da berdelle gelen gelin geri gönderilirse lafın sözün önünü alamayız. Kısır diye zaten dünyanın lafını ettiler. Kadir sakinleşene kadar biz dahil olmayalım konularına.” dediği an genç kadın ayağa kalktı.
“Baba, bana söz verdiniz. Kuma gelecek sen he de çocuk doğdu mu senin dediniz. Kadir senin kocan kumaya bakacak değil ya diye garanti verdiniz. Şimdi ne oldu? Daha haftası dolmuş bu karı kocamın aklını bulandırdı. Resmi nikahlı karısı benim bunun odasında kalıyor Kadir. Ben size hep saygı duydum dediklerinize uydum ama durum düzelmezse babamlara anlatmak zorunda kalırım. O zaman sadece benim değil Ayşe ablanın da canı sıkılır.”
Resmen tehdit ediyordu. Elmina başını kaldırmıyordu ama kadının sesindeki tonla ürkmeden de edemiyordu. Rıza Ağa bastonunu yere vururken “Sen bizi tehdit mi edersin gelin hanım? Ne diyeceksen açık açık de hele” diye bağırdı. Hatun dik durdu.
“Ben diyeceğimi dedim baba. Bu işi düzeltin. Kadir benim odama geri dönecek.”
Elmina'yı işaret etti.
“Bu da döl tuttuğu an küçük konakta kalacak. Kadir yanına gitmeyecek. Ona göre ayarlayacaksınız her şeyi. O kimsesiz olabilir ama benim ardımda Kaya ailesi aşireti var. Her şeyi de sineye çekecek değilim.”
Masanın yanından çekilip gidecekken bir anda dönüp Elmina’nın koluna yapışıp kaldırdı. Onu sarsarken “Seni yılan. Masum görünümlü şeytan. Kocamı ayartırsın he. Benim olana göz dikersin he. Aklın varsa bir an önce gebe kalır sonra da doğum yatağında can verirsin yoksa elimden çekeceğin var.” dediği gibi geri sandalyeye itti.
Hasan, Kadir’in küçük kardeşiydi. Yirmi beşinde kısa süreli izne ayrılmış askerdi. Kahvaltıya yeni iniyordu. Kadının kumasına ettiklerini kapı eşiğinde izlemişti. Sonunda da Hatun’un hareketi ile dayanamamıştı. Ayağa kalktığı gibi Hatun’u tuttu ve Elmina’dan uzaklaştırdı.
“Ağır ol yenge. Yaptığın iş değil.”
Hatun öfkeyle Hasan’a dönüp “Sen karışma. O yılan daha geldiğinin haftasında ortalığı karıştırdı” diye bağırdığında kaşları çatılan genç adam “Önce o sesini alçaltacaksın. Karşında emir erin yok benim canımı sıkma. Laf ettiğin kızı bu konağa sen getirdin. Kimsesiz diye ezwebileceğini mi sandın.” dediğinde aslında anne babasına söylenenleri duymadığını belli etmişti. Eğer onları duysaydı ortalık fena karışırdı.
“Hasan, ben abinin karısıyım.”
“O da abimin karısı. Her ne kadar onay vermesem de benim yokluğumda bir şeyler yapmışsınız. Üstelik abim ikinci kadın fikrini bile aklına getirmezken anamla işleyip kabul ettirmişsiniz. Şimdi bu neyin afra tafrası. Kendine gel odana git otur düşün. Saçmaladın iyice.”
Hatun, sinirle odadan çıkarken Elmina itildiği sandalye üzerinde emanet gibi duruyordu. Hasan kaşlarını hala çatarken “Sende odana git dışarı da çıkma. Yengemin gözüne gözükme bir süre.” dedi. Başını eğen genç kadın hemen giderken Rıza Ağa oğluna baktı.
Meryem Hanım “Oğlum yengendir o büyüktür senden saygıda kusur etme” dese de ana babasına başını sağa sola sallayarak bakan genç adam soluğunu bıraktı.
“Ana, bu iş sizin başınızın altından çıktı. Torun da torun ağalık da ağalık. Başka bir şey bildiğiniz yok. En başından Hatun yengeye abimi mecbur ettiniz yetmedi çocuğu olmayınca elin mazlumunu da buna ortak ettiniz. Ben size daha ne diyeyim ki.”
Sessizlik ağırdı. Kadir, gittiği bağları dolanırken işçilerin başı durumu anlatıyordu. Ara sıra mahsulü kontrol ediyor katı ve sert duruşundan ödün vermiyordu ama kafası çok karışıktı. Hatun sınırlarını aşıyordu. Yıllardır içinde tuttuğu ne varsa Elmina’nın gelişi ile gün yüzüne çıkıyordu. Sırf ablası için kabul ettiği şeyleri artık bu yaşında kendine yediremiyor kabul edemiyordu.
Diğer yanda Ayşe ve eşi Hamit vardı. Ayşe, oğlunu kaldırdığında masaya inmesini istedi. Aynı şekilde kızını da kaldırdı. Onlar şanslıydı. On üç yaşında oğlu yedi yaşında kızı vardı. Allah ikisine de cennet meyvelerinden tattırmıştı.
Lakin bu ailede de kız evlat ikinci sınıf insan muamelesi görürken erkek çocukları ağa paşa olarak yetiştirilirdi. Hamit karısını ve çocuklarını korusa da yine de evdeki o duruma etkisi kısıtlıydı.
Haşmet, ise karısının olmadığı yatakta uyanıp hazırlanırken ofladı. Midran da gelin olmak sıkıntıydı. Sabahın kör vakti kalkıp kahvaltısı ayrı erkenden akşam yemeği ayrı temizliği toplaması derken hepsini yapmak zorundaydı. Odasından çıkıp merdivenleri inerken yeğeni Azad yetişti ve “Hayırlı sabahlar amca” dedi.
Kolunu çocuğun omuzuna atan adam “Hayırlı sabahlar paşam” deyip saçlarını karıştırdı. Avluya indiklerinde sedirde oturan Rukiye Hanım “Oy benim aslan parçalarım uyanmış. Gelin bakayım yamacıma” diyerek ikisini de çağırdığında Azad nenesinin boyuna sarıldı. Haşmet de başını öpüp “Hayırlı sabahlar ana” dedi.
Küçük Zerya sakince inip kısık sesle “Hayırlı sabahlar” derken yüzü sertleşen kadın “Anan nerede senin? O saçların hali ne? Ben başına şal örteceksin demedim mi kız?” değince Haşmet ayağa kalktı. Korkmuş kızın yanına varıp mutfağa diğerlerinin yanına yollarken anasına döndü.
“Ana etme. Daha yedi yaşında Zerya ne demeye bu yaşta böyle sıkarsın çocuğu anlamam.”
“Karışmayın işime oğlum. Şimdiden öğrensin ki kocaya vardı mı yüzümüzü yere eğmesin.”
Hamit ağa merdivenleri inerken “Kimi veriyorsun kocaya ana hayır olsun?” diyerek konuya dahil oldu. Ardından Ayşe de geliyordu.
“Zerya’dan bahsediyor nenem baba. Şal takmadı diye kızdı da.”
Anasına dik dik bakan adam “Ana, konuştuk değil mi bunları. Zerya'ya ses etmeyecektin hani.” dediğinde gözleri arkadaki geline takılan kadın “Tabi oğul sen ne dersen o. karın yine vermiş ateşi harlamış bize karşı ben ne desem batar elbet.” dedi. Kalkıp yemek odasına geçerken başını sağa sola sallayıp “Hasbin Allah” diyen Hamit soluğunu bıraktı. Haşmet “Boşver abi anam işte. Onu da böyle kabul edeceğiz” dedi. Ayşe çoktan mutfağa geçmişti.
Masaya oturduklarında Cemal Ağa dik bir şekilde oğluna bakıp “Oğul bacını ara hal hatır sor. Öğren şu kuma meselesi ne zaman bitecekmiş.” dediğinde Ayşe gerildi. Kardeşi kuma almıştı çocuğu olmuyor diye ama burada var olan durum başına kakılıyordu.
Hamit, gayet rahat bir şekilde “Kimsenin mahremini sorgulayacak değilim baba. Benim bacım kendi istedi. Gitti seçti getirdi. Kocasının nikah kıymasına göz yumdu. Şimdi tutup her şeyi de Kadir yapmış gibi davranamam. Midran da kural bellidir. Çocuk yoksa ağalık yoktur. Çocuk yoksa o kadın eksik yarım sayılır. Dua et Hatun kısır diye bu konağa geri getirilmedi.” değince Rukiye Hanım kaşlarını çattı.
“Hele bir öyle yapsınlar ben de benim konağımdakini alıp teslim ederim ana babasına. Evladıma ne yapılırsa karşılığını veririm.”
Sinirle soluyan adam “Ana ağzından çıkanı kulağın duysun. Ayşe Azad ile Zerya’nın anasıdır. Bu konağın gelini aynı zamanda da hanım ağadır. Kimi kimin kapısına bırakıyorsun.” değince Cemal ağa uyardı.
“Hamit!”
“Baba, siz çoğu zaman hükmün bende olduğunu unutuyorsunuz. Evladınızsam bile söz benimdir. Ayşe bir yere gitmeyecek. Bu saatten sonra Hatun da kaderini yaşayacak. Sakın olan destek verip cesaretlendirmeyin.”
Zaman. Zaman hızlı geçiyordu. Hem de öyle bir hızlı geçiyordu ki kimse tutamıyordu. Günler geçti. Kadir Elmina ile kaldı. Odaya girip çıktı. Çoğu gece koynuna alıp sevişti. Genç kadın da alışıyordu. Kadir'in tavırları sıcaklığı kurak kalmış gönlüne yağmur damlası gibiydi. Kimsesizliğine kimse oluyordu ya en çok da bu içini ferahlatıyordu.
Kadir konaktan çıktığı an akşama kadar Elmina’yı çalışan Hatun iyice çığırından çıkmış gibiydi. Hasan bir süre yengesine karşı dursa da gitmek zorunda olduğu için ne haliniz varsa görün der gibi bakmıştı yüzlerine ve ana babasına Elmina’yı gösterip “Bu masumun yetim öksüzün hakkına girmeyin. Allah sorar” diye de uyarmayı eksik etmemişti.
***
Elmina konağa geleli üç ay olmuştu. Bu üç ayda beklenen bebek haberi gelmedikçe gerilim artıyor ona da kusurlu gözüyle bakılıyordu. Midran meydanında büyük alanda diğer aşiret ağalarından birinin düğün eğlencesi kuruluyordu. Herkes orada olacaktı. Konaklardan onlara yemekler hediyeler gidiyor anlı şanlı düğün için her şey yapılıyordu.
Sabah kalkan Kadir üzerini giyerken yatağa toplayan Elmina’ya baktı.
“Akşama düğüne birlikte gideceğiz ona göre hazırlan yavrum.”
Eli kabarttığı yastıkla havada kalan kadın dondu. Yutkunup adama döndüğünde onun koyu kahveleri ile yeşillerini birleştirdi.
“Ağam bu yakışık alır mı ki? Ben en nihayetinde kumayım.”
Kaşları çatılan adam kadının önünde durdu. Ona yukarıdan bakarken “Elmina, yavrum ben ne diyorsam onu yap.” değince yutkunan kadın başını salladı. Kapıya doğru giden adam geri omuzunun üzerinden bakarken “Hatta ben sana kahya ile elbise yollarım onu giyersin” dedi. Mutlu olmak bile suç olur mu? Onun için suçtu. Gülümsedi ama kapı kapandığı an yatağın kıyısına varıp oturdu. Oflarken sıkıntı ile saçlarını karıştırdı. O da odadan çıktığında kahvaltıya indiler. Sakin geçse de Kadir arabasına binip gidene kadardı bu sakinlik çünkü hemen sonrasında “Elmina camlar silinecek. Babamlar gelecek buradan düğüne gidilecek. Hazırlık yapılacak acele et.” diyen ses Hatun’a aitti. Meryem Hanım birkaç kez uyarsa da bildiğini okuyan kadın sürekli ailesini ve orada evli olan Ayşe’yi diline doluyordu.
Genç kadın el mahkum dediğini yaptı. Kadir'e de diyemiyordu durum bu diye çünkü Meryem Hanım’ın bile gelininin tarafını tutacağını biliyordu. Adam inanmayabilirdi. Hep güler yüzlü karşılamış asla yorgunum dememişti. Şimdi bana iş yaptırıyor derse inandırıcı olmazdı.
Öğleye kadar camları sildi. Öğlenden sonra da yemek tatlı hazırladı. Hacer kadın öğretmişti. Kızlar da tatlıları anlatıyordu. Çabuk kaptığı için de unutmuyordu. Kahya bir ara konağa gelip kadına büyükçe bir kutu teslim ettiğinde kutuyu merdivenlerin başında duran ve çıkmasını bekleyen Hatun aldı.
Küçümseyici bir bakış atıp odasına gittiğinde Elmina öylece ardından bakıyordu. Kadir ağa çok kızacaktı bunu da biliyordu. Konakta huzursuzluk çıksın da istemiyordu. Bu nedenle yine sesini çıkarmadı.
Hatun ise odasına gidip kutuyu açtığında gördüğü şeyle gözlerini büyüttü. Gül kurusu renginde çok hoş bir elbise vardı. Çıkardığında göğsü kısmını taşlı işleme ayırıyordu ve göğüsten aşağı bol dökümlü duruyordu. Kumaşı öyle yumuşaktı ki o an ipek olduğunu anladı. Ona uygun şal ve ayakkabı bulunuyordu. Bir de mücevher kutusu. Açtığında gördükleri ile sinirden delirecekti. Hoş ve kızın gözlerini andıran yeşil zümrüt bir takı seti ben buradayım diyordu. Üstelik bir kutu daha vardı. Bu küçüktü. Açtığında içinde bir alyans ve tek taş yüzüğün varlığı ile hırsla soludu.
Akşama yakın Kaya ailesi konağa geldi. Meryem ve Rıza onları ağırlarken Hatun da bir selam verdi ve hazırlanmak için odasına çıktı. Elmina'nınsa odadan çıkması yasaktı. Kadir sorduğunda hasta denecekti.
Kadir gelip de Kaya ailesini gördüğünde bozuntuya vermedi ama bakışları ile anne babasına sinirini anlatabiliyordu. Zerya ona koşup “Dayı” diye sarıldığında küçük kızı kucağına alan adam başını öptü. Diğerleri ile selamlaştı. Hazırlanmaya lüzum yoktu çünkü kendine de yeni bir takım elbise almıştı. Üzerinde jilet gibi duruyordu.
Zülal’e “Elmina’yı çağır” demişti ki merdivenlerden inan Hatun ile kaskatı kesildi. Rukiye Hanım “Maşallah benim kızıma. Ne kadar da güzel olmuş. Hanım ağa olduğunu görenler bile anlar bilmesine gerek kalmadan. Kadir oğlum, kızıma iyi bakıyorsun maşallah” dediğinde ortam resmen yüksek gerilim hattı gibiydi. Ayşe kardeşinin yanına gelip “Ne olur bir şey deme Kadir” diye yalvarır gibi mırıldanınca adam ona baktı.
Kendi gibi koyu kahvelerin dolmaya hazır olduğunu görünce iç çekti. Biliyordu ki şimdi sorun çıkarsa Kaya ailesi ile kötü olacaklardı ve ablasının yuvası da zora girecekti. Bu nedenle aldığı soluğu burnundan sertçe verirken Hatun’a bakıp başını usulca aşağı yukarı salladı.
İki aile de düğüne geçtiğinde Elmina odasındaydı. Herkes gidince mutfağa indi. Karnını doyururken Hacer kadına kızlar “Bizde gidelim. Bir saat durur geliriz” diye yalvarıyordu. Genç kadın “Hacer teyze kırma kızları heves etmişler bak. Hem ben konaktayım bir şey olursa size haber ederim.” değince bir duraksama yaşasa da “Hazırlanın bakalım” diyen kadınla kızlar gülerek çıktı.
Ona bakan Hacer “Sende gel kızım. Azıcık havan değişir” dese de başını sağa sola sallayan kadın “Yok teyze. Benim orada ne işim var. Biri görür Allah göstermesin ağamın kulağına gider sorun olur. Zaten bu gece kıyamet kopacak daha fazlasına tuz biber olmasına lüzum yok.” dedi. Bir bardak su alıp odasına çıkarken arka kapıdan da diğerleri çıkıyordu.
Ne kadar zaman geçti emin değildi ama uzandığı yerde sızmıştı. Kulağına değen sıcak nefesle bir an Kadir sansa da aldığı ağız kokusu leş gibiydi. Kaşları uyku halinden sıyrılırken çatıldı. Hemen arkasındaki bedene dönmesi ile çığlık atmaya çalışması bir oldu.
Atamadı çünkü iri ve eldivenli bir el ağzına kapanmıştı.
Yatağın içinde ona bu denli yaklaşan ve ağzını kapayan adamla cebelleşen genç kadın bir hamle yapıp tekme attığında yere düşürdü. Odadan koşarak çıkmak istediğinde ensesinden tutan adam duvara çarpmasına neden oldu. Yere düşmesine izin vermeyen adam bedeni ile duvar arasına onu sıkıştırırken kulağına “Sakin ol kuma biraz eğleneceğiz sadece. Hem Kadir ağa sikerken iyi biz yapmak isteyince mi kötü. Rahat dur ki zevk al. Hem belli mi olur döl tutarsın da ağaya varis verirsin.” diyor ensesini öpüyor kalçasını elliyor sonra eli göğüslerine çıkıyordu.
“Bırak. Allah aşkına bırak.”
“Sakin ol fahişe. Bırakacağım elbette ama önce içine girmem lazım.”
“Yapma. Kadir duyarsa yaşatmaz seni. Karısıyım ben onun.”
Adam güldü. Sesi pürüzlü ve iğrençti.
“Onun karısı Hatun Hanım. Sen sadece et parçasısın.”
Kurtulamıyordu. Bağıramıyordu. Elmina ölüyordu da kimse dur gitme demiyordu. Adam onu kendine çevirip yüzüne saldırmak istediğinde canhıraş bağıran kadın kapıyı açabildi. Kendini dışarı attığı an “Yardım edin! İmdat! Yardım edin! Kimse yok mu!” diye bağırmaya başladı. Adam peşinden koşsa da avluya indiklerinde kapı birden açıldı. İçeri Hasan girdi ve ardındaki birkaç adam. Yere kapaklanan Elmina duvar dibine sürünerek giderken yaşanan arbede büyüdü. Adamı yakalamış bayıltana kadar dövmüştü Hasan. Ardından genç kadına döndüğünde onun çok korkmuş olduğunu anladı.
Önünde diz çöküp “Elmina, neler oldu? Bu adam kim? Hadi sakinleş de söyle” dese de sadece başını sağa sola sallayıp ağlayan kadın konuşamıyordu. Dili dönmüyordu. Unutmuştu. Tüm cümleleri ve harfleri.
Kadir’e haber tez gitti. Ailecek bir bahane ile geri döndüklerinde içeri barut gibi giren adam duvar köşesinde oturmuş ağlayan karısını gördü. Yerde baygın yatan adam ise “Neler oluyor lan burada!” diye gürlemesine yetti.
Hasan olan biteni gördüğü bildiği kadarıyla anlatırken Hatun, kumasının başına gidip tükürdü.
“Tüh sana namussuz. Bizim yokluğumuzu fırsat bilip konağa adam mı aldın utanmaz arlanmaz.”
Bağırışı kadını korkuturken yapabildiği tek şeyi yaptı ve başını sağa sola salladı. Konuşamıyordu. Dili tutulmuş gibiydi. Kadir, Hatun’u itip Elmina’yı tek seferde kolundan tutarak kaldırdığında yüzüne baktı. Gözlerini görmeye çalıştı ama kan çanağı gibiydi.
“Konuş.”
Ses yoktu.
“Elmina, güzelim hadi söyle anlat neler oluyor.”
Yine ses yoktu ama kadın adama anla beni der gibi bakıyordu. Korku, dehşet, acı, uğradığı iftira çok ağırdı. Kadir delirmiş gibiydi. Doğru düşünemiyordu. Zaten konağa ilk geldiğinde deli gibi bir sinirle dolmuş düğünde de devam etmişti. Şimdi karşılaştığı manzara ise aklını kaçırmasına yetiyordu.
“Konuş lan konuş. Yapmadım de. Sana ihanet etmedim de. Namussuz değilim de.”
Başını olumsuz anlamda sallayan kadın ağlayabiliyordu ama konuşamıyordu. Hatun yangına körükle gitmeyi seviyordu.
“Sen ahlaksız. Bana hastayım gitmek istemiyorum düğüne sen git diye gelen kutuyu verirken amacın bu muydu? Yazıklar olsun.”
Meryem bir yandan Rıza diğer yandan Hatun başka taraftan saldırırken kuş kadar canı olan kadın ne yapacağını bilmiyordu. Bir Hasan vardı aklı başında o da adamın ayıltılması için soğuk su getirtmiş döküyordu.
Hacer kadın ve kızlar arka kapıdan korka korka girerken oranın açık olması kafalarında soru işaretleri bırakmıştı.
Süheyla ilk avluya giren oldu. Hatun ona “Siz neredeydiniz?” diye bağırınca “Elmina hanımım siz de gidin düğüne değince biz de gittik Hatun Hanım.” dedi. Sesi kısıktı. Hacer ile Zülal ona şaşkınca bakarken kimse Elmina’yı korumuyordu.
Kadir onu sertçe bıraktığında sırtı duvara çarptı. Geri dönüp yürüyordu ki sonunda “Ben masumum” dedi. Adam onu dinlemedi. Bir anda ileri atılan kadın koluna yapıştı.
“Kadir, Allah şahidim bir günahım yok benim. Onu tanımıyorum. İnan bana ne olur. Bari sen inan. Senden başka kimsem yok sen de kimsesiz bırakma beni.”
Hasan çoktan çökmüş adamı konuşturuyordu. Kadir ise koluna sarılmış kadını duymuyordu bile çünkü bazen öfke kör ve sağır ederdi.
Elmina bir kez daha kolunu sıkıca tutup “İnan bana ne olur. Ben namussuz değilim. Sana ihanet etmedim” dedi ama nafileydi. Kadir o kadar öfkeliydi ki kolundaki kadını “Sus! Kes sesini!” diye bağırarak savurduğunda etrafında boş bulunup dönen kadın dengesini kaybetti. Kenarlar çıtaları ahşap kalanı cam olan sehpaya yüz üstü düştüğü an duyulan kırılma sesi herkesi susturdu.
O ara yarı ayılmış adam “Kadir ağadan intikam almak istedim” değince yerde hareketsiz yatan kadına büyümüş gözlerle baktılar. Üstelik Elmina’nın karnının altından dışa doğru kan sızıyordu. Bir günahın bedeli mazluma ödetildi. Öfke bir adamı kör ve sağır ederken acı haykırış göğe yükseldi. Peki bu bedeli sadece Elmina mı ödemişti?