Adımlarım hızlandı ve Utku'nun biraz önce kaybolduğu duvardan döndüğümde bakışlarım arka bahçede toplanmış beş kişinin üzerinde durdu.
Hayır altı. Utku'nun tam karşısında dikilen bir kişi daha vardı, Mete.
Yutkundum ve ne yapacağımı hızlıca düşünmeye çalıştım. Duvar kenarına sindiğim için beni henüz görmemişlerdi ve Utku'nun dudağının kenarından kan sızıyordu.
Önce hocalara haber vermeyi düşündüm ve adımlarım okul binasına doğru ilerledi. Sonra Gizem'in öğlen söyledikleri çalındı kulağımda. Arka bahçenin bir tür arınma yeri olduğundan bahsetmişti.
Arınma gecesi gibi.
Tanık olduğum kadarıyla okulun otoritesi disiplini ön planda tutuyor ve öğrencileri fazlaca rekabete sokuyordu. Buna karşılık olarak da, arka bahçede gerçekleşen her yanlışa kör, sağır ve dilsizlerdi. Bu nasıl bir saçmalıktı?
Yetkililere haber vermenin boşuna olduğunu kavradığımda arka bahçeye tekrar koştum ve ne yapabileceğimi düşünmeye çalıştım. Polisi mi aramalıydım? Polis gelene kadar Utku'ya ne yapacaklarını bilmiyordum üstelik Gizem de polisin bu konuda bir şey yapamayacağını açıkça söylemişti.
Başımı uzatıp tekrar baktım, bir şeyler konuşuyorlardı ama konuşulanları duyamıyordum. Utku'nun dudakları hareket etti ve bir şey söyledi. Mete alayla gülmüştü, bir saniye sonra arkalardan biri Utku'ya yumruk attı.
Bu kadar düşünmeye gerek yoktu, aklımda bir plan olmasa dahi kendimi öne attım. Buna seyirci kalacak değildim.
O an adımlarım birbirine dolaştı ve sol omzum duvara çarptığında acıyla yüzümü buruşturdum. Biri kolumdan geriye çekerek beni duvara itmişti. Sessiz bir küfür mırıldandım. "Ne yapıyorsun?" diye sordum gözlerimi öfkeyle açarak. Sonra şaşkınca bakakaldım. "Senin burada ne işin var?"
Karşımda dikilen ve gitmemi engelleyen kişi, mahalleye yeni taşınan ve yeşil evde oturan Esved'ti. Gerçekten lise mi okuyordu?
Yüzümü buruşturdum. Bunları düşünmenin sırası değildi.
"Dört yıldır bu lisede okuyorum." dedi tek düze bir sesle. "Senin burada ne işin olduğunu sormalıyım."
"Ben de bu lise de okuyorum." dedim kaşlarımı çatarak.
Gözlerini alayla üniformamda gezdirdi. "Görebiliyorum..." Bakışlarını kaldırdı. "Neden kavganın ortasına atladığını soruyorum."
"Arkadaşımı dövüyorlar!" dedim arka bahçeyi işaret ederek. "Çekil, yanına gitmem lazım."
Önümden çekilmedi. "Niye? Sen de mi dayak yemek istiyorsun?"
Tepem atmıştı. "Sana ne arkadaşım?" dedim ters ters. "Çekilmezsen ayağına vuracağım bak!"
Birkaç saniye boş boş yüzüme bakıp nihayet geriye çekildiğinde hızla arka bahçeye koştum.
Koşan adımlarımı önce arkadaki grup fark etmişti. İçlerinden biri önüme geçerek beni durdurdu ve aksice yüzüme baktı. "Buraya giremezsin. İşimiz var görmüyor musun?"
İşlerinin Utku'yu dövmek olduğunun pekala farkındaydım. Önümde dikilen dev çocuktan gözlerimi çekip Utku'yu süzdüm. Dudağındaki patlak dışında iyi görünüyordu. Ama işlerinin henüz bitmediğinin farkındaydım. Mantıklı bir plan yapmadan olaya daldığımı biliyordum ama arkadaşım dövülürken ne mantıklı bir şey düşünebiliyor ne de izleyebiliyordum.
"İşiniz adam dövmek mi?" diye sordum ters ters. "Maçta olanları sindiremeyip altı kişi, birini döverek mi atacaksınız öfkenizi?"
Yükselen sesimle Mete, Utku'yla ilgilenmeyi bırakarak bana döndü ve alaylı bakışlarla üzerimi süzdü. "Maçtaki diğer eleman sensin demek?" Sesi küçümserdi. "Hoş geldin, partimize katılmak ister misin?"
Yutkundum. Aslında bu partiye katılmak gibi bir dileğim yoktu ama Utku'yu da tek bırakamazdım.
"Parti anlayışınız ilginçmiş." dedim hakim olamadığım alaylı bir sesle. "Ama şu sahne kadar acınası değil."
Yüzündeki alay silinip, bana doğru hızlıca adımladığında önümdeki grup geriye çekilmiş, Mete'ye yol açmıştı. Sıradaki hedef bendim, bana vurmak için kaldırdığı yumruğa karşı sinmedim ve ondan önce davranıp bacağına tekme attım. Yumruğu omzumu sıyırdığında geriye doğru düşüşü hızlı olmuştu.
Onu yere düşüren şeyin güçlü tekmem olmadığını biliyordum, sadece ona karşılık vermemi beklemiyordu. Kolayca sinmeyeceğimi bilmelilerdi. Dayak da yesem Utku gibi köşeye sinmeyecek, sonuna kadar karşılık verecektim.
Diğerleri bu karşılığa sinirlenmiş ve karşı atak yapmak için öne atılmışlardı. Utku'da yanıma gelerek önüme geçtiğinde Mete elini kaldırdı ve onlara durmalarını söyledi. Ayağa kalktığında sırıtıyordu.
Deli midir nedir?
Üstünü silkeleyerek bana doğru yaklaştı ve eğilip yüzüme bakmaya çalıştı. Kafamı eğdiğimde, varlığını hatırladığım şapkamın kasketi de yüzümü gölgelemişti. Utku tedirgince kulağıma eğildi. "Aptal mısın Ece, ne diye geliyorsun?"
"Ece mi?" Mete duymuştu.
"Ece diye erkek ismi mi olur lan?" diye güldü arkadaki çocuklardan biri. Erkek mi?
Gözlerim büyüdü. Doğru ya, beni erkek sanıyorlardı! Maç günü erkek kılığına girmem sadece sırdı, eğer öğrenirlerse olayı daha da büyüteceklerdi.
"Şapkanı çıkar." dedi Mete. Emreden, keskin bir tonlamayla. Bir şeylerden şüphelendiği belliydi. Geriye doğru bir adım attığımda, istediğini elde edememenin verdiği aksilikle kaşlarını çattı.
"Ne istiyorsunuz?" diye sordu Utku hafif titrek bir sesle. Mete ile aramızda duruyor, korktuğu alenen belli olsa da kendince beni korumaya çalışıyordu.
"Ne dediğimi duymadın mı?" Mete'nin ses tonu yükselmişti. "Çıkar şu şapkayı!"
Geriye çekildiğimde, hemen önümde bana siper almış Utku'da gerilemişti. Bu Mete'yi daha da sinirlendirdi.
Ne ara arkamızdaki çocuklar kollarımdan tutmuştu bilmiyorum, biri Utku'yu önümden çekmiş, yere itmişti. Mete'yle karşı karşıya kaldığımızda zaferle sırıttı ve öne bir iki adım atarak bana yaklaştı. Eli şapkama uzandığında yutkundum. Tek hamlede şapkamı başımdan çekip alırken, at kuyruğu yaptığım saçım yer çekimine dayanamayarak omzuma döküldü.
İşte şimdi, ayvayı yediğim andı.
Gözlerimi yumdum. Bir kaç dudaktan dökülen şaşkınlık nidalarını duymuştum. Şimdi işimiz bitmişti.
"Okul sıralamasında sonlardasınız ama ders çalışmak yerine olay çıkaracak zamanınız var, öyle mi?"
Tanıdık sesle hızla arkamı döndüm. Esved, sağ eli cebinde buraya doğru yürüyordu.
Sonunda yardım etmeye geldi demek!
"Mete." dedi yanımıza geldiğinde. Mete, işinin yarıda bölünmesinden duyduğu memnuniyetsizlikle ona dönse de, karşılık olarak bir şey söylememişti. "Yakup hoca seni ve Emre'yle Ömer'i yanına çağırıyor."
Esved'in yüzü ifadesizdi, geldiğinden beri dönüp ne bana, ne de Utku'ya bakmıştı. Yardım etmeye değil de, sıkıcı bir görevi tamamlamaya çalışıyormuşcasına isteksizdi. "Hemen gelmenizi istedi, yine olay mı çıkardınız?"
Mete'nin aldığı haberle yüzü asılmıştı. Hızlıca, Emre ve Ömer diye tahmin ettiği iki kişiye kafasıyla işaret edip yanına çağırdı. Kalan üç kişiye, "Ben gelene kadar gitmelerine izin vermeyin." diye emir buyurmayı da ihmal etmemişti Sultan hazretleri.
Üçü gittiğinde, kollarımdan tutan iki kişi ve Utku'nun tepesinde dikilen çocukla kalmıştık öylece. Utku ne olduğunu anlamaya çalışırken düştüğü yerden kalkmayı unutmuştu. Esved ise hala yerinde dikiliyor ve kolumu tutan çocuklara bakıyordu.
"Fermuarın açık kalmış." dedi birden. Hemen fermuarımı kontrol ettim, ben değildim. Yanımdaki çocuklarda fermuarlarını kontrol etmek için eğildiklerinde, kollarımı serbest bıraktıklarını o an fark ettim ve başımı kaldırdığımda Esved ile göz göze geldim.
Ne yapmaya çalıştığını anlamıştım.
Bileğimden tutarak beni kendine çekti ve hızlıca arkasına itti. Sendelesem de düşmemeyi başarmıştım.
Sonraki her şey bir kaç saniyede gerçekleşti. Esved sağdakine tekme attığında diğeri ona vurmak için harekete geçti. Yumruğunu havaya kaldırmıştı ki, Esved atılan yumruğu avucunda hapsedip çocuğun bileğini ters çevirdi ve onu öne iterek sırtına tekme attı.
Hipnotize olmuş gibi olanları izlerken, transtan çıkmamı sağlayan şey arkamdaki boğuşma sesleriydi. Utku da anlaşılan pasif olmaktan vazgeçmiş, üçüncü kişiyi engellemeye çalışıyordu. Öylece dikilmeyi bırakarak yerde Utku ile boğuşan çocuğa gelişigüzel bir kaç tekme attım. Bir yandan da Utku'dan karşılık alan çocuk sonunda pes etmişti.
Utku'nun yerden kalkmasına yardım ettiğimde, Esved'in de kalan iki çocuğu çoktan hallettiğini gördük.
Yanına yürüyerek, "Yardımın için teşekkür ederim," dedim sevecen bir sesle. "Vicdan yapıp yadıma geleceğini biliyordum."
Tepkisizce bana döndü. "Yardım etmedim, hoca gerçekten Mete'yi çağırdı."
Yüzüm düştü. "Bizi tutan elemanları niye dövdün öyleyse?"
Dönüp geriye baktı. "Sizinle bir ilgisi yok, şu ikisiyle daha önceden bir mevzum vardı, ödeştik."
"Onlar dönmeden gidelim hadi," dedi Utku beni çekiştirerek. Şimdi fark ettim de, hafif topallıyordu.
"Ayağına ne oldu?" diye sordum ilgimi tamamen ona vererek. Kolunu omzuma atıp yürümesine yardımcı oldum.
Yüzünü buruşturdu, yürürken canı yanıyor olmalıydı. "Bilmem, vurdular herhalde."
"O zaman hastaneye gidelim hemen."
Başını olumsuzca salladı. "Gerek yok, revire gidelim önce. Ciddi bir şeyse bakarız."
Onu onayladım. Arka bahçenin çıkışına ulaştığımızda arkamı döndüm ve olay mahalline tekrar baktım.
Esved bıraktığım yerde, öylece bizi izliyordu.