Olaydan sonra Utku'yu revire götürmüş, hemşire yerinde olmadığı için ilk yardımı kendimiz yapmıştık. Ne kadar ısrar etsem de Utku hastaneye gitmemek üzere diretmiş, önemli bir şeyi olmadığı konusunda bana güvence vermişti.
"Sence buna devam edecekler mi?" diye sordum tedirgin bir sesle. Kaşlarımı çattım. "Hem sen ne diye gittin ki yanlarına? Aptal mısın?"
"Seni öğrendiler sandım," dedi. "Hem nereye kadar kaçacağız ki? Onların çöplüğündeyiz, bir yerde olacaktı bu."
Başımı salladım. "Onlardan kurtulmanın bir yolunu bulmalıyız, bu kavgayı daha da ileri götürecekler belli."
İç çekti. "Sen bir de Mete'nin sınıfındaydın değil mi?"
"Sen kendini düşün," dedim, onun sınıfında da biri vardı. Sürü gibi bütün sınıflara dağılmışlardı sanki. "Hem aynı sınıfta olmasak bile aynı okuldayız. Ne fark eder?" Yine de onunla aynı sırada oturmamak benim için önemliydi.
"Üç gün kaldı değil mi sınava? Sıralar belirlenecekti hani?"
Başımı salladım üzgünce. "Gizemle konuşacağım, üç günde elimden gelenin en iyisini yapmam gerek. Mete'yle aynı sıraya oturamam bir de." Kim bilir ne yapardı Allah'ın hasta ruhlusu.
"O zaman şimdiden başla çalışmaya." dedi koridora çıkıp önden yürüyerek.
Başımı kaşıdım. Nereden çalışmaya başlayacağımı, neyi çalışacağımı bile bilmiyordum ki!
Onu takip etmediğimi anlayınca omzunun üzerinden başını bana çevirdi. "Gizem zeki birine benziyordu, ondan yardım al."
Kaşlarımı çattım. "Sen ne yapacaksın? Tek mi döneceksin eve?"
Gözlerini devirdi. "Sakat kalmadım Ece, ayaklarım tutuyor çok şükür. Kendim giderim eve."
"Olmaz." dedim hızlıca yanına yürüyüp koluna girerek. "Seni eve götürür, geri dönerim. Dersler kaçmıyor."
Saatine baktı. "Bir ders kaçmış bile."
Onu çekiştirerek yürümeye zorladım. "Dinlediğimde de bir şey anlamıyorum zaten. Hem Gizem de derstedir şimdi, seni bırakıp dönene kadar da dersler bitmiş olur."
Ne kadar aksini söylese de onu dinlemedim ve yürürken ona yardımcı oldum. Otobüs durağına geldiğimizde bir süre başını yaslayıp dinlendi. Beklediğim otobüs geldiğinde, onu acel acele bindirdim.
Bir süre sonra fark etti. "Ece, yanlış otobüse bindik galiba, bu devlet hastanesinin önünden geçiyor baksana. Bizimki diğer yönde."
Başımı cama yaslamıştım. "Seni hastaneye götürüyorum." dedim. "Ayağın topallıyordu, doktora görünmezsen içim rahat etmez."
Mırın kırın etse de doktora benimle birlikte gelmişti. İyi haber ise, incinme dışında ayağında bir sorun olmamasıydı. Bu haber ikimize de derin bir nefes aldırdı. Eczaneden doktorun söylediği kremi aldıktan sonra evin yolunu tuttuk.
Utku'yu eve bıraktığımda, annesi Şevval teyze henüz evde yoktu. Fazla durmayıp okula geri dönmek zorunda kaldım, çünkü okul çıkış saatine yaklaşmıştık.
Okula varır varmaz Gizemin sınıfının önünde nöbet tuttum. Bir on dakika sonra zil çalmış ve ben de daha fazla beklemekten kurtulmuştum.
Öğrenciler çıkmaya başladıklarında hızlıca Gizem'i yakaladım ve köşeye çektim. Kız şaşkın şaşkın yüzüme baktı, sonra gözlüklerini düzeltip, "Ben heteroyum." dedi sakince.
"Şu okul birincisi, onu nerede bulacağım?" diye sordum. "Şu an tek umudum o, o notları ondan almam gerek." Sadece sıra için değil, sınıfımı da değiştirmek için o notlara ihtiyacım vardı. Üç ay içinde elimden geleni yapıp sınıfımı değiştirecektim.
"Okul birincisi mi?" diye sordu kaşlarını kaldırarak. "Sınıfında elbette. Unuttun mu? İlk elli içinde olduğu için 1-4 sınıfında... Birinci seviye 4. sınıf."
Doğru ya, bunu bile hemen unutuyorsam ilk 50 benim için fazla hayaldi. Yine de erkenden pes etmek istemiyordum. "Nasıl biri peki? Taktik versene biraz, notları vermesinin zor olduğunu söylemiştin. Nasıl suyuna gideceğim?"
Biraz düşündü. "Aslında zor biri gibi görünse de vicdanlıdır. Notlara gerçekten ihtiyacın olduğuna onu ikna etmelisin."
Ofladım. Onu nasıl ikna edecektim? Acındırsa mıydım kendimi?
Saatine baktı. "Bence acele et. Biraz sonra etütleri olacak, o zaman onunla konuşacak vakit bulamayabilirsin."
Ondan bir kaç bilgi daha aldıktan sonra koşar adım dördüncü sınıfların olduğu en üst kata çıktım.
1-4
İşte şimdi, gerçek zekilerin olduğu sınıfın önünde duruyordum.
İnşallah aptallığım dışarıdan belli olmuyordur diyerek tedirgince içeri girdim.
Sınıfın yarısından fazlası test kitaplarına gömülmüş deli gibi soru çözüyordu, bir kısmı ise lay lay lomdu.
Bir grup köşede oturup sohbet ediyor, arkalarda bir arkadaş grubu da oyun oynuyordu. Açıkçası bu sınıftaki herkesin harıl harıl ders çalışan robotlar olduğunu düşünmüştüm.
Ön yargı iyi bir şey değildi.
Sınıfta gezinip sıralar arasında gözlerimi gezdirirken, gözüm Gizem'in bahsettiği okul birincisini arıyordu.
Esved Erdem.
Bu ismi ilk duyduğumda aklıma direkt yeşil eve taşınan komşu gelmişti ama onun olduğunu düşünmedim. Bu kadarı da fazla tesadüfi olurdu, sadece isim benzerliği olmalıydı.
Aniden karşıma bir çocuk çıktığında korktum ve bir iki adım geriledim. Birden oturduğu sıradan önüme atlamıştı. "Beni korkuttun..." dedim elimi göğüs kafesime yaslayarak.
Kumral, orta boylarda bir çocuktu. Kahve gözlerini üzerime dikti. "Vahşi ormanda kaybolmuş bir ceylan gibisin..." dedi sırıtarak. "Kimi arıyorsun bakalım?"
"Esved Erdem." dedim doğrudan.
Güldü ve başını salladı. "Hiç şaşırmadım... Bu sınıfın, siz çömezlerden çekmediği kalmadı."
Kaşlarımı çattım. "Kim çömezmiş?"
"9. sınıflar işte. Dönem başından beri rahat bırakmadınız çocuğu."
Sinirlendim. "9. sınıf değilim, Esved nerede onu söyle."
"Gerçekten değil misin?" diye sordu şaşkınca. Eliyle boyumu ölçtü. "Bayağı da küçük duruyorsun..."
Alt tarafı 1.63 boyundaydım, boyumu mu küçümsüyordu? Elini ittirdim ve ters ters yüzüne baktım. Başka birisine sorsam daha iyi olacaktı.
"Akın?" diye bir ses duydum arkamdan. Esved, elinde birkaç defterle sınıftan içeri girdi. "Ne oluyor?"
"Biri seni görmeye gelmiş yine." Gerçekten o muydu yani? Okul birincisi?
Esved yanımıza adımlamış, sonra da beni fark etmişti. Akın denen çocuk elini omzuma koydu birden. "Esved'in aşk meşk işlerinde gözü yok, başı da bağlı zaten... Beni düşünmeye ne dersin?"
Dalga geçtiğini anlasam da rahatsız olmuştum. Kolunu itecektim ki Esved benden önce davrandı ve sinek kovalar gibi çocuğun eline vurdu. Akın hızlıca elini çekerken Esved de aramızdan geçmiş, kendi sırasına doğru yürümüştü. Uzun adımlarını takip ettim ve sırasına oturduğunda tepesinde dikildim.
"Neden geldin?" diye sordu kabaca. Yüzüme bakmıyor, defterini kontrol ediyordu.
"Okul birincisi olan, Esved Erdem sen misin?" diye sordum kibar olmaya çalışarak. Ders notlarını isteyeceksem nazik olmam gerekiyordu.
"Evet." dedi n'olmuş der gibi. Ben okul birincisi olsam alnıma yazdırırdım herhalde, bu çocuk ise erkek misin demişim gibi tepki veriyordu. Mütevazı mıydı, yoksa fazla mı özgüvenli?
Hafifçe gülümsedim. "Duydum ki, her dönemin ders notlarını saklıyormuşsun. Örnek soruların da çıkan sorulara yakınmış..."
Sırada geriye yaslandı ve kaşlarını kaldırarak sözlerimi bitirmemi bekledi.
Masasına hafifçe eğildim. "3.sınıfın ders notlarını bana ödünç verir misin?"
"Hayır." dedi ifadesizce.
Kaşlarımı çattım. "Neden?"
Omuz silkti. "İstemiyorum."
"Neden?" diye sordum yine. Ben ona basket topumu vermiştim ama. Bu kadar çirkinleşmesine gerek var mıydı?
"O, ders notlarını kimseyle paylaşmaz." Akın denen çocuk yine dibimizde bitmişti.
Onu geriye iterek, "Sen ötede dur hele." dedim sinirimi ondan çıkarıp. Esved'e döndüm ve avuçlarımı sırasına yasladım. "Çok ihtiyacım olmasa istemem," Hafifçe ona doğru eğildim ve alanını daralttım. Belki psikolojik baskı uygularsam vicdana gelirdi. "Cuma gününki sınav benim için çok önemli. Hayat memat meselesi..."
Hareketlerim karşısında geri çekilmesini bekliyordum ama o tam tersini yaparak yüzünü yüzüme daha da yaklaştırdı. Yüzümüzün arasında santimler kalması ve bu kadar yakınımda durması hafifçe yüzümü kızartmıştı.
"Madem bu kadar çaresizsin..." dedi biraz daha yaklaşarak. "Sana verebilirim belki." İfadesiz yüzüne bakarken donmuş gibiydim, sadece alık alık suratına baktım. "Karşılığında benim için ne yapacaksın?"
Hızla doğruldum. "Ne yapacağım?"
Gülümsedi. Ama soğuk bir gülüştü bu. Kollarını göğsünün üzerinde birleştirdi. "Bilmem, sen söyle."
Nasıl bir anlaşmaydı bu? Ne istediğini adam akıllı da söylemiyordu. Ne dememi bekliyordu?
Sevimlice gülümsedim. "Senin için ne yapabileceğimi pek bilmiyorum... Ama ne istersen elimden geleni yaparım!"
Karanlık bakışları vardı. İfadesiz yüzü ise değişmiyordu. Doğrudan yüzüme bakıyor, bakışları ise bir şeyler düşündüğünü ele veriyordu. Kafasında işine yarayıp yaramayacağımı tartıyor olmalıydı.
Klasik çıkar ilişkisi.
Aslında notlar konusunda ondan fazla umutlu değildim ama Gizem fazla özgüvenli konuşmuştu. Eğer o notları ele geçirebilirsem işe yarayıp yaramayacağını görmek istiyordum.
Eski okulumdaki notlarım zaten pek parlak değildi ama bir şeylerin değişmesi için ufak bir kıvılcım yanmıştı içimde. Amacım farklı da olsa, başarılı olmanın verdiği tadı bir kez olsun tatmak istiyordum.
Esved öne doğru biraz eğildi ve yaklaşmamı işaret etti. "Aslında işime yarayabilirsin..."
Öne doğru eğildim. "Ne yapmamı istiyorsun?"
"Şimdi aklımda belli bir şey yok," dedi. Ama gözlerinin ışıltısı tam tersini söyledi. "Notları yarın getiririm. Senden ne istediğimi sonra söyleyeceğim."
"Yarın olmaz!" dedim hızlıca. Ne kadar erken başlarsam o kadar iyiydi. "Bugün veremez misin?"
"Yanımda yoklar." Biraz düşündü. "Saat altı gibi eve geçeceğim, o zaman gel sana vereyim notları."
"Evine mi geleyim?" diye sordum şaşkınca.
Gözleri hafifçe kısıldı. "Korkma, yemem seni."
"Ondan değil..." dedim gülerek. Başımı kaşıdım. "Tamam o halde... Anlaştık!"
*
Aslında çantamı alıp eve gidecektim ama, kapısını açık görünce kendimi bir anda spor salonunda, basket atarken bulmuştum.
Basket topunu yerde bir kaç defa sektirip potaya attım.
Notlar konusunu bir şekilde çözmüş sayılırdım ama Mete tayfası için daha kalıcı bir çözüm bulmalıydım. Şu an yaptığım sadece kaçmaya çalışmaktı, başka bir şeyler düşünmem gerekiyordu.
Yerde yuvarlanan topu ellerimin arasına aldım. Onlarla konuşup anlaşmaya mı varmalıydım?
Olmaz, bu sadece beni ya da Utku'yu ilgilendiren bir mesele değildi, Sercan, Çınar hatta eski okulumdaki çoğu kişiyi kapsıyordu. Dertleri biz değildik, sadece bizi güçsüz gördükleri için hedefleri haline gelmiştik, oturup konuşmak sorunu çözmezdi.
Topu yerde sektirdim. O zaman ne yapmalıydım? Bizimkilere durumu anlatmak en mantıklı seçenek gibi görünüyordu ama şu durumda bu, olayı kızıştırmaktan daha ileri götürmezdi.
Topu sertçe yere attım ve hızlıca yuvarlanıp duvara çarpmasını izledim. Bundan sonraki hamlelerini tahmin edememek yorucuydu ve düşünüp bir sonuca varamamak sinirimi bozuyordu.
Yere bağdaş kurarak oturdum ve çantamdan çıkardığım suyu içtim.
"Seni burada bulmayı beklemiyordum." dedi Mete.
Şişeyi ağzımdan çekerek birkaç defa öksürdüm. Hayalet gibi girmişti içeri.
"Yavaş iç boğulacaksın." dedi sırıtarak yanıma otururken.
Tedirgince çevreme bakındım, okul çıkış saati olduğu için kimseler yoktu spor salonunda. Bana burada bir şey yapmayı düşünmezdi, değil mi?
"Merak etme," dedi aklımı okuyarak. "Güvenlik kameralarının olduğu bir yerde, bir şey yapacak kadar aklımı kaybetmedim."
Güvenlik kamerası olmasa yapacaktı yani?
"Ne istiyorsun?" diye sordum ters bir ifadeyle. Korkumu gölgelemeye çalışıyor, tedirginliğimi fark etmesini istemiyordum.
Omuz silkti. "Ne isteyebilirim? Bu gün beni güzelce kandınız zaten." Sinirli olduğunu o an fark ettim.
Kandırmak? Kaşlarım havalandığında aklıma tek bir seçenek geliyordu. Esved, arka bahçede yalan mı söylemişti? Onu uzaklaştırmak için?
"Merak ettiğim..." dedi düşünceli bir sesle. "Esved sizi neden korudu? Ne bağınız var onunla?"
Bunu mu öğrenmeye gelmişti? Bu durum oldukça sinirini bozuyor gibi görünüyordu.
"Ona değil de, neden bana soruyorsun?" dedim kaşlarımı kaldırarak.
Güldü. "Senden duymak istiyorum."
Kafamda bir şeyler netleşiyordu. Esved'ten korkuyor muydu?
Sessizliğim onu huzursuz etmiş gibi bana hamle yaptığında hızlıca ayağa kalktım. Tepkime güldü. "Sana vuracağımı mı sandın? Korkma, kızlara vurmam ben."
Sırıttım bu iyiydi. Çantamı yavaşça yerden alırken hareketlerimi izliyordu. Kafasında, neden sırıttığımı sorguluyor da olabilirdi.
Çantamı bir koluma usulca asıp, yavaşça yanına yaklaştım ve aniden ayağına sert bir tekme atarak çıkışa koşturdum. Arkamdan acıyla inlediğini duyabiliyordum.
"Ben erkeklere vurabilirim ama!" dedim hissettiğim zevkle.
İnşallah Utku'nun ayağını incittiğin gibi, senin de ayağın incinirdi.