8. "Depo."

1379 Words
"Anne, televizyonun sesini biraz kısar mısın?" diye mırıldandım yattığım yerden. Annem koltukta oturmuş TV izlerken ayaklarımı koltuğa doğru uzatmış, halının üzerine sırtımı vererek Gizemden yalvar yakar aldığım ders notlarını gözden geçiriyordum. Sorun şuydu ki; okuyordum, okuyordum ama anlamıyordum. "Ne diye yerde uzanıyorsun Ece? İnsan gibi masaya oturup adamakıllı çalışsana kızım?" diye söylenerek televizyonu kapadı annem. İç çektim. "Böyle beynime kan gidiyor anne, daha iyi anlarım dedim." Başımı ona uzattım. "Hem niye kapattın televizyonu? Sesini biraz kıssan yeterdi." "Uykum var." dedi esnerken. "Bugün çok yoruldum, uyuyacağım erkenden." Kaşlarımı çattım. "Saat kaç ki?" Başını duvar saatine çevirdi. "Dokuz buçuğa geliyor." Aniden yerimden kalktığımda saçlarım yüzümün iki yanına dökülmüş, başım dönmüştü. "İnanmıyorum, unuttum!" "Neyi unuttun?" diye endişeyle sordu annem. Mutfağa bakındı. "Yine ocağın altını açık falan mı bıraktın yoksa?" Koşarak portmantoya ilerledim. "Notları almayı unuttum!" "Notlar mı?" Acel acele ayakkabılarımı giyerken, "Arkadaşımdan ders notlarını alıp geleceğim anne." dedim askıdaki beyaz montu da üzerime geçirerek. Monta sıkışan saçlarımı hızlıca dışarı çıkardım. "Hangi arkadaş bu? Çınar mı?" Cevap vermediğimde seslendi. "Ben uyuyacağım, anahtarı almayı unutma!" "Tamam!" Duvara asılı anahtarlıktan evin anahtarını montumun cebine attım ve evden uçarcasına çıktım. Esved'i ikna etmek için o kadar uğraşmışken ve nihayet sonunda başarmışken, notlara dalıp onu unuttuğuma inanamıyordum! Sözleştiğimiz saatte orada olmadığım için ona şaka gibi geliyor olmalıydım. Benimle dalga geçiyordu kesin. İnşallah evdedir diye dua ede ede evlerinin önüne vardım. Dışarısı epey karanlıktı. Duvarları yeşile boyalı evin önündeki sokak lambası yanmıyordu. Yutkunarak, biraz ürkek adımlarla eve yaklaştım ve çekinerek zillerini çaldım. Cevap yok. Dört kere art arda çalmış, son kez de parmağımı zilin üzerinde basılı tutarak işi inada bindirmiştim ama ne gelen vardı ne de giden. Aferin Ece, salak gibi unutursan o da seni beklemez işte! İç çekerek geriye çekildim ve evi izledim. Işıklar açıktı. Hırsız girmesin diye mi açık bırakmıştı acaba? Evin çevresinde dolaştığımda birkaç ışığın daha yandığını gördüm. Kesin evdeydi, hırsız için bütün ışıkları açık bırakacak hali yoktu herhalde. Acaba zilleri mi çalışmıyordu? Geri dönüp, romeonun juliete seslenmesi gibi seslenecek, yukarı doğru bağıracaktım artık. İnşallah juliet gibi balkona çıkardı o da. Evin önüne geri dönmek üzereyken evin aşağı katında cılız bir ışık gördüm, bodrum katı olmalıydı. Büyük ihtimalle oradaydı, bu yüzden zili duymamıştı. Neden geç kaldığıma ilişkin gerekli bahaneleri düşünüp zihnimde hizaya sokarak kendimi hazırladım ve hızlıca aşağıdaki bodrum kapısının önünde bittim. "Esved?" Kulpu indirdiğimde kolayca açılmıştı. "İçeride misin?" diye sordum kapıyı sonuna kadar açarak. "Buradayım!" Sesi uzaktan geliyordu. Kapıdan girerek içeri adımladım. "Neredesin?" "Dur, kapıyı tut!" Arkamı döndüğümde demir kapı, Flash'ı sollayacak derecede hızla çarpmış ve sertçe kapanmıştı. Yanıma yaklaşan Esved'e döndüğümde onun aksi yüzüyle karşılaştım. Benim gibi ağzı açık kapıya bakıyordu. "Ne oldu?" diye sorduğumda yanımdan hızla geçti ve çoktan kapanmış olan kapının önünde biterek metal kapının kenarlarından tuttu ve açmaya zorladı. "Şaka gibi..." Sırtını kapıya dönüp gözlerime baktı. "Burada tıkılı kaldık." Gözlerim irileşirken yanına koşturdum ve onu hızla duvara ittirerek önümden çektim ve deli gücüyle kapıyı açmaya çalıştım. "Kulpu nerede bunun?" Aklıma direk annem gelmişti, geç kalırsam beni öldürürdü. Muhtemelen Çınar'larda olduğumu sanıyordu, bu yüzden bu saatte dışarı çıkmama ses etmemişti. Esved'i itişim fazla sert olmalı ki omzunu tutarak duvardan çekildi ve buruşturduğu suratıyla, sertçe yüzüme baktı. "Çıktı." Elimi ağzıma kapadım. "Omzun mu?" diye korkuyla sordum. Kaşlarını çattı ve elini omzundan indirdi. "Hayır. Kapının kulpu çıktı. Dışarıdaki çalışıyor, yani içeri dalmak yerine kapıyı tutsaydın dışarı çıkabilirdik." "Ben nereden bileyim canım?" dedim kendimi savunarak. "Hem ben gelmeseydim ne yapacaktın?" Başını duvara yaslarken elini alnına vurdu sertçe. "Şaka gibi... Bir saattir buradayım." Oldukça sinirli ve gergin görünüyordu. "Yardım neden çağırmadın?" "Telefonum yukarıda kaldı, buradan bağırsam da kimse duymuyor." İç çekti ve elini uzattı. "Ver." "Neyi?" "Telefonunu. Çilingir çağıracağım." "Ha, tamam." Hızlıca ceplerimi yokladım, montumda değildi. Tedirgince güldüm. "Pantolonumun cebinde herhalde, bir saniye." Ön ceplerimi, arka ceplerimi de defalarca kontrol ettim. Ama buruşmuş bir kaç fişten başka bir şey yoktu. "Sıra nerede? Ayakkabılarına da bakacak mısın?" "Telefon yok." diye mırıldandım şokla. Gelirken aceleyle evden çıktığım için yanıma aldığımı hatırlamıyordum. Başımı ellerimin arasına alarak yere çöktüm. "Ben bittim." Annem uyuyordu uyumasına ama buradan zamanında çıkamazsak beni ateşe atar cayır cayır yakardı. O da ümitsizce yanıma, yere çöktü ve başını sertçe demir kapıya vurdu. "Aptal mısın, ne yapıyorsun?" diye sordum hızlıca eğilip başını kontrol ederken. O kadar sert vurmuştu ki kanadığını düşünmüştüm ama iyi görünüyordu. Kafasını hızlıca ellerimin arasından kurtardı. "Sen ne yapıyorsun asıl, neden geldin?" Oturduğum yerde iyice büzüldüm ve utana sıkıla konuştum. "Ders notlarını alacaktım ya senden..." Alaylı güldü. "Gelmezsin sanıyordum." Koluna takılı metal saati gözüme gözüme salladı. "Saatin kaç olduğunun farkında mısın? Dalga mı geçiyorsun?" Mahcup ifademi bastırmak için güldüm. "Önemli şeyler oldu, gelemedim. Kusura bakma." Unutkanlık da önemli sayılırdı.  Yalanıma inanmadığı açıkça okunuyordu, neyse ki üzerinde fazla durmadı. "Kapıyı nasıl açacağız?" diye sordum. Bir planı olmalıydı, yoksa bile hemen yapmalıydı! Karşı duvara bakan gözleri kısıldı. "Bilmiyorum." "Ne demek bilmiyorsun?" Kolunu tuttum ve onu sarstım. "Bir şeyler yap!" Onu sarsmamdan etkilenmeyerek sadece iki saniye kadar yüzüme baktı sonra beni umursamayarak gözlerini kapayıp kafasını duvara yasladı.  Ben onun kadar sakin değildim, hızlıca ayaklanarak üst pencereye doğru avazım çıktığı kadar bağırıp yardım istedim. Pencereden çıkmayı da düşünmüştüm ama sığamayacağım kadar küçük ve yüksekteydi.  Esved sesim karşısında yüzünü buruşturarak elleriyle kulaklarını kapamıştı. Boğazım acıyana kadar bağırdım ama faydasızdı. Söylediği gibi diğer evler uzakta kaldığı için sesim kimseye ulaşmıyordu. Yapacak başka bir şeyin kalmadığını, çaresizliği fark etmem uzun sürmedi. Ayaklarım dik durmayı bıraktı bıraktı ve bedenim yere düştü. Sırtımı duvara yaslayarak talihsizliğimi düşünüyordum. Burada olmamız onun suçuymuş gibi dik dik yüzüne baktım. "Kapı bozuk demek çok mu zordu?" "Birden içeri dalacağını düşünemedim." Endişeyle dudaklarımı ısırdım. "Ne yapacağız peki?" İç çekti. "Sabah bir arkadaşım gelecekti, onun sayesinde çıkabiliriz." "Sabah mı?!"  Omuzları gerildi. "Kaçta geleceğini bilmiyorum, belki öğlen..." Ellerimi yüzüme kapadım. "Yarın öleceğim." "Neden?" diye sordu şaşırarak. Ellerimi yüzümden indirdim. "Annem gece eve gelmediğimi duyarsa beni öldürür." "Çok mu kızar?" diye sordu biraz merakla. "Durumu anlatsan..." Başımı olumsuzca salladım. Annem için sebepler değil sonuçlar daha önemliydi. Şimdilik sağlam bir yalan bulmak en iyisiydi. Çevreme baktım. Bodrum katıydı ama yıkık dökük durmuyordu, antika eşyalar ve bir kaç tablo dağınıkça etrafa yerleştirilmişti. "Burada ne yapıyordun?" diye sordum sessizleşen ortamdan gerilerek. Gözleri depoda kısa bir tur attıktan sonra dudaklarını araladı ve hemen kapadı. Birkaç saniye sonra, "Bir şey arıyordum." dedi sadece. Çoğu eşya antika ve oldukça eski duruyordu. Burada ne arıyor olabilirdi ki? "Ne arıyordun?" "Annemin bir eşyası." Başımı salladım. Annesi neden gelip almıyordu da o arıyordu?  Evinden ayrılıp neden burada bir başına yaşamayı seçmişti acaba? "Onlar da gelecek mi?" diye sordum üzerime vazife olmadığını bile bile. "Kimler?" "Ailen. Onlarda gelip burada yaşayacak mı?" "Hayır." Yüzü yine ifadesiz ama bu sefer buz gibiydi. Kafamı ağırca salladım ve sessizliğe gömüldüm. Bu kadar muhabbet yeterdi. Ama zaman geçmiyordu ve sessizlik ister istemez geriyordu. Ben konuşmazsam hiçbir şey söylemiyordu. Tek gerilen ben miydim? Ayağa kalktım ve montumu silkeledim. "Kitaplara bakabilir miyim?" diye sordum kaşlarımı kaldırarak. Kenarda eski bir kitaplık görmüştüm, onlarla uğraşırken bu rahatsız edici zamanı hızlandırabilirdim belki. Başını salladı sadece. Birkaç adımda duvara asılı rafın önüne vardım ve toz tutmuş kitapların üzerinde parmaklarımı gezdirdim. Zavallılar, burada ölüme terk edilmiş olmalıydılar. Çoğunluğu Türk klasikleri olmakla birlikte aralarında çevrilmiş yabancı kitaplar da vardı. Parmaklarım, Kürk Mantolu Madonna kitabının yanından geçerek Uğultulu Tepeler'in üzerinde durdu. Gülümseyerek elime aldım. İlk okuduğum kitaplardan birisiydi, burada görmeyi beklemiyordum. Onun hemen arkamdan yaklaşmasını da. "Catherine'den nefret etmiştim." dedi omzumun üzerinden kitaba bakarak. "Sevgisine sahip çıkmadı." "Heathcliff de suçluydu ama." Başımı ona çevirdim. "Onu sevdiğini daha erken söyleyebilirdi." Başını olumsuzca salladı. "Aynı koşullarda değillerdi, hak vermesem de Heathcliff'in psikolojisini anlayabiliyorum." Yüzüme baktı. "Ezilerek büyüdü ve Catherine'ye deli gibi aşıktı." "Aşk değildi," dedim gülerek. Tamamen ona dönmüştüm. "Saplantıydı. Başta sevgi olsa da bir noktadan sonra bu saplantıya dönüşmüştü." Yandan alayla gülümsediğini fark ettim. "Aşkta da biraz saplantı yok mu?" "Sevgi ve aşk... Böyle masum hislere nefret ve saplantı karışmamalı." "Hiç aşık oldun mu?" diye sordu birden. Şaşırmıştım. "Hayır?" Güldü. "Bunu aşık olduğunda konuşalım." Yanımdan ayrıldığında ben de önüme döndüm ve kitabı yerine bıraktım. Kolumdaki saatin on biri gösterdiğini fark etmiştim ki arkamızda kalan deponun kapısı gürültüyle açıldı. Sevinçle Esved'e döndüm. O da şaşkındı ve kimin geldiğini anlamak için hızlı adımlarla kapıya yürüyordu. Ben de koşturdum ve onun hemen arkasında durdum. Bahsettiği arkadaşı gelmiş olmalıydı. Kafamı yana eğip gelen kişiye baktım sevinçle. Tam karşımızda, sarı ombreli saçları omuzlarına dökülen, bizim yaşlarımızdan uzun boylu bir kız dikiliyordu. Kız arkadaşı mıydı acaba? Benim aksime Esved pek sevinçli görünmüyordu, aksine yüzü alabildiğine asılmıştı. "Ne işin var burada Ceylan?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD