Uzun saçları omuzlarına dökülen ve uçları sarıya çalan güzel kız, göz ucuyla bana baktıktan sonra bakışlarını Esved'e çevirdi. "Telefonunu açmayınca merak ettim."
Esved kıza cevap vermeden yanından geçip dışarı çıktığında hızla onu takip ettim. Bir daha kapıyı kontrol etmeden hiçbir yere girmeyecektim!
"Neler oluyor?" diye seslendi kız. "Orada ne işiniz vardı?"
"Kapıyı açtığın için teşekkürler." dedi Esved cebinden evin anahtarını çıkarırken. "Geç oldu, eve dön istersen Ceylan." Tavrı çok netti, kızı umursamıyor, ilgilenmiyor görünüyordu. Başta kız arkadaşı olduğunu sanmıştım ama aralarında o yakınlık yoktu.
Evin kapısını açtıktan sonra bana döndü. "Beni takip et."
Sonunda notları alabilecektim. Sevincimi, tam arkamızda aksi bir yüzle dikilen kızın yanında göstermemeye çalıştım. Ona hafifçe el salladım. "İyi akşamlar."
İçeri girer girmez Esved kapıyı kapatmış, merdivenleri çıkmaya başlamıştı bile. Kıza ayıp olmuştu, içeri davet etseydi bari.
Merdivenleri çıktığımda adımlarım salonda durmuştu. Bu eve ilk defa geliyordum bu yüzden çekine çekine ayakta dikildim. Onun hangi odaya girdiğini görmemiştim bile.
Neyse ki birkaç dakika sonra elinde bir kaç kalın defter ve kağıtla yanıma gelip üçlü koltuğa oturdu. Montumu çekiştirip omzumun üzerinden ona baktım.
Gözlerini alttan alttan yüzüme dikti. "Ne bekliyorsun, otursana?"
Sonunda.
Arada biraz boşluk bırakarak yanına oturduğumda elindeki defter ve kağıt tomarlarını ortadaki zigon sehpanın üzerine yaydı.
Gözlerim irileşerek kağıt tomarlarına baktım. Baktıkça büyüyorlardı sanki, hepsini bana vermeyi falan düşünmüyordu değil mi?
Bir müddet dikkatle kağıtları karıştırdı ve aralarından birkaç tane seçip önüme bıraktı. "Öncelikle pazar gününki sınava kadar bunlara çalış, sorular yakın çıkacaktır."
Önümdeki kağıtları alıp yazılanlara baktım. O ise tomarları irdelemeye devam ediyordu. Bir kağıt destesi daha çıkardı. "Bunlara da elindekiler bittikten sonra çalış."
Kafamı sallayarak onları da aldım.
"Sanırım bu kadar yeterli." diye mırıldandı kendi kendine. Zigon sehpanın üzerindeki kağıtları toparlayıp içeri gittiğinde ben de ayaklandım.
"Notlar için teşekkürler!" diye seslendim içeriye. "Gideyim ben!"
Saat epey geç olmuştu ve annemin gece uyanıp beni kontrol etme ihtimali vardı.
Ağır ağır salona adımladı, elleri ceplerindeydi. "İyi geceler."
Kollarımda sıkı sıkı tuttuğum kağıt tomarlarıyla koşturdum. "Sana da!"
Neyse ki korktuğum olmamış, annem uyanmamıştı. Sessizce odama girip kapıyı örttüm ve Esved'ten aldığım notları küçük masamın üzerine yığdım. Önce nereden başlamam gerektiğini göstermiş, kağıtların üzerine küçük notlar düşmüştü. Gülümsedim, artık nereden başlayacağımı bildiğime göre, planladığım gibi kalan üç günümü sıkı çalışmayla geçirmeliydim.
Gece uyumayıp notlara çalışmıştım ama bir kaç saat sonra hiçbir şey anlamaz, kavrayamaz olmuştum. Nedenini biliyordum, alışık değildim bu yüzden zihnim erken yoruluyordu.
Kendimi yatağa atıp köşeden telefonu aldım ve saat beş buçuğa alarm kurdum. Erken kalkıp devam ederdim. Telefon elimden kayıp yatağa düştü ve gözlerim kapandı. Üzerimi bile örtmeden uyuyakalmıştım.
Sabah on kere ertelediğim alarmın sesiyle uyandım. Saat beklediğimin aksine beş değil sekizdi! Hızlıca elimi yüzümü yıkayıp hazırlandım. Merdivenlerden inerken, omuzlarımın üzerinde biten kahve saçlarımı üstün körü at kuyruğu yapıyordum.
"Anne, neden uyandırmadın beni!"
"Ben de kalkamadım sabah," diye söylendi esneyen annem. Kahvaltılıkları çıkarıyordu. Hızlıca bardaklara çayları doldurup beş dakikada kahvaltı yapıp evden çıktım.
Hava buz gibiydi. Üzerimdeki montun fermuarını boğazıma kadar çekip otobüs durağına doğru koşturdum.
Yeşil evin önünden geçerken, geçen gün bana çarpan kırmızı arabayı ve kaldırımda oturmuş ayakkabısını bağlayan kumral çocuğu fark ettim.
"Hey, çocuk!" diye bağırdım ona doğru koştururken. Şaşkınlıkla kafasını kaldırıp bana baktı. Önünde duraksayıp soluklandım. "Adın Orkun'du, değil mi?"
Kafasını salladı yine şaşkın ifadesiyle.
Yüzümün önüne gelen kaküllerimi geriye attım. "Hatırladın mı beni?"
Bir an düşündükten sonra aydınlanma yaşayarak parmağıyla beni gösterdi. "Doğru, şu geçen gün ki kızsın... Bacağın iyi mi?"
"İyi iyi." dedim çabucak. "Bana geçen verdiğin sözü de hatırlıyorsun değil mi? Beni okula bırakabilir misin? Çok geç kaldım!"
Kafasını salladı. "Olur elbette, gidiyordum ben de zaten." Gülümsedi. "Atla hadi!"
Hızlıca kapıyı açtım ve yolcu koltuğuna yerleşip kemerimi taktım. O da bindiğinde arabayı çalıştırdı.
"No 1 lisesine gideceğiz." dedim anayola çıktığımızda. Bir an dönüp bana şaşkınca baktı. "No 1 mi?"
"Evet evet."
"Ben de o lise de okuyorum, biliyor musun?"
"Oha, seni hiç görmedim." Gerçi üç günde ne görmeyi bekliyordum ki?
Güldü. "Pek geldiğim yok çünkü, devamsızlık hakkımın dibini sıyırıyorum."
Orkun beni okula zamanında yetiştirmişti, yine de hızlı olmam gerekiyordu. Arabadan inip kapıyı kapadığımda, istifini hiç bozmayan ona baktım. "Sen gelmiyor musun?"
Sırıttı. "Hayır?"
Tuhaf bir çocuktu, devamsızlık hakkı 100 gün falan mı sanıyordu?
"Bıraktığın için sağ ol!" diyerek ona el salladım ve okula doğru koşturdum.
Derse bir kaç dakika kalmış olmalıydı ki koridorda sınıflarına giden öğrenciler yüzünden kalabalıktı. Kenardan yürüdüğümde merdivenlerden çıkan Esved'le göz göze geldim ve tam o anda karşıdan gelen kızlar sertçe omuz atarak yanımdan geçtiler ve yere düştüm.
Oflayarak düştüğüm yerde bağdaş kurdum. Burada da kızlar peşimi bırakmıyordu. "Sercan'la Çınar da yok yanımda, şimdi sorun ne acaba?"
"Yerde ne yapıyorsun?" diye sordu çantasını gevşekçe omzunda tutan Mete. Sınıfımın önünde oturuyordum, o da benimle aynı sınıftaydı, karşılaşmamız fazlasıyla normaldi. Yine de ona uzaylı görmüş gibi bakmaktan kendimi alamıyordum.
"Oturuyorum." dedim sakince.
Kaşlarını çattı. "Ne?"
Onunla en son ayağına tekme attığımda karşılaşmıştık. Beni gördüğünde yakama falan asılmasını bekliyordum ama o hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Bu beni daha çok tedirgin ediyordu.
"Kalk hadi." dedi elini uzatarak.
Bir eline, bir yüzüne baktım. Acaba ne yapmaya niyetleniyordu?
"Hadi," diyerek elini salladığında, birden birinin kollarımdan kavradığını hissettim. Başımı çevirip baktığımda Esved'in siyah gözleriyle göz göze gelmiştim.
Beni oyuncak bebek gibi tutup ayağa kaldırmıştı. "Derse geç kalacaksın." Yere düşen çantamı alarak elime tutuşturdu. Bense far görmüş tavşan gibi kalakalmıştım.
Göz ucuyla Mete'nin uzattığı eline kısacık bakıp arkasını döndü ve merdivenlere yönelerek yukarı çıktı. Sınıfının üst katta olduğunu biliyordum, yukarı çıktığını da görmüştüm... Benim için mi geri dönmüştü?
Ders boyunca oturduğum arka sırada Mete'yi gözetlemiştim. Tetikteydim, ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum ama o beni şaşırtarak oldukça sakin ve normal davranıyordu.
Okul sonrasında kendimi kütüphaneye atmıştım. Kendimle birlikte Utku'yu da çekmeye çalışmıştım ama o, benim sıra kaygım yok diyerek eve kaçmıştı.
Esved'in verdiği ders notlarını çıkardım ve üzerinden geçmeye başladım. Çok fazlalardı! Dün gece ve öğlen biraz çalışsam da hala çok fazlalardı. Yine de yazdıklarını anlamak kolaydı. Konuları basitçe açıklamış, defterin kenarına ipuçları düşmüştü. Kalın kafalı olan ben bile anlayabiliyordum.
Ama kapasitemin de bir sınırı vardı. Çalışmaya başlayalı yarım saat olmamıştı ki uyku bastırdı. Oturduğum yerde geriye yaslanarak esnedim ve sanki saatlerdir masa başında çalışıyormuşum gibi triplere girerek sırtımı ve kollarımı esnettim. Bu daha çok uykumu getirmişti. Sanırım uyuklamak yerine biraz uyuyup öyle ders çalışabilirdim.
Kitapları üst üste yığıp onların üstüne başımı bıraktım. Gözlerim yavaşça kapanırken bakışlarım, bir kaç masa ilerideki Esved'i yakaladı birden. Şu sıralar onu çok görüyordum, günde iki defa çoktu değil mi? Gözümü kısıp emin olmak istercesine dikkatle yüzüne baktım, oydu. Başını ders kitaplarına eğmiş, diğerleri gibi harıl harıl ders çalışıyordu. Tabii okul birincisi olmak kolay değildi, okuldan sonraki tüm zamanını kütüphaneye yatırdığına emindim. Aramızda yaklaşık üç kişi oturuyordu, uzakta olduğu için beni fark etmemiş olmalıydı.
Yüzünde uzunca oyalandı gözlerim. Yakışıklı bir yüzü vardı, kabul. Daha çok, güzeldi. İlginin üzerinde olmasına ve burnu havada gezmesine şaşmamalıydı. Gözlerim yavaşça kapanmaya başladı.
O, dışarıdan mükemmel görünüyordu.
Sahi, içeriden de öyle miydi?
Gözlerim hemen açıldı. Üşümüştüm.
Ne kadar süredir uyuyordum acaba? Bir saniye gibi gelmişti. Salyamın aktığına emindim, elimin tersiyle ağzımı sildikten sonra doğruldum. Saat kaçtı acaba? Sırada geriye yaslanarak esnediğimde kolum yanımda oturan kişiye çarptı.
"Pardon," diye fısıldadım hızlıca.
"Sorun değil." dedi Esved.
Onu hemen yanımda otururken gördüğümde korkup, ufak bir çığlık atmıştım.
Ne ara gelmişti yanıma?