10. "Kırmızı Araba."

1521 Words
Attığım ufak çığlıktan sonra aniden parmağını dudaklarımın üstüne bastırdı. "Sessiz ol." Kütüphanedeki kınayıcı bakışlar üzerimize çevrilmişti.  Gözleri karaladığım matematik sorusunun üzerine indi. "Bunları çözememişsin..." dedi diğer sorulara da göz atarak. Ben de onun yan profiline bakıyordum. Siyah kirpikleri uzundu ve biçimli bir burnu, kalın dudakları vardı. Yakından daha yakışıklı görünüyordu. "Anlatmamı ister misin?" diye sordu bakışları aniden yüzüme çevrilirken. Yakalandığım için hafifçe kızarmıştım. Gülümsedim. "Olur tabii!" Konuyu bana kısaca özetleyip benzer sorular çözdü. "Biraz mat2 yapabiliyorsun ama temelin zayıf, mat1 de sorun var gibi." Gözleri hafifçe kısıldı. "Lise konuları çoğunlukla mat2 işlese de, üniversite giriş sınavında büyük yardımı mat1 yapıyor." Anlamayan gözlerle ona baktığımı fark edince dudaklarını birbirine bastırdı. "Yani olabildiğince temelini oturtmaya çalış."  Kafamı sallarken gözlerim ona hayranlıkla bakıyordu. Ne kadar da çok şey biliyordu.  Birkaç soruya yardım ettikten sonra kendi dersinin başına dönmüştü. Birkaç saati de o şekilde devirdik. Anneme kütüphaneye kalacağımı haber verdiğim için kayıtsızdım ama dışarıda akşam olmuştu ve kütüphanede tek tük kişi dışında kimse kalmamıştı. Artık eve gitmem gerekiyordu.  Kalemi defterin üzerine bırakarak geriye doğru yaslanıp kollarımı esnettim. Ardından masanın üzerine yaydığım eşyaları bir bir gri çantama doldurdum. "Gidiyor musun?" diye sordu başını çalıştığı kitaptan kaldırıp bana bakarak. Sandalyeye astığım montumu üzerime geçirirken başımı salladım.  Kalemini kenara bırakarak o da benimle birlikte ayaklandı ve masanın üzerinde, benimkilerin aksine düzenli bir şekilde sıralanmış kitapları çantasına doldurarak benden daha hızlı toparlandı. "Beraber gidelim." dedi siyah çantasını sağ omzuna asarak. Sandalyesini düzenli bir şekilde masaya hizaladı ve benimkini de aynı şekilde düzenli bir şekilde bıraktı. Başını kaldırdığında, hareket etmeden onu izleyen beni gördü. "Hadi?" Yürümeye başladığımda beni takip etmişti. Önce kütüphaneden sonra da okuldan çıktık. Ona baktım. "Hep bu saatlerde mi çıkıyorsun okuldan?" "Evet." Ürperdim. "Yorucu değil mi?" Omuz silkti. "Evde sıkılıyorum." Yüzünde ihtiyatlı, durağan bir ifade vardı. Okul dışında nasıl bir hayatı olduğunu merak ediyordum. "Arkadaşlarınla falan buluş, dizi-film izle." Gökyüzüne baktım. "Daha bir dolu aktivite var, okul dışında nasıl sıkılabilirsin ki?" Güldüm ve göz ucuyla ona baktım. "Şimdi böyle konuşunca kendimi vesvese veren şeytan gibi hissettim." O da güldü hafifçe. Ama ihtiyatlı davranmayı bırakmıyordu. Kendini rahat bırakmamasına neden olan sebebi merak ediyordum.  "Onlar da sarmıyor pek." dedi düz bir sesle. Durağa gelmiştik.  Ona baktım, o bana değil yola bakıyordu. Nasıl biri olduğunu, neden böyle davrandığını merak ediyordum. Otobüs geldiğinde ayaklandım ama o oturmaya devam ediyordu. Kafamı çevirerek omzumun üzerinden ona baktım. "Sen gelmiyor musun?" Geriye yaslandı. "Hayır, buradan başka bir yere geçeceğim." Otobüs hareket etmek üzereydi. "Tamam o halde, görüşürüz!" Ona el sallayarak otobüse doğru koşturdum ve son saniyede yakaladım. Ücreti ödedikten sonra arkaya doğru ilerledim. Normalde önlere otururdum ama bugün en arkaya binmiştim. Başımı çevirerek arkama, otobüs durağında tek başına oturan, boşluğa bakar gibi yola bakan genç adama baktım.  Otobüs durağına tanıdık, kırmızı bir araç yanaşmıştı. * Akşamüzeriydi. Bizim aşağıdaki parkta, güneşin ısıttığı çimenlerin üzerine uzanmış elimdeki tarih notlarını okuyordum. Utku ve Sercan sahada basket oynuyordu, Çınar'ın futbol antrenmanı olduğu için gelmemişti. Okul takımında olmak onu çoğunlukla meşgul ediyordu. Biraz sonra bir gölgelik yüzümde belirdi ve Sercan'ı tepemde dikilirken buldum. Elindeki basketbol topunu köşeye atarak yanıma çöktü. "Yeter artık ders çalıştığın, hem yer de soğuktur. Kalk da biraz pas atalım." Başımı olumsuzca salladım. "Olmaz, sınav bu pazar." "Ders çalışman bile bir garip." dedi yerdeki halime bakarak. Elimdeki notları çekip aldı. "Tarih mi çalışıyorsun?" Huysuzca yerimde doğruldum ve belimi esnettim. "Bu sınavdan yüksek almalıyım." Kağıtları yere bıraktı. "Doğru, Utku anlattı şu meseleyi." Omuzlarını geriye atarak avuçlarını yere yasladı. "Mete itiyle aynı sınıfa düşmüşsün." İç çektim. "Sorma ya, kim beddua etti bilmiyorum." Omzuma vurdu hafifçe. "Korkma, yaparsın sen. O itle aynı sınıfta olsan da korkma, beni ararsan uçarak gelirim okuluna." Kaşlarımı çattım. "Kim korkuyormuş? Önlem alıyorum sadece." Geçen gün olan kavgadan onlara bahsetmemiştik. Utku olayın büyümesini istemediğini söylemiş, beni de tembihlemişti. Çünkü Sercan ve Utku'nun bu olayı sineye çekmeyeceklerini biliyordu. Ben de çekmemeliydim. Mete için başka önlemler almayı düşünüyordum. Başını yana eğdi. "Yine de size hala bulaşmamaları şüpheli..." Hızlıca ayaklandım. "Sıkıldım, hadi biraz basket atalım!" Ertesi gün okula doğru yürürken tüm kaslarım ağrıyordu. "Gece uyumadın mı?" diye sordu Utku. "Yüzün zombiye benziyor." Boynumu ovaladım. "Matematikte hala anlamadığım yerler var, videolarını izledim." İzlemiştim izlemesine ama zihnim bomboştu. Belki de gece çalışmak pek benlik değildi. "Gerçekten çalışıyorsun." dedi Utku şaşırarak. "Bu kadar hırs yapacağını düşünmemiştim." Okul kapısından içeri girdik. "Kafama koyarsam yapamayacağım bir şey yok, biliyorsun." Tabi bu tezim ders için geçerli miydi emin değildim. Sınıfın önünde ayrıldık. Bu gün Cumaydı, sınav hafta sonuydu. Birkaç gündür alıştığım gibi en arka sıraya ilerledim. Çantayı sıranın üzerine bırakıp yerime otururken bakışlarımı sınıfta gezdirdim. Çoğu kişi gelmişti. Bakışlarım en sola, üçüncü sıraya kaydığında gözlerim Mete'yi buldu. Başını yumruğuna yaslamış, bakışlarını üzerime dikmişti. Gözlerimiz buluştuğunda sırıtarak el salladı. "Onun sorunu ne?" Gizem birden tepemde belirdiğinde bakışlarımı yüzüne çevirdim. Kaşlarını çatarak Mete'ye bakıyordu. "Aklında ne fareler dönüyor kim bilir." Bunu pek düşünmek istemiyordum. "Günaydın, sen niye geldin?" Hızlıca önümdeki sıraya oturdu ve elini uzattı. "Notlarım?" Bana özenle tuttuğu notlarını verirken onları incitmememi ve geri alacağını itinayla söylemişti. Çantamı karıştırarak poşet dosyaya koyduğum notları ona uzattım. "Teşekkür ederim." Kaşlarını kaldırdı. "Fotokopilerini çekmedin, değil mi?" Bir de asla kopyalamamamı tembihlemişti. Güldüm. "Çekmedim çekmedim merak etme."  Gülümsedi. "İyi bari." Ayağa kalktı. "Birazdan ders başlar, kaçtım ben." Sırada, kulağıma doğru eğildi. "Sen de şuna dikkat et, ne yapacağı belli olmaz." Başımı salladım. Gizem sınıftan çıkarken bakışlarım refleksle Mete'yi bulmuştu. Gizem'in söylediği gibi yeni bir kıvılcım başlatmak istiyor olabilir miydi? Öğle arasında yemekten sonra kütüphaneye gitmiştim. Esved çoğunlukla kütüphanede olduğu için takıldığım soruları ona göstermeyi planlıyordum. Kapıda Mete ile karşılaştım. Bugün zırt pırt önüme çıkıyordu. Sırtını duvara yaslamış, elleri ise ceplerindeydi.  Elimdeki kitapları tutuşum sıkılaştı. "Bakıyorum çalışkan bir tipsin." dedi dudağındaki yapmacık alaylı sırıtmayla. "Pazar gününkü sınav için mi bu hummalı hazırlık?" "Evet." dedim kendimi gülmeye zorlayarak. "Seninle aynı sıraya düşme riskini alamıyorum." Başını yavaşça yana eğdi. "Korktuğundan mı?" "Hayır." dedim rahatça. "Midem kaldırmadığından." Sinirle bir adım attığında refleksle geriledim. Kütüphane kapısı aniden açıldığında içeriden Esved çıktı. Boynunda asılı bir kütüphane nöbetçi kimliği vardı. Kapının yakınında, nöbetçi masasında oturduğundan konuşmalarımızı duymuş olmalıydı. Bir eli kapının kulpunda, gözleri doğrudan yüzüme bakıyordu. "Ne yapıyorsun dışarıda, girsene içeri." Başımı salladım uysalca. Kolunun altındaki boşluktan fare gibi içeri sızarken Mete'nin sesi duyuldu. "Madem bu kadar çok çalışıyorsun..." Başımı çevirip yüzüne baktım. Sinirli görünüyor ama aynı zamanda da sırıtıyordu. Önce Esved'e, sonra bana baktı. "Başarılar o halde." Hiç gelmeyeceğini düşünsem de pazar günü gelip çatmış, sınav zamanı çabucak gelmişti. Dün dışarı çıkmamış, Esved'in gösterdiği yerlere çalışmış, azıcık uyumuştum. Kahvaltı yapıp hafif okul çantamı bir koluma astım ve dışarı çıktım. Daha zaman vardı bu yüzden rahat davranıyor, sallanarak otobüs durağına yürüyordum.  Utku sabah mesaj atmış, okula vardığını yazmıştı. Bu yüzden onu beklemeden gidecektim. Yeşil evin önünden geçerken kırmızılı araba yine oradaydı. Yanından geçip giderken sürücü kapısı açıldı ve içinden, adının Orkun olduğunu hatırladığım kumral çocuk indi. "Günaydın!" dedi kocaman gülümseyerek. "Okula mı gidiyorsun?" Başımı salladım. "Evet, günaydın." Ana caddeye doğru bir kaç adım yürümüştüm ki, "Seni bırakayım o zaman!" diye seslendi peşimden. Kaşlarımı kaldırarak arkamı döndüm. "Sen de mi okula gidiyorsun?" "Mecbur, sınav var." Bana doğru birkaç adım attı. "Gel hadi, bırakayım seni de." Gülümsedim. "Sağ ol ama gerek yok. Otobüse bineceğim şuradan." Yüzünde bozulduğunu ele veren bir ifade belirdi. "Hava soğuk, bekleme otobüsü işte... Hadi gel."  Arabasına doğru yürüdüğünde birkaç saniye olduğum yerde dikilip çantamın kulpuyla oynadım. Arabasına varmıştı, çabucak elini salladı. "Çabuk hadi!" Bırakmak istiyorsa bırakabilirdi. İşime gelirdi, hava zaten oldukça soğuktu.  Koşturarak yanına ilerledim ve kapısını açık bıraktığı arabaya bindim. "Gidelim!" dedi biraz heyecanlı bir sesle motoru çalıştırırken.  Kemerimi taktım. "Bu arada," diye mırıldandım bakışlarım mahallede dolaşırken. "Niye her sabah buraya geliyorsun?" Güldü. "Her sabah değil, kız kardeşimi evde bulamadığım zamanlarda diyelim." Kaşlarımı kaldırdım. Kardeşi mi vardı? "Anlamadım." dedim gülerek. Ana caddeye çıktık. "Kız kardeşimle tanıştın mı? Ceylan adı."  Başımı yana eğdim. Aklıma geçen akşam ki Esved'in evinde gördüğüm kız gelmişti. "Yoksa şu... Saçları sarı ombreli kız mı kardeşin?" Başını salladı gülerek. "Değişik bir tanım, ama evet." Bana baktı. "Tanışmışsınız." Tam tanışma sayılmazdı gerçi. Direksiyonu çevirdi. "Senden bahsetti bana." Kaşlarımı kaldırdım. "Benden mi?" Tanıyor muydu ki beni? Başını salladı. "Evet." Konuşma tuhafıma gitmeye başlamıştı. Gözüm yola kaydığında kaşlarımı çattım. "Okul yolunu geçtin." Güldü. "Kestirmeden gidiyorum merak etme." Sesim şüphe doluydu. "Daha zaman var, neden kestirmeden gidiyorsun ki?" Araba üst caddeye çıkmıştı bile. Burada kestirme olmadığını bilecek kadar tanıyordum civarı. "Benzin bitmek üzere," dedi gösterge paneline bakarak. Bir benzinliğe girip arabayı aniden durdurdu. "Hemen geliyorum." O, arabadan inerken başımı uysalca salladım. Etrafta insan görünmüyordu. Orkun uzaklaşır uzaklaşmaz emniyet kemerimi çıkarmaya çalıştım. Ellerim panikten titrediği için pek iş görmüyorlardı. Neyse ki birkaç uğraştan sonra çözmeyi başarmıştım. Hızlıca arabadan inecek ve hemen bir otobüse atlayacaktım.  Elim kapı kulpuna uzandığında sürücü taraf aniden açıldı. Ne ara gelmişti? Geldiğini bile görmemiştim. Elim şaşkınlıktan birkaç saniye kapı kulpunda donakalırken o arabaya binmişti bile. Kafam hala pencereye dönüktü, ona bakıp zaman kaybetmek istemiyordum. "Evde bir şey unutmuşum, otobüse binip döneceğim." diye hızlı hızlı konuşup kapıyı açtım ama aynı saniyede bir el uzanıp açtığım kapıyı sertçe örtmüş, ve sırtımı koltuğa yaslamıştı. Bakışlarım ani temasından dolayı ona, Mete'nin yüzüne döndü. "Kaçma hemen," dedi sırıtarak. Yüzü yüzüme çok yakındı, uzanıp emniyet kemerimi taktı.  Ben o sırada ne mi yapıyordum, vücudum korkudan hareket etmiyordu ki bir şey yapayım!  İşi bittiğinde kendini geri çekti ve arabayı çalıştırdı. "Bırakacağım seni okula." dedi sırıtarak. "Biraz gezdikten sonra."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD